"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Hazarlar / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tarihsel süreçte her türlü inanışın tarihsel serüveni. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 22
| “Hazezlilerle muharebe ede.Ve vaadettiki yakın zamanda yardım göndere.Bunun üzerine Cerrah ,tekrar Berda hisarına gelip oradan Verkan şehrine geldi ve oradan Erdebil’e geldi.O zaman Erdebil’de otuzbin kişiden fazla Müslüman yerleştirilmişti. İmdi Cerrah’da sakin olup dört tarafa asker gönderdi.Yağmalatıp esirler getirdiler.Hazez Meliki Nacil,babası Hakan’a adam gönderdi. O da bütün kafirlere name gönderip Müslümanlarla cenge çağırdı.” “İmdi her taraftan kafirler Hakan’ın yanında toplandılar.İmdi Hakan’ın oğlu Nacil 3 yüzbin kişi ile * Mecma nehrine geldi.Ve oradan göçüp Verkan’a geldi.Verkan halkını kırdı ve oradan Cerrah üzerine teveccüh etti. O gün Cerrah’ın askeri dağınıktı.Her tarafa yağmaya gitmişlerdi. Hakan’ın oğlu o ağır asker ile her nerede Müslüman askerinden buldu ise kılıçtan geçirdi. Hiç aman vermedi.”(1) Bu satırlar ünlü arap tarihçi Tabari’ye ait.Cerrah, Halife Ömer (II) zamanında Horasan valiliğine atanan ünlü Abdullah b.Cerrah. Horasan’a ilk atandığında Halifeye yazdığı şu mektupta nasıl birisi olduğunun ipuçlarını vermektedir; “Horasan’a geldiğimde fitne ve karışıklık çıkarmaya düşkün bir kavimle (Türkler) karşılaştım. Onların hakkından ancak kılınç ve kırbaç gelecektir.(2) Neyse konumuz Türkistan değil. Yukarıda Tabari!nin anlattığı kafirler..Kim bu kafirler ? Anlatılanlar Hazar Türkleri.Ve 8.YY da en önemli üç güçten (İslam İmparatorluğu,Bizans İmparatorluğu ve Hazarya) biri..Tarihte oldukça ilginç ve önemli bir köşetaşı Hazarya ve Hazar Türkleri.. İlginçlikleri gönüllü ve iradi bir süreçle “Yahudi” dinini seçen bir devlet olması.Önemleri ise Arap yayılmacılığının Kuzeydeki sınırını belirlemiş ve İslam Ordularının Bizans ve Avrupa’ya geçmelerini engelleyen denge unsuru olmaları.. Tartışılması gereken bir tarihsel “vak’a” olarak duruyor Hazar Türkleri... (Okunması gereken bir kitap; E.Aydın'ın Nasıl Müslüman Olduk) *E.Aydın bu sayıya itiraz ediyor ve sayının 20 bin olması gerektiğine işaret etmiş. (1) Tarihi Tabari c 3 s.412 akt.E.Aydın nasıl müslüman olduk s.183 (2)Z.Kitapçı Tükistan’da İslamiyet s.185 akt E.Aydın a.g.e s.122 __________________
Nihil humanum mihi alienum est. İnsani olan her şey kabûlüm. frodo Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-02-08 02:07 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 217
| İbn rüsd, hazarlarda, devletin resmi dini olarak museviligin kabul edildigini fakat halkın yinede eski şaman inanclarını sürdürdügünü belirtr. Yine bu konuda arap tarihcilerden mesudinin soyle bir yorumu vardır; devletin baskın dini musevilikti ve yedi yargıcı vardı. Bunalrın ikisi yahudi, ikisi hristiyan, ikisi müsluman ve diger geriye kalan yargıcında hristiyan olmayan slavları temsil ederdi. Bu uygulamanın nedeni ise, dinleri benimseyenler arasındaki çogunluktanmı yoksa başka sebeblerdenmi oldugu da kesinlik kazanmamıstır. Aslında konusulması gerekn su olmalıdır arastırdıgım bazı kaynaklarda yukarıda da belirttigim gibi, hazar devletinin üst tabakası yani kagan , ailesi ve etrafındakiler yahudi, halkın cogunlu şaman ve tuccar kesimi musluman ve hristiyanlardan olusmakta. Ve bu olusuma göre üst tabakanın yahudiligi secmiş olması siyasi düşüncelerle hareketlenmiş olabilir. Bir tarafda bizansın hristiyanlıgı, öte yandan abbasilerin müslümanlıgı belkide hazarları komsularının nufusları altına girmemek için musevilige sevketmiştir ? Tabi burda kafir soylemide cok ilginç... meaculpa Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-02-08 03:01 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39
| Hazar' ların İslamiyetin Avrupa ve Rusya üzerine dogru ileleyişlerini durdurdukları ve bu sırada yeni oluşan Rus çarlıgını islamiyetin etkisinden saklayarak ve Bizans'a da Arap haifeleriyle boguşabilme destegi vererek tarihte tayin edici role sahip bir devlet kurdukları tüm tarihçilerin ortak görüşüdür. Hazarlar ilkel de olsa Dogu Avrupa'nın barbar temel üzerinde kurulmuş, kölecilik formasyonundan geçmemiş ilk feodal oluşumudur. Bagımsız Hazar Hakanlıgının tarihi 651 yılında başlamaktadır. Hazarlar üzerine ilk Arap seferi Halife Osman zamanında Abdurrahman önderliginde yapılıyor bu savaşta Abdurrahman 4000 müslümanla birlikte ölüyor. Taberi'den şu bilgi Hazarların dini inaçları açısından önemli : ' Hazarlar Abdurrahman'ın cesedini büyük bir kabın içine koyarak muhafaza ediyorlardı. Onun yardımıyla yagmur yagdıracaklarını, kuraklıgı engelleyebileceklerini ve savaşta zafer kazanacaklarını zannediyorlardı. ' Burada ölü düşmanın bedenine tapınma bilgisini görüyoruz. Bu tür bir tapınma güçlü düşmanın ölümünden sonra sihirli güçler yaydıgı ve bedenini elinde tutan insanların hizmetinde oldugu şeklindeki inançlarla benzerlik arzetmektedir. Burada tek yeni husus ölü düşman bedeninin muhtemelen konserve haline getirilmiş şekilde bir kap içinde saklanmasıdır. Bu bilgiyi Hazarların dini inaçlarını irdeleyebilmek için bir kenara not edelim. 'Rivayete göre Hamzin'e 10 fersah mesafedeki Ranhaz şehrinde büyük bie agaç varmış. Şehir halkı her perşembe günü toplanır, agacın dallarına meyveler asar, önünde secde eder kurbanlar sunarlarmış.' Barhtold dan aldıgımız bu bilgide agaç kültünün de Hazar halkı arasında yaygın oldugunu görüyoruz. 737 de Mervan Hazar Hakanını İslamiyeti kabul etmek zorunda bırakmıştı. Ancak bu zorunlu din degiştirme saglam temeller üzerinde oturmamıştı. Hazar Hakanı kısa süre sonra düşmanının dinini reddetmiş fakat bununla birlikte İslamiyetin yayılmasına müdahale etmemişti. Bizans'a baglı olarak uzun süredir Hazarların hakimiyeti altındaki Kırım ve Kafkasyada yayılan Hırıstiyanlık da taraftar topluyordu. Hazarlar İslamiyet ve Hırıstiyanlıga karşı bagımsız bir pozisyon alan museviligi seçtiler. Hazaryanın başında bulunan yönetim zaten Musevilerden oluşuyordu. O günkü şartlarda Hazar yönetimi ya atalarının dinini muhafaza etmek, ya da Hırıstiyanlık ile İslamiyetin karşısına dikilmek zorundaydı. Hazarlar ikincisini seçtiler. Museviligin felsefi temelinde bir ırkın dini olması , dine giren yeni kişinin ancak atalarının musevi olması ile mümkün oluyordu. Bu ataların hayali olması kaideyi bozmuyordu. Yahudiler Kafkaslarda yaşamışlardı. Arap fethinden çok daha önceleri Dagıstan'da Yahudi cemaatleri vardı. Mazdaki isyanı sırasında Yahudi hahamı Mar-Zutra Mazdekilere katılmış ve 7 yıl boyunca Zerdüşt Persler'e karşı mücadele etmişti. Mar-Zutra 530 civarında idam edilmiş ve Davutogullarının hanedanına mensup olanların hepsi kaçmış Filistine sıgınmıştı. Fakat onların yoksul Yahudilerden oluşan bir kısmı, silah arkadaşları İran'lı Mazdekilerle birlikte kurtulup Kafkasyaya kaçtılar. Bunlar orada klan dışı evliliklerle Yahudi asıllı olmamakla beraber başka kabilelerden olanların Museviligi benimsemelerine izin verdiler. Böylece Musevilik Kafkaslarda yayılma imkanı bulabildi. Museviligi kabul eden ilk Hazar Prensi Bulan dı ve bu 9 yy. ın başında olmuştu. Hun prensi Alp-İlitver 682 de Hırıstiyan'lıgı kabul etmişti. Alp-İlitver Hazarların bünyesinde yer alan ve onlarla kaynaşan Dagıstan'lı Hunno Bulgarlar'ın prensiydi. Hazarlar'ın dini hoşgörüsü Ortaçagdaki genel dini uygulama içinde bir istisna idi. Hazarlar'ın bu dini hoşgörüsü , Hazar devletinin oldukça degişik unsurlardan müteşekkil olmasıyla ve merkezi yönetimin Museviligi benimsemiş olmasına karşın, devlet erkanının önde gelenlerinden bir kısmının Hırıstiyanlıga baglı olmasıyla izah edilmektedir. Bu arada Hazar halkının dogu şehirleriniyle baglantısı olanlar arasında dikkat çekecek ölçüde Müslüman vardı ama halkın ezici çogunlugu atalarının dinine baglıydı. Hakan, daima, üyeleri 10.yy da servetiyle şöhret yapmamış aynı ve meşhur bir aileden seçiliyordu. İstahri, İtil pazarında ekmek satan ve hakkında hakanın ölümünden sonra onun yerine en yakın aday oldugundan bahsedilen bir delikanlıyı gördügünü, ancak ailesi Müslüman oldugu için onun bu hakkını kaybettigini ve hakanın ancak Yahudi olabilecegini kaydetmektedir. Batı Türk Hakanlıgının yıkılışından sonra, Hazarya'da yönetimi elinde tutan Türk Açina Hanedanı torunları, bagımsız bir devletin başına geçmişlerdi.Fakat zaman içinde gerçek güçlerini yitirip güçlü mahalli beylerin hakimiyeti altına girince, sadece geleneksel iktidar sembolü haline geldiler. Hazar prenslerinden en güçlülerinden birisi olan bek, devlette iktidarı ele geçirerek, onu Türk yönetici ailesinin varisi adına yönetiyor olsa da gerçek bir melikti.Güçlü Türk Hakanlarının faydalandıkları ve güçsüz torunlarına miras bıraktıkları saygı, Hazar melikinin elinde sadece sıradan insanları degil aynı zamanda diger Hazar prenslerini ve komşu kabileleri itaat altına almak için bir vasıta olmuştu. Tabi ki bu durum onu yalnızca yaşlı hanedanın torununa katlanmaya degil, aynı zamanda ona büyük bir saygı göstermeye de mecbur bırakmıştı. Hakanlar, artık halkın nezdinde devasa bir imparatorluga sahip olan atalarının güya malik oldukları tanrısal gücün miras bırakılmış şanını temsil ediyorlardı, ve halk da bu kişisel lutfun bir tebaasıydı. Yahudilik ise bu tür düşüncelerin gelişimini engellemedigi gibi, aksine onun benzerlerini eski Yahudi görüşüyle kutsal hale getirmişti. Hazarlar gördükleri bolluk ve bereketi hakanın kişiligine baglıyor; başlarına gelen bir felaketi ise onun tanrısal gücünün zayıflamasına yoruyorlardı. Mesudi Hazar topraklarında herhangi bir kuraklık ya da başka bir felaket yaşanır, yahut savaşta yenilgi alınırsa, halkın ve beylerin hemen melike başvurarak ' Biz başımıza gelen bu felaketi hakana baglıyoruz, onun varlıgı bize yaramıyor, ya onu öldür ya bize ver öldürelim' dediklerini belirtiyor. Melik bazan bu istegi yerine getirip hakanı öldürüyor ya da halka teslim ediyor bazan de bu suçlamalara karşı çıkıp hakanı koruyordu. İbni Fadlan'a göre hakan kırk yıldan fazla hükümdarlık yapamaz, eger bu süreyi aşarsa Hazarlar'ın düşüncesine göre aklı zayıfladıgı, beyni sulandıgı, hatta tanrısal güçlerinin zayıfladıgı ve halka bir faydası olamayacagı için öldürülüyordu. İbni Fadlandan ögrendigimize göre hakan ölünce, onun için, içinde 20 oda bulunanbir saray yaparlar. Odalardan her birinde hakan için bir mezar kazılır. Bundan sonra taşlar sürme tozu haline gelinceye kadar kırılır, kabrinin içi bununla döşenir. Bunun üzerine de sönmemiş kireç atılır. Hakanın cesedi bu odalardan birine defnedilir ve kimse hangi odaya gömüldügünü bilmesinler diye bu işi yapanların kelleri vurulurdu. Hazarlar, hakanın sadece şahsına degil mezarına da büyük saygı gösteriyorlardı. Mezarın yanından yaya olarak geçen her kişi önünde egiliyor, at üzerindeyse attan inip, mezar tamamen görünmez hale gelinceye kadar, atına tekrar binmiyordu. Açina Türk Hanedanına mensup hakanlar başlangıçta çok güçlüydü. Ancak Arap Mervan'ın 737 de indirdigi darbe hakanın prestijini sıfıra indirmişti. Dagıstan Yahudilerinin aktivitesi ile bir devlet darbesi sonucunda iktidar Hazar meliklerinin eline geçmişti. İktidarın Yahudi niteligi, yahudiligin kavimsel özünden dolayı geniş kitlelere yayılmasını engelliyordu. Hırıstiyan, Müslüman ve putperest halk ise bu yönetime karşıydı.Ancak güç kullanılarak itaat altına alınmışlardı. Bu durum karşısında egemenlerin buldugu formül çok geniş bir dinsel hoşgörü ile hakanın şahsında atalar dinini insan-tanrı kavramını sürdürmek olmuştu. Hazar örnegi bize, dinsel düşüncenin gelişiminde sınıf ve çıkar ilişkilerinin önemini vurgulamak açısından çok yararlıdır. Dinsel dogmaların ancak mülkiyet çıkarları ile başa baş gittigini gösterir. Egemenler halkı sömürmek için, kendileri tek tanrıya inansalarda bir insan-tanrıyı meşrulaştırabiliyorlar. Tüm dinlerin ortak paydası emegin sömürüsünden egemenlerin ne kadar pay alacagı noktasında dügümlenmektedir. Temel mesele de doguştan gelen yaşama hakkının ölümden sonra kazanılan bir hak olarak lanse edilmesidir. Ahret inancı olanların bunu çok iyi düşünmeleri gerekir. saygılarımla |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 217
| Sayın dilaver; İnsan- tanrı meşurlaştırmasından bahsetmissiniz hazarlar adına ve ben bu konuda eski Türklerin kut kavramlarından bahsetmek istiyorum. Bu yazınızda aslında ne kadar yahudilik devlet dini olarak benimsensede halkın cogunlugunun hala şamanizm etkilerini taşıdığını ve yaşattığını göstermektedir. Kut tanımını kısaca yapalım; kut yasam gucu demektir ve yasam gücünü gok tengriden alır. Kutu sahplenenler kutsal kişiler ilan edilir ve korumaya alınıp aynı zamanda başarıdan başarıyada kut sayesinde koşulduguna inanılır. Kutu da, Tanrı verdiğine göre, devletin düzeni yer ile göğün düzenine bağlı idi; ona isyan olmazdı. Dev letine isyan eden, Tanrıya isyan etmiş demekti. Türk devlet felsefesi, Türk milletinin veya bir kişinin kendi iradesi ve hırsıyla, bağlı olduğu devlete isyan edip, başkaldıracağını kabul etmiyordu. Halkın kaganı bu derece yüceltmesinin nedenide tanrıdan alındıgına inanılan kut u tasıdıgını düşünmeliridir. __________________
Errare Humanum Est. |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39
| Sayın meaculpa Bahsettiginiz kavramın eski Mısırlıların ka sından, Sümerlilerin me sinden bir farkı yok. totem inanışı tüm eski toplumun ortak inanış biçimi. ekonomil zorunluluklardan kaynaklanan,ekonomi tarafından belirlenen bir biçim. Totem inanışı nesneldir ve somutdünyanın algılanmasına dayanır. Totem ortak yaşam gücüdür, ortak atadır. her insanın içinde olan ve ölmeyen yaşam gücüdür. dededen toruna aktarılır.Müllkiyetin ortaya çıkışı ile birlikte şefler tanrıya dönüşmeye başlar ve şefin otoritesi tanrıya dönüşür. Tanrı krallar geçmişteki büyü gücünün bireylere dönüşmesi ve bireylerde hayat bulmasıdır. Bu pek çok toplumda ortaktır. Bundan sonraki aşama ise soyut tanrılardır. saygılarımla dilaver Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-02-08 11:29 . |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 217
| Sayın dilaver; İnsanlık tarihini totemizm ile başlatarak bütün dinleride burdan türetiyorsunuz. Totemizm sınırları net ve belli olan bir olgumdur sizce? Bir cok toplumun inanclarında totemist yaklasımlara rastlamak mumkun tabi ve totemleri isanların somut dunyayı algılaması için var ettıklerını dile getirmissiniz burda da karsı cıkılacak bır nokta yok ki devamına animizm ile ise bırde ruhsal anlamda bir boyut kazandırılmıstır fakat soyle bir iddiayıda dile getirmek lazım konu eski turklerden hazarlar olunca; malum ki turkler yada hunlar diyelim en eski kavramı ile, gök tanrı dinine inanmaktaydılar, tek tanrıya inan bir toplulugu bütünüyle totemist ilan edebilirmiyiz? Göktürklerde totemist degillerdi fakat kurt destanı ile kurda özel bir anlam yüklemişlerdi. Aslında burda anlatmak istedigim totemlerin sınırlarının net olmadıgı, tek tanrılı dinlerin icinde de bu yasam sisteminin izlerine rastlanabilirligi. Bu anlamda da dinler tarihinde somut tanrılardan soyut tanrılara evrim acıkcası beni cok fazla ikna etmiyor belkide bir tanrı inancımın hakim olması en büyük etkendir. Dile getirdigimiz tüm kavramların ice ice yasandıgını savunmaktayım. İnsanlıgın dininin tevhid dini cıkıslı oldugunu kabul ederken hak verirsiniz ki politeizmden , monoteizme evrimide çürütmem lazım. Ayrca ilkel kabile dinlerinde de bir "yüce tanrı" inanısının da varlıgı bilinmekte bu anlamda, bu inanışı tevhid dininin süregeln izleri olarakda tanımlamak pekala mümkün degilmi sizce... Fakat totemik çag adına yorumlarınızı da dinlemek isterim. __________________
Errare Humanum Est. meaculpa Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-02-08 15:53 . |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39
| sayın meaculpa başlık sahibi ve yönetim açısından bir engel yoksa bu konuyu tartışabiliriz. Ama o zaman Hazarlar başlıgı başka mecraya gitmiş olacak ve başlıktan uzaklaşılacak. Göktürklerin Kurt efsanesi bile başlı başına totemizmin ve totem atanın bir kalıntısıdır aslında. İlk totemleri Kurt idi sonra yol göstericiye dönüştü. İnsanlıgın evrimi 160 bin senedir sürüyor ve dinlerin bunun içindeki yeri çok ama çok kısa. saygılarımla |
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 217
| Alıntı:
Evet bu başlık altında konuşmamız uygun olmayabilir farklı bir başlık acabiliriz bu anlamda. __________________
Errare Humanum Est. | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|