"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Büyü ve Dil

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski07-02-08, 11:44  #1
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Büyü ve Dil



"Acılar olmadan yazılabilir mi. Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırlarının artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu." Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk.

Bazen bir yolculuğa çıkmak gerekir. İstemeyerek gittiğiniz çok bellidir. Masanın üzerinde bulduğunuz ve içinde sedece"iyi yolculuklar" yazan not, kimi zaman çabuk dön, dön ve sonsuza kadar yanımda kal anlamına gelebilir. Başlangıçlar ve bitişler her zaman zordur arada sevgi gibi bir bağ varsa. Üstelik bu durumun en korkunç ve dayanılmaz hali hala çok severken gitmek zorunda kalmanızdır. Evet gitmek hem bitiş, hem de yeni bir başlangıç anlamına gelir. Çoğu zaman gitmemek için sonuna kadar direnirsiniz ama, kalmak da artık hiç bir şeyi düzeltmeyecek, aksine daha çok bozacaksa; yüzünü, ellerinin, bedeninini, bakışlarını, dokunuşlarını unutmak zorundasınızdır. Artık sadece söylenen sözler gelir aklınıza. Sözler silinmez. Sadece iki kişi arasında, dünyanın silindiği o anlarda söylenen sihirli sözler. Bunu üçüncü biri kişinin anlayacağını da düşünmeyin sakın. Bu kimseye anlatılabilecek, anlatılsa bile onlar tarafından anlaşılabilecek birşey değildir. Zaten anlamadıklarını idrak ettiklerinde, içlerinden saçmalık, yüzünüze de geçer, metanetli ol deyiverirler.

Hangi sihirli cümlenin açılmasını istediğiniz kapıyı açabileceğini kestiremeyebilirsiniz. Ama hayatta herşeyi söylediğimiz ya da söyleyemediğimiz şeyler belirliyor. İki kişi arasındaki büyüyü bozmamak ve yanlış anlaşılmamak için uzun zamanlar harcamak gerekebilir. Ama her zaman bir yolunu bulmaya çalışırsınız, en azından bütün umutlarınızı yitirene kadar.

Bazen aranızdaki dili revize etmek, değiştirmek, anlaşılır hale getirmek gerekebilir. En başa dönmek ve herşeye yeniden başlamak isteyebilirsiniz. Galiba en zoru da budur.

Belki de bütün bunların hepsi sedece kendimizi kurtarmak için uydurduğumuz teselli cümleleridir. Değişen birşey yoktur. Düzelen birşey de. Hatta düzelmesi muhtemel bile değildir belki de. Ne yaparsak yapalım ne söylersek söyleyelim olmayacak birşeyi zorluyoruzdur belki de. Söylenenler doğru da olabilir; çünkü aşk sağır rolü yapan bir ihtiyar gibidir. Sadece işine gelenleri duyar.

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 07-02-08 21:46 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-02-08, 11:46  #2
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Kötü Biten Şarkılar

Herkes kendince yaşar aşkını. Herkesin kendine göre bir aşk tarifi vardır. Ama bu tariflerin ortada buluştuğu bir nokytayı asla göremesiniz. Kimi zaman acılı, kimi zaman fırtınalı, kimi zaman da durağan yaşarsınız bunu. Nasıl olacağını en baştan görmek mümkün değildir. Nereye varacağını da. En nefret ettiğiniz şeyleri bile zevkli hale getirien şeydir o. Kayahan dinlemeyi bile gözealabilirsiniz. En kötü şarkılar bile dünyanın en güzel şarkılarıymış gibi gelir insana.

İnsan hayatının bazı dönemlerinde mantıkı yada duygusal kararlar verebilir. Daha kötüsü, mantıklı yada duygsal olan karardan birini seçmek zorunda kalabilir. Hiç geleceğinizin olmayacağını düşündüğünüz birini seçmiş olabilir, bu yüzden çok acı çekebilir; sizi bu hale getiren birinin varlığını bilenlerden uyarılar alabilirsiniz. Çoğu zaman mantıklı olanla duygusal olan arasında gidip gelirsiniz. Böyle durumlarda ikisi arasındaki ince çizgiyi görebilmek çok zordur. Aslına bakarsanız ikisi arasındaki seçim sanıldığı kadar keskin de değildir. En mantıklı kararı verdim diye düşünürken, -hatta en mantıklı düşündüğünüz anda- aslında verdiğiniz kararın duygsal olduğunun farkında bile değilsinizdir.
Bazen verdiğiniz bu karar içinizdeki yok olup gitme isteğini uyandırır. Bazen içinideki nefreti ortaya çıkartır. Bazen dalgaların üzerindeki yokculuğunuzdan vazgeçip sakin bir limanda dinlenmek ihtiyacınızı tetikler. Ama her durumda bunun adı acı çekmektir. Limandan umulmadık bir anda çıkmak, yeni bir dalgayla belki de o zamana kadar hiç çıkmadığınız yüksekliklere çıkma ihtimaliniz her zaman vardır. Ama dediğim gibi, ne kadar yükseğe çıkarsanız düşüşünüz de o kadar yüksekten olacaktır.
Evet aşk acı birşeydir aynı zamandan. Yüksekten düşüren, yüreğinizi ağzınıza getiren birşeydir. Dik bir yokuşu son sürat çıkartıp aynı hızla yokuşaşağı bırakandır. Ama hepimiz isteriz bunu yaşamayı. Güzel an ve anıları uğruna en azından. Ama unutulmaz güzellikte olan bu anları biriktiremezsiniz. Biriktirseniz bile artık size o güzel anları yaşatmaz garip bir şekilde. Her zaman tatsız bir duyguya neden olur, oturup ağlarsınız.
Mutluluğun ellerinizin arasından kayıp gittiğin düşünürseniz o anları bir daha asla yaşayamazsınız. Çünkü gerçekten kayıp gidecektir. Belki de o anları bu kadar muhteşem kılan şey budur. Kimbilir....

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-08 14:32 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-02-08, 11:48  #3
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Sevginin Bağlayamadıkları

"İnsan kendisine rağmen yaşayamaz/kalbimiz beyaz derken biz siyah diyemeyiz," Attila İlhan, "Hannelise"

Beynimiz ruhumuzun oyun alanı gibidir. Orada bazen çok güzel oyunlar oynanır, insanlar gelir geçer; biz de onları izleriz. Bazen izlemekle kalmaz yanımıza gelmelerini bizi sevmelerini isteriz. Bu bazen gerçekleşir. Gerçekleşir, ama bir gün bitebilir de. Bitebileceğini de en baştan düşünmek gerekiyor. Kötü biterse sorun olmaz da, iyi biterse biraz sorun çıkabiliyor. Eminim buna kimse hayır demeyecektir. İçlerinde çok büyük sevgiler olsa bile bir araya gelemeyen insanlardan bahsediyorum. Onların her zaman acının en gerçeğini çektiklerini düşünmüşümdür. Her zaman saygıyla anılmaları gerektiğini de.
Pek çok filozof başkalarıyla birşeyler paylaşmanın en güzel yolunun yalnızlık olduğunu söyler. En üretken zamanlarımız yalnız geçirdiğimiz zamanlardır. Kimi insanlar yalnız kalmadan yemek bile yapamazlar. Ama pek çok insan da yalnızlıktan hoşlanmaz. Tek başına bir-iki saat bile geçiremeyen insanlar tanıyorum. Yalnız kalmak istiyorum derseniz, muhtemelen etrafınızdaki insanlar tarafından yanlış anlaşılırsınız. Altında mutlaka başka şeyler aranır, bozulurlar kırılmasalar bile.
Eğer benim gibi yalnızken yapacağı işleri çok olan biriyseniz yalnız kalmak istediğiniz söyleyemez bir sürü bahene üretmek zorunda kalırsınız.
Yalnız kalmanın karşıtı, başkalarına bağımlı olmak gibi anlaşılır. Ki, bu doğrudur. Eğer yalnızlıktan korkuyor ve etrafımızda birileri olmadan yaşayamıyorsak bir türlü bağımlılık geliştirmişiz demektir. Tedavi gerekir mi onu tam olarak bilemiyorum. Ama bir tercih meseleri olarak bakmak gerektiğini düşünürüm her zaman. İster kalabalık olursunuz ister yalnız. Ama şunu bilmek gerekir; insan çoğu zaman kendini dinlerken başkalarını duyar. Başkalarının söyledikleri dönüp durur kafasında. Kendi meselelerimizden çok başkalarının sıkıntılarına üzülürüz.
Ama en sonunda kendimizle kaldığımızda, hep düşündüğümüz şey aynıdır. En azından bir süre. Acaba yalnız kaldığıma değecek mi?
Kendileriyle geçirdikleri zamanı iyi değerlendirenler mutlaka bundan karlı çıkacak. Bu zamanı kötü kullananlarsa ömür boyu mutsuz kalacak...

Unutmayın, bir yalnızlıktan gidilir kalabalığa"

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-08 14:32 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-02-08, 12:18  #4
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Geç Saatler

Bu aralar ne yapıyorsunuz?
Ben sokaklarda dolaşıyorum. Geç saatlerde pencerinin önünde, karanlığı izliyorum. Sanki günlerce gezip dolaşsam, gecelerce karanlıkta kalsam yetmeyecekmiş gibi geliyor.

Pek çok şey düşünüyorum bu aralar. Sanırım ağır bir sorgulama ve imtihan döneminden geçiyorum. İnsanın yakın ve uzak geçmişini sorgulaması, sıkıntılı da olsa oralardan kendince dersler çıkartması gerçekten çok zor bir işmiş. Belki de bunu hayatımda ilk kez yaptığım için bana öyle geliyordur ama eminim herkes için zor bir muhasebedir bu.
Çoktandır görmediğim bir arkadaşımla konuşuyoruz.

Merak ediyor, hayatımda neler olduğunu bilmek istiyor. Beni iyi tanıdığı için her halimden anlayabiliyor sıkıntılı oduğumu.

"Biliyor musun, senin hayatta hiç pokerci bir yüzün olmadı," diyor. "Elini hemen belli ediyorsun. Blöf yapmanı gerektirecek durumlarda ne hale geldiğini çok merak ediyorum. "

İçimden gülmek gelmiyor. Aslında içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Zor da olsa gülümsüyorum.

"Sıkıntılarımdan bahsetmek en başta beni üzüyor," diyorum. "Ne kadar çok düşünür ve anlatırsam o kadar çok acıyor canım. Ayrıca bunca zamandan sonra seni de dertlerimle bunaltmak istemem."

Anlatmanın, paylaşmanın önemli olduğunu, böylece acının bölünerek paylaşılabileceğini izah etmeye çalışıyor. Böylece üzerimdeki yük biraz hafifleyebilirmiş. Mecburen de olsa, refleks olarak da olsa anlatıyorum. Hem de bu zamana kadar kimseye anlatmadığım açıklık ve netlikte. Üzülmemem gerektiğini, zor bir dönem olduğunu söylüyor. "Her şey düzelebilir," diyor. Zamana bırakmalıymışım.

Zamana bırakmak istemediğimi, evet zamanın herşeyi düzeltebileceğini ama unutturabileceğini de söylüyorum. Oysa unutmak değil, içimde daha fazla büyütmek istediğimi anlatıyorum. Bana hak veriyor. Vermese bile vermiş gibi davranıyor o an için. Diğer taraftan söylenen sözler aklıma geliyor ve birşeyin mantıken bitmesi duygusal olarak da biteceğinin göstergesidir diyorum. Seninle olamam. Seni seviyorum, ama seninle olamam. Sen benim için doğru insan değilsin. Sana güvenmiyorum. Ayakların yere basmıyor. Bu şartlarda sana hayatımı adayamam.

Buralardan çekip gitmekten bahsediyorum. Kimsenin beni tanımadığı, sığınacak hiç bir şeyin olmadığı çok uzak bir yere. Yeni bir hayata. Yeni, yalnız, ilelebet sahipsiz ve nüfuzsuz bir hayata.
Böyle şeylerin romanlarda, filmlerde olabileceğini söylüyor. oradaki kişilerin bir gün evinden çıkıp, bir daha dönmeyebildiklerini filmlerden ve kitaplardan örnekler vererek anlatmaya çalışıyor. Gerçek hayatta bunun o kadar da kolay olmadığını söylüyor. Bunu benim ondan iyi bileceğimi anlatıyor.

"Hepmiz günün birinde bunu isteriz," diyorum. "İsteriz, ama yapabilir miyiz?"

"Gerçek hayatta durum daha keskin ve zordur. Kendi ellerimizle yada bazen rastlantısal olarak gerçekleşen ve kesinleşen bir hayatın, orta yerinde durup onu tekrar kurgulamaya kalkamayız. Çünkü artık bunun kader olduğuna inandırmışızdır kendimizi. Bu yüzden kendini kandırmayı bırak." diyor.


"Kandırmak değil,"
diyorum. "Teselli."

"Hikayede anlatıdığı gibi ben de bir deniz kızına aşık oldum," diyorum. "Yalnız onun ülkesindeki yaşamanın belirli bir bedeli var. Ben o bedeli ödedim. Ruhumdan vazgeçmekti bu bedel, geçtim. Ama bende hikayedeki gibi arada bana anlatılan öykülere kapıldım. Büyüyü kendi ellerimle bozdum. Artık hiç ümidim yok."

"Üzülme, herkes herkese hayatta son bir şans daha verir. Vermelidir. Böyle büyük ve ayrıcalıklı bir aşkın kolay bitirilebileceğini sanmıyorum," diyor.

Böylece karanlık gecenin içinde kayboluyor. Hareketsiz ve yalnız kalıyor.






fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-02-08 16:59 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 14:36  #5
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Kalın Çizgiler

Ne dersiniz, hayatımızı söylediklerimizden çok söyleyemediklerimiz tayin etmiyor mu?

En istediğimiz, en çok aşık olduğumuzu hissettiğimiz zaman ve bunu iliklerimize kadar hissettiğimiz an, bunu söylemekten bizi alıkoyan şey hakkında hiç düşündünüz mü?

Çok isteyip de, yapmayı hep unuttuğunuz, unutmaktan ziyade bir sarhoşluk içinde en azından ihmal ettiğinizi, bunu yapmamıza bir şeyin engel olduğunu hisseder misiniz arada bir de olsa?

Aşılmaz duvarların, kalın hatlı çizgilerin esaretinde yaşadığınızın farkına vardınız mı hiç?

Sabahları uyandığınızda ya da geceleri uykuya dalmadan, yatağınıza yatmadan baktığınız aynada bir şeyler arayıp-belki ince hatlı çizgiler, -belki kırışıklık ya da gözaltı morlukları dışında- görmek isteyip göremediğiniz, göremeyince aynaya daha çok, daha çok yaklaştığınız ama yine de göremediğiniz olmadı mı hiç?

Yüzünüzde tanıdık, eskiden kalmış, alıştığınız bir şey görmek istediğiniz, görmek ve bilmek istediğiniz şeyler. Orada olmasını, hep kalmasını istediğiniz o güzelliği aradığınız ama bulamadığınız zamanları hiç yaşamadınız mı?


Mutlaka olmuştur. Mutlaka bunalımlı anlarınızda bunlardan bir kısmını yaşamışsınızdır.

Bu durumda yokuş aşağı kendinizi serbestçe bırakmak istersiniz, yokuşun bir sonu olacağını ve durmakta güçlük çekeceğinizi, hatta çoğu zaman karşınıza çıkan bir engele çarpıp belki de o zamana kadar hiç almadığınız kadar ağır bir yara alabileceğinizi düşünmezsiniz.

Önemli olan o an için sizi o sıkıntılara düşüren durumdan kurtulmaktır. Acele ve sınırsızca sizi teselli edecek, oradan alıp götürecek kararlar alırsınız. Bu telaş düşünme, kararlarınızı doğru verme yeteneğinizi de alır elinizden. Ama önemsemezsiniz.

Geniş caddelerde yürürken insanlar aslında hep ara sokaklara girmek isterler. Ara sokaklarda tam da istedikleri gibi bir hayatın olabileceğini düşünürler. Halbuki caddeyle girmeyi düşündüğümüz o dar sokaklar arasındaki çizgi sandığımız kadar net değildir. Çünkü her sokak mutlaka yürüdüğünüz o ana caddeyle bağlantılıdır ve dar sokaklarda yürümeye devam ederseniz sonunda sizi ana caddeye bağladığını görürsünüz. Düşününce dümdüz bir hatta asla bulunamayacağımızı da analarsınız. Aynı istikamette sapmadan yürürsek yine aynı noktaya döneriz günün birinde.

Hayatın kalın çizgilerinden, etrafımıza ördüğü kalın duvarlardan kurtulma yolunun köklü ve kesin hayat kararlarından geçtiğini düşünenler, hayatta hiç yanılmadıkları kadar yanılırlar. Çünkü bu bir kaçış ve korkaklıktır. Gittiğimiz her yere kendimizi götürürüz, bu kaçınılmazdır. Ve insan kendinden kurtulmadıkça hayatında yaptığı değişikler mutsuz olmasından başka bir işine yaramaz.

İnsan kendinden kaçar çoğu zaman hayattan ve mevcut yaşantısından kaçtığını düşünürken.

Oysa yeni hayat, eski hayattan çok farklı olmayacaktır bu durumda; neyi değiştirirsek değiştirelim.

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-08 14:32 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 16:48  #6
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Serbest Radikaller

Serbest radikalleri bilirsiniz. Hani somatik hücrelere ve bağışıklık sistemine saldıran moleküller şeklinde açıklanırlar bilimsel olarak. Kontrol edilmesi gereken gizli düşmanlardır. Sigara ve petrokimya ürünleri, ilaçlar, güneş ışınları, hatta yiyeceklerde bulunana bazı bileşiklerin neden olduğu malumunuzdur. Çaresiyse yine bilindiği üzere antioksidanlardır.

Serbest radikallere etken olan nedenlere bir tane daha eklemek istiyorum ben.

Yılışık erkekler.

Önceki akşam biraz kendimi toparlamak için hoşlanmasam ve alışık olmasam da tutup dışarı attım kendimi. Bunu yaparken tanıdığım ve sevdiğim insanların biraz sosyalleşmem gerektiği yönündeki telkinlerini o gece nedense daha çok önemsiyordum. Epeydir gitmediğim ama sevmekten hiç vazgeçmediğim bir mekâna gittim. Biraz değiştirilmiş eski havasından biraz daha modern bir havaya sokulmuş ve neredeyse bütün elemanlar değişmişti. Bu aralar her şeyin değişmeden kalması gerektiğini düşündüğümden olsa gerek, hızla terk etmek istedim orayı. Ama aynı hızda buraya kadar geldim; geri dönüp başka bir yere gidemem, deyip sahneye yakın olan iki kişilik masaya tek başıma oturdum. Garson ne arzu ettiğimi sorarken ben de yeni aldığım kitabın sayfalarını merakla karıştırıyordum. Çin böreği ve içeceğimi sipariş edip kitabıma geri döndüm, kapandım.

Saatler geçtikçe masalar dolmaya, çift ya da tek insanlar mekana gelmeye başladı. Ama en çok tek başına adam gördüm kimler geliyor buraya şeklindeki istihbarat çalışmamı sürdürürken.

Artık müzisyenler sahneye çıkmış, hızlı şekilde bize gaz verme faaliyetlerine başlamışlardı. Memnundum.

Sahnedeki müziğe ve şarkıcının güzel sesine kendimi kaptırmışken arkadaki masaların birinden gelen bağırış sesleriyle irkildim. O sırada Teoman’ın en güzel hikayem nam parçasını coverlamaya henüz yeni başlamıştı sahnedekiler.

Adetim olmadığı halde dönüp baktım. Genç bir oğlan tamamı genç kızların oturduğu bir masanın önünde onlarla hararetli şekilde tartışıyordu. Kızlar da ayaklandılar sonra, sanırım beş kişiydiler.

Kızlardan biri, istemiyorum arkadaş anlamıyor musun? Hasta mısın? diyordu. Hatta demiyor artık avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

Araya girenler oldu. Oğlanı alıp dışarı çıkarttılar. Sanıyorum sakin olmasını ve insanları rahatsız etmemesini anlatmaya çalışıyorlardı . Tabii tahmin bu. Yoksa dışarı çıkıp olup biteni izlememiştim.

O sırada kız içeridekilere daha doğrusu meraklı gurubuna derdini anlatmaya çalışıyordu. Kız-kıza eğlenmeye geldiklerini fakat geldiklerinden beri sözle ve bakışla taciz edildiklerini söylüyordu. Rahatsız olmuştu besbelli.

Tadımı kaçırmamaya çalışırken gurup şarkıyı bitirip izleyenlerden izin istiyorlardı kısa bir süre için. Gece yarısına çok fazla kalmamıştı.

Artık yeniden konsantre olamayacağımı düşündüğüm için yeni başlayan geceye doğru yürümeye başladım mekanı terk edip. Yolda polisler birileriyle uğraşıyorlardı. Çiçekçiler, ayyaşlar, müzisyenler gördüm. Asla tanımadığım bir çok insan sağlı sollu bazen aceleci bazen de yavaş hareketlerle yürüyorlardı. Kavga edenlere rastladım. Kederli ve sevinçli insanlara, hatta yürüdüm bir süre onlarla. Her birinin sevincini ve kederini anlamaya çalıştım.

O gece gördüklerim ve daha önceki tecrübelerimden erkeklerin neden bu kadar yapışkan olduklarını düşünmeye başladım. Sanırım hayatlarında bir kadın olmadan yaşayamıyorlardı. Ama onları da bir türlü memnun edemiyorlardı. Beki yeterince iyi dinleyip anlamaya çalışmadıkları için.

Olmayınca, sıkılıp bunalınca da olduğu gibi bırakıyorlar ve bir süre sonra, bazen canlarına tak deyince yeni arayışlara başlıyorlardı. Karşılık göremeyince de zaten doğal olan şiddet güdülerini devreye sokup zorla oldurmaya çalışıyorlardı.

Bunun hem kendi şanslarını azalttığını -hatta tamamen kaybetmelerine neden olduğunu-, hem de karşı tarafın sabrının taşmasına, kendine göre bir savunma mekanizması geliştirmesine neden olduğunu anlamıyorlardı.


İşte bunun için serbest radikaller olarak görüyorum artık erkekleri. Kadınlarsa mekanizmalar üretmeye devam ediyorlar, antioksidan ayarında.
__________________
Bütün arayışlarımızın sonu, başladığımız yere dönmek olacaktır ve bu yeri, ilk kez tanıyacağız....

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-08 14:31 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-02-08, 12:46  #7
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Sevmek özgür bırakmaktır.

Bu aralar özellikle akşamları, toparlanma projem dahilinde kalabalık içinde yalnızlık çekmeyi tercih ediyorum, Beyoğlu caddelerinde ve mekanlarında. Kimseyle bir işim yok. Daha doğrusu işimin olmaması için çaba sarf ediyorum. Tabii etraftaki konuşmaları duymazdan gelemiyorum. Her ne kadar bu aralar duymak istediğim şeyleri duyamıyor olsam da, kulaklarım o kadar kötü durumda değil, kalbime ve gözlerime nazaran.

Planlı programlı olmasa bile, ayaklarımın beni götürdüğü bir yer var elbette. Genellikle oraya gidiyorum. Yanlış anlamayın, kasıtlı olarak gitmiyorum, ayaklarım götürüyor. Tüm suçlu onlar. Ama asıl suçlu kalbim. Ah! afedersin kalbim. Şey, seni bu duruma düşürdüğüm için.
Özgün özgün yaşayıp gidiyoruz malt kıvamında. Herkes buranın ucuz olduğunu düşünüyor. Sanırım ondan o kadar çok içiyorlar. Pahalı olsa içmeyecekler! Benim bir fikrim yok, onca gürültünün içinde her zamanki gibi o gün yanımda olan kitabın ne anlattığına bakıyorum.
Başımda bekleyen yılışık ve paragöz garsona kalamar siparişi verip kaldığım yerden devam ediyorum kısa Özgün hayatıma.

Tam yanımdaki masada bir çift oturuyor, kimi zaman hararetli tartışmalar yapıyorlar konunun özel olduğunu kimseden saklamadan. Galiba kalabalıktan istifade ediyorlar, ondan o kadar rahatlar. Arada bir duraksayıp önlerindeki içkilerle ilgileniyorlar. Oğlan söylediği midye tavanın sol cenahından besmelesiz götürmeye başlıyor. Kızın yüzündeki ifadeden işte senin bana olan saygın bu kadar, dediğini duyabiliyorum. Kafanı tabağa gömmüş benimle değil, yemekle ilgileniyordun. E, haklı, bu kadarcık saygı beklemekte.

Seninle her yolu denedim, dedi kız. Seni terk ettim, geri döndüm. Sonra bitti dedik bitirdik. Arkadaş olalım dedik o da olmadı. Ne olacağız biz böyle?

Ne yapalım biz de böyle insanlarız, dedi oğlan. Bizi de böyle kabul etmek lazım. Her yolu denedik eğer olmuyorsa, denemeye ve olduramamaya devam edeceğiz.

Komik çocuk, esprili, kadınların genelinin hoşlandığı erkek modellerinden biri. Biraz daha konuşursa çocuktan ilham almaya başlayabilirim, diye düşündüm. Genelde roman karakterlerimin tarzında konuşuyor bu çocuk. Bu çocukta iş var, bu çocuk bize iyi gelir. Ne yapacağımızı bilmediğimiz şu zor durumda. Şu zor durumda ve hayatta düşebileceğimiz diğer zor durumlarda, hiç bir işe yaramasa hiç olmazsa güldürür bizi. Esprili ama çarpcı ve düşündürücü. Peki, gerzeğin teki bana göre de.

Salak mısın sen acaba? Bu böyle olmaz. Böyle devam edemeyiz. Böyle devam edersek günün birinde yüzyüze bakamayacak duruma geleceğiz. Bak çok ciddiyim, bu gece buraya gelmemek için son ana kadar direndim, ama olmadı gelmem gerektiğine karar verdim sonra. Ben buraya artık bu işi kesinlikle bitirmeye geldim, dedi kız.

Ben bitmesini istemiyorum, dedi oğlan. Seni seviyorum.

Sevmiyorsun diye müdahale etti kız. Sevsen bunca zaman ilişkimizi zenginleştirmeye çalışıyor olman gerekirdi. Oysa sen egoların yüzünden hiç bir şeyden taviz vermedin. Beni ve aramaızdaki şeyi görmezden geldin. Tabii daha bir çok şey yapmadın, ama en önemlisi bu.
Güzel kouşma. Güzel mesaj. Benim gibi mesajları çok çok geç algılayan bir adam için bile haddinden fazla dakik ve kendine getirici. Şok dedim içimden. Şok geçiriyorum. Bu kız hakkımdaki herşeyi biliyor ve kasıtlı bu şekilde konuşuyor. Kalkıp gitmeli buradan...

Ama gidemedim. Kalıp sonuna kadar izledim tartışmaları. Çaktırmadan, üstlerine fazla gitmeden. Üzerlerinde yabancı bir çift göz olduğunu farketmelerine ve tedirgin olmalarına imkan vermeden. Sonunu kadar gitmeli ve sonunu bilmeliydim. Sürekli kafamın içinde oğlandan çok kızın konuşmaları dolaşıyordu. İyi konuşyordu kız, espiri kaldıracak hali yoktu. Bunlar biribirlerinden ayrı kalamıyorlar diye düşündüm. Aşk bunların içine işlemiş, birazdan kalkıp saçsaça birbirlerine girerlerse şaşırmam. Aşk yaptırır çünkü bunu. Böyle söylediğimi duyunca canım sıkıldı, onlarla kendim arasında bir ilişki kurmuştum istemeden. Peki, bilinçli olarak.

Bunun olduğunu yani kendimi düşündüğümü, kendimi başkalarının yerine koyup düşündüğümü görünce de moralim hepten bozuldu. Sipariş ettiğim kalamarı da yemekten
vazgeçtim.

Hepimizin başına gelmiştir. Zamanın bir diliminde hepimiz aşık olmuş, o büyülü dünyaya kendimizi istemsizce bırakmışızdır.

Hani hep söylenir ya ne kadar şikayet etsek de onsuz duramayız diye. Gerçekten o olmadan yaşayamaz mıyız?

Aslında belki de aşk, o an için sevdiğimiz kişiyi düşündüğümüzde adanmayı, adamayı, adanmışlığı düşündüğümüzde, bunun sadece o an ve çok kısa bir süre için, ruhumuzun bize oynadığı bir oyundan ibarettir. Zorlanarak da olsa, insanın bir kişinin varlığına alıştığı gibi yokluğuna da alışabildiğine çok yakından şahit olmuşluğum vardır. Delicesine severken, ayrılmak sorunda kalan insanların zaman içerisinde unutmadıklarını ama sevgilerini dönüştürebildiklerini de çok gördüm. Ama bu genellikle tek taraflı oluyordu. Biri bu hâlâ sevmeye, aşık olmaya devam ederken, diğeri bu sevgiyi dönüştürmeyi başarabiliyordu, her nasıl yapıyorsa. İki tarafın bunu becerebilmesi haline genelde medenilik diyorlar. Çok anlamıyorum ben bu medenilik işini.

Oğlanla kıza dönüp konuşmalarına istemeden kulak misafiri olduğumu, aslında herhengi bir şekilde herhangi bir şeye misafir olmak istemediğimi, ama gelgelelim bir kere olduğunu ve kusura bakmamaları gerektiğini söyledim. Çok aşık ama çok karşılıksız aşık ve çok ümitsiz bir adamın halinden anlamalarını umdum, her ne kadar hakkımda en ufak bir bilgi vemesem de.

Şairin söylediklerine kulak vermelerini istedim.
Sevgi emekmiş,
emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar
sevmekmiş.
Ne dersiniz çocuklar, bunu bir düşünün isterseniz!
__________________
Bütün arayışlarımızın sonu, başladığımız yere dönmek olacaktır ve bu yeri, ilk kez tanıyacağız....
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-02-08, 14:08  #8
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Bitirmek

11. Şub. 2008
13:50
Sadece bana güven. Son kez bile olsa. Herşey güzel olacak.

06.Şub.2008
18:32
Deli gibi sevdiğimiz birini, neden en sıradan arkadaşımızdan bile daha çok incitiriz?
Gerçekten aşkı korumanın bir yolur var mı?
Neden artık herşey silindi, yalnız o var?
00:31

Gece çok ağır ve yorucu. Birşey yapmak gelmiyor içimden. Özledim sadece. Ve o kadınlardan sonsuza kadar nefret ettim.
07.Şub.2008
09:03
Zamana ihtiyacımız olduğunu söylüyor herkes. Oysa o zamanı bırak sana kendime bile nasıl vereceğimi hiç bilmiyorum. İçim dışım seninle doluyken geçen zamanın neyi alıp götüreceğini düşünüyorlar...

Bu sabah evimden değil başka bir evden çıktım yola. Evet yol tanıdık, ama o sevmediğim beğenmediğim, keşke başka bir yerde yaşasak dediğim yol değil.

Zaman geçmeli. Zaman gitmeli. Zaman gelip geçmeli. O günü görmeliyim.

Geçmesini istediğimde geçmeyen, geçmemesini istediğimde geçen her şeyden nefret ediyorum artık. Eskiden sevmezdim. Ama artık nefret ediyorum.

Not: nasılsın diye sorarlarsa artık sadece nasıl olduğum aklıma geliyor ve asla "iyiyim" diyemiyorum adetten bile olsa. Ne oldu diye ısrar edenlere ne olduğunu anlatmak istemiyorum. Birşey olmadı. Sadece tek bir şey olmadı çünkü. Çok şey oldu.
10:36
Yazmak rahatlatmıyor. Hiç bir şeyi de unutturmuyor. Daha çok hatırlamama neden oluyor yalnızca. Acaba artık yazmamalı mı, yoksa devam edip içimde büyütmeli mi, ama zaten çok büyük, daha ne kadar büyüyebilir. İşte hep bundan kaybettim ben, en istediğim en mutlu olacağımı düşündüğüm anlarde bile serbest bırakmadım kendimi ve duygularımı.

Ama artık bırakabilirim. Çünkü artık sadece ben serbest değilim. Artık herşey serbest. Bırakalım büyüsün.
11:15
Yeni bir yazı. Başlığı: "Sensizlik Burcu"

Başladığım, ne yazacağımı bildiğim ama sonundan ilk defa çok korktuğum bir yazı. Gerçek olduğu için mi? En gerçek olan her zaman bu kadar korkunç mu? Bütün sonlar mı korkunç?

İşte yeni, listeme eklediğim cevabını bulamadığım sorulardan bir ya da bir kaç tanesi daha.
12:44
Ne o yazıyı, ne de başka bir yazıyı yazmak istiyorum artık.

artık bitti.

Bitirdim içimde, ölsem de olmaz artık.

Hadi eyvallah sana da 3 günlük... günlük.
21:33
Yine de kendine dönmeyi öğrenmeli insan.
Ölmek ya da kötü olmak, ömür boyu mutsuz olmak benim gibi birine yakışmaz. Kalıp hayatla, kendimle, ve geri kalan şeylerle mücadele etmem gerekiyor. Bu zamana kadar neyi ertelediysem, neyi yapmayı unuttuysam, neyi aramayı unuttuysam hepsini gözden geçirmeliyim. Hayat devam ediyor. Sıkıntı hep var; ruhsal bunalım hep olacak. Bundan kurtuluş yok, bir kaçış yolu da yok benim bildiğim. Tek kurtuluş yolu herşeyi olduğu gibi bırakıp gitmek. Ya da git demek. Bunu da zaten kimi insanlar ustalıkla yapıyor. Ama ben yapamam. Kalıp mücade etmek isterim. Sonuna kadar var gücümle çalışmak isterim kurtarmak için.
Ama bir yere kadar anlatabiliyorsun bunu insanlara. Sonra yanlış anlamaya, bir takım ilginçliklerle seni hayattaki herşeyden soğutmaya çalışıyorlar. Allahtan böyle şeylere alışkınım, Allahtan.
22:28
Turuncu bir sıkıntı; çokça siyaha dönük. Biraz çamurlu beyaz; kirli, kirlenmiş, kirletilmiş daha çok.

Daha çok genç. Kalbinde yanlış adamlar var. Bilmiyor daha. Kafasında yanlış düşünceler var. Farkında değil.

Akşamları erken yatıyor; kötü düşüncelerden kurtulmak için. Mümkün olduğunca fazla çalışıyor. Eve dönmek istemiyor. O ev onu kasıyor. Bensizlik ona iyi gelmiyor. Biliyorum bunu...

Ama yapılacak birşey yok.

"Unut onu kalbim diyor," Metin Arolat şu anda.
23:10
Ben ölürken sen karanlık sokaklarda geziyordun
içini boşaltıyordun
benim olan içini, sadece bana ait olanı; içindekileri

ellerin, gözlerin ve artık bana çok uzak duygularınla birlikteydin
yalnız olan sadece bendim
yıllardan uzak, yürüdüğün yollardan
sesin de artık uzaklaşıyor işte böyle olunca
geceler de bir uzuyor ki sorma

yine de haksızlık edemem sana
yaşattığın şeylerden hep iyi olanlarını seçiyorum
sevgilim, sevgilim
seni ne çok kaybettim ben
nasıl gidebildim içinden
08.Şub.2008
17:57
evler, parklar, tabelalar, ve sonunda şehir de çekti gitti benden.

Özledim seni.
23:32
Şu an neredesin acaba. İnşaallah başına birşey gelmez. Allah seni korusun.

Ağlamıyorum. Mantıklı olmaya; onun hayatını mahvetmeye, hayatında bir engel olmaya devam etmeye, önünü kesmeye hakkım olmadığını düşünmeye çalışıyorum sürekli. Ağlamıyorum, ama gözümün ucunda duruyor gözyaşlarım. Bir patlamaya hazırlanıyor bu sessizlik. BAkalım nerede ne zaman olacak.
10.Şub.2008
03:48

Kendimi ilk defa bu gün onursuz ve gurusuz bir adam olarak gördüm. Hissetmek filan değil bu, görmek; gördüm. Hayatımda ilk defa.

Hayatım, çünkü, tanımsız, tarifsiz, değeri tespit edilmemiş bir taşa benziyordu. O'nun gizli gizli bu taşın bir çakıl taşı, değersiz bir taş olduğunu düşündüğünü de en çok bu gece anladım. Belki de haklıydı ama artık onun kalbinden de şüphe ediyorum.

Belki o taşı biraz daha dikkatli inceleseydi, kıratı düşük de olsa kıymetli bir taş olduğnu anlayabilirdi. Ama o bunu yapmadı.

Şimdi artık toprağa geri dönme zamanı, kıratımı ancak bu yükseltebilir. Denedim, olmadı işte; güneş ve hava yaramadı.
17:42
Bir üsür önemli soruya bir sürü önemli cevap verdim geçen yaknızlık zamanlarında. Hatalarını, hatalarımı, hatalarımızı masaya yatırdım, bu aralar boşken.

Okumaya da daha fazla zaman ayırdığımı gördüm bu esnada. Ama hep okumak hem de aklını başka bir şeyden sıyırmaya çalışmak oldukça zormuş. Ama başaracaksın, dedi, içimdeki değersiz taş.

Geçenlerde bir şiir okumuştum ama değerlendirmesini bu gün yapabiliyorum. Şair; Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni afetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş... diyordu. Şimdi şimdi anlıyorum ne demek istediğini. Ölürcesine istemek gerekiyormuş bazı şeyleri ama ölmeden, ölmeyi düşünmeden. Ve özgür bırakmakmış o en çok sevdiğini. Böyle olunca yapılacak tek şeyin ölürcesine beklemek olduğu sonucuna vardım. Olsun, bekleriz. İyi aşıksak bekleriz. Nasılsa artık zaman sınırımız yok. Serbestiz artık. Sadece biz değiliz serbest olan, artık herşey serbest.

Bekleyelim bakalım.
17:57
Chingon lyrics - Malaguena Salerosa
Que bonitos ojos tienesDebajo de esas dos cejasDebajo de esas dos cejasQue bonitos ojos tienes.Ellos me quieren mirarPero si tu no los dejasPero si tu no los dejasNi siquiera parpadear.Malaguena salerosaBesar tus labios quisieraBesar tus labios quisiera.Malaguena salerosaY decirte nina hermosa.Que eres lin........da y hechicera,Que eres linda y hechiceraComo el candor de una rosa.Si por pobre me despreciasYo te concedo razonYo te concedo razonSi por pobre me desprecias.Yo no te ofrezco riquezasTe ofrezco mi corazonTe ofrezco mi corazonA cambio de mi pobreza.Malaguena salerosaBesar tus labios quisieraBesar tus labios quisiera.Malaguena salerosaY decirte nina hermosa.Que eres lin........da y hechicera,Que eres linda y hechiceraComo el candor de una rosa.Y decirte nina hermosa.

Bakınız: neşeliymiş gibi görünen şarkılar.
19:18
Hayalperestsin, güzel hayeller peşinde
çok gençsin, yanlış insanlar kalbinde.

diyor Teoman şua nda. Ben de katılıyorum söylediği bu şeye.
20:15
Oturmuşsun karşıma şeytan da girmiş kanıma
Dalmışsın içkine balıklama, küsmüşsün sanki dünyaya
Ben bakarım, sen bakmazsan kendi kendine olmaz bu işler
Ben adamım sen kadınsın bu makina böyle işler
Çiçek takmışsın saçına, oturmuşsun tam karşıma
Ruhun okşanmak ister, durduramaz kendini
Kafan olmuş bir dünya, kanın olmuş sanki derya
Kalbin atmak ister, durduramaz kendini
Öper melekler, ısırır şeytanlar
Bu kafayla seni beyoğlu'nda...
Öperler
__________________
Bütün arayışlarımızın sonu, başladığımız yere dönmek olacaktır ve bu yeri, ilk kez tanıyacağız....

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-02-08 18:02 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-02-08, 13:39  #9
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Yalnızlık


Ne dersiniz hepimizin başına dönemsel olarak takılmadı mı bu taç?

Çoğu zaman bir ödül olarak görürüm bunu ben. Hele ki bir başkası tarafından bana sağlanmışsa. Ne bileyim tarafıma atılmış bir tokat bile olabilir yalnız bırakılarak anlatılmak istenen şey. Biraz kendi halinde kal, belki kendine gelirsin, hatalarını anlarsın tarzında. Ben bunun çok başarılı bir örneğini yaşıyorum bu günlerde. Çok işe yarar bulduğum bir hamlenin okkalı bir tokattan daha faydalı olacağını düşündüğümden olsa gerek, bu günlere bu meseleye kafayı takmış bulunmaktayım.

İnsanı sıkıntıya sokabilir yalnız kalma nedenine bağlı olarak ama yine de yalnız kaldığımızda ne yaptığımız çok önemlidir.

Eğer yalnızlığı kendimizi geliştirmek, hatalarımızı görmek, çok ileri derecede hayati kararlarımızı belirlemek için kullanıyorsak bence dikkat etmemiz gereken bazı husular var. Ama merak etmeyin, bu husulardan bahsedip canızı sıkmayacağım bu gün. Benim üzerinde duracağım nokta biraz daha duygulara dönük, biraz daha özel ve içine kapanık olacak.

Tercihe göre dünyanın en büyük mutluluğu, bilimsel olarak da intihar nedeni olarak açıklanıyor yalnızlık. Memnun olanlar ve olmayanlar ya da dönemsel olarak isteyenler şeklinde üçe ayırmak da mümkün.

Anladığıma göre yalnızlığı benimsemiş gibi görünüp yanlışlıkla hayat tarzı heline getiren insanlar genelde hayatla, diğer insanlarla (belki kendileriyle bile) barışık olmayan, sosyalleş(e)meyen insanlar oluyorlar. Sosyalleşmekten gezip dolaşmayı, eğlenmeyi, başkalarıyla birşeyler yapmayı değil, paylaşmayı ve topluma dahil birey olmayı kastediyorum. Belli başlı şeylere takıntılarının olduğunu da düşünüyorum ayrıca. Bu tarz insanların meseleleri çözme şekli biraz daha değişik oluyor. Meselesi olduğu şeyi düşünmek, onunla yüzleşmek, hatta o mesele hakkında meseleyi meydana getiren kişiyle konuşmak yerine yalnız kalarak çözmeye çalışıyorlar. Bunun nedeninin yalnızlığı disipline edememelerinden ve meselenin çözüm noktasında yalnızlığı en önemli amaç (oysa araç olmalı) gibi görmelerinden kaynaklandığı düşünüyorum. Çoğunun geçmişten kalma acıları var. Belki doğuştan itibaren başlayan, gelişirken geçirdiği travmalar, yetişkinlik döneminde yaşadığı tatsız olaylar ve nihayet uzaklaşma isteği.

Her şeyin bir ihtiyaçtan olduğunu kabul eden bir insan olarak yalnız kalma isteğinin kişi için herhangi bir ihtiyaçtan doğmuş olabileceğini de kabul ediyorum diğer taraftan. Çok çeşitli konulardan olma ya da kalma sıkıntıların birikimi sonucu uzaklaşma istediği de olabilir. Bunu gerçekten kendi içinde organize etmiş, içselleştirmiş, disipline etmiş ve ne olduğunu anlayarak kasıtlı bir şekilde tercih etmiş de olabilir, hiç bir itirazım yok. Önemli olan bunun inanılarak ve doğal yolla yapılması. Tarih boyunca inançsız yapılan hiç bir şey hiç kimsenin herhangi bir işine yaramamıştır. Doğal olmayan hiç birşey de hiç bir güzelliği içinde barındıramaz, dışarıdan mükemmel görülse bile.

Hayatta hiç bir koku bakir değildir. Hiç bir duygu da kendimize has değildir. Mutlaka her koku duyulmuş, her duygu başkaları tarafından daha önce algılanmıştır. Doğal olarak insan hiçbir duygusundan da tam olarak emin olamaz. Ruhun dehlizleri, psikoloji tekniklerinin verdiği imkanlar kullanılarak çözülmeye çalışılsa da bu zaman kadar kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.
Ancak insan duygu ve düşüncelerini iyi organize ederek, edindiği doğru bilgileri doğru anlayıp doğru yorumlayarak isabetli sonuçlar alabilir. Bu bir yetenektir ve zamanla gelişir. Bu çoğu insanın farkında olmadan kendi kendine geliştirdiği birşeydir. Kişinin bu yeteneğin kendisinde olmadığını düşünmesi, farkında olmaması gerektiğini düşündüğü olaylara dikkat etmemesi yüzündendir. Düşürüse aslında olmasını istediği şeylerin tam zamanında, tam yerinde ve tam olarak olmuş olduklarını gürür.
Sadece doğru bilgi ve doğru yorumlarla disipline edilen ruhlar, yalnızken alacakları kararları tam anlamıyla doğu şekilde gerçekleştirbilirler. Yalnızlığın bir zorunluluk mu yoksa keyfiyet mi olduğuna karar verebilirler. Mantıkla alınması gereken kararları ancak bu disipline tabii olarak alabilirler.

Anlaşılacağı üzre yalnız kalmanın önceden öğrenilmesi ve anlaşılması gerekmektedir. Tarihte gelmiş geçmiş ve bizim bilgimizde olan tüm peygamberlerin sözünü ettiğimiz ruh terbiyesinden geçtiklerini ve mutlaka ilk vahiylerini yalnıken aldıklarını da söz ardı etmemeliyiz.

Tabii ondan sonra asla yalnız kalmadıklarını da.
__________________
Bütün arayışlarımızın sonu, başladığımız yere dönmek olacaktır ve bu yeri, ilk kez tanıyacağız....

fin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 13-02-08 13:44 .
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-02-08, 15:07  #10
fin
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 71
Bilginin kısa mahiyeti

İnsan doğası gereği varlığının/varlığın nedenlerini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Kendi varlığıyla diğer varlıklar arasındaki ilişkiyi aklın yasaları dahilinde çözmeye uğraşır.

Bu sorgulama esnasında ilk başvuru kaynağı zihninde canlandırdığı tasarım/ image/ tasavvurdur. İnsan kelimeleri ve anlamlarını önce zihninde canlandırır. Tasarımları şekillendiren ve anlamlandıran bilgi doğuştan –fıtri- ve sonradan kazanılmış bilgidir.
Fıtri olan bilgi, insanın kendi varlığıyla ilgili bilgidir. Ağzın yemeye, ayakların yürümeye, ellerin tutmaya yaradığını fıtratında olan bilgiyle bilir. Zihin sağlığının bozulması dahi bu bilginin kaybolmasına neden olmaz. Sonradan edinilen bilgi tecrübe, lisan, yazı kullanarak edinilir. Sonradan kazanılmış olan bilginin ve edilen diğer bilgilerin toplamından, bu bilgileri işleyerek anlamlandırma sürecini başlatır.

Doğru anlamlandırmayı ancak doğru bilgi sağlar. Doğru bilgiyi doğru anlamak, doğru tasarımın temel ilkesidir. Doğru bilginin yanlış algılanması doğru bilginin özüne bir zarar veremezse de tasarımın sağlam zemine oturmayacağı kesindir. Bu nedenle doğru bilgiye ulaşmak kadar bu bilgiyi doğru anlamak da önemlidir.

İnsanın en büyük problematiği “anlama” ya da “anlamama” dır.
__________________
Bütün arayışlarımızın sonu, başladığımız yere dönmek olacaktır ve bu yeri, ilk kez tanıyacağız....
fin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Büyü Var mıdır? Yok mudur? Yaprak Konu Dışı 7 23-03-08 22:42
Yoksa boranjudge İnsan Bilimleri 1 14-10-07 18:39
Büyü nedir neden yasaktır ? ugurozaltn Arşiv 24 21-09-05 13:43


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 12:35.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz