Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Bilim > İnsan Bilimleri

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Zihin Denetim Teknikleri ve HİPNOZ

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski17-01-08, 02:03  #1
sesli
 
sesli'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,672
Zihin Denetim Teknikleri ve HİPNOZ



Dostlar,

Zihin denetimi ya da, beyin yıkama bilimsel olarak sınırlayıcı-ikna olarak da betimlenmektedir. Ya da sınırlayıcı psikolojk sistemler...Hangisini beğenirseniz...

Zihin denetimi programı denilince, bazı koşullar altında bir ideoloji veya davranışlar dizisinin öğrenilmesi veya kazanılmasına yönelik davranış değişikliği teknolojisinin uygulanışı anlaşılmaktadır.

Bunun normal öğrenme yöntemlerinden çok farklı olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Zaman geçtikçe, zihin denetimi, işkenceyle veya ilaç kullandırılarak yaptırılan
zorlamalardan daha etkin bir tarzda kendini gösterir.

Zihin denetimi yöntemi kullanılarak halkın bilgisi olmadan onlarda yeni davranışlar yaratmak mümkün olmaktadır. Ve bu defa, bu kişiler bu eylemlerini isteyerek ve hiç de karşı koymadan yaparlar...Daha önceleri kendileri istemedikleri için ancak ilaç veya zor kullanarak yaptırılan eylemler bu defa kendi istemlerine tabi olarak kolaylıkla yerine getirilmektedir.

Bu yöntemin nasıl uygulandığı konusunu da aşağıdaki 7 ayrı taktikle göstermemiz mümkündür.

1. TAKTİK: Kişi düşünce reformuna ulaşması için, gittikçe artan bir telkinler dizisine muhatap edilir. Özellikle Hipnotik veya telkinsel yöntemler arttırılır. Mesela,genişletilmiş bir tarzda göze ve kulağa hitap eden sabitleyici çalışmalar yaptırılır...Ya da bir takım rutin etkinlikler geniş bir tarzda yinelenir...Uyku azaltılır...Verilen besinlerde bazı kısıtlamalara gidilir.

2. TAKTİK: Ödüller ve cezaların kullanılmasına gidilir.Kişinin toplumsal çevresi üzerinde gözle görülür bir kontrol sağlanır. Yani toplumsal bir ayrımlama yapılır. Kişinin aile ve arkadaşlarıyle olan ilişkileri de çok daha aza indirilir.

3. TAKTİK: Grubun iletişiminde uygun olmayan fikirler ve bilgiler yasaklanır. Grup içinde ancak belirli konular konuşulabilir. Böylece adeta bir grup lisanı yaratılmış olur.

4. TAKTİK: Kişinin kendisiyle ilgili en merkezi konularda sıklıkla,ve yoğun olarak o konuların yeniden değerlendirilmesi yapılır. Burada bütün çaba kişinin bilincinin dengesini bozmak ve temel bilinçlilik düzeyini daha dar bir alana hapsetmeye harcanır. Gerçekle olan farkındalık, dünyaya bakış, duygusal denetim ve savunma mekanizmaları yeniden şekillendirilir.

5. TAKTİK: Sıklıkla ve yoğun girişimlerde bulunarak kişinin kendine olan güveni kırılıp azaltılark, bir güçsüzlük duygusu yaratılır.

6. TAKTİK: Fiziki olmayan cezalar kullanılır. Mesela kişiyle yoğun bir tarzda alay edilir. Sahibi olduğu değerler kaybettirilir. Toplumsal izolasyon uygulanır. Yoğun bir suçluluk duygusu yaratılır.

7. TAKTİK: Belirli psikolojik tehditler kullanılarak eski davranşları cezalandırılmaya çalışılır.
sesli is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-01-08, 18:01  #2
umbrasword
 
umbrasword'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 1,629

- Verdiğiniz bilgiler ilginç. Bunlar belkide insanlık tarihi kadar eski bir kullanım geçmişine sahip. Özellikle bir gruba dahil olunması arzusu ve gruba bağlı kalınması benim de ilgimi çeken ve son zamanlarda hakkında okumalar yapma fırsatım olan gerçekten ilgi çekici bir konu.

- Bireylerin herhangi bir davranışı yapmaları yönündeki çabalar birkaç şekilde uygulanıyor. Bunlardan bazıları, kişilerin zorlanmasıyla birşeyler yaptırılması yöntemleri, insanların tutumlarının değiştirilmesi ardından yapılması istenen davranışı daha kolay kabullenebilir hale getirilmeleri olarak örnekleyebiliriz.

- Toplulukların idare edilişinde toplum davranışları konusunda uzman insanların tercihleri hep benzer olmuştur. İnsan fıtratı, insana, bir topluluk, cemaat, millet, din gibi gruplara dahil olma arzusunu verir. Bu şekilde kişi kendisini fonksiyonel ve işlevsel görür. Gerekli bir işin parçası olduğunu ve kabul gördüğünü düşünür. Bir insan için en temel ihtiyaçlardan birisi her ne kadar az bahsedilse de 'kabul görebilme' arzusudur. Kabul görememek çok ağır bir durumdur. Kanımca insanların bir grubun parçası olmak uğrunda birşeyler feda etmelerinin nedeninin temelinde bu yatar.

- Sayıca kalabalık olan toplulukları en iyi idare etme şeklinde de bu yatar. İnsanlar bir gruba dahil edilir ve bu şekilde yönlendirilirler. Çünkü grupları ikna etmek bireyleri ikna etmekten daha kolaydır. Faşizmin önemi ( önemi derken faydalı birşey olduğunu kastetmiyorum ) buradan kaynak alıyor diye düşünüyorum.
__________________
Kürt'ün Türk'den Başka Dostu Yoktur...
umbrasword is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-01-08, 20:27  #3
süpheci
 
süpheci'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,409

Siyasetcilerin en temel zihin denetim teknigi
Cemaatlerin mensuplarını yönlendirme teknigi.
Tarikata baglı murüdlerin ortak degerler üzerinde bulusturulması teknigi.
İnanır grubun farklı gruplara bakıs acılarını degistirme teknigi.
Toplulugun, topluluk dısında kalan grubu dıslama teknigi.
Önem bakımından digerlerinden daha üst seviyede olunduguna inandırma teknigi.
Baglı olunan toplulugun diger topluluktan farklı degerler üzerinden hareketle bir arada tutma teknigi.

Gerekli olan malzemeler. Simge, İmge, Obje, Deger,Cıkar. Fayda. Ödül.
__________________
Bütün insanlar kardestir.
süpheci is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-01-08, 22:38  #4
Sürgün
 
Sürgün'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Cehennemin dibinden.
Mesajlar: 1,380

İstanbul Tıp Fakültesi Klinik Psikoterapi Merkezi'nden Psikolog Doktor Ercan Öztürk, travmatize insanların telkine daha çok açık olduğunu belirtiyor. Öztürk'e göre, örgütler eylemciyi hazırlamak için bir takım kamplarda kimi zaman psikiyatri tekniklerini kötüye kullanarak ikna yöntemleri ile eğitiliyor.
EYLEME NASIL HAZIRLANIYORLAR?
Eyleme hazırlanan kişiye uygulanan eğitimde iki yöntem var: Hipnoz ve elektro şok. Hipnoz uzun vadeli bilinçaltı şartlandırmalarda kullanılırken, elektro-şok kısa zamanda sonuç alınması istenilen eğitimlerde tercih ediliyor. Her iki yöntemin mantığı da aynı: İnsan benliğinin karmaşık alt katmanlarına yönelik direkt bir saldırı yaparak insanda "ikinci karakter" yaratmak.
Doğru yöntemlerle ve doğru kişilerce yapılan psikolojik yapay kimlik oluşturma seansları, insanda "ikinci bir karakter" yaratıyor. Ama bu karakter sıfırdan yaratılan bir "öz benlik" değil, terörist olacak kişinin "bastırılmış" benliğinin bir parçası. Bu durumda da kişi, eylemini herkesin tanıdığı esas karakteri ile değil farklı bir kimlikle yapıyor. İşte, eylemlerden sonra çok sık duyduğumuz "o adam bu işi yapacak insan değildi" cümlesinin ardında yatan gerçek bu.
DİNİ, MİSTİK DUYGULAR DEVREDE
Peki, birinci adımda beyni yıkanan kişiyi motive eden unsurlar neler? Sadece beyin yıkamak bir insanın kendini havaya uçurmasına yeter mi? Kuşkusuz hayır.
Ercan Öztürk'e göre, bu tarz kimliklerin pek çoğunun altında zaten çocukluk travması var. Bu kompleksler, çevresel sosyal ve siyasi faktörlerle birleşince de kişi "potyansiyel canlı bomba" olabiliyor.
İslami terör eylemleri söz konusu olduğunda ise, beyin yıkamadan sonra ikinci aşamada dini, mistik geleneksel duygular devreye giriyor.
İslam dünyasının içinden türeyen "canlı bomba"ların en önemli özelliği de "şehitlik" duygusu ve mevcut "batı dünya düzeni"nin reddi. Şu andaki olayların temelinde de kapitalist sisteme karşı koyuş çabası yer alıyor.
Ercan Öztürk, bu aşamada, insanların kapitalizmin tek tipli insan modeli karşısında kimliklerini yitirdiğini söyleyerek, "canlı bomba"ların bir karşı duruş çabasını temsil ettiğini belirtiyor. Standart dünya modeline karşı "ben sizden biri değilim" diyen teröristin içinde aslen "yok olarak yenilenme" duygusu var.
Üçüncü ve son aşamada ise uyuşturucu ile kendinden geçme var. Öztürk'e göre, "canlı bomba" olarak kendini kurban vermeye hazır olan kişi, eylem öncesi uyuşturucu ilaçlarla psikolojik olarak ölüme hazırlanıyor.
İLK İNTİHAR SALDIRILARI İRAN'DAYDI
Tarihte ilk canlı bombaların nerede, nasıl ve ne zaman ortaya çıktıkları hakkında resmi kayıtlarda fazla bilgi yok. Bu konuda tutulmuş hiçbir tarihsel belge de bulunmuyor. Çünkü "antik dönem"lerde "intihar komandosu" şeklinde bir anlayış yoktu.
Ancak yine de olayın kökenine ilişkin bazı ipuçları var elimizde. Bugün pek çok tarihçi ve terör uzmanı, siyasi saldırıların başladığı bölge olarak İran'ı gösterirken, tarih olarak da birinci yüzyıl üzerinde uzlaşıyor.
Kayıtlara göre, örgütlü olarak çalıştıkları bilinen ilk intihar komandoları, İran'daki Alamut Kalesi'nde bulunan Şeyh Hassan Sabbah'ın "Haşhişin" fedaileri. Bugün İngilizcede "assasin" olarak kullanılan ve "suikast" anlamına gelen kelime de "Haşhaşin"lerden geliyor.
Bu fedailerin ilk ve en önemli icraatlarından biri Ömer Hayyam'ı öldürmek olmuş. Ancak Haşhişin'lerden önce de Hazreti Osman'ın Halifeliği döneminde "Fedayin" denilen grupların var olduğu biliniyor. Nitekim bu Halife de böyle bir fedai tarından şehit edilmişti.



devamı için linki tıklayın.



http://www.dunyagazetesi.com.tr/news...sale_id=226898
__________________
Sivil ve askeri bürokrasinin (oligarşi) dikta rejiminden ,onların kurumlarını özelleştirerek kurtulabiliriz.
Sürgün is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-01-08, 23:34  #5
Sürgün
 
Sürgün'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Cehennemin dibinden.
Mesajlar: 1,380

insan sosyal bir hayvandır diyor.
Face book ta sezonun en çok tıklanan videosunu izlediğim kadarıyla, aslanların saldırısına uğrayan yavru bir bizon (sanırım), daha sonra büyük bir grubun yardımıyla ölümden kurtarılıyor. Sürü ve grup halinde yaşarsa hayvanlar ,ancak hayatta kalabilirler, neslin demanını sağlayabilirler. İnsanların ilkel örgütlenme modellerine bakarsak, birey denen, kişi denen, ben denen şey yoktur. Biz, bizlik, hep beraberlik ve bunun getirdiği avantajlar vardır. Fakat bu insan için ,istenesi ve en son model örgütlenme modeli değildir. İnsan geliştikçe, bireyi de geliştirir. Bunun altında yatan da ekonomik modelin insanı ve yaşamını şekillendirme biçimi. Toplumsal ekonomik model sürü halinde ,topluluk halinde yaşamı dayatır ve ancak o şekilde hayatta kalabilirsiniz.

Bireysel, tekelci, özel mülkiyetçi ekonomik modelse bireyi yaratır, egoyu ortaya çıkarır. İnsan bencildir tezinin altında yatan sebep aslında ekonomik modelin ürettiği insan tipinin karakterik özelliğidir. Ki yapılan bir araştırma avustralya da yaşayan ilkel kabilelerde ben kelimesinin olmadığını göstermiştir. Benim okum, benim yayım diye bir kelimeye rastlamıyorsunuz. Birinci tekil şahıs eki yok.

Peki kapitalist sistemin yarattığı, benci, bencil, bireyci ve yalnız insan mutsuz mu, dışlanmalı mı? Hayır. İnsanlık tarihi hep kendisi için en iyi yönetim biçimini aramak, bir üst modele sıçramak için mücadelelerle geçti. Feodal ,ortakçı, bir gruba özgü özel mülkiyete göre ,kapitalist özgür müteşebbisi yaratan ekonomik model elbette ki daha üstün bir modeldir ve yarattığı insan tipi de öyle. Ki esas rahatsızlık duyulması gereken husus şudur; kapitalist sistemde nefes almamıza rağmen feodal kırıntılarını terkedememiş, kapitalizme tam entegre olamamış insan tipinin ,geçiş-ara eleman insan tipinin yaşadığı sıkıntılar vardır. Ki bu anlamda ne tam anlamıyla toplumcu, ne tam anlamıyla bireyci olduğu belli olmayan 80 öncesi ve sonrasını gören kuşak ;bu anlamda büyük çelişkiler ve buhranlar yaşamaktadır. Geçiş ve ara nesiller hem toplumculuğu yaşadı hem bencilliği gördü. Ne bencil olabildi ne toplumcu. 80 Öncesini gören kuşağın yaşadığı dönem devletçi sınırlı ekonomi, abd ambargosu onu ister istemez paylaşımcı, dayanışma içinde yaşayan, sürü halinde ayakta ve hayatta kalabilen insanlar olmaya zorladı. 80 Sonrası parçalanan, çekirdek aile ile karşılaştı, bir ekmeği, hep gözyaşı, zorluklar içinde paylaştığı, dayanışma içinde olduğu akrabalarını bile arayıp sormaz oldu. Yalnızlaşmanın en çok acısını çekenler yine bu nesil olmuştur. Eski değerlerin güzelliğine nostaljik göndermeler yapanlar yine bu nesildir.

Ama gerçekten de genlerimizde zorunlu bir topluluk halinde yaşama isteği var mıdır? Gerçeten de bir cemaata, bir topluluğa üye olmadan yaşayamaz mıyız? Bizi çeken ne? Niye insana muhtacız, niye bir gruba dahil olma aidiyet duygusu yaşama ihtiyacı duyuyoruz.

İnsan ürettiği ile dünyaya burada ben varım, ben kim miyim ? işte bu masayı, sandalyeyi yapan, şarkıyı yazan benim demek ister. Ürettiğini gösterirken aslında kendi beninin damgasını vurur dünyaya. Ağaçlara isim yazmaktan tutun, bir yazının altına imza atmaya kadar hepsinde benini ifade etme, kendini ifade etme isteği yatar. Peki büyük gruplara ,cemaatlara üye olma ihtiyacı nedir?

Toplumsal güvenlik meselesini tam aşamamış toplumlarda bu tip örgütlenmelerin olması kadar doğal bir durum olamaz. Kişi, başına bir hal geldiğinde kısa yoldan yardım talebinde bulunabileceği diğerlerini görmek ister, aynı duyguyu, ideolojiyi paylaştığı insanlarla bir arada olmak ister. Çoğalmak için, coşkulanmak için. Bu ülkede bir zamanlar hadi gidiyoruz denilmesi ile milyonlar sokağa dökülürken, bu gün en hayati talepleri bile gündeme getirmek için ancak yüzbinleri toplayabilirsiniz. Onlar da hep aynı tiplerdir.

Sürü bilinci de topluluk halinde yaşamak da temelde ekonomik modelin değişimi ile tarih olmuştur. Kapitalizm bireyi yarattığını iddia etmektedir ama aslında yarattığı BENCİL insandır. Yani her an sürüye entegre olmaya müsait. Ki bu gün insanların sürü bilinci dolayısı ile moda denen sektör abuk-sabuk kıyafetleri ile milyonları peşinden sürükleyebilmekte, aynı kıyafeti bir sezon boyunca milyonlarca insan giyebilmektedir. Moda sürü bilinci olan insana hitap eder.
Bencil insan henüz ben olamamıştır. Dünyayı sadece kendi penceresinden gelişmişememiş beninden incelediği için gelişime ve kendi benini, farklılığını, özgür düşünceyi yaratamaz. Yani ben olamaz. Ben olan kişinin kendi başına bir özgünlüğü, farklılığı, ayakları üzerine tek başına basma özelliği vardır. Her zaman sorunların peşinde onları çözmek için uğraşır, yenilenir, değişir, değişime, gelişime açıktır. Oysa bencil insan tam tersi her zaman gelişime kapalıdır. O ana kadar ne olmuşsa o kalır. Başkalarının düşüncesine kapalıdır.

İranlı devrimci-sosyolog ali şeriati şunu söyler ; top ve pop toplumları uyuşturmak için vardır. Bakınız bir futbol müsabakası sonucunda ortalığı kan gölüne çevirenler, hayati sorunları söz konusu olduğunda hiç bir şey yapmazlar-yapamazlar. Çünkü bilincin materyali olan bilgiden ,insanca yaşamın gerklerinden yoksundurlar. Bu tip insanlar en az eğitim olanaklarından istifade etmiş, en kötü yaşam koşullarında yetişmiş, yine topluluk halinde yaşama mahkum edilmiş insanlardır. Yşamın en asgarisi, en asgari düzeyde insanı üretir, insanlığı üretir. Ve bu tip insanlar topla-popla avutulabilir, istenilirse kolayca bir diğer kişinin tetikçisi olabilir mahiyettedirler. Ve yine bu tip insanlar bir siyasi ideolojinin, partinin, şarkıcının, en ateşli savunucusu kraldan daha kralcı tipler olurlar. Bu siyasi telkine açık olma hali aşırı bilinçsizliğin bir sonucudur, birey ve ben olamamanın, belirli bir siyasi kimlik edinemememin, bir takım doyumsuzluklar yaşamanın sonucudur. Kendi hayatını ve önceliğini kuramayan, sınırlarını belirleyemeyen insanların önceliğini, sınırlarını onun adına başkaları belirler.

Bu yüzden başkalarının sizi belirleyen dominant karakterler olmasını istemiyorsanız, siyasi, bireysel köleleri olmak istemiyorsanız, siyasi maşalar-tetikçiler olmak istemiyorsanız, ağzı açık ayran delisi gibi ağzınızı açmayın, gözünüzü açın ve bol bol okuyun. Ne kadar okursanız o kadar birey olabilirsiniz.

İnsan yalnız yaşayamaz. F tipi cezaevlerinin protesto edildiği günlerde dağıtılan broşürleri okuduğumda şunlar yazılıydı. Siyasi tutukluları çürütmek, delirtmek için onların düşünce üretimini felç etmek ve dışarı çıktıklarında işlevsiz hale getirmek için bu tip cezaevleri yapıldı deniyordu. Evet bir insan yine birey olduğunu bir diğeri ile yaşarken anlayabilir. Düşünün ki dünyaya yayılan bir virüs bütün insanların ölümüne sebep olsun. Ne yaparsınız? Tek başına, yapayalnız bu hayatın ve en önemlisi sizin bir anlamınız kalır mı? Size anlam, mana yükleyen size birey olduğunuzu söyleyen ve hissettiren diğerleridir. Onlar olmadan birey olamazsınız. Yaşamı sadece paratikten ve sadece teoriden ibaret sanmayın. İkisi bir birini destekler.
Sevgi dolu bir insan olmanız ,sevgi dolu bir birliktelikle mümkün, ve birey olmanız birey olmuş insanlardan müteşekkil bir toplulukta yaşamanızla mümkün.
Ve başkalarının tetikçisi, telkinci başı olmamanız yine öyle bir toplumda olmamamnıza bağlı. Bireyliğiniz ,yaşadığınız toplumla, okuduğunuz kitaplarla bütünleşir.
__________________
Sivil ve askeri bürokrasinin (oligarşi) dikta rejiminden ,onların kurumlarını özelleştirerek kurtulabiliriz.
Sürgün is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 14:23.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz