Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Kültür - Sanat > Kültür-Sanat tartışmaları ve haberleri

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Devrimci tiyatro ve sokak tiyatrosuna bakış

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Kültür ve sanat hakkında tartışmalar,haberler


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski13-03-08, 03:13  #1
polnikitin
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 1
Devrimci tiyatro ve sokak tiyatrosuna bakış



DEVRİMCİ TİYATRO

Burjuva sanatının en belirgin yanı, sanatı toplumsal gelişmelerden, siyasetten ayrı tutmak, sadece "estetik" bir metaya dönüştürmek istemesidir. Doğal olarak tiyatroya da burjuvazi bu gözle bakacaktır. Peki biz nasıl bakacağız? Burada tiyatro üzerine uzun teorik tartışmalara girecek, ya da tiyatro tekniklerini anlatacak değiliz. Tiyatroyu ele alırken, öncelikli sorunumuz, halkın kültürel gelişimi ve eğitimi açısından, devrimci mücadele açısından tiyatroyu nereye oturtacağımızdır. Buna devrimcilerin açık bir cevabı olmalıdır. Çünkü tiyatro, hemen tüm sanatlar gibi, halkın kültürel eğitimi ve devrimci mücadele açısından bir araçtır ve bugün biz ne yazık ki bu aracı yeterince kullanamıyoruz. Hatta "yetersiz" diye ifade etmek bile mevcut durumu anlatmaz.

NEDEN VE NASIL BİR TİYATRO?: Tiyatroya yalnızca eğlendirici bir sanat olarak bakmak ve halktan, onun gerçeklerinden uzak biçimsel arayışlara yönelmek onu burjuvazinin çıkarlarıyla buluşturacaktır. Tabii ki tiyatroda eğlendirici bir yan olabilir. Ancak bu da toplumsal gelişime hizmet eden bir tarzda biçimlendirilmelidir.

Düşündürücü ve dönüştürücü bir işlevi olmalıdır. Tüm bunları başarmak öncelikle tiyatro oyuncularının bu noktadan hareket etmesiyle, bu bakış açısını kazanmasıyla mümkün olacaktır. Dünyadaki toplumsal-ulusal kurtuluş savaşlarını ve dünyadaki devrimci sanatların gelişimini incelerken bir çok kez tiyatronun halkın mücadelesinde nasıl bir araç olarak kullanıldığını görmüşüzdür. Gördüğümüz örnekler, tabii esas olarak sokak tiyatrosu, çadır tiyatrosu diye nitelenen türdür. Bütün dünyada devrimciler açısından olanaklı ve gerçekçi olan budur.

Tiyatro kendi doğası gereği öncelikle sadece görsel (afiş, resim vs.) ya da sadece işitsel (müzik vs.) değildir. Bunların her ikisini de kendi içinde barındırır. Bunları birbiriyle bütünleştirerek estetik bir hareketlilik kazandırır. Bu özelliği doğru ve etkili kullanıldığında halka gerçekleri anlatmada, etkilemede vazgeçilmez bir araç haline gelecektir. Gerçekten de tiyatro işlevli bir sanat türüdür. Mesela Tolstoy onu şöyle tanımlar: "Tiyatro ne kansız, ne cansız, ne yüreksiz, ne de sadece kendi için yapılan bir sanat değildir. Tiyatro; geleceğin haberciliğini yapabileceğimiz, düşüncelerimizi açıklayıp içimizi dökebileceğimiz, insanları yargılayıp sarsabileceğimiz bir tartışma alanıdır."

Tiyatro tarihsel olarak çok eskiye dayanır. İnsanoğlunun kendi yaşadıklarını anlatmada kullandığı araçlar arasına girmiştir. Bunun zamanla muhtevası genişlemiş, sadece yaşananların anlatılmasından çıkılıp, düşlenenler, kurgular, ya da başka herhangi bir kesit anlatılmaya başlanmıştır. Doğal olarak zamanla estetik bir içerik de kazanmış ve ilk sanatlardan birisi olmuştur. Esas olarak taklit yoluyla anlatmaya çalışma güdüsü tiyatroya yön vermiş ve gelişimi çağlar boyu sürerek günümüze kadar ulaşmıştır. Ülkemizde de aynı gelişimi izlemesine rağmen islami kurallar ve yaşayış biçimi tiyatronun gelişimini büyük ölçüde engellemiştir. Ancak yine de bir biçimde halkın yaşamında ve kültüründe kendine özgü bir yer edinmiştir. Bunlar daha çok "seyirlik oyunu", ya da "orta oyunu", "gölge oyunu" vs. biçimlerde ortaya çıkmış ve benimsenmiştir. Bu bakımdan bizim gibi müslüman ülkelerde halkın tiyatroyu algılama biçimi batılı ya da farklı kültürlere oranla daha geri olabilir. Ancak örneğin bugün televizyonlarda en çok izlenen pek çok dizinin tiyatro kökenli olduğunu gözönüne getirirsek, bu durumun değiştirilemez olmadığı da ortaya çıkar. Halkın sorunlarını dile getiren bir tiyatro, halkın ilgisini çekmektedir. TV'lerde bu sorunları sulandırılmış, çözümsüz bir biçimde dile getiren programların ilerisine geçecek olan, gerçek anlamda devrimci tiyatroda halk kendini, kendi sorunlarını, düşmanlarını ve kendi kurtuluşunu göreceği için kuşku yok ki, bu tiyatroyu benimseyecektir. Bugün devrimci sanatçıların ekmek kuyruklarında sergiledikleri sokak tiyatroları ve halkın sahiplenmesi buna çok küçük bir örnektir.

BİZİM TİYATROMUZ "YALIN VE DOĞRUDAN" OLMALIDIR: Halktan yana tiyatroda içerik kadar, biçim ve sanatçı da belirleyici etmenlerdir. Biçim konusunda şunları söyleyebiliriz. Çağımızda emperyalizm tarafından ağır bir kültürel bombardıman altına tutulan emekçi haklarımız bu sistem içerisinde yaşamaya mahkum edilmiş, çelişkilerin perdelenmesi için kendi öz kültürleri unutturulmak istenmiştir. Sınıfsal çelişkilerinin üstünü örtmek ve bilinçlerini dumura uğratmak için toplumda yozlaşma, ahlaksızlık, dejenerasyon alabildiğine geliştirilmiştir. Yani emekçi halk dünü ve bugünüyle kendi öz kültürüne, ulusal ve evrensel değerlerine yabancılaştırılmaya çalışılmıştır. Bu noktada devrimci tiyatroda anlatım ve oyun tekniği sonuna kadar yalın ve doğrudan olmalıdır. Bu anlayışımız karşısında küçük burjuva sanatçıları hemen "estetik" kaygısına kapılıp, slogancılıktan, tekdüzelikten bahsederler. Ama aslında doğrudan ve açık-yalın anlatımlar, hiçbir zaman tiyatro sanatını basitleştirmez ya da daraltmaz. Aksine çok daha geniş emekçi kitlelerine hitap etme yeteneğini geliştirir. Tiyatro, ancak böyle elit bir kesimin sanatı olmaktan çıkar ve emekçi halkın sahiplenmesiyle mücadele içindeki asıl ve olması gereken yerini alır.

TİYATROCU ÖRGÜTLÜ OLMALIDIR: Yine küçük burjuva sanat anlayışında en çok korkulan şeylerden birisi de örgütlü sanatçıdır. Onlara göre sanatçı hiç bir "kalıp" içerisine sokulmamalı ve "özgür" olabilmelidir. Ancak bu şekilde üretim yapabilir. Aksi halde mutlaka kendisini kısıtlayacak ve kaçınılmaz olarak "marjinal"leşecektir. Ancak böylesi yaklaşımlar mücadele ve sınıf gerçeğinden sonuna kadar uzaktır. Halkın sanatını geliştirecek perspektiften yoksundur. Ve zaten varolan somut durumu da uymamaktadır. Tiyatronun mücadelede bir araç olarak kullanılmasından, devrimci halk kültürümüzü geliştirmesinden bahsediyorsak, bunu en iyi yapacak olan örgütlü sanatçı, tam olarak da Partili sanatçıdır. Halkın içinde kök salan bir Partinin yol göstericiliğine sahip olmak, o kollektivitenin bir parçası olmak, onun mücadelesinin bir neferi olup yaşam tarzını benimsemek, sanatçıyı kısıtlamak bir yana sonuna kadar özgürleştirir. Kitlelerle bütünleştirir. Hayatı, halkı, insanlığı, en doğru tarzda görebilmesini ve bu zenginliği mücadeleye katmasını beraberinde getirir.

Sanatı doğru algılayıp onu halk için kullandığımızda, bu, hem mücadeleyi geliştirecek, hem sanatın kendi içinde giderek yetkinleşmesini sağlayacaktır. Yeterki biz onu devrim mücadelesinde kullanacağımız bir silah olarak kavrayalım. Eksiklikleriyle de olsa kısacak bir sokak tiyatrosunun bile bir gösteriye, bir direnişe, bir toplantıya, yürüyüşe kattığı zenginliği, insanların buna gösterdiği ilgiyi bu güne kadar yaşaman pratik deneyimlerden biliyoruz. Düşman bile bu 15-20 dakikalık oyunların halk üzerinde bıraktığı etkiyi, ilgiyi görmüş, oynanmasını engellemek için adeta seferber olduğu zamanlar olmuş, devrimci sanatçıları gözaltına almıştır. Düşmanda bu rahatsızlığı yaratan tiyatronun gücüdür. Bu gücü geliştirip, büyütebiliriz. Yetersiz de olsa Ayşe Gülen Halk Sahnesi, devrimci tiyatro ve devrimci sanatçı açısından bir örnek oluşturmaktadır.

HER ALANA, HER BİRİME BİR TİYATRO: Neden her alanımızın bir tiyatro kolu, birimi olmasın? Neden derneklerimizde, sendikalarımızda bu çalışmayı yapmayalım? Böyle bir çalışmanın kendisi zamanla örgütleyici bir nitelik kazanacak, kültürel, sanatsal faaliyetlere eğilimli insanları mücadelenin bu boyutunda toparlayacak, ortaya koyacakları ürünlerle de alanımızdan, birimimizden başlamak üzere binlerce, onbinlerce insana yeni bir kültürü, halkın geleneklerini, devrimin bilincini taşıyacaklardır. Her alan da Ayşe Gülen'lerimiz, Ayçe İdil'lerimiz vardır ve yaratılacaktır.

Bir tiyatro çalışmasını çok fazla idealize etmeye gerek yoktur; estetik kaygılarla idealize etmeye başladığımızda tabii ki, bu çalışmanın bizim olanaklarımızla mümkün olmadığı, elimizde bu işi bilen insan olmadığı sonucuna varır ve bu araçtan yararlanamayız. Nitekim, birimlerde, alanlarda pratik olarak olan da budur. Başlanılan çeşitli çalışmalar da, bu eksik kavrayış sonucu genellikle yarım kalmaktadır. Sanatın bu türüne, yukarıda kısaca açmaya çalıştığımız ölçüler içinde yaklaşıp, cesaretle ikişer, üçer kişilik oyun grupları kurabiliriz. Bunlar hem giderek yetkinleşecek, hem alanımızdaki daha başka yetenekli insanları ortaya çıkartacak, hem de devrimci faaliyetin eksik bir yanını tamamlayacaklardır. Sahne olanakları diye bir sorunumuz olamaz bizim. Sokaklar sahnemizdir. İşyerlerinin, okulların yemekhaneleri sahnemizdir. Birleştirilmiş dört masa bize mükemmel bir sahne sunar. Mesele, bizim tiyatroyla söyleyecek birşeyimiz var mı? Eğer bu varsa, buna yönelik bir faaliyetimiz varsa, sahneden kostüme gerekli herşey yaratılabilir. Bu noktada elbette yapacağımız işi kabalaştırmak, ilkelleştirmek gibi bir yanlışa da düşmemeliyiz. Peki kabalıktan kaçınmanın yolu nedir denilirse, bunun yolu konservatuar eğitimi almak değildir; bunun yolu, yaptığımız işe emek vermek, ona coşkumuzu, duygularımızı katabilmektir. Bunu yaptığımızda o ürün, asgari düzeyde estetik boyutuna da kavuşacaktır.
polnikitin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski24-03-08, 15:40  #2
giz
İnançlar ve Dinler
 
giz'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,797

Alıntı:
Burjuva sanatının en belirgin yanı, sanatı toplumsal gelişmelerden, siyasetten ayrı tutmak, sadece "estetik" bir metaya dönüştürmek istemesidir.
Yazınıza belirli noktalarda katılmakla beraber eklemek istediklerim olacak, öncelikle devrimci demek yenilikçi değişimci demekle eşdeğerdir burada hemfikiriz.Fakat sanatın ve özelde tiyatro sahnesinin bir slogan mercihi olmadığını kesin kez kabul etmek zorundayız.Estetik bir metaya dönüştürülme çabası bir gerçektir bunu daha çok posmodernize edilmesiylede açıklayabiliriz ancak buna alternatif olarak devrimci dinamizmi dayatamayız.Sanatın keskin kalıpçı yargıları yoktur, kaldı ki tiyatro bu konuda daha netleşmiş bir daldır.O sahne elbetteki adına yaraşır bir biçimle karşımıza çıkmalıdır ancak bu demek değildir ki her daim slogan atalım.Ben ulrike örneği bize daha yalın geleceltir kuşkusuz, tecritin anlatıldığı oyunda sadece cezaevlerini düşündürmemiştir bize daha genellersen insanın doğasını izlemiştik.Sıkıştığı bu düzlemdeki sancılarını keza bu gün sahnede olan Uçurtmanın Kuyruğu da aynı biçimle karşımıza çıkmakta ama tam tersi durumlarda söz konusu, iktidar aracı olarak kullanılan oyunlarda günümüzde çokça sergilenmektedir.Buna karşı bir inat bir savaş sözkonusu olacaksa bu sanata dair olmalıdır ve sanatçıya, hiçbir ideolojinin silahı haline getiremeyiz.Bu aynı zamanda esnekliğide zamanla yok edecektir, tek bir düzlemde ilerlemesi demek sanat olmaktan çıkması demektir.

Elbette derneklerde sendikalarda ve daha bunun gibi bir çok yerde yapılabilecek olan her aktivite yarar getirecektir en çokta yozlaşmış kültürün karşısında en büyük dayanak olacaktır.

Alıntı:
Sanatı doğru algılayıp onu halk için kullandığımızda, bu, hem mücadeleyi geliştirecek, hem sanatın kendi içinde giderek yetkinleşmesini sağlayacaktır. Yeterki biz onu devrim mücadelesinde kullanacağımız bir silah olarak kavrayalım.
Bunun tamamiyle karşısındayım işte, ideolojik bir aygıttan söz etmiyoruz konumuz sanattır.Herhangi bir mücadelede kullanılacak bir silah değildir..
__________________
"Bütün kadınlar lezbiyendir, bazılarının bundan haberi yoktur yalnızca"

Anja Meulenbelt
giz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-04-08, 15:44  #3
esitlik
Felsefe&Konu Dışı
 
esitlik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 2,235

Alıntı:
Sayın polnikitin şöyle demiş:

Mesajı Göster

HER ALANA, HER BİRİME BİR TİYATRO: Neden her alanımızın bir tiyatro kolu, birimi olmasın? Neden derneklerimizde, sendikalarımızda bu çalışmayı yapmayalım? Böyle bir çalışmanın kendisi zamanla örgütleyici bir nitelik kazanacak, kültürel, sanatsal faaliyetlere eğilimli insanları mücadelenin bu boyutunda toparlayacak, ortaya koyacakları ürünlerle de alanımızdan, birimimizden başlamak üzere binlerce, onbinlerce insana yeni bir kültürü, halkın geleneklerini, devrimin bilincini taşıyacaklardır. Her alan da Ayşe Gülen'lerimiz, Ayçe İdil'lerimiz vardır ve yaratılacaktır.
tiyatronun bir toplumda sol bilinci yaygınlaştırmada önemli bir işlevi olacağını sanmıyorum. Tiyatronun cazip geldiği insan profili elitist kültüre sahip olan kitle olduğundan tiyatronun sol akımları yaymak amacıyla kullanılması sonuç getirmez. Çünkü devrimci (sol) bilinç elitist kültüre sahip olan insanlarda değil, yoksul mekanlarda yaşayan insanlarda ortaya çıkar. Siz tiyatroyla solu anlatmaya çalışacaksınız ama yoksullar anlattığınız oyundan anlamayacaklar, belki de sergilediğiniz oyuna gitmeyecekler bile onlarda bir tiyatro bilinci oluşmadığından. İstanbul üniv.den tiyatro ekibi bizim okula yılda birkaç sefer geliyor öğrencileri sola yaklaştırabilmek amacıyla, ama izleyen kişiler ne yazık ki yok denecek kadar az. Şimdi üniv. öğrencileri tiyatroya bu derece ilgisizken bir de işçi semtlerindeki insanların ne derece ilgi göstereceklerini bir düşünün. Bence solculuğu yükseltmede tiyatro yerine, yolsullara yönelik başka yollara başvurulsa daha iyi olabilir.
__________________
"Gazi'nin yoksul kondularından aktık öfkeyle sokaklara
Kurtuluşumuzun bayrakları dalgalandı barikatlarda..."
esitlik is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Doğu Perinçek'in bir resmi var elimde acaba doğru mudur? mosquito19 Türkiye Siyaseti 309 07-03-08 15:17
Yılmaz Güney'den Şiirler aylüh Ustalardan Seçkiler 7 26-05-07 00:24
Zekeriya Aydemir'in anısına... cnk Türkiye Siyaseti 12 23-01-07 23:36
Bir Umut Işığı: Tiyatro cyrano Arşiv 2 27-03-06 13:22


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 20:16.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz