Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.

2. Geleneksel Yaziyaz Amator Şiir Yarışması



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Dinler tarihi

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Totemizm / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tarihsel süreçte her türlü inanışın tarihsel serüveni.

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski16-02-08, 16:00  #1
meaculpa
 
meaculpa'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 214
Totemizm



Bu başlık altında konusabilecegimizi umuyorum.
Göktürk inanclarında kurdun totemlestirilmesi olgusunu bende vurguladım ve bu yüzden totemlerin diger inanclarlada beraber idame ettirildigini bu anlamda sınırlarının net olmadıgını dile getirdim. Etkileşmenin kaynagınında tek tanrılı dinlerin cıkısı olarak tevhidin olabilecegini vurguladım.
__________________
Errare Humanum Est.
meaculpa is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-02-08, 17:56  #2
dilaver
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39

İnsanoglunun gelişimine bize vaaz edildigi şekliyle degil de olgulardan yola çıkarak bakmak zorundayız. Bunlar için kaynaklarımız ise eski toplum biçimleri ile ilgili yapılan araştırmalar, eski toplumun belgeleri, arkeolojik araştırmalar ve tarım aşamasına gelememiş toplumların hala günümüze kadar olan kalıntılarının incelenmesi.

İnsanlıgın evrimini kabul ediyorsak şayet, insanlıgın başlangıcının ilkel bir sürü biçiminde olması gerekiyor. Bu ilkel sürü de insanlıga evrilirken yaşamı sürdürebilme biçimi olarak toplayıcılık ve avcılık ile ugraşıyor. Daha sonra ilkel sürü yaşamını idame ettirebilmek için beslenme zorunlulugu nedeniyle ayrılıyor ve her bir grup degişik yiyeceklerle birleşiyor. İşte bu buldukları yiyecekler onların yaşamını devam ettirdimelerine yaradıgı için onların ataları totemleri haline geliyor. Daha sonra ise degişik klanlar arasında yiyecek degiş tokuşu ortaya çıkıyor. Her kabile kendi atası olan totem ile temsil ediliyor. Totem aslında onların ilk yiyecek kaynaklarıdır.

Totem inanışında dogaüstüden korkma, ceza, mükafat, öbür dünya tanrı vs kavramları yoktur. Tanrı mevhumu o zamanlar bilinmez. Tanrının ortaya çıkması için sınıfların ortaya çıkmasını beklememiz gerekir. Totem aşamasında dogaüstüne egemen olma, onu yönlendirme, onu korkutma eylemi var. Gerekirse totem istenileni yapmazsa dövülebiliyor. Bir tanrıyı dövemezsiniz. Hakim olan büyüdür ve bunun da tevhit ile bir alakası yoktur bana göre.

saygılarımla
dilaver is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-02-08, 20:29  #3
meaculpa
 
meaculpa'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 214

Sayın dilaver, eski toplumlarla ile ilgili arkeolojik araştırmalara dikkat cekip bunlarla yol almamızı öngörmüşsünüz. Elbette bizim içinde en degerli argümanlar bunlar hatta size bu noktada şu bilgiyi iletmek istiyorum;antropolojik araştırmalar, dinin neanderthallere kadar uzandığını göstermiştir. Neanderthallerin ölülerini gömmeleri ve mezara nesneler bırakmaları, pek çok antropologu ölümden sonra bir yaşamı tasavvur ettiklerine ikna etmişti.
Eğer karşı karşıya kaldıkları her şeyi konulmuş olan kurallarla yönetebilseydiler ya da her zaman talih yana olsaydı, insanlar hiçbir zaman batıl inançlara yönelmeyeceklerdi...fakat kuralların yararsız hale geldiği darboğazlara sürüklenerek ve umut ile korku arasında zavallıca bir dalgalanmaya yakalandıkça... çoğu zaman her şeye inanmaya hazır olmuşlardır...O halde batıl inanç korku tarafından yayılır, korunur ve beslenir diyebiliriz. Bütün bunların esasında aslında bir gizem yokmu sizcede Tanrının varlıgının bir yandan kabul edilip öte yandan da reddedildigi ile paralel olarak.
Din nedir demek lazım önce.. din, bireye mutluluğa yönelik güçlü isteğinde güven ve umut verme işlevi görmüştür. Din, insan yaşamının düzensizlik sergileyen manzarasının üstesinden gelme aracıdır. İnsan varoldugundan beri tanrı kavramınında, bir sistem olsuturup adını din koymanında insanlık surecının ilk taşlarından oldugunu düşünüyorum. Her ne kadar o dönem için bilimsel anlmalr tasımadıgını bugün idda edebilsekde.

Deginmek istedigim bir diger konu ise şudur; totemizm ve dış evlilik kavramı. Sizce soy içi, grup dışı, ensest, yani içevliliğin karşıtı bu anlayışı nasıl oluşturmuş olabilir bu ilkel topluluklar yada baska bir ifade ile bu uygulamayı tevhid inancı ile paralel bir yaklasım olarak dusunup totemizmide bu noktada ne kadar hareketlendirrebiliriz?
__________________
Errare Humanum Est.
meaculpa is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-02-08, 20:41  #4
dilaver
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39

İnsan varoldugundan beri tanrı kavramınında, bir sistem olsuturup adını din koymanında insanlık surecının ilk taşlarından oldugunu düşünüyorum

ben bu konuda yanlış düşündügünüz zehabındayım. Neolitik öncesinde tanrı kavramının olmadıgını düşünüyorum. Tarım ile ilgilenmeyen bu aşamaya gelmemiş toplum biçimlerinde tanrı kavramının oldugunu demin dedigim verilerin eşiginde gösterebilmeniz gerekiyor.

Şİmdiye kadarki veriler misyonerlik faalietlerinin girmedigi ilkel konumdaki avcı ve toplayıcı ekonomik biçimlerdeki toplumlarda tanrı diye bir olgunun olmadıgını gösteriyor. Totem tanrı degildir.

Dış evlilik kavramının temeli ise iki totem klanı arasında yiyecek paylaşımını düzenlemek için bulunmuş bir yöntemdir diye düşünüyorum. Totem bir tabuydu. Tabu ise yalnız yemeyeceksin idi. Ama totem toplu ayinlerde topluca öldürülür ve eti yenirdi.

Demek ki burada tabu totemi öldürmekten ziyade yalnız olarak tüketmek ile ilgili idi.

Şu tevhid den ne anladıgınızı ya da ne anlatmak istediginizi açmanızı rica edecegim. Bu tevhidden kastınız ilk din İslamiyettir sonra bozulmuştur gibi bir şey mi.

saygılarımla
dilaver is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-02-08, 21:02  #5
meaculpa
 
meaculpa'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 214

Totem noktasında basıt bır tanım ıle sunu dile getirmek istiyorum; Bireyin ya da bir grubun eski çağlarda boy göstermeye başladığı kendini koruduğuna inanılan, mistik, büyüsel duygularla bağlı bulunduğu hayvan, eşya, herhangi bir madde ve görülmeyene duyulan inanç. Bakın son cumle ne kadar anlamlı benim az evvelki alntımın paralleliginde. Görülemeyene inanç. Bu tanım bile aslında totemlerin sizin idda ettiginizn tersine din ile ilgili oldugunu ortaya koyuyor. Tanrıyı tefekkür edin nedir tanrıya inancı kolaylastıran en büyük etken ? İnsanların korunmaya olan ihtiyacları degilmidir. Totemizmi yasatan tüm toplumlar bu totemlerden o korunma gücünü talep etmemeslermidir yada baska gereksinimlerini. İnanclar gereksinim ise ben her dönemde tanrınında o gereksinimler içinde düşünüldügünü fakat ortaya konulan tanımlamaların bugun kü anladıgımız dilden farklı oldugunu düşünüyorum. Neolitik cag oncesinde tanrı dusuncesının var olmadıgını dile getirmissiniz efendım bu noktada yapılan calısmalar ancak belirttigim gibi neanderthallere kadar ulasılabildigini biliyorum varsa bir malumatınız siz acıklarsanız sevinirim.

Dış evlilik konusunda da henüz tatmin olmadım yiyecek için oldugunu dile getirmissiniz fakat ortada birde cinsellik var diye belirttim. Burda klan içinde hedonizm bertaraf edilmiştir bır noktada ve bu bilgi ışıgında tanrı adına düşüncelerin var olması sizce mantıklı degilmidir?

Son sorunuzu cevaplamak zor olur bu asamada benim için fakat su kadarını dile getirmekde fayda goruyorum. Bir tanrının var olduguna inanmakla beraber ilk insanın da en dogru bilgiyi yine onun yardımlya alıp dinler tarıhinide boyle baslattıgını düşünüyorum. İslamiyet yada baska bir semavi din noktasında düşünmüyorum ben. Bütün dinlerin ortak bir çıkışı oldugu fikri daha kuvvetli bir inanış bende diyebilirim. Tevhid sozu orda birlemeyi ifade ettigi için kullanılmıştır. Birazda islam kültürü içinde yasamamızın etkileri olarak varsayın.
__________________
Errare Humanum Est.
meaculpa is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-02-08, 11:25  #6
dilaver
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 39

İlkel toplum kısıtlı varlık sürdürme sanatlarına dayanıyordu. İnsanlar mızragı bulmadan evvel avcılıgı da bilmiyorlardı. İnsanlıgın ilk başlarında atalarımızın tıpkı yaban hayvanları gibi doganın verdikleri ile varlıklarını sürdürdüklerini söyleyebiliriz. İnsanlık dar bir bölgedeki dogal meyvelerden ibaret bir beslenme yerine deniz kıyılarında kabuklu deniz hayvanları, yumruluların kökleri ve av etlerine dayalı bir beslenmeye dogru geçmiştir. Tüm bu dönem boyunca ellerindeki yiyecek ancak kendilerinin geçinmelerine yetiyordu ve asla bir fazla vermiyordu. Geçimlerinin haricinde bir fazla olmayınca da bu fazlanın paylaşılması bir sorun teşkil etmiyordu. İyi geçen bir av şöleni de diger kabileleri bir şölene çagırmak sonucunu meydana çıkarıyordu. Aslında bu şölenler hem ilk ticaretin temellerini atıyor hem de ilk eşitsizlik yasalarını getiriyordu. Şölene aynı şekilde karşılık verilmezse bu ileride zorunlu angarya hizmetleri olarak bu bedelin ödenmesini getirebiliyordu.

Şimdi burada bir tanrıdan bahsedebilmek mümkün degil. Örnegin ateşi söndüren ya da bozgunluk yaratan rüzgarı engelleyebilmek için onu sopa ve taşlarla kovalıyorlar ya da engellemek için ipler geriyorlardı. Teslimiyet yoktu ve mücadele vardı. Çünkü teknik sıfıra yakındır ve her şey hayatta kalabilmek için yapılır. Bu dönemde dogaya şekil verilebecegine inanırlar ve büyüye baş vururlar. Daha sonra ilk dinlerin temelleri olabilecek olan tören ve ayinler de böyle ortaya çıktı. İlk insanlar avı ve av hayvanını anlatabilmek için yanılsama dansları yaptılar. Hem böylece av olayını gelecek nesillere aktardılar, hem tecrübe ögrettiler hem de av eylemine etkide bulunmaya çalıştılar. İlk yanılsama danslarının kökeni buydu.

Başlangıçta ilk sürü tek idi. Fakat zamanla bölündü, bu bölünmeye sebep yiyecek yetersizligi idi. Her bir sürü ya da klan ayrı bir yiyecek türü ile beslenmeye başladılar ve bu yiyecek türü onların totemi varlık nedeni oldu. Totemcilik de böyle ortaya çıktı. Totem kabile üyesi ile birleşen bir hayvan ya da bitki di. Ya da bir doga nesnesi idi. Fakat asla bilinmeyen görülmeyen bir şey degildi.

İlk kızılderili mitoslarına bir göz atacak olursanız burada ne soyuttan ne de bir tanrıdan hatta bir ruhtan bahsedilmedigini görürsünüz. O genellikle bir hayvandır, çekirgedir, su samurudur, kyottur, örümcekdir. Bazan bu hayvan bir yaşlı nine ile eşlendirilir. Fakat tüm anlatıların ortak temeli bu totem atanın yaratılışı tamamladıgıdır. Burada öncelikle bir soyut tanrı fikrinin olmadıgını görebilmek gerekiyor. İlk insanlar tanrı diye bir şey bilmiyorlardı. Bugün hayvanların bir tanrısı oldugunu ona ibadet ettiklerini söyleyebilir miyiz. İnsanlıga geçiş sürecinde de konumumuz aynen bu şekildedir.

Elbette düşünen beyin bir şeyler üretmeye başlıyor. Algıladıgı şeylere göre düşünceler üretiyor. Bu düşünceleri üretirken de diger algılarının etkisinde kalabiliyor. Örnegin insanların içlerinde daha ufak insancıklar oldugunu düşünürlerdi ki daha sonra sıklıkla buna ruh denmiştir. Ve uyku anında ruhun bedeni terk ettigine inanılırdı. Mesela uyuyan bir adamın agzına sinek girmiş ve adam uyanmıştı, bundan sonra ruhun sinek biçiminde olduguna inanıldı o toplumda. Gene yorgun ve her tarafı tutulmuş olarak kalkan bir yerli ruhunun uyurken bir kavgada dayak yediginden bahsedebilirdi.

Fakat tekrardan altını çizmek istedigim nokta şudur. Hiç bir ilkel avcı toplumda tanrı düşüncesini göremiyoruz. Şayet olgulardan yola çıkacak isek tanrı düşüncesinin olmadıgı toplumları ele alırken hiç bir biçimde tanrının ezelden ebede dogru var oldugunu öne süremeyiz. Tanrının insanlıgın gelişmesinin belli bir aşamasında insanlar tarafından yaratıldıgı sonucuna varırız. Bu şekilde gözlem ve verilerden yola çıktıgımızda ise etrafımızdaki sis perdesini aralamak daha kolay olacaktır. İlkel toplumlarda tanrı düşüncesi oldugunu ileri süren biri, ya da Ademden beri insanların Müslüman oldugunu iddia eden biri öncelikle bu toplumlarda (avcı ve toplayıcı, tarımcı degil ve de ilk halleriyle, bozulduktan sonra degil ) tanrının varlıgını bize gösterebilmelidir.

Din ve inanış biçimleri ise toplumu güdüleyen bir arada tutan moral degerleri vazifesi görüyorlar. Toplumda çimento işlevi görüyorlar. Sınıfların ortaya çıkışına kadar toplumun düşünce biçimi maddeci ve düşünce algısal. Sadece nesnelerin dış görünüşü ile sınırlı. Kızılderili kabilelerinin ya da eski Çin totemciliginin en eski biçimlerinde totemler hep somut. Hayvan isimleri, bitki isimleri, taş vs gibi. Rüzgar, renk vs gibi biçimler daha yakın zamanlara ait ve alt grup oluşturuyorlar. İnsanların hayvanı gördükleri ama rüzgarı isimlendiremedikleri bir dönemden kalma. Belki de ismi ateş söndüren idi.

Avusturalya yerli diinde yuvarlak gibi,sert gibi kavramlar yok. Onun yerine yuvarlak tanımlamasının yuvarlak bir nesneyi işaret ederek "gibi" şeklinde dile getiriyorlar. Dillerin tarihine baktıgımız zaman eril sözcüklerin erkek çagrıştıran nesneler için kullanıldıgını görüyoruz. Eril sözcükler etken olan şeyler için kullanılıyor. Yagmur yagdıran gökyüzü, bereketi arttıran ırmak gibi. Buna karşın toprak , agaç gibi ürün veren dogurgan şeyler için dişil sözcük kullanılıyor. Yansız sözcükler ise daha ne oldugu anlaşılamayan , olgunlaşamayan şeyler için kullanılıyor .Çocuklar da bu kapsamda.

Somut düşünceden soyut düşünceye geçişi saglayan olgu konuşma. Fakat süreç ilk başta son derece yavaş ve algısal bilgiden ussal bilgiye geçiş için ise bununla ugraşacak sınıfsal ayrışmanın olabilmesi gerekiyor. Kol emegi ile kafa emeginin ayrılarak düşünce yetisinin gelişmesi gerekiyor. Bu da sınıfların ayrışmasıdır.

Bilgi ve düşünce somuta dayandıgından ilkellerin dogal bir yaşamı var ve ilk inanç biçimleri dogada gözlemlediklerine dayalı. Doga ile iç içe geçmiş durumda. Bu yüzden totemcilik insan dünyasının hayvan dünyasından ayrıldıgı ilk aşamaya kadar gidiyor. O aşamada insan kendini gerek nesnel olarak, gerekse de öznel olarak dogadan ayırabilmiş degildi. Doga ile iç içeydi ve dogayı zorlayacaklarını düşünürlerdi.

Yeni Zellenda dadki Maorilerin bir patates dansı vardı. Körpe ürünlerin dogu rüzgarlarından zarar görmesi söz konusu idi. Bunun için tarlalarda çalışan kadınlar dans ederler, gövdeleri ile rüzgarın esişini,yagmurun yagışını, ekinlerin büyüyüp gelişmesini yansılarlar ve bu arada türkü söyleyerek ekinlerin de kendilerine uymasını isterlerdi.

İlkeller dogaya hükmedeceklerine inanıyorlatdı. Bu yüzden ilkellerde din degil büyü hakimdir ve dogayı degiştirebilmek ve etkilemek esastır. Toteme zor kullanmak da geçerliydi. Çinde insanlar yagmur yagması için bir ejderha maketini gezdirirler ve fener alayları düzenlerlerdi. Üçüncü günün sonunda yagmur yagmazsa ejderha dayak yerdi.

Sınıflaşmanın başlaması ile erginlenme törenlerinin yerini gizem dernekleri aldı ve büyücü ya da şamanlar çare getirir hale geldiler. Onlardan çare beklenir oldu. Böylece ilk şamanlar, rahipler ya da krallar doga üzerinde mutlak hakimiyeti olan güçler olarak kabul edildi. Hakimiyet gene somutta idi ama artık insan biçimini almıştı. Bu insan tanrılar güçlerini gene dogadan alıyorlardı ama ona etki edebiliyorlardı. Şayet beceremezlerse veya ülkeyi bir sel kıtlık vs götürürse öldürülülrlerdi. Zamanla hükümranlık süreleri uzadı. Eskiden bir sene müddetten sonra kurban edilirlerdi, sonra bu 12 seneye kadar çıktı. Hatta eski Türklerde Hazarlarda tanrı kral başa geçecegi zaman ona kaç sene hüküm sürecegi sorulurdu. Dedigi zamanda ölmezse öldürülürdü.

Tanrı kurbanı yerini ogul kurbanına o da yerini hayvan kurbanına bıraktı. Tanrılık ( tanrı olacak adam bulma zorunlulugunun da etkisiyle ve rahip kastının faaliyetleriyle) önce göge çıktı sonra da hepten aşkın oldu. İşte insanlar tanrıyı böyle yarattılar ama nasıl yarattıklarını da unuttular


saygılarımla
dilaver is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 22:54.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz