| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
| Özkan Mert. / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 772
| BİR AŞK ŞİİRİ "SANA" Ne zaman gözlerine baksam bir okyanusla yıkanıyor kalbim. Nereye gitsem hep sende kalıyorum yıldızların gökyüzünde kaldığı gibi. Bir yağmur damlasına çizdim o küçük gölün kıyısında bana verdiğin ilk öpücüğü... Şemsiyenin ucu yırtıyordu bulutları Hiç bitmeyecek birlikte baktığımız yer Saçlarımda uyuyan Ay ışığı olacaksın hep omuzbaşlarımda akan sıcak bir ırmak. Ve hiç silinmeyecek Şafak renkli dudaklarından dökülen dünyanın en güzel aşk ilanı: Ellerimi yıkamıyorum ellerinin kokusu çıkmasın diye Varlık Dergisi Sayı 1102, Temmuz 1999 __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 772
| Mayıs Çalkantıları 1. -Kim topladı bizi Dünya'ya? Bir sorudur bu Bir menekşeyle çarpışmaya benzer. Ey! Artık Gençliğimin yanlış bir yanıtı olan Kırlar. Ezberimdesiniz. 2. Herkes bir kenti yığabilir Kalbinin önüne. Bir akarsu olur Sevgilisinin sıcak çukurluklarında. İstediğin yerden geçir acılarını İçtiğimiz: Bulut renkli rakı Adresimiz: Dünya'dır. 3. Memelerini çarptın bana Sonra gül kokularını. Ne güzel! Bir Cumhuriyet yaptın aşkımızı. Peki! Neyi taşıyabilirsek o'nu taşıyalım Yarına. Bir ırmağı iliştireyim saçlarına. Kırmızı dudaklarınla bir üzüm gibi ez beni. 4. Filinta gibi bir hüzünle resmedilmişse Kalbin. Akasyalarla kuşatılmışsa: -Yanlış yanıtı nedir aşkın? Ey! Yaz çılgınlıkları, lodoslar Kanayan gençliğim... Gece güneşinin altında Negatif bir fotoğraf hayatım. 5. Telefon et kalbine. Ve kuşları sor! Kanlı sakallarımdan taşan yıldız kümeleri Renkli bir haberdir televizyonlara. Kimyasal bir patlamaydı Karanfillerle Ve kızlarla ilk tanışıklığım. 6. Kış ortasında yaz dağınıklığı yaşayan Bir kent: Bodrum. Fırtınalar ve kürt işçiler geziniyor sokaklarda. Pazar: Askeri öğrenciler doldurmuş Karşıyaka vapurunu Şapkalarının içinde Atatürk resmi. 7. Kimselerden gizlenemez artık Bir gül yaprağının üzerinden Geçtiğim Dünya'ya. Ne şanslıyım ki, saçlarımı bile Tarayabildim. Bir ırmakla öpüştürüldüm. 8. Çok çapkın bir maceradır bu yüzden Benim doğduğum: Ekim Coğrafyası: Palandoken dağları. Anlatılır ki, anamın memelerine ilk çarpışımda Küçücük kollarıyla Dünya'yı kucaklıyan Bir sarhoştum. 9. Sen ki, çakır gözlü bir sokak taşırsın yanında Sevdanın sözlü tarihidir o sokak Ağzın elma kokar, ağzıma dayalı Evet! Hepimiz bir cinayet işleyebiliriz Bir çiçeği kopararak ya da susarak -Pembe yüzlü tanrı çeker kulağımızdan. 10. Şiire ve fırtınalara çalışıyorum Hiç öpülmemiş bir kızın yanağına sürterek Ateşliyorum sözcükleri. Şiir alevleridir zamanın Kalabalığıdır yalnızlığın Canlılar bir yana, ölülere bile çıkışır. 11. Mayıs çalkantılarıyla çıkarıyorum gömleğimi. Asıyorum bir söğüt dalına. Bir nehir geçiyor İçinden. Bir tramvaydan daha büyük. Bir caddeyi Gökyüzü'ne çeviriyorum. Akdeniz sahillerini ateşleyen Portakallar yakıyor beni. Ve kirpiklerin. 12. Mayıs çalkantıları, lodoslar, eriyen Kar suları yıkıyor beni. Mayıs; bir kelebek gibi Uçuşuyor yüzümün kıyısında N'oluyoruz? Durdurun şu tango'yu Tüm çiçekleri eziyor. __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı |
|
| #3 | |
Kültür-Sanat & Edebiyat ![]() Giriş Tarihi: Feb 2008 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 791
| Diren! Ey kalbim Diren! Hayasızlığa Namussuzluğa Diren! Kötüye Çirkine, yanlışa Diren! Yenilme Ne güzeldir yaşamak Bir ırmak gibi coşkunca Dağların üzerinde yürümek Bulutlara değdirmek başımızı Sıcacık ak bir somun Koltuğumuzun altında Kırlara çıkmak Karışmak insanların arasına Milyonların arasına. Ben öylesine severim Savaşmayı ve sevişmeyi Anlatmayı insanlara Durmadan, bıkmadan anlatmayı. Çiçekler nasıl fışkırır dallarda Balıklar nasıl yavrular Bir çocuk ki nasıl açar Gözlerini dünyaya İşte ben öyle yaşamak isterim Bir tren rayların üzerinden Nasıl kayar gider Öyle yaşamak isterim. Cesurum Ey hayat Cesurum Ey namussuzlar Genç bir yürekle Karşı çıkıyorum dünyaya Eskimiş potinlerim benim Güveniyorum sizlere. Büyük bir coşkuyla Yürüyorum sokaklarda Yumruklarım sıkılı Türkü söylüyorum haykırarak Haykırarak yaşıyorum. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın. Yollarda yaprak döküntüleri Çocuk ölüleri Ve göğsümüzde Bir kefen olarak taşıdığımız Bahar. Kuşlar uçardı Tarhana kokularının Göğe yayıldığı Küçücük evlerin üzerinden İnsanlar ağlardı durmadan Sokaklar kıpkırmızı olurdu Kahır ve acıdan. Ve insanın Etine sokulmuş Bir bıçaktır Artık Yaşamak Yaşamak. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın Güzel bir dünya için yavrum Sıcacık ak bir somun için Tertemiz sevdalarımız için Direnmeliyiz! Direnmeliyiz! Cesurum Ey hayat Cesurum Ey namussuzlar Dağ gibi bir sevda bitti Birer çocuk mezarı artık Toprak damlı küçücük evler Ve bir dal kadar İncecik bedenleri Bombalanıyor genç insanların Dünyanın her yerinde. Benim tek sevdam devrim Kaynar bir su gibisin içimde Çiçeklenmiş taptaze bir fidansın Yaşanmamış güzel günlerimsin. Diren! Ey kalbim Diren! Yenilme Sen benim silahımsın Aşkımsın Özkan Mert __________________
Ellerin var mı, ya yüzün? |
|
| #4 | |
Kültür-Sanat & Edebiyat ![]() Giriş Tarihi: Feb 2008 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 791
| Sn.Yağız Özkan Mert'in şiirlerini pek bilmiyorum.Paylaştığınız şiirleri çok güzel bende bu şiirini paylaşmak istedim. Sevgilerimle. __________________
Ellerin var mı, ya yüzün? |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 129
| Hemşehrim Özkan Mert(Erzurum doğumludur)in şiirlerini beğeniyorum.Mayıs çalkantıları şiirinde doğduğu şehrin,Erzurumun izlerini görmek mümkün. __________________
Küçük kapılardan girmeye çalışanlar eğilmeye mecbur olurlar. Cenap ŞAHABETTİN |
|
| #6 | |||
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 772
| Alıntı:
Siz de bilirsiniz, şiir bir akarsu gibi gibidir. Bu akarsunun her zaman beslenebileceği kaynaklara yani yeni şairlere ihtiyacı vardır. Okur olarak yazık ki, birçoğumuz sadece tanıdığımız yazarlar ve şairlerle ömrümüzü geçiriyor; birçok değerli yazarı ise tanımıyoruz. Özkan Mert'de onlardan biridir. Onu sevmenizden ve bir şiirini de bizlerle paylaşmanızdan mutluluk duydum. Alıntı:
Madem hemşeriniz, bu topikte onun şiirlerini bizlerle paylaşmanızı bekleyebilir miyiz? Sevgiler.. __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı | ||
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 772
| VAN GÖLÜ SAVUNMASI. . Herkes bir tanıdık arar dünya'da beyaz birşeyler arar ne kadar çıplak yüz bulursa doldurur albümüne. Albümler ki, bembeyaz görüntüler sağnağıdır: Uçururlar şapkamızı! Şapkamız yoksa kalbimizi Hep nisan'I bekledim ben: Delik deşik bir ceket bırakarak geçtiğim nar bahçeleri icin söyliyeceğim ne var! Bileyim diye Mavi yeleğime çarparak ölen kuşlardan artakalan nedir bana? Bileyim Hangi trene elimi değsem avucumda kentlerin soluğu Hangi ağaca sarılsam: Güz işgali. . . Bir balerin'in küçücük ayakları gibi sekiyor yağmur saçlarımda Hepiniz tanıdığım oldunuz bu şiirde Hazır olun! Kırmızı bir gül'ün önünde dağılacağız şimdi! 2. Sabah ki, pantolonuma rüzgârlar akıtan kızlarla öğretti bana gökyüzüne bakmasını Tehlikeli diyaloglarla karalanmış bir mektup'tu akşam yürüyüşlerim Maviydi o zamanlar bir kelebek gibi uçarak Konak'a inen belediye otobüsleri liseli kızlarla dolu çorapları dizlerinin altında birdenbire biten Ve ben âşıktım her sabah bir otobüs dolusu kıza cebimde bir sustalı gibi taşıdığım bafra paketi beyaz perde'sinde açık hava sinemalarının olmuştum bir yelkenli 3. Herkes bir tanıdık arar dünyada beyaz birşeyler arar. Kiminin beklediği okyanuslardır. Kimi böcekleri, kırları, bıldırcınları bile tanımaz. Bir karanfil nasıl taşınır dünyaya? Papatya tarlaları ki, kuş seslerine asılı sarışın casuslarıdır güz'ün Bilmezler ki, kuru bir denizdi Akdeniz Akdeniz olmadan önce uzun bir öpücük oldu sonra Herkes birşeyler arar dünyada beyaz birşeyler arar. Kimse, kimseye söylemez öldüğünü Hiç kimse çıkarmaz ölünün şapkasını: Korkar! Halk'sa gizler yüzünü. hiç kimseye göstermez çok konuşursa kafasının kesileceğini bilir; Susar! Halk en çok alışveriş etmeyi sever pazarlarda bando dinler düğünlerde oynar kuru fasulya'ya ekmeğini banar turşu kurar ve soğanı avuçları arasında kırmaya bayılır Halk! Esas duruşta'dır Halk! Savaştırılır Savaşlarda tanışmayın! Bu şiirde tanışın! Hazır olun! Sarışın bir lale'nin önünde dağılacağız şimdi! 4. Çok uzaklardan geliyorum: Trenlerin ve yıldızların arkasına asılarak: Geçtiğim her ağacı son durağım sanarak. Yaylalarda, yırtık bulutları oyuncak sanarak oynayan yoksul çocukları çocuğum sanarak. . . Tuzlu ve esmer tenimle saplandığım hayat! Hayatım ey! Yakama iliştirdiğim yasa dışı karanfiller yetmiyor tanrıyı uyandırmaya. Tanrı'nın gölgesi hepimizden hızlı: İnsan'ın gölgesi yumuşacık, bir ekmek gibi kırılabilirsiniz Tanık kalmadı büyük şiir'e! Palyaçolar ve sülförlerle dolup taşıyor kentler! İT oral seks, aile boyu şiir antolojileri, chipsler kazandı Puştluk Megahertz'le ölçülüyor İşte! Bakın, kuş seslerine asılı bir şatoda bekliyor bizi güz karıncalarla dudak dudağa Hem siz biliyor musunuz? Neden kırmızıdır karıncaların çükü? Neden bir vazo gibi kırılıyor Sapanca gölü bu şiire girince? 5. Bakın! Bir kez daha söylüyorum: En yıldızlı gecelerde bile hiç kimse hiç kimseyi tanımıyor Boğazı kesilerek öldüren bir bebeği ve annesini tanımıyorsunuz Cezayir'de Ne kadar suskundun ey! Şafak, yanılgılar seni, daha ne kadar barındırır? Unutma! Bir gün dönüp arkamıza ad vereceğiz tüm cinayetlere siyah lalelerin açtığı deliklerden yeryüzüne taşınıp katillerini arıyacaklar ölüler. . . 6. Çok uzaklardan geliyorum düşlerimizi ölçmekten yorgun ufuk çizgisini bir haç gibi taşıyarak sırtımda. Tenimdeki taş ve kamçı yaraları savaşlar ve suskunluklar yetmiyor tanrı'yı uyandırmaya Hayat ve yaşam dudaklarını değiştirmiş yeni dudaklar arıyor Kim neyi biliyor? Nehirden su içen kuşlar bir aynadan su içtiklerini bilmiyorlar: Bir konserve kutusunu yırtarak fışkıran tenor sesleri gibi omuzlarıma konuyor sürüldüğüm tüm renkler, kokular ve sesler. . . Kim neyi biliyor? Ağaç ağaç olduğunu bilmiyor Su su olduğunu, taş taş olduğunu bilmiyor: Dünya ki en çok bayırlarda sallanır: Papatyaların haberi yok Hazırım bir intihar komandosu gibi menekşeleri belime sararak uçurmaya bir kenti uçurmaya en çıplak saatlerini sabah'ın. Sabah ki, değil midir kırlarda yuvarlanıp giden en güzel bomba? Değil midir dallarından dünyaya sarkan en güzel mürdüm eriği? Okyanus'lardaki balıklar ayarlıyor saat'i Eriyikler, soğuk metaller, bikti artıkları ve o büyük! beyaz köpük'ten damlayan biz, biz! bir uçurtmayız yıldılzlara takılıp kalmış. Yıldızlar ki, bazı geceler hiç kimseye görünmeden gizlice yeryüzü'ne inip ilaçlarını satın alırlar eczanelerden daha parlak görünmek için bize Yıldızlar ne kadar parlak olsa ne yüreğin acısı ne şarkıların hüznü kesilir: Radyolardan plaklardan fışkırır şarkılar: 'Bir öpücük vermezsen Eyfel kulesinden aşağı atarım kendimi' Varlık Kasım 1998 __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tuncay Özkan: Türkmen yürüyüşü gibi siyaset yürüyüşü yapacağız | V.T.Retci | Türkiye Siyaseti | 13 | 21-01-08 10:06 |
| Tuncay Özkan smsleri çok seviyor... | noperva | Türkiye Siyaseti | 3 | 15-01-08 10:29 |
| Tuncay Özkan Kanaltürk'ü sattı! | redyellow | Türkiye Siyaseti | 10 | 09-12-07 02:05 |
| Mustafa Kemal'i Sevmek (Tuncay Özkan) | tatoprak | Ustalardan Seçkiler | 0 | 02-11-07 12:49 |
| Mert dayanır namert kaçar! | 157ku | Türkiye Siyaseti | 17 | 23-10-07 20:12 |