"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Bilimselcilik-Akılcılık.. Ne kadar Anlamlı ? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 877
| Forumu takip ettiğim günden beri müslümanlara ve islama yönelik çok farklı eleştiriler okuyoruz.. bunlardan kimisi hakikaten müslümanların üzerinde düşünmesi gereken noktaları gündeme taşırken, kimisi de haksız ve basit olmaktan öteye geçmiyordu.. İnsanların din ve geleneklere yönelik sorgulamalarını harkete geçiren, onlara bilgi yönünden katkı sağlayacak konuların açılması, tartışmalara boyut kazandırırken, hem de düşünen insanlar için bir kapı aralayabilmektedir.... subjektif değerlendirmelere dayanan, olayların farklı penceredeki kabulleri, konuyu tıkamakta ve bir tür kör dövüşüne çevirmektedir... Çok zaman aynı soruların ve aynı cevapların yarıştığı bir ortam niteliğine bürünen forum sayfaları, insanı okumaktan bile yorar hale getirebiliyor.. sıkça karşılaştığımız eleştiri, müslümanların akla ve bilime dayanmadığı iddiasıdır.. Müslümanların da bu eleştirilere verdikleri yanıt ise, islamın bilime engel olmadığı şeklinde idi.. konuya İman edenlerle, etmeyenlerin her ikisinin de inançlı oldukları kabulunden hareketle bir giriş yapmak istiyorum.. İnkar edenlerin de, iman edenler gibi aynı şekilde kabullerle bir inanca sahip olduklarını düşünüyorum..Çünkü iman edenler nasıl ki; bir bilgi nedeni ile inanç sahibi oluyorlar ise, inkar edenlerde aynı şekilde farklı bir bilgi nedeni ile farklı bir inanç sahibi olmaktadırlar.. Burada birbirinden farklı inançlara sahip insanların birbirlerini ulaşabildikleri bilgilerin farklılığı nedeni ile ''akıllı ya da bilimsel olup olmamakla'' suçlamaları konumuzun özünü oluşturmaktadır.. Bilim tabiatı gereği, kendi yöntemlerini kullanarak, bir bilgi üretir.. bu bilgi genelde bütün insanlar tarafından kabul edilir.. Bir bilginin bilimsel olduğunun kabul edilebilmesi için, deneylenebilir, gözlenebilir, herkes tarafından, her zaman, aynı şartlarda elde edilebilir olması gerekmektedir.. Mesala 2 hidrojen atomunun 1 oksijen atomu ile birleşmesinden su oluşur… bundan bin yıl önce de bin yıl sonra da bu bilgi değişmez.. kesindir ve bilimsel metodlarla kanıtlanmıştır… Teoriler ise varsayımlara dayanan bilgi olup, kesinliği söz konusu değildir… Teorilerin bir bilgiye ve anahtar verilere dayandığı da bilinmektedir… ama deneylenip te gözlemlenebilen bir bilgi türü olmadıkları için birinci türdeki gibi kesin bilgilerden sayılmazlar.. Zamana ve gelişmelere bağlı olarak değişebilirlikleri vardır.. Geçmişte yaşananlara ilişkin bilgilerimiz bu türdendir.. Mesala Dünyanın oluşumu, yaşamın başlangıcı, evrenin hareketi ve madde ile yaşamın ilişkisi hep teorilere dayanmaktadır.. Yani bilimsel olduğu iddia edilen bu yöntem aslında bir dizi teorinin kabul edilmesi ile ilgilidir… Bu teorilerin inanırları tarafından akla ve bilime dayandırıldığı için akılcı ve bilimsel olduğu iddia edilen bu kabullerin, diğer inanırların kabulleri arasında ne fark vardır ? Birincisi bilimsel ve ikincisi de akılcı kelimelerinin altını çiziyorum…. Bilimsellik iddiasının yukarıdaki değini çerçevesinde bir yutturmaca olduğu açıkça ortadadır.. çünkü bir şeyin bilimsel olabilmesi için her şeyden evvel bilimsel metodlarla ortaya konmuş ve bu yöntemlerle ispatlanmış olması gerekmektedir.. Oysa görülüyor ki; geçmişe ait bilgiler deneylenemiyor, gözleme dayanmıyor, herkes tarafından aynı şartlarda elde edilemiyor… bir sürü öngörü ve kabullere dayanıyor.. her an değişebilecek, doğruluğu kesin olmayan bilgiler… üzerine sırf din karşıtlığı amaçlı kullanım için ‘’Bilimsel ‘’ damgası vurulunca etkisi ve değeri arttırılmış teoriler, kabuller dizesi.. Diğer inanırların ‘’Tanrı kaynaklı bilgi’’ kabullerinden zerre kadar fazla bir miktarda ne ağırlığı ve ne de fazlalığı olabilecek bir kabuldür bu.. İkisi de aynı derecede ve aynı şiddette bir inanç ve kabul şeklidir… Şimdi diğer argümanı inceleyelim…. Akıl ve Akılcı olmak… Akıl insanlardaki bilginin işleyişidir… bilgi ne kadar çok ve geniş ise akıl da o kadar çok ve geniş bir işleyiş imkanı bulur.. Akıl ancak bilgi çerçevesinde görev yapabilir… ‘’şimdiki aklım olsaydı’’ şeklindeki ifadeler aklın biyolojik olarak değişmediği, ama işlem olarak değişebildiğini göstermektedir.. aklın işleyişi, sahip olduğu bilgi ile doğru orantılı olarak değişebildiğine göre, bilgi farklı akılların nedeni olmaktadır.. Mesela kapitalist bilgi kapitalist aklı önermekte iken, paylaşımcı bilgi de paylaşımcı bir aklı ortaya koymaktadır.. Kapitalist bir bilgi, kapitalist bir davranışla neticelenmektedir.. bu aklın bilgi ile çizilen yolda yürüyüşü demektir… Siz akla hangi yolu çizerseniz, akıl da o yolda yürüyecektir..Akılcılık ise aklın bu yürüyüşünü esas kabul etmek demektir… Peki Akıl ne işe yarar ? ve biz aklı nasıl kullanırız ? Bilginin durumunu ilk başta belirtmiştim… Olaylar karşısında doğru bir kanaate sahip olmak için olayı doğru algılamak ve doğru muhakeme etmek gerekmektedir… Doğru algılamadan kastım; olayı, perdesiz, önyargısız, objektif olarak algılamaktır… çoğu kez bu algımızı yetişme şeklimiz, yetiştirilme ortamımız ve önceden olay hakkında bizde oluşmuş kanaatler bu objektiviteyi etkilemektedir… çoğu kez teorileri bilim diye kabul edişimizin nedeni de bu subjektif durumu işaret etmektedir… kendi kabullerimizi bilim, ötekileri akıl dışı ilan etmenin başka bir izahını bulamıyorum… Doğru Algılama objektif bir algılamayı gerekli kılarken, doğru neticelere ulaşmanın yolu da objektif yolla algılanan bu olayı doğru muhakeme etmeyi gerekli kılmaktadır.. Doğru muhakeme ise, yukarıda değindiğim gibi aklı kullanabilmektir… Akıl bizdeki bilginin işleyişi olduğuna göre, bilgimiz kadar bir muhakemede bulunabileceğiz demektir bu… Muktesabatımızda, Torbamızda ne kadar bilgi varsa ve bu bilgiler ne kadar çok ise aklımız da o kadar çok işleyecek ve o kadar çok geniş değerlendirmeler de bulunacaktır… Bu bilgiler ne kadar çok doğru ve kesin ise, aklımız da eğer objektif kriterlere dayanarak bir işleyiş yaparsa, ulaşacağımız netice de o kadar doğru ve kesin olacaktır… Ulaştığımız bu neticenin değerlendirmesini de vicdan dediğimiz şey yapacaktır… ya tatmin olacak ve orada teslim olacaktır.. ya da tatmin olmayacak ve arayışına devam edecektir… Kendi ulaşabildiği teorileri bilim kabul edip, diğer kabulleri bilim dışı ilan eden subjektif bir akıl, aklı kullanmak demek değildir… Akılcılık kalbi ve vicdanları tatmin edecek bir bilgiye ulaşmak ve objektif kriterlerde bunu değerlendirebilmek demektir… Tanrı bu yüzden aklımızı kullanmamızı ve akletmemizi öngörmektedir… Bu yüzden Müslümanlar akıllarını doğru ve kesin bilgiye ulaşmak için kullanırlar ve bu bilgiye ulaştıklarında da yine akıllarını kullanıp onu anlamaya çalışırlar… Bu forumda çok kez farklı akılların birbirlerini ''akılsızlıkla'' ve ''bilimdışı'' olakla itham ettiklerini görüyorum... Oysa farklı akılların olması kadar doğal bir şeyin olamaycağını görüyoruz.. bu farklı akılların farklı işleyişleri de en doğal bir durumdur.. öyle değil mi ? Bilimsel bilgi ise gerçekte herkes tarafından kabul edilebilecek, herkesin ortak malı ve ürünüdür... Kimse bilimsel bilginin tek yanlı tarafı ya da sahibi olamaz... çünkü Normal Şartlar Altında Herkez tarafından üretilebilecek bir bilgi, herkesin malıdır... geriye kalan teorilerin (ispatlanmamış kabullerin) ise insanlarda inanç oluşturması asla kesin ve doğru neticeler vermeyeceği de ayrı bir gerçek olduğuna göre... Kimsenin bir diğerini bilimdışılıkla itham etmesi de mümkün değildir.. çünkü hepsi de neticede kendi çapında bir kabule ve bir inanca dayanmaktadır...Selam ile.... evaporit Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-02-08 10:47 .Sebep: Tamami kalin harf |
|
| #2 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| Sn. Evaporit, bir şeyleri çoook, ama cidden çok yanlış anlamışsınız.. Şuradan başlayalım. Bir oksijen ile iki hidrojen atomu birleşince su oluşur izahınız, bir teoridir. Bilgi gözlemin sonucudur. Daha doğrusu bir buna veri deriz. Bunu bilgiye çevirme işi ise, bir teori gerektirir. Siz, bir miktar hidrojen ile oksijeni bir kapta birleştirirseniz, su ortaya çıktığı bir gözlemdir. Ama bunun hidrojen ve oksijenin birleşmesi, elektron alışverişi ile olduğu bir gözlem filan değil, apaçık bir teoridir. Çünkü şu anda elektronları görebilecek bir aletimiz, edavatımız yok. Şimdi siz çıkarda, "Hidrojen ve oksijen bir araya gelirse, yüce tanrı zeus bundan gıcık kapar, oradan defolup gitsinler diye üstlerinde su yaratır.." da diyebilirsin. Peki ne olur, senin açıklamana "nerde bu zeus?" derim, gösteremezsen, senin bu lafını çöpe atarım.. Şimdi sen bu örnekte yapılan bilimselliği umarım anlamışsındır.. Gelelim bir bilgiyi bilimsel olarak değerlendirme nasıl bir iştir? Ayda hayat var mıdır? Vardır diyorum bre, ne anlamazsınız? Bilimsel göz, aya bakar, burada hayat yok der. Var diyenden ispat bekler. Oturup ayın her taşının altına "bak burada da yok.." diye davranmaz.. Peki, ayda hayat var sorusu için, bilim, iddia sahibinin kanıt göstermesini beklerse, nedir bu işin aslı? Çünkü, bu laf bir iddiadır. İddian varsa, kanıt getireceksin. Ama şöyle bir soru sorabilirsin: "Ayda hayat var mı acaba?" İşte burada bilimin bir diğer yüzü ortaya çıkar. Eğer bir soru varsa, cevap bulunmalıdır. Bilim burada durumdan vazife çıkarır. Aya bakar.. Ne sonuç çıkarır? Ayın atmosferi filan yok. Gündüz veya gece ısısı hayat için gereken kimyasallar için çok sınır ötesinde. Ayda hayat olması imkansız. Diğer yandan eğer ayda hayat olsa, metan gazı üretimi vs. gibi, gözlemleyebileceğimiz bir takım emareleri olması gerekirdi.. İşte bu nedenle ayda hayat yoktur.. Peki, bu mutlak bir bilgi midir? Hayır gene bir teoridir. Peki bilim bunu yapınca, ne amaçlar? BU aya gidecek astronotun yanına olası ay canavarına karşı bir roketatar alıp almaması gerektiği meselesi için belirleyicidir. Artık aya gidecek malzeme (=para) listesinden o silahı ve onu taşıma maliyetlerini düşebilirsiniz. Peki acaba ayda hayat olamaz mı? Belki bizim bilmediğimiz çok farklı bir formda bir hayat olabilir elbette. Ama bildiğimiz formda bir hayat olmayacağı kesin. İşte bilimin değişen/değişebilen bilgisi budur. Aslında değişen hiç bir şey olmaz. Diyelim ki, ayda selenyum tabanlı ve güneş rüzgarıyla gelen iyonlardan enerjisini sağlayan bri hayat bulundu.. Bu bilgi, şimdiki bildiğimiz "ayda hayat yok" kavramını çürütmüş mü olacak? Hayır.. İşte anlaşılmayan bir şeyde budur. Ayda öyle bir hayat bulunması, bizim "ayda hayat yok" güncel tezimizi çürütmez. Peki ne olur? Bizim bir hayat tarifimiz var. Ayda bulunan yeni hayat, bizim bildiğimiz, bugünkü hayat tarifine uymayan bir hayat. Ama biz semantik gereklerimiz nedeniyle, ona da hayat diyoruz. Ve hayat teriminin kapsamını genişletiyoruz. O zaman ne oluyor? Ayda gene Hayat versiyon 1.0 olmuyor. Ama Verisyon 2.0 olarak yapılan yeni hayat tarifi ayda var oluyor.. İşte bilimdeki bilgilerin değişmezliği bu şekildedir. Yeni bilgiler geldikçe, eskilerinin kapsamı genişler. Sonuçta, sanki bilimsel bulgular değişiyormuş gibi görünür. Ama gerçek tam tersidir. Bütün mesele, bilimsel düşünce sistematiğini benimseyememiş olmamızdır. Ve bu sistematik bize bir tek şey vaat eder.. Güvenebileceğimiz bilgi sağlamak. Bununda yolu, bilginin gözlemlere uyuyor olmasından geçer.. 10 yıl önce sorsanız, Güneş sisteminde hayat olamaz, dünya müstesna denir di.. Neden? Çünkü, burada geçen hayat, güneş sistemi vs. terimleri, o günün bilgi dağarcığı kapsamında ortaya konan tariflerdi. Hayatın kaynar suda varolabileceği bilinmiyordu. Radyasyonun hayat kaynağı olabileceği bilinmiyordu.. Demekki, bilim yanılabiliyormuymuş? Hayır. bilim yanılmıyor. Nasıl oluyor, olur mu hiç? Çünkü, mesele şu. Hayat diye bir veri yok. Hayat diye bir şey yok. Biz bir takım kriterlere uyan bir sürece hayat demişiz. Hayat, sanal bir kavram. Sadece bizim kafamızda var olan bir şey. Yani ne? Teori işte, gerçek anlamıyla teori. Elde bulunan bazı veriler, hücrebilimi, kimya, biyoloji vs. kanıtlarıyla desteklenen hayat teorisi kapsamı.. Biz ne yapıyoruz, ekstramofilleri bulunca, bu teoriyi değiştiriyoruz. Hayatın kapsamı değişiyor. Neden? Kavram kargaşası çıkmasın diye. Biz bu yeni şeye hayat değilde, hayatiye desek mesela, sorun yok. Ama sorun şu. İnsanlara hem hayatiyeyi, hem hayatı öğreteceksiniz. Ama konuyu tek bir başlık altında toplarsanız, bunu daha kolay öğretirsiniz ve işinizi görecek daha fazla bilgiler çıkarma imkanınız olur.. Neymiş, bilimin doğruları, değişmezmiş. Ama siz teorilerin kapsamını anlamadığınız için, bilgi ile teoriyi karıştırıp, aslında teori olan şeyi veri, bilgi gibi görmek gafletine düşmüş oluyormuşsunuz.. Teorilerin değişmesi, bilgilerin değişmesi demektir. Ama sizin bilgi sandığınız pek çok şey, aslen bir teoriden ibarettir. |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 111
| sn. anibal değerli arkadaşım, sn. evaporit arkadaşımızın daha önceki yorumları gibi bu yorumuda tam bir kaos içermektedir. yalnız şöyle bir durum söz konusu sn evaporit, nedense yorumlarında hep gizli özne kullanıyor. çok merak ediyorum. yoksa bizim yükleme kim,ne gibi sorular soracağımızımı unutuyor. veya öznesiz cümlelerinin bizlerde acaba olabilir diyerek bizleri doğru yola götüreceği kanısınamı giriyor. çok merak ediyorum ?? |
|
| #4 | ||
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 644
| Alıntı:
Bu başlığınız dinin insanları ne hale düşürdüğünün somut bir kanıtı. Din denilen dogmayla bilimi inanç temelinde değerlendiren bir düşünceyle nereye varabiliriz ki... Bunu anlayabilmeniz için ben yine birkaç örnek vereyim: YUNUS: 3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır... ALAK: 2- O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak) yarattı. NUR: 45- Allah, her canlıyı sudan yarattı.İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür, kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür... RAHMAN: 14 - Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı MÜLK : 5. Andolsun ki biz, (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık. BAKARA: 22. O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. ZARİYAT: 48- Yeryüzünü de biz döşedik. Bakın biz onu ne güzel döşüyoruz! YUNUS: 3. Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah'dır.. 63-Bunun üzerine Musa'ya: Asan ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu. ANKEBUT: 14. Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Siz bunlara bilgi mi diyorsunuz. Akıldan ve mantıktan söz ediyorsanız lütfen bana bunları izah ediniz. Sevgiyle... __________________
Benim Manevi Mirasım Bilim Ve Akıldır... ATATÜRK | |
|
| #5 | ||
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,468
| Alıntı:
Kur'an din kitabıdır. Ne biyoloji, ne tarih, ne matematik, ne kimya, ne de fizik ders kitabı değildir. Siz o bilgilere ulaşmak istiyorsanız kaynağı yanlış seçtiniz demektir. Saygılar, | |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 644
| Alıntı:
Bir şeriat savunuru olarak siz bu kitabı temel alarak ülke yönetmeyecek misiniz? Sevgiyle... __________________
Benim Manevi Mirasım Bilim Ve Akıldır... ATATÜRK | |
|
| #7 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,468
| Ülke yönetmek başka bir şeydir, fizik, kimya başka bir şeydir. Din kitaplarını ders kitabı veya ansiklopedi sananlar yanılmaktadır. Saygılar, |
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,408
| Alıntı:
Sizde haklısınız sayın petricli: Din kitaplarını fizik, uzay, fen kitabı gibi algılayanların sonu geldi. Devlet yönetmek icin bunlara gerek yok. Gerekli olan seylerin tamamı gene kur'an'da var. Misal bütün kadınların carcafa dolanması istenecek. Erkekler sakal cübbe sarık kullanacak. Hırsızın Eli kesilecek. Tekrar yaparsa ayagı kesilecek. Gene tekrarlarsa bacagı koparılacak. Miras konusunda kadına erkekten yarısı verilir hükmüne uygun olarak karar verilecek. Bir erkek 4 adet kadın alabilecek duruma gelecek. İcki icenler kırbaclanacak. Elif lam mim Mukattaa harflerinin ne anlama geldigini test etmek icin bilim suraları kurulacak. Faiz haramdır deyip bankalara baska kapıya denecek. Mevduat Altın üzerinde hesaplanacak. altın ne kadar artarsa o kadar artıs olacak. Moda sektörü seytan isi olacagından, ve herkes bütün herkes tek tip elbise giyeceginden gerekte kalmıyacagından... Namaz vakti trafik dahil herkes duracak. arka cebinden cıkardıgı seccade ile oldugu yerde namaz kılacak... Devlet yönetmek icin bunlar gerekli zaten digerleri ayrıntı ![]() __________________
Bütün insanlar kardestir. | |
|
| #9 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 1,468
| Sayın Şüpheci, Öncelikle aşağıda verdiğim adreslerden yazdıklarımı okuyunuz. http://www.yaziyaz.com/forum/post350296-313.html http://www.yaziyaz.com/forum/post350312-314.html http://www.yaziyaz.com/forum/post350316-315.html Yazdığım şeyler bu konuyla alakalı değil gibi görünsede sizin sözlerinize cevap niteliğindedir. Ayrıca belirtmek isterim ki, Devlet yönetmek başka bir şey derken sadece dini kasdetmemiştim. Branşlaşmak günümüzün zorunluluğudur. Herkesin herşeyi bildiği devirler çok geride kaldı. Bir günde üretilen bilginin eski dönemlere göre kıyaslandığında belki yüzyılda üretilenlerden daha fazla olduğu bir çağda branşlaşmak zorunluluktur. Fizik, kimya pozitif bilim dallarıdır. Ve görevleri ülke yönetmek değil, insanlara faydalı olacak bilgiler üretmektir. Lütfen üşenmeyiniz ve verdiğim adreslerde yazdıklarımı okuyunuz. Saygılar, __________________
Bilimsiz din kör, dinsiz bilim topaldır. Albert Einstein |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bugüne kadar okuduğunuz en güzel kitap ? | barış | Edebi tartışmalar ve kitap tanıtımları | 118 | 07-08-08 15:53 |
| Can Baba (Can Yücel) | küçükkarabalık | Ustalardan Seçkiler | 42 | 26-05-08 14:38 |
| Kuzey Iraktaki Kürtlerden neden bu kadar nefret ediyoruz? | fellefelle | Türkiye Siyaseti | 92 | 13-05-08 17:30 |
| Ne kadar para, o kadar eğitim | ışık | Arşiv | 24 | 22-10-05 23:51 |