Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.

2. Geleneksel Yaziyaz Amator Şiir Yarışması



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

İslam Aydınlanması Nasıl Oldu? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski09-02-08, 18:20  #1
sargon
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 87
İslam Aydınlanması Nasıl Oldu?



Başörtüsü yada türban bir sembol ama neyin sembolü? Bunu "dinsel inancımın gereği" olarak açıklamak bana yetmiyor. Öyle olsaydı sadece son yıllarda ortaya çıkan bir sorun olmazdı. Bu, aynı zamanda kadın haklarına bir saldırı niteliğindedir. Neden başka bir dinsel gereklilik değil de "türban" önplandadır şu anda. Bir örnekle açıklayayım. Bugün Türkiye'de din alanı Diyanet'in kontrolündedir. Diyanet kendi anlayışı çerçevesinde bir din sunumu yapmaktadır. Hatta kimi zaman fetva sayılabilecek açıklamalar yapmaktadır. Ve bu kurum tamamen devlet kontrolündedir. Halbuki bu yapı İslam'a uymaz. Birçok tarikata da uymaz. Bir sürü İslamcı grubun Diyanet'in kaldırılmasını ve din işlerinde özgürlük istediklerini duymadım ben. İstiyorlarsa da bunu bir politika haline getirip faaliyette bulunmuyorlar. Halbuki bu gerçekten de dine uygulanan bir baskıdır. Bir devletin kendi kanunları çerçevesinde faaliyetleri kontrol etme yetkisi vardır ama dini yönlendirmeye yetkisi var mıdır?

Neden islamcı gruplar bunu savunmazlar da gidip türban meselesini kaşırlar sürekli. Halbuki türban konusu hiç de bir "özgürlükler" konusu değildir. Kadın haklarını yoketme çabasıdır. Özünde yatan anlayış gericidir. Kadının erkeklerin şehvetini artırmaması için, iffetini koruması için vb. kapatılması gerekmektedir. Buna paralel olarak mirastan yarım hak (?), erkeklerin çok kadınla evlenme "hakkı" (?), iffetinden şüphlenildiğinde dayak hakkı (?) gibi "hak"larla tamamlanmış bir "hak"tır. Çağdaş bir dünyada böyle birşey bir "hak" olarak, bir "özgürlük" olarak kabul edilebilir mi? Neden islamcılar türban gibi bir "hak ihlal"ine sarılmış durumdalar? Neden özgürlük tanımlarını, inançlarını kontrol altında olmaktan kurtulmak üzerine değil de, birilerini baskı altına almak, kapatmak, zorlamak üzerine kurarlar?

Benim yorumum şudur. İslam düşüncesi 9. ve 11. yüzyıllar arasında altın çağını yaşamıştır. Ve gerçekten de sayısız bilim adamı yetiştirmiştir. Dünyanın en özgür toplumları olmayı başarmış ve dört bir yandan bilim adamlarını eğitim merkezlerine çekmeyi başarmıştır. Buralarda bugünkü İslam yorumundan çok daha farklı bir yorum yapılmış olduğunu ve bugünküyle karşılaştırılırsa oldukça geniş bir özgürlük alanı bırakıldığını düşünüyorum. Kuran'da yer alan birçok kesin hüküm bile tartışılmış. Bugün birçoğunu kesin "kafirler" diye saldıracağı yazıları o zamanın İslam dünyasının en parlak isimleri yazıyorlar. İbni Haldun, İbni Sina, El Biruni'nin birçok yorumu şu anki Kuran ve hadis geleneği için oldukça absürd'tür. Ama bu özgürlük sayesinde İslam uygarlığı, İslam uygarlığı olmuştur.

Şu anda ise ortada bir İslam uygarlığı falan yoktur. Geriye sadece bir gericilik kalmıştır. Kadınları kapatan, taşlayan, aydınları vuran, düşünceyi ve aklı öldürmeye çalışan bir anlayış egemendir. Türban tartışması da bu anlayışın Türkiye cephesinde ortaya koyabileceği "özgürlük" anlayışının çapını göstermektedir.
sargon is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:21  #2
sargon
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 87

Kuran'ı açıp baktığınızda bir sürü yasak, şiddet vb. ayetleri görüyoruz bugün. Diyoruz ki bu kitabın anayasa olduğu bir düzende ne bilim gelişir, ne de toplumsal bir uzlaşma sağlanır. Ama bu durumla çelişki oluşturan bir şey var ortada. Abbasilerin kara bayraklı devriminden sonra bir gelişme yaşanıyor ve parlak bir uygarlık görüyoruz. Bu bugünkü İslam dünyasından bakılınca anlaşılmaz görünüyor. Nasıl oldu da İslam gibi baskıcı bir rejimden parlak bir uygarlık doğdu?

İslamcıların kabulu şudur: İslam uygulanması bozulduğu için gerileme başladı. Aslında peygamber çok güzel bir kitap ve şeriat getirmişti. Bu yozlaştı o yüzden de çöktük. Hele son yılların modası da batının değerlerine düşmanlık şeklinde ortaya çıkıyor. Batının değerleri bizi yozlaştırdı. Halbuki batının değerleri oluşmadan İslam zaten çökmüştü. Devam edelim. Çözüm önerisi de şudur: Şimdi yeniden eskiye dönersek, özümüze sahip çıkarsak gelişiriz. Bunun için başlangıçtaki herşeye sahip çıkmalı ve yabancı eklentileri yok etmek lazım. Bu anlayışın getirdiği şey sadece kapkara bir yobazlık oluyor. Çünkü başlangıçtan görülen şey yasaklar, haramlar, korkularla örülmüş bir dünya.

Gerilemenin nedenini İslamiyetin kendisi olarak koyanlar ise 9. ve 11. yüzyıllardaki gelişmeyi açıklayamıyorlar. En fazlasından aslında ortada bir abartı var diye bir açıklama yapılabiliyor. Çünkü gerçekten de eğer İslamiyet bugün gördüğümüz gibiyse bu birkaç yüzyılda yaratılan şey açıklanamaz bir şeydir. Benim değerlendirmem şöyle. Bu dönemde Abbasi yönetiminin yorumu tamamen farklıdır. Oldukça ılımlıdır. Örneğin Abbasi isyanının lideri Ebu Müslim şöyle der: “Bir insan için ölçü alınabilecek tek özellik ruhunun soyluluğudur. Müslüman yada Musevi, önemli olan iyiliktir” Aslında kendisi de Mazdeist bir aileden gelmedir. Emevilerin baskıcı yönetimine karşı Şiiler de Abbasiler de uzunca bir savaş verirler. Abbasilerin en güçlü yanı ise milliyetçi değil enternasyonalist bir tutum almalarıdır.

Bu dönemle ilgili hikayeleri okuyan var mıdır bilmiyorum. Binbir Gece masallarında Harun Reşit dönemi çok geçer mesela. İslamiyet dönemi Arabistanı anlatılır. Ama şarap da içilir, kadınlar açık saçık da gezinir, oğlanlarla ilişkiler adeta yasaldır. Bugünkü ahlak anlayışına da din anlayışına da hiç uymayacak bir sürü şey vardır. İbni Sina çıkıp, ayın bölünmesinin doğru olamayacağını, çünkü gök cisimlerinin yapısının farklı olduğunu iddia eder. Dikkat ederseniz burdaki açıklama teolojik bir açıklama değildir. Bilimsel olarak böyle olduğu için doğru olamaz deniyor direk olarak. Yada İbni Haldun toplumların gelişmesini onların kendi iç ilişkileriyle açıklamaya çalışıyor. Hiç de ortada Allah'dan gelen bir şey yoktur. Bunların hepsi Allah inancı olan kişiler olsa da açıklamalarını kesinlikle inançlarına dayanarak yapmazlar. Gözlem, deney ve akla dayalıdır açıklamaları.

Bunlardan benim çıkardığım sonuçlar şunlar: Birinci olarak bu dönemde Kuran bugünkü gibi yorumlanmaz. Yasaklar, haramlar vb. öne çıkarılarak bir baskı rejiminin payandası yapılmaz. İkinci olarak Kuran'ın söylediklerine aykırı olan şeyler de ifade edilebilir. Toplumun üstüne kapkara bir çarşaf örtülüp baskı altına alınmamıştır. Hatta bu yüzden başka ülkelerden buralara aydınlar toplanır. Bağdat, Semerkant, Buhara, İsfahan gibi kentler o zamanın dünyasının en gelişmiş kentleri olurlar. Bağdat'taki halife dünyanın en zengin adamıdır. Hazinesi altın doludur. O yüzden de zenginlere Harun Reşit misin denir. Araplar ipekçiliği ve kağıt yapımını Çin'den öğrenirler ve bunu batıya satarlar. Birçok Abbasi halifesi akılı herşeyin üstünde tutan Mutezile ekolüne bağlıdır. Kısacası toplum gelişmekte, aydınlar yetişmekte, eğitim kurumları yaşamakta ve bilimsel üretim yapılmaktadır. Üçüncü olarak bütün bunlar Kuran sayesinde yada dine sıkı sıkıya sarılarak gerçekleşmiş değildir. Tam tersine akıl ve bilime değer vererek olmuştur. Dördüncü ve son olarak, bu uygarlığın yeşerdiği toprak İran topraklarıdır. (Bağdat da eski bir İran eyaletiydi.) Bu topraklarda daha önce sayısız uygarlık yeşermişti. Sümer, Babil, Asur, Pers ve daha sonra Helen uygarlığı burda yaşadı. Geçmişinde oldukça güçlü bir miras vardı. Bu birikimin de döneme renk vermemesi düşünülemezdi.

Bugün ise kendilerini en ileri sayan islamcı akımlar bile İslamiyete işlemiş olan "Zamanın Ruhu"ndan kendilerini kurtaramıyorlar. İslamiyete işlemiş olan bu ruh kendini izole etmek, yalıtmak, diğer dinlerin özellikle Hıristiyanlar'ın egemenliğine ait gördükleri herşeyi reddetmek, kısaca gerici bir anlayıştadır. Örneğin çözümün Kuran dışındaki bütün kaynakları reddetmek olduğunu düşünenlerin yazılarına bakıyorum. Emevilerle Abbasiler dönemini ayırmıyorlar bile. Hepsi Kuran'ı bozmuşlar. Tabii kendileri de bir yorum yapıyorlar. Yorum da zamanın ruhuna tamamen uygun. Aynen yukarda saydığım gibi. Yabancı kültür ve zihniyetler dinimize sokuldu vb., hadi bunları temizleyelim. Evet yabancı kültür ve zihniyetler İslama bu yorumlarla girdi, girmeye de devam edecektir. Hiç bir ideoloji veya din kendini bu yorumlardan kurtaramaz. Sonuçta şu anda yapılan yorumlar da şu anda içinde bulunulan değerler sistemi baz alarak yapılıyor. Ve hep de böyle olacaktır.

Özet olarak, parlak İslam uygarlığının Kuran ve dine sıkı sıkı sarılarak gerçekleşmediğini, tersine akıl ve bilime verilen önem sayesinde oluştuğunu, bu dönemin küçümsenmemesi gerektiğini, tersine ders alınması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi bu konuyu biraz daha açalım. Böylece daha iyi anlaşılacaktır.
sargon is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:36  #3
bozkır
 
bozkır'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,290

İslam devrinin aydınlanmasında iki şey yatar.Biri ticaret ve fetih hareketleri yani yayılma.Müslüman tüccarlar ve fatihler yeni bölgelere açıldıkça zengin bir bilgi birikimiyle tanışmışlardır. Burada öncelikle İran'ı anmak gerekir.Sasanileri yıktıktan sonra İran medeniyeti İslam kültürünü geliştirmiştir.Ardından hindistan ve turan havzasıyla çinle temas başlar.İşte islam kültürü doğunun bu gelişmiş medeniyetleriyle temas kururak ve ondan aldıklarını daha da geliştirerek zengin bir birikim yaratmıştır.

İslam medeniyetinin ikinci ateşleyicisi felsefe olmuştur.Antik Yunan bilgilerinden özellikle Platonla yeni bir bakış açısı yaratılmıştır.Yıkılmış yunan görkemi arapçaya çevrilerek yeniden doğmuştur.bunun yanında roma ve mısır kültürünü de eklemek gerekir.

Sonuç olarak islamın gelişmesi yayılmasından kaynaklanmaktadır.Bu gerek ticari olarak gerek fetih olarak...İslamın o devirlerde öz itibariyle tutuculağa daha terfi etmemesi de önemli bir etkendir.Allah işini biliyor.Son dini gerçek manadan uygun bir yerde uygun bir zamanda yollamıştır....
__________________
Sensiz camide, namazda işim ne? / Seninle buluşma yerim meyhane.
Benim sevmem de böyle, yüce Tanrı: / İstersen kaldır at cehennemine.

En büyük söz Kuran bile / Arada bir okunur besmeleyle.
Kadehteyse öyle bir ayet var ki / Okur insan her zaman, her yerde.
bozkır is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:41  #4
filozof454
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: Samsun
Mesajlar: 360

Bügün yaşanan islam anlayışı tamamen kuran'ın dışladığı bir anlayıştır.Size şu kadarını söyleyeyim hazreti Muhammet zamanında yaşanan din onun ölümünden sonra yön değiştirerek baskıcı bir hal almıştır.Bugün islam diye din zannettiğimiz bir çok kurallar aslinda Arapların adetleri kültürlerinden başka bir şey değildir.
filozof454 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:43  #5
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,252

islam aydınlanmasının yüzyılları haricinde yazılanların tamamına katıldığımı söyleyebilirim.Diğer taraftan İslam eğer bir aydınlık dönem yaşamışsa o da suların berrak aktığı ve araya hiçbir bulanık suyun girmediği peygamber dönemi ve yakın arkadaşlarının dönemidir.Eşyanın tabiatı bunu gerektirir.
özedönüş is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:46  #6
sargon
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 87

Mutezile İktidarda

Abbasi döneminin en azından bir bölümü sadece dinsel baskının az olduğu bir dönem değil, aynı zmaanda akıl ve bilimin imanın önüne konulmuş olduğu bir dönem. Bunun en güzel örneğini direk Abbasi halifeleri veriyor. Harun Reşit ve Memun zamanından itibaren halifeler Mutezile mezhebine katılıyorlar. 200 yıl kadar süren bir görkemli dönem yaşanıyor. Zaten Abbasi devletinin en görkemli dönemi de Harun ve Memun dönemidir.

Mutezile mezhebi bugün ehl-i sünnet mezheplerden kabul edilmez. Zaten mutezile'nin anlamı da "ayrılanlar" demek. Yani ehli sünnetten ayrılmışlar, onların yolunu terketmişler, sapmışlar anlamında. Ebli sünnete göre bu mezhebe girmek küfürdür.

Bu mezhebe göre eğer bir İslam hüküm akıl ile çelişirse akılı kabul etmek gerekir. Daha açığı akıl imandan üstündür diyorlardı. Örneğin kader ve kaza kavramları akıl ile çeliştiği için kaderi reddediyorlar. İlk Abbasi halifeleri sadece bu anlayışı kabul etmekle kalmıyorlar Abbasi devletinin resmi mezhebi haline getiriyorlar bu anlayışı. Bak mesela bir sünni sitenin bu konuda yorumunu alıntılayayım sana. Taraflı olduğunu, yani mutezile karşıtı olduklarını düşünerek oku lütfen.

Bu mezhep bir fikir hareketi olarak Abbâsîler döneminde gelisip yayginlik kazandi. Abbasî halifelerinin Mu'tezile'ye karsi tutumlari genelde müspet olmustur. Harun er-Resîd döneminde (170-193/786-808) saraya kadar nüfuz etmis olan Mu'tezilî düsünce, altin çagini el-Me'mun (öl. 218/833), el-Mu'tasim ve özellikle el-Vâsik'in hilafetleri esnasinda yasamistir. Bu halifeler döneminde Mu'tezilî görüs devletin resmi mezhebi durumuna gelmis, Mu'tezile âlimleri de devlet ricâli nezdinde en muteber kisiler olarak saygi ve itibar görmüslerdir. Mu'tezile âlimleri, bu dönemlerde, halifeleri kendi düsünce ve kanaatleri dogrultusunda yönlendirdikleri gibi, kendileri de devletin yüksek kademelerinde mevki sahibi olmuslardir.
http://www.enfal.de/orta08.htm
http://www.geocities.com/IslamPencereleri/mutezile.htm

Mutezile İslam tarihindeki en aydın akımdır ve onun akıl konusundaki yaklaşımından dolayı da zamanın İslam dünyasında bir gelişme yaşanmıştır. İçinde en çok aydın olan mezhep de Mutezile'dir. Ancak daha sonra halifelerin desteğini kaybetmiş, baskı görmüş ve nihayet silinmiştir. İslam dünyasının "parlaklığı" da onunla birlikte silinmiştir. Ehl-i sünnet mezheplerin egemenliği kurulup bugüne gelinmiş.

Şimdi burdan şu sonuçları çıkarabiliriz: İslamiyetin parlak dönemi Mutezile mezhebinin güçlü olduğu dönemlerdir. Bu dönemde imana değil akıla önem verilmiştir. Burdan bütün bu parlaklığı Mutezile mezhebi mensupları yaratmıştır sonucu çıkmaz tabii. Ama onların sayesinde bir atmosfer oluşmuş ve herkes bu atmosfere uygun argümanlar kullanmak zorunda kalmış. Etkisi Mutezile düşmanı halifeler zamanında da bir süre sürmüştür belki. Sonunda iman akıldan üstündür düşüncesindeki ehli sünnet sayesinde İslam dünyası tekrar karanlığa bürünmüş.
sargon is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:48  #7
sargon
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 87

Dinsiz İslam Alimi: Ebu Bekir Muhammed Bin Zekeriya Razi



Şu sitede bahsettiğimiz dönemin parlak felsefecileri var. Güzel bir çizim eşliğinde kısaca tanıtmışlar.

http://www.felsefeekibi.com/site/default.asp?PG=1258

Bunlardan Razi'den bahsedeyim. Fahrettin Razi ile karıştırmamak gerekiyor. Tam adı Ebu Bekir Muhammed Bin Zekeriya Razi. Tıp, kimya, eczacılık alanlarında çalışmış, 20 ciltlik tıp kitabı el-Hâvi ile tanınıyor. Tabii o dönemin bütün aydınları aynı zamanda felsefeci olduğu için Razi de 20'den fazla felsefe kitabına imza atmış. Yukardaki sitede hakkında oldukça ayrıntılı bilgi verilmiş. Özellikle felsefesi ile ilgilenilmiş. Kimya ve tıp konusunda da başka kaynaklardan bilgi bulunabilir. Birini ben vereyim.

http://www.insanvebilim.com/razi.htm

Razi'nin felsefi anlayışına ve getirilen eleştirilere bakalım bir de. Felsefe ekibi'nin sitesinden aktarıyorum:

Razi’nin zındıklıkla suçlanmasına asıl sebep, yukarıda gördüğümüz felsefi fikirleri değil, onun deizmi ve din görüşüdür. Allah’ın varlığını tanımak, iyi ve kötüyü ayırdetmek için dinlere ve peygamberlere ihtiyaç yoktur, bu konularda akıl yeterlidir, der. Dinler ve peygamberler birbirlerini yalanlamışlardır. Onların tek ortak noktası Allah’tan bahsetmiş olmalarıdır. Din ve peygamberlik hakkındaki menfi görüşlerini “Hiyelu’l-Mütenebbin”, “Mehariku’l-Enbiya” ve “Nakzu’l-Edyan” adlı eserlerinde ifade etmişti. Şu cümleleri onun bu konudaki görüşlerini özetler mahiyettedir: “Bütün insanlar yaratılıştan eşittir. Peygamberlerin hiç bir akIi ve ruhi üstünlükleri yoktur. Mucizeler birer vakıa değil, efsanedir; tek olan ezeli hakikate aykırıdır. Savaşların çıkmasına ve insanlığın mahvolmasına dinler sebep olmaktadır. Din adamları felsefi düşüncenin ve ilmi araştırmaların en büyük düşmanı ve engelidirler. Filozofların eserleri, insanlık için mukaddes kitaplardan daha çok faydalıdır. Dine bağlı olmanın sebepleri, taklit, alışkanlık, ananecilik, tembellik, baskı ve hadiselerin meydana getirdiği korkudur.(13)


İşte size 9 ve 10 yüzyıllar arasında yaşamış büyük İslam aliminin temel yaklaşım biçimi. Daha açık olabilir mi? Bırakın Kuran ve İslam'a sıkı sıkıya sarılmayı Razi ne dinlere ne peygamberlere ne de onların mucizelerine inanıyor. Peygamberlerin mucizeleri birer efsanedir diyor. Dinler savaşlara ve insanlığın mahvına neden olmuştur diyor. Adam daha ne desin.

sargon Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 09-02-08 18:51 .
sargon is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:49  #8
filozof454
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: Samsun
Mesajlar: 360

Kemalizm devrimi olmasa idi Türkiye bugün pakıstan gibi afganıstan gibi Dünyayı en gerilerden takıp edecekti.Örnekler ortada bana ıran neden çok gerilerde değil diye sorabilirsiniz ! Iran'ın petrolu var Iran'daki petrol bizde olsa idi biz bugün avrupanın en ileri devleti olurduk.Bu gün yaşanan türban tartışmaları kemalizmi ortadan kaldırmak için sadece bir araçtır.türbanın dinle bir ilgisi yoktur.
filozof454 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:52  #9
sargon
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 87

İlk Kıyamet Reddiyecileri: El Kindi, Farabi ve İbn-i Sina

El Kindi

El Kindi de bu dönemin özellikle çeviri, matematik ve felsefe alanlarındaki önemli bir ismi. 200'den fazla kitaba imza atmış. Özellikle Aristo'dan yapılan çevirilerin birçoğunu kontrol etmiş birisi. Aristo ve Platon felsefesine çok hakim. Mutezile ekolünden birisi olarak biliniyor. Yani akılı imandan üstün tutuyor. Akıllar hiyerarşisi diye anılan bir sistem oluşturmaya çalışıyor. İlaç dozajlarının ayarlanması, müzik, atronomi, simya vb. birçok alanda çalışmalar yapıyor ve tezler ileri sürüyor.

Bakış açısını ise felsefe ekibi sitesi "Yeni Platoncu Aristoculuk" diye özetlemiş. Yani ortada bir İslam vardır ama El Kindi gerçekte felsefi olarak yeni Platoncudur. Bu anlayışta bilindiği gibi Helenistik mistik sentezlere benzer ancak din alanında değil felsefe alanındaki bir karşılıktır. Görüldüğü gibi Elk Kindi'de aranırsa islama bağlılıktan çok antik Yunan felsefecilerine bağlılık bulunur.

http://www.atominsan.com/el%20kindi.htm

Farabi

Gelelim daha da büyük isimlere. İslam felsefesinin üç büyük isminden biri Farabi'dir. (diğerleri İbni Sina ve Gazali) Farabi ne düşünmüş ne söylemiş peki. Hangi kaynağa bakarsanız Farabi'yle ilgili şöyle bir açıklama görüyorsunuz: İslam ile Aristo felsefesini birleştirmeye çalışmıştır. İslam felsefesine akılcılığı getirmiştir.

Farabi'yle ilgili konunun özü bu. Detayı ise oldukça uzun tabi. Mantık, psikoloji, doğa bilimleri, metafizik, ahlak ve siyaset üzerine yazdıkları üzerine uzun uzun yazılabilir. Ama burdaki temel iddia ile ilgli olan şey açısından bu detaya girmek gerekli değil. Farabi akılcıdır. Akılcılığı düşman Farabi'yi de İbni Sinayı da, Mutezile ekolünün tamamını da zındık olarak suçlamışlar, ama işlerine geldiği zaman da "parlak İslam uygarlığından" sözetmişlerdir. Sormak gerekmiyor mu, bu parlak uygarlığını kuranlar kadının saçının teli görünürse cehennemde şu kadar yıl yanar, yüzüne boya sürerse kafir olur diyenler midir? İşlerine gelince övünme bahanesi yaptıkları bu isimlere dünyayı dar edenlerin bir de bu isimleri ağızlarına almaya hakları var mıdır? Razi, Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşte bizim değerlerimizdir, çünkü kör imanı değil akılı savunmuşlardır. Bugün aynı kafa yapısıyla yaşamış olsalardı onlar da Celal Şengör gibi konuşurlardı herhalde.

Farabi'den bazı sözler aktarayım:

"Hiç bir şey kendi kendisinin nedeni olamaz. Çünkü, nedenin kendisi, oluşandan öncedir."

"Hiç bir şey kendiliğinden yok olmaz, böyle olsaydı, var olmazdı."

"Erdemlerin en büyüğü bilimdir."

İbn-i Sina

Bir başka büyük isime bakalım: İbn-i Sina. İbn-i Sina dediğim gibi en büyük "İslam alimlerinden" biri kabul ediliyor. Farabi'nin öğrencilerinden biri. Peki temel felsefesi nedir? O da öğretmeni Farabi gibi Aristocu sayılıyor. Farabi'ye ikinci Aristo adı veriliyor. İbn-i Sina da öğretmeni gibi Aristocu ise onu da aşmış hatta «eş-Şeyhu’r-Reis » (baş üstat) denilmiş. Yani İslam dünyasının baş üstadı. Tıp alanında yüzyıllar sürecek bir etki bırakıyor.

Bilindiği gibi o da akılcı. Peki neden Gazali, Fahreddin Razi, İbn-i Teymiyye gibi isimler tarafından küfüre sapmış sayılıyor. Bir kere Aristocu. Ne olacak demeyin. Adam ahireti reddediyor. Çünkü İbn-i Sina'ya göre Allah ezelidir, dünya da onun düşünmesi ve bilmesi demektir. Bu durumda dünya da ezelidir. Yani kıyamet falan olmayacaktır. Ee, bu durumda kıyamet gününde dirilme diye birşey de olmayacaktır. Kadının saçı başıyla uğraşmayı bırakın, adam imanın temel şartlarından birini reddediyor. Ama "İslam alimi". Buyrun.

Birçok konuda ehli sünnete tamamen ters geldiği için de hayatı boyunca sürgün hayatı yaşamıştır. Çünkü İbn-i Sina'nın döneminde artık Mutezile'ye inanan halifeler yoktu. Gazneli Mahmut gibi bir zorbanın eline düşmüşlerdi. Gazneli Mahmud'un El Biruni'yi pencereden aşağı attığı, İbn-i Sina'nın ise elinden kurtulmak için çöle kaçtığı söylenir. Mahmud'un kendinden de düşkün oğlu Mesud zamanında ise evi yakıldı.

Bazı İslamcılar İbn-i Sina ile övünürler ama acaba düşüncelerini bilseler aynı şeyi sürdürebilirler miydi. Bu yzüden de sadece adından bahsedilir. Kısaca Aristocu'ydu denir, fazlaca detaya girilmez. Amaç sadece bir put yaratmak ve ondan yararlanmaktır. Halbuki ehli sünnet anlayışın en temel argümanlarına karşı çıkan, akıl ve bilimi kendine rehber edinmiş birisi vardır ortada.
sargon is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 18:56  #10
filozof454
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Ülke / Şehir: Samsun
Mesajlar: 360

Benim anladığım kadarıyla dini sadece çıkar menfaat ve hükmetmek için kullanmışlar dine dürüst inananlar mazlüm ve fakir insanlar olmuştur.Ticaret erbabı olan ve ya siyasetle uğraşanlar sadece dinin menfaatlerini kullanmış ve insanları yanlış yönlendirmişlerdir.
filozof454 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
İslam dini ile Dincilik ideolojisi arasındaki farklar özedönüş Arşiv 72 02-08-07 13:13
Bilimsel bir gerçek konusunda İslam alimlerinin izledikleri yol özedönüş Arşiv 28 20-04-07 01:07
İdeal,ülkeye yararlı bir birey nasıl olunur? gözlüklü İnsan Bilimleri 0 27-10-06 18:54


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 06:33.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz