"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Mukatta'at / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 65
| Kur’an surelerinin yaklaşık dörtte biri genel olarak mukatta’at (ayrık harfler) veya bazen de surelerin başında yer aldıkları için (başlatanlar) diye adlandırılan harf/sembollerle başlamaktadır. Arap alfabesinin 28 harfinin, tam yarısı, ya tek tek, üçlü, dörtlü veya beşli terkipler halinde bu şekilde kullanılmışlardır. Bunlar yalnızca temsil ettikleri seslerle değil, tek tek, isimleriyle telaffuz edilirler: elif-lam-ra, ha-mim vb. Bu harf/sembollerin anlamı ile ilgili ne peygamberin kendisinden nakledilen hadislerde bu konuya temas ettiğine ne de sahabelerin ondan bu konuda açıklama istediklerine dair elimizde hiçbir kanıt yoktur. Bununla birlikte bütün sahabeler peygamber örn. uyarak, mukatta’at’ı başında bulundukları surenin ayrılmaz bir parçası saydıkları ve okumalarında buna göre davrandıkları şüphe götürmez bir gerçektir. Bu gerçek, harflerin vahyleri yazan katiplerin veya ilk üç halife döneminde onları kaydeden sahabelerin isimlerinin baş harfleri olduğu şeklindeki iddiaları geçersiz kılmaktadır. Bazı sahabeler, onların hemen ardından gelen kuşak ve daha sonraki bir kısım müfessirler, bu harflerin veya kelimelerin Allah’a ve sıfatlarına ilişkin bazı ibarelerin kısaltılmış şekilleir olduğuna inanmışlar ve onları büyük bir maharetle yeniden kurmaya çalışmışlardır, ancak muhtemel terkiplerin pratikte bir sınırı olmadığından her hangi bir gerçek faydadan yoksundurlar. Bazıları ise mukatta’at ile arap harflerinin sayı değerleri arasında bağlantı kurmaya çalışmışlar ve bu yolla çok çeşitli gaybi haberler türetmişlerdir. İki gerçek üzerine kurulan ve belki de akla en yakın açıklama şekli, bazı İslamcılar tarafından ileri sürülmüştür: Birinci olarak; Arap dilinin istisnasız tüm kelimeleri, ya tek harften iki, üç, dört, beş harfin terkiplerinden oluşmuştur. Ve bunlar mukatta’at’ın oluşturduğu köklerdir. İkinci olarak; bu harf/semboller ile başlayan tüm sureler, doğrudan veya dolaylı olarak, ya genel anlamda veya özel bir tezahürü olarak Kur’an anlamında vahye atıfle başlayan surelerdir. Bu olgu ile bir kimi düşünür ve alimler, mukatta’at’ın adeta arap dilinin tüm kelime formlarını yansıttığı gerçeği ile birlikte düşünüldüğünde; bu harflerle temsil edilen kavrayış ötesinde bir alemde oluşturulmasına ramen olağan insan konuşmasının sesleri aracılığıyla insanlara aktarılabilen ve aktarılmakta olan vahyin taklit edilemz olduğunu yansıtmanın amaçlandığı kanısındadırlar. __________________
Bilfiil akıldan bilfiil işgale. |
|
| #2 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,258
| Tüm sembolik kavramlarda olduğu gibi selef alimleri mkataa harfleri konusunda da yorum yapmaktan kaçınmışlardır.Tasavvufçular ve hurufiler bunlara belirli anlam vermişse de çoğunluk bunu yapmamıştır. Mukataa harflerinin ardından genelde Kuranı tarif eden ayetlerin gelmesi dikkat çekicidir.Dolayısıyla bu ayetlerin Kuranı anlattığı söylenebilir.Ancak indiği dönem muhataplarının bunların ne anlama geldiğini bildiğini ama benzerini oluşturamadıklarını söylemek mümkündür.Çünkü anlatılanlara göre mukataa(birbirinden kopuk) harfleri kullanmak o dönemin edebi anlatımının bir parçasıydı.Bundandır ki Kuranın anlamsız gibi gözüken bu harfleri kullanmasına karşın inanmayan kesimden eleştiri geldiği haberi bize ulaşmamıştır. Fakat zamanla, bu harfler kullanılmamaya başlandığından, tefsirciler bunların anlamını ve önemini tayin etmede güçlüğe düştürler.Derken bazı batıni yorumlara yöneldiler.Oysa içinde edebi bir anlatım barındırmakla Kuran,muhataplarına bir mesaj vermekten başka bir amaç taşımıyordu.Oda benzersizliği idi.Onun için içinde hüküm aramak gerekmez. özedönüş Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-01-08 18:31 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 877
| Evet bu gibi bir çok konu sürekli ısıtılıp ısıtılıp tekrar ediliyor.. oysa o döneme ait bilgilerin içerisinde ne peygamberden ve ne de arkadaşlarından hiç bir soru-cevap nakledilmeyişi çok ilginç.. acaba herkes tarafından bilindiği için mi böyle bir bilgi elde edemiyoruz diye düünüğümüzde, eğer böyle bir şey olsa idi, bu muhakkak en azından bir şöhret bulması gereken bir konu olurdu.. ve müfessirleri de aşardı diye düşünüyorum...çünkü herkes tarafından bilinen bir husus muhakkak bilinmeye devam ederdi ve en azından bir kısım habere konu olabilirdi... oysa yapılan yorumların hepsi de gaybı taşlamaktan öte bir şey değildir.. Sizin bu açıklamanızın gaybı taşlamak olmadığını görüyorum.. demek ki islam metodolojisinde usule uygun çıkarımlar da mümkün olabiliyor düşüncesi açısından fevkalade önemli .. Peki madem herkes tarafından biliniyor kabulunu bir kenara koyarsak, aksi durumda, yani kimsenin bilmediğini varsayarsak, ne diyeceğiz ? peygambere herşeyi merak edip soran bu insanlara ne oldu ki; bu hiç bilmedikleri konu hakkında sormadılar ? İslam Hukuk Metodolojisinde bu konu, manası ancak vazeden tarafından bilinebilecek olan müteşabihat başlığı altında ele alınır... Müteşabihat konusunda ise müslümanlara ait çok güzel bir örnek vardır... İmam Malikin müteşabihat hakkındaki tavrının kaynağı, sanırım sahabenin konu hakkında susması olmalı idi.. Allahın bir şey demediği, Resulunun bir şey demediği bir konu hakkında Malik kim oluyor ki bir şey desin... burada altı çizilmesi gereken husus, Allah adına bir şey demekten çekinmektir.. oysa bu usul terkedilince yıllarca dinin hurafelerle dolup taşmasına engel olunamamıştır... Bugün bu forumda da dile getirilen ve sürekli öne sürülen hurafe dini, hep müslümanların karşısına konulmaktadır... selam ile ... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|