"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| tehdit altında olan nedir ? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 877
| Günümüzde yaşanan türban tartışmasında olduğu gibi, bütün tartışmalarda laikliğin mi yoksa dinin mi tehdit altında olup olmadığı sorgulanmaktadır.. bir taraf özgürlüğü savunmak adına laikliğin tehdit altında olduğunu savunurken, diğer taraf ta aynı argümanı kullanarak inanç özgürlüğünü savunup dinin tehdit altında olduğunu savunuyor... ortak paydanın uzun yıllardan beri bir türlü bulunamayışının nedeni sanırım demokrasi kültürünü içselleştiremeyişimiz ile olsa gerek..Peki bu ortak zemini oluşturmak bu kadar mı zor ? bu sorunun cevabını verebilmek için bir takım ortak kabulleri yapmak zorundayız... İnsanlar sahip oldukları yaşam değerlerini, bir bilgiye, bir kültüre ve bir düşünüşe bir inanca dayandırırlar..bu onların en doğal haklarıdır.. Bu hak onları var kılan nedenleridir.. kimlikleridir...bu kimliğe göre bir şahsiyet-kişilik oluşturma onları inandıkları ideal insan olma yoluna iletir.. Toplumsal yaşamda bu farklı kimlikler-kişilikler bir arada yaşayacaklardır.. bu birliktelik ise farkı kabullerin, farklı düşünüşlerin ve farklı inançların biraradalığını gerekli kılmaktadır..Peki bu biraradalığın dayanılmaz koşulu ne olacaktır ?? sanırım en doğal ve temel esas, ''her bir taraf diğer tarafın varlık nedenlerini kabul etmeli ve hiç bir taraf kendi varlık nedenlerini bir diğer tarafa göre düzenlemek ve değiştirmek zorunda olmamalı'' kabulü olmalıdır... Medeni bir toplum yapısında, insanların varlık nedeni olarak kabul edilen dil, din, fikir, yaşam gibi temel hak ve hürriyetleri egemen (ideoloji-din-sınıf-kültür-kabul-izm) gücün onayına sunulamaz, tartışılamaz, oylanamaz ve belirlenemez... Bu kabulü yapan bir toplum temelde, sorunlarına nasıl bir yaklaşım serglemesi gerektiğinin formülünü elde etmiş demektir.. Medeni bir toplumda insanların biraradalığını sağlayan ikinci kabul noktası ise, ''birimiz hepimiz, hepimiz birimiz'' mantığını kurabilmek, onu yaşatabilmektir.. Toplumdaki bir kesimin var olma nedenini, hepimizin var olma nedeni olarak kabul edebilirsek, ancak hepimiz var olabiliriz.. birimizin var olma nedeni, kendimizin var olma nedenine tehdit olarak görülüyorsa, bu yok oluşun eşiğinde olduğumuzu gösteriyor demektir.. Herkes kendi var oluş nedenlerini korumak yerine, diğerinin varoluş nedenini korumayı tercih ederse bu diğerinden daha güçlü bir var oluşu temsil eder.. Aksi halde herkes kendi var oluş nedenini korumaya eğilimli olursa bu zayıflığa ve yok oluşa kapı açacaktır... Bütün bu söylediklerimi şu örnek konular üzerinde müşahhas kılmak istiyorum... Kamu oyunda ''Manisalı Gençler'' olarak bilinen bir davayı hatırlıyorum.. Yasa Dışı sol bir örgüt üyesi olmakla suçlanan 5-6 çocuğun emniyette yaşadıkları işkence olayının ayyuka çıkması ile ilgili olarak, müslüman kesimin yürüyüşler düzenlemesini ve protesto eylemleri düzenleyerek, ''bunlar bu toplumun evlatları, bizim geleceğimiz...'' diye sahip çıkmalarını çok dilemiştim...cılız bir kaç sağduyu sahibinin dışında hiç ilgi görmemişti... Sivas olayında yaşanan provakasyona toplumun bütün kesimlerinden aynı anda aynı tepkinin yükselmesi gerekmez mi idi ? oysa bu olay yıllar yılı gülbahçemizi ezip, çiçeklerimizi kıran bir buldozer gibi daldı aramıza.. bir otel yanmadı sadece orada, bir tarih, bir dostluk, bir kardeşlik ve bir dünya gelecek, yandı, gitti.. Sokakalarda ''kahrolsun Şeriat'', ''Kahrolsun komünizm'', ''falanlar irana, filanlar Moskovaya, şunlar arabistana, bunlar da parise...'' yürüyüşleri, ne komünizmi ve ne de şeriatı kahretti... kahrolan bizim geleceğimiz, yok olan barışa ve dostluğa olan umudumuzdu.. Bugün aynı sorunu Türban Sorunu olarak yaşıyoruz... Giyim şeklini kendi değerler sistematiğinde bir kimlik ve kişilik argümanı olarak kabul eden bir kesimin, varlık nedeni olarak gördüğü inanç özgürlüğünden hareket ederek kabul ettiği giyinme tarzını savunmak zorunda bırakıldığı bir olay ile karşı karşıyayız... Medeni Toplum olmanın en doğal yapısının zedelendiği bir olay bu.. Aynı toplumdaki farklı bir kabulün kendi özgürlüğünü, bir başka kesimin kabullerine karşı savunmak zorunda bırakılması... Bu olayda medeni bir tavır ortaya koyma ve medeni bir toplum olabilmenin test edildiğini düşünüyorum... her bir farklılığın kendi özgürlklerini savunmalarının hepimizin varlık nedenlerine yönelik uzun vadede zarar vereceği endişesini taşıyorum.. Farklı düşünen ve farklı inanan arkadaşların, tesettür konulu yazılarında bu hususa daha dikkatli yaklaşacaklarını ummak istiyorum... Türbanlı insanların yerine özgürlük eylemi yapan türban karşıtı arkadaşlarımızın hayalini hep taze tutmak kaydı ile, en azından kendilerine ya da laikliğe tehdit olarak algılama eğiliminden vazgeçeccebileceklerini ummak istiyorum... Konumuz ise şu.. Tehdit altında olan laiklik mi, Din mi ? yoksa bu ikisinin dışında olan başka bir şey mi ? sizce gerçekten tehdit altında olan nedir ? |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 3,169
| islam tehtid altindadir. Demokrasiler her zaman cikis yolu bulurlar? Coktan bitmesi gereken cok uzun sürmüs bir cürük sistemn yani vahsetin üzerine gidiliyor... __________________
Sevda deyince, insanlarin ödlerinin patladigi bir cagda yasiyoruz.... |
|
| #3 | ||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 666
| Alıntı:
Bu soruyu sormadan daha önce tehditi yüzeyselde olsa açıklamışsınız. Din her zaman tehdit altındadır. Dini tehdit eden unsurlar, illa dinsiz, Tanrı tanımaz kişi veya sistemler değildir. Bir dinin kendi mensupları tarafından, yozlaştırılması, bağnaz hale getirilmesi, bir başka düşünceye ve yaşam tarzına yaşama şansı vermeyecek, yargılı ve eylemli sistematik veya fevri hale gelecek zihniyet ve kişi ve gurupların oluşması da mümkündür. İşte o zaman, kişileri kucakladığını, maneviyatını yükselttiğine inandığımız din olgusu, en acımasız olgu haline gelecektir. O zaman karşısında hiç bir şey masum veya suçsuz olmayacaktır. Özellikle bu İslamiyet ise durum çok daha vahim olacaktır. Düşünün Hiristiyanlık öğretisinin temelinde, bir tokat atan kişiye, diğer yanağınızı çevirmek anlayışı hakimdir. Ama gelin görün ki, o temeller üzerine inşa edildiği zannedilen Hiristiyanlık öğretisi Haçlı zihniyetini, enginizasyonları, ırkçılığı ortaya çıkartabilmekte, milyonlarca insanın katledilmesinden sorumlu hale gelebilmektedir. İslmaiyeti düşünün bir kere. Kişinin manevi hayatından tutun, sosyal hayatına kadar kendini yetkilendirdiğini düşünün. Durum bi çok yanlış yorumlayan, ve bu yanlış yorumlamayı dayatma ve zorunluluk hale getirdiğinizi düşünün. O zaman durum bir çok örnekle sabit olmak üzere çok daha vahimdir. Bir barış dini olarak temel öğretisi olan islam, tamamen hoşgörüsüz, kan ve yıkım haline gelecek yaşam tarzı olacaktır. Eskilerin deyimi ile, cahil imam insanı dinden de imandan da çıkarır.. Eğer durum bu hale gelirse ise, karşısında olmaya gerek yok, ondan olmayan herşey tehdit altındadır. En son Gaziantep' deki El kaide operasyonunda gördük. Teslim olmasını isteyen polislere kafir diyen zihniyet, onların, " kardeşim bizde müslümanız " demesine rağmen, onların müslümanlığını kabul etmeyen, tutucu ve fanatik, burnunun ucunu göremez hale gelecek tehdit olacaktır. İşin traji komik hali ise, tüm bu tutucu ve gaddar yapı, yaptıkları her türlü eylem ve davranışları Tanrı adına yaptıklarını söyleme rahatlığı ve vijdanını taşımaktadır. Sokaklarda kafaları kesilen, tecavüze uğramasına rağmen zina suçu muamelesi ile recm cezasına uygulanan insan manzaraları hep Tanrı adına yapılan eylem vijdanı ile uygulanmaktadır. Tüm bu uygulamalar geçmiş dönem ortadoğu, arap ve sami kökenli kavimlerin kültürel, hayat görüşleri ile İslamın cilalanmasıdır. Kişinin inandığı ( dinsel anlamda ) ulu değerler ile arasında kimse olamaz. Her kim kendi inanları doğrultusunda bir başka kişinin inanç hayatına müdahale edemez veya baskı altında tutamaz. Asıl sorun burda. Yanlış din anlayışında. İşte bu yanlış anlayış, İslamiyet için diyorum ; doğduktan devlet haline gelip yayılmaya başladığında ortaya çıkmıştır. Bunun en büyük gazabını diğer halklar çekmiştir. Başta İrani kavimler, Kuzey Afrikalı kavimler ve Türkler en büyük acısını yaşamışlardır. Türk İslamcı tarihçilerin, gerçekleri hasır altı edip, atalarımıza yapılan hunharca ve gaddarca davranışları şimdileri islam adına yapıldığı için haklı bulup veya hiç oralı olmadan çocuklarımıza ders ve bilgi olarak öğretmektedirler. Kısacası, özellikle İslamiyetin siyasallaşması ve yozlaştırılıp, çıkarlar doğrultusunda yaşam tarzı haline getirilmesi karşısında, başta İslamiyet olmak üzere, o coğrafyada yaşayan veya yaşamayan herşey tehdit altındadır. __________________
Saygılarımla | |
|
| #4 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| >>> sanırım en doğal ve temel esas, ''her bir taraf diğer tarafın varlık nedenlerini kabul etmeli ve hiç bir taraf kendi varlık nedenlerini bir diğer tarafa göre düzenlemek ve değiştirmek zorunda olmamalı'' kabulü olmalıdır... İyide, islamiyet oldukça, bu öngörü hiç bir zaman gerçekleşemez. İşte meselede budur aslında.. İslaimyetin diğer fikirlere hiç bir saygı duymaması. Kuranda bile bu apaçık ortadadır. İnanmayanlara, sapık, azgın, hayvan, pislik vs. diyen bir öğretinin, bu saydıkları sıfatı taşıyanlara saygı duyacağını düşünmek biraz şey olur sanıyorum.. Biraz düşünelim. Sivas.. Madımak Olayları... Siz Sivas'ı böyle tanıyor, anlıyor, biliyorsunuz. Ama ben size Sivas'taki bir başka durumu izah edeyim. Sivas'ta migros açıldı. Ama zarar etti, battı gitti. Neden biliyor musunuz? Zira Sivas'lılar, "içki satılıyor" diyerek Migros'tan alışveriş etmediler. Elbette aynı durum diğer bakkallar, marketler, büfeler içinde geçerli. İçki satarsan, kimse uğramaz ve batarsın. İşte böyle bir zihniyeti vardır islamın. Yahu adam içki satar, o onun sorunu. Zira, orada içki içmek isteyen insanlar var. Onlarında bu ihtiyacının karşılanması lazım. Adam satsın ki, hem kazansın, hemde o vatandaşın işi görülsün. Ama olmaz, sen içki satamazsın. Satıyorsan, ben seni tanımam. Eee, çoğunluk böyle diyorsa, içki satılmasına hoş gören veya isteyen kişiler azınlık oluyorsa.. Bu azınlıkta, öyle bir işletmeye yeterli geliri sağlayacak kadar büyük değilse.. Ne olacak, içki satan bir-iki yer vardır merkezde.. Gider herkes oraya.. Elbette buradaki mesele, içki, haram, zarar, yeşilay filan meselesi değil. Buradaki mesele, müslümanların kendileri gibi olmayanlar nasıl baktıkları meselesi. Ve bu hiç gündeme gelmez mesela.. Başka? Başkası çoktur. Ananız ölümle pençeleşiyordur, yatağında. En küçük gürültüden rahatsız olmaktadır. Ama tepesinde bir cami. Minaresinde koca koca hoparlörler, sabahın köründe tepenizde yaparlar gürültüyü son ses.. Hasta olmasa ne olur sanki? Yahu ben müslüman ile aynı saatte uyanmaya mecbur muyum? Ramazan'da oruç tutmak veya tutmamanın olmak yada olmamak meselesi olduğu malum değil mi? Oruca saygı bekleyenlerin, oruç tutmamaya saygı göstermedikleri malum değil mi? Kısaca, ortalık müslümanların "diğerlerine" hiç bir şekilde saygı ve tolerans göstemrediklerini gösteren örneklerle dolup taşıyorken, sizin çıkıp bu söylevi yapmanız hiç bir anlam taşımıyor. Biz, inanmayanlar, bugüne kadar, oruç tutuyor diye kimseyi dövmedik. Ne lan bu gürültü diye, minarenizi yıkmadık, hocanızı dövmedik. İçkimizi gidip 15km öteden alıp geldik. Bir müslümanın sizinki gibi, "karşılıklı yaşam stillerine saygı" beklemesi için, öncelike başkalarının yaşam stiline saygı duymayı öğrenmesi ve hayata geçirmesi gerekir. Efenim, mansia'da solcular için yürüyüş yapmışlarda.. Geçin efenim bunu.. Bu mahallede inanmayanlar olabilir, şu ezan ile milletin uykusunu bölmeyelim diye bir yürüyüş yaptınız mı hiç? Siz, kendi yaşam sitilini bir hak olup görüp sonuna kadar dayatırken, böyle laflar ile yapacağınız takiyyeler ancak sizi ikna eder. Sizin "inanca saygı" dana anladığınız, sadece kendi inancınızın yaşanmasıdır, diğerlerinin inançları ve yaşam stillerinin hükmü yoktur.. |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,661
| Türk milletinin geleceği kökten laikçilik ve kökten faşizm tehdidi altındadır... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İnançsız hayatın amacı nedir? | Godot | Arşiv | 26 | 18-06-07 17:36 |
| Değeri Nedir? | Godot | Arşiv | 40 | 12-06-07 17:51 |
| Kader nedir ? | petricli | Arşiv | 140 | 02-12-06 16:59 |