"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
![]() |
| |||||||
Ulusalcılık ve Milliyetçilik aynı mıdır ?/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Asıl konuya girmeden önce belirtmek isterim ki, burada yazdıklarımın tamamı beni bağlar; hiçbir kişi ya da partiyi bağlamaz ! Milliyetçilik ve Ulusalcılık aynı şey değildir. Hem sözlük karşılığı olarak, hem de bu kavramlara taraflarca yüklenen anlam olarak. Sözlük anlamı olarak iki kavram: Dilimizdeki, yabancı kökenli sözcüklerin varlığı, bazen sözcüklerin yanlış anlamda kullanılmalarına neden olabiliyor. Dilimizde var olan milliyetçilik kavramının karşılığı ulusçuluktur, ulusalcılık değildir. Millicilik kavramının karşılığı ise ulusalcılıktır. Yani: Milliyetçi=Ulusçu Millici=Ulusalcı Milli=Ulusal Ulusçuluk= Milliyetçilik : http://www.tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx...Ulus%c3%a7uluk Sözlük anlamının dışında ulusalcılık ve milliyetçilik: Ulusalcılık ve milliyetçilik aynı şey değildir. Önce ulusalcılığın (=milliciliğin) günümüzdeki anlamı nedir ? Ulusalcılık, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerinin, günümüz Türkiye’sinde yeniden yorumlanması ve bu yorumlamayla üretilen siyasete verilen addır. Ata’nın ilkeleri bellidir: Cumhuriyetçilik Halkçılık Laiklik Devrimcilik Milliyetçilik (=ulusçuluk) Devletçilik Ve bütün bunları tamamlayan Ata’nın “ bağımsızlığa” verdiği değerdir. Bu ilkeler, ulusalcılığın çerçevesini belirler. Bu bağlamda bakıldığında “milliyetçilik” ulusalcığın kapsamındadır; ama ulusalcılığın aynısı değildir. Şöyle ki: Bir kimse milliyetçi olabilir; ama bu onun Ata’nın öbür ilkelerine sahip çıkmasını gerektirmez. Türkiye’deki milliyetçilik Ata’dan önce de vardı... Ve ülkemizdeki milliyetçi siyasilerin uygulamalarına bakıldığında, bu uygulamaların çoğu zaman Ata’nın ilkeleriyle çelişkiye düştüğünü görürüz. Ata’nın ilkeleri bir bütünlük içinde değerlendirilmek zorundadır. Bu olmadığı takdirde Kemalizm’den uzaklaşma, sağa ya da sola kayma ve hatta Kemalizm’e karşıt duruma düşme olasıdır. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-03-08 02:47 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Ata’nın öbür ilkelerinden kopmuş bir milliyetçiliğin şövenizme, ırkçılığa ve hatta faşizme kayması olasıdır. Olacaktır demiyorum; olasıdır. Ancak Ata’nın milliyetçilik (yani ulusçuluk) anlayışında ırkçılığa ve faşizme yer yoktur. O’nun milliyetçilik anlayışı “Mazlum Doğu halkları”yla dayanışmaya açıktır. Onlara burun kıvırma, tepeden bakma, aşağılama yoktur. Bakın Atatürk 1933 yılında neler demiş: “Bugün, günün ağırlığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu uluslarının da uyanışını öyle görüyorum.Bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşacak pek çok ulus vardır. Onların yeniden doğuşu, kuşkusuz ki ilerleme ve refaha yakın olacaktır. Bu uluslar bütün güçlüklere ve bütün engellere karşın muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm, yeryüzünden yok olacak ve yerlerine uluslar arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen, yeni bir uyum ve işbirliği çağı egemen olacaktır.” Yine Mustafa Kemal Atatürk ölümünden bir yıl önce 1937’de şunları söylemiştir: “İnsan bağlı olduğu ulusun varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya uluslarının huzur ve refahını düşünmeli ve kendi ulusunun mutluluğuna ne kadar önem veriyorsa, bütün dünya uluslarının mutluluğuna da hizmet etmek için elinden geldiği kadar çalışmalıdır.” Bu anlayışın dışında bir milliyetçilik, Ata’nın altı ilkesinden biri olan milliyetçiliğin dışındadır. Ata’nın milliyetçilik anlayışı, geri kalmış bir coğrafyada ümmet ve tebaa olmaktan çıkıp, millet ve bu milleti oluşturan yurttaşlar olmayı ifade eder. Bu milliyetçiliğin bir boyutu da sınırlardır. Milli (ulusal) sınırların korunması yalnızca askeri anlamda değil, ekonomik anlamda da değerli ve önemlidir. Osmanlı Devleti’nin 1838’de yapmış olduğu Balta Limanı anlaşmasıyla Osmanlı sınırları Batılı emperyalistlerin sınırsız yağmasına kapıyı biraz daha aralamıştır. O anlaşmayı borç para alımları, kapitilasyonlar ve iflaslar izlemiştir. Sonucunda Batılı emperyalistlerin malları Osmanlı Ülkesini doldurmuştur. Ne gümrük duvarları kalmıştır ne de sınırlamalar... Bu durumun sonucunda Osmanlı ekonomisi çökmüş ve dışa bağımlılık devletin sonunun hızlandırmıştır. Bu konuyla ilgili: http://www.yaziyaz.com/forum/thread16889.html Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşımı, bir yönüyle de ekonomik alanda yürümüştür. Takvime bağlanan dış borçlar ödenmeye başlanmış ve dışarıdan gelen mallardan yeniden gümrük vergisi alınmıştır. Ne yazık ki, Ata’nın ölümünden sonra iktidara gelenler, O’nun öncülük ettiği bu kazanımların birer birer yitip gitmesine neden olmuşlardır. Bunların içinde kendine Atatürkçü diyenler de olmuştur, milliyetçi diyenler de... İsmet İnönü'nün ABD ile imzalanan yardım anlaşması nedeniyle 12 Temmuz 1947 yılında radyoda yaptığı konuşmada söyledikleri düşündürücüdür: “Büyük Amerika Cumhuriyeti’nin ülkemiz ve ulusumuz hakkında beslediği yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı (yardım anlaşması) her Türk candan alkışlamaktadır.” Şunu da belirtmek gerekir ki, İnönü ileride Kıbrıs nedeniyle ülkemizin ABD tarafından sıkıştırılması nedeniyle şu sözü de söylemiştir: “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye orada yerini alır” __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-03-08 02:32 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| 1946 yılında Amerikan Donanması’nın İstanbul’a geldiği sıralarda, Başbakan Şükrü Saraçoğlu ABD’den alınan 4.5 milyon dolarlık borcun geri ödenmesine ilişkin mecliste yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Hepimiz inanıyoruz ki, biz bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi kısmını ödüyoruz. Amerika’ya, bir de manevi borcumuz vardır ki; onu da, hürriyet, adalet, istiklal ve insanlık davalarında Amerika’nın bulunduğu saflarda bulunmak suretiyle ödemeye çalışacağız.” Nereden nereye değil mi ? Ata’nın safı, sömürgeciliğin ve emperyalizmin boyunduruğundaki mazlum doğu halklarıyken, onun ölümünden yalnızca 8 yıl sonra saflar “ABD’nin safında bulunmak” olarak tanımlanıyor. Bakarsanız bu insanlar da milliyetçidirler. Ama onların anladığı milliyetçilik, kuşkusuz Ata’nın tanımladığı milliyetçilikten farklıdır. Eğer milliyetçiliğik, Ata’nın öbür ilkelerinden ve tavırlarından kopuk olarak ele alınırsa, Kemalizm’le çelişkiye düşülmesi kaçınılmazdır. Bu durumda hala ülkesi için en iyisini yaptığını iddia edenler “milliyetçi” olabilirler; ama Kemalist olamazlar ! Ülkesini emperyalist ülkelerin pazarı konumuna düşürenin, yapılan anlaşmalarla siyasi ve askeri yönden bağımlı kılmanın Kemalizm’le bir ilgisi yoktur. Bu noktada, bu gibilerin kendilerine Kemalist tanımlamasını uygun görmesi, bir kandırmacadır. Ya kendi kendini kandırma, ya halkı kandırma.... Bu konuşmayı da Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Nato’ya kabul edilmemiz üzerine Lizbon’da yapmış: “Karşınızda büyük bir istekle ve kayıtsız şartsız işbirliği zihniyetiyle hareket etmeyi ilke edinen bir Türkiye bulacaksınız” Dedikleri de oldu.... Kore’ye asker gönderilmesi, yapılan ikili yardım (!) anlaşmaları, sürekli borç para alımı, İMF ile yapılan anlaşmalar, Gümrük Birliği’ne girmemiz.... Hele Gümrük Birliği’ne girdiğimizde pek milliyetçi Tansu Çiller’in ve Atatürkçü Murat Karayalçın’ın sevinçlerini hala anımsarım. Evet onlar milliyetçi olabilirler; ama asla ulusalcı olamazlar... Sadece AKP Hükümeti döneminde, tüm Cumhuriyet tarihi boyunca alınan borçların, yalnızca 5 yıl içinde ikiye katlanması da ayrı bir nokta. Bütün bunlardan öte Ata’nın milliyetçlik anlayışında millet kavramı, anayasal yurttaşlık kavramıyla tanımlanır. Ulusalcıların (Millicilerin) “ulus” kavramından anladıkları budur. Yoksa etnik milliyetçilerin Kemalizmle ve bunun günümüz yorumlarından biri olan ulusalcılıkla ilgisi yoktur. Hatta bunlar birbirlerinin karşıtıdırlar da... Etnik milliyetçilk parçalanmaya hizmet eder; emperyalizmin de istediği budur. Etnik milliyetçiliğin ve dinsel cemaatçiliğin kışkırtılarak ulusların parçalanması ve birbirini kırması emperyalizmin oyunudur. Bu noktada, birbirlerine karşı savaşan taraflar, bizzat emperyalistlerden yardım alarak, karşıtlarını alt etmek isterler. Bu yardım almanın sonucu, tüm tarafların sonucunda emperyalizme bağımlı hale gelmesidir. Yugoslavya buna günümüzdeki en belirgin örnektir.. Elbet emperyalistlerin hedefi daha fazla para, daha fazla bağımlılık, daha fazla sömürüdür. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-03-08 02:34 . |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Milliyetçilik, Ulusalcılık ve Emperyalizm Bana göre:Ulusöncesi toplumlarda, yani feodal ilişkilerin geçerli olduğu toplumlarda, Milliyetçilik bir burjuva ideolojisi olarak ilerici bir rol oynar. Ulus devlet sonucunda, feodal örgütlenmelerden ileri bir örgütlenmedir ve tarihte kapitalizme denk düşen devletin örgütlenme biçimidir. Bu örgütlenmenin ideolojik ayaklarından biri de milliyetçiliktir. Ancak Kemalizm’deki milliyetçilik anlayışı, kapitalizmi olabildiğince törpülemeyi hedefler. Bu yüzden ekonomi politikalarda seçilen yol, serbest piyasacılık değil devletçiliktir. Ata’nın öbür ilkelerini unutursanız, savunduğunuz milliyetçiliğin içine serbest piyasacılığı da, dünya emperyalizmine bağımlı olmayı da sığdırırsınız. Yine kendinize “milliyetçi” adını verebilirsiniz; ama asla ulusalcı değilsinizdir. Milliyetçiliğin ortaya çıkmasındaki ana etmen, ticaret burjuvazisinin kendine ait bir pazara sahip olma tutkusudur.Ancak, globalleşme (modern emperyalizm) ile birlikte ulus-devletler birer engel olarak görülmeye başlanmıştır. Bizimki gibi, yerli - bağımsız burjuvazisi gelişmemiş ülkelerde, ulus-devlet bir ayak bağıdır. Zira yerli gibi olan, ama çokuluslu şirketlerle işbirliği içinde olan burjuvazi (işbirlikçi burjuvazi), çıkarları gereği yerli burjuvazinin kendi ulusal sınırları içinde pazarına hakim olmasını kabullenemez. Şimdiki Koç ve Sabancı örneklerinde olduğu gibi bunlar, uluslararası sermayenin Türkiye'deki taşeronlarıdır. Bunlar içinde ulus-devletler birer engeldir. İşbirlikçi sermaye, bizde olduğu gibi ulusal pazarın yağmaya açılmasını ister; bunun için de serbest ticaret anlaşmaları imzalamaları için hükümetleri yönlendirir, kamuoyunun beynini yıkar. Bu durumda ulusal pazarın savunulmasına ve ulus-devletin savunulmasına yönelik bir ulusçuluk, halkçıdır. En azından böylesi bir durumda ülke pazarının uluslararası tekellerin eline geçmesi engellenmiş olur. Yerli sermayenin iç pazara hakim olması bir şeyi değiştirir mi ? Evet değiştirir. zira uluslararası tekellerin iç pazara hakim olması demek, bir üstyapı kurumu olan politikaya da hakim olması demektir. Bu tekellerin ulusal yasalarla dizginlenmesi olası değildir. Uygulanan ekonomik politikalar vahşi kapitalizm döneminden farksız olur. Öyle de olmaktadır. Ondan sonra da İMF gelir : Borçların tahsili için işçiye, memura ödenecek paranın oranından tutun da, çiftçilere verilecek desteğe kadar her şeyi dikte ettirir. Kar eden KİT’ler birkaç yıllık karına satılır, tarım çöker…. Sonucunda ne olur ? Amerikan buğdayı yer, tavuklarımızı ABD mısırıyla besleriz v.s… İşçiniz, memurunuz ve çiftçiniz de yoksulluk içinde kalmaya mahkum olur ! Oysa, yerli sermayenin iç pazara sahip olduğu bir ekonomi daha kontrol edilebilirdir; bir nebze olsun yasalarla, dizginlenmesi olasıdır. Üstelik ülke politikalarına bunların bu kadar kolayca yön vermesi de olası değildir. Bunlardan alınan vergilerin yine ülke içinde kullanılması mümkündür. Ancak siz, ulusalcı ekonomi politikalardan uzak, gider Gümrük Birliği gibi anlaşmalar imzalarsanız, hem ülkeniz her yıl milyarlarca dolar zarara uğrar, hem de çokuluslu şirketlerin, ülke içindeki işbirlikçileri sayesinde politikanıza yön vermesine engel olamazsınız. Bu durum sadece ekonomik bağımlılığı değil, askeri ve politik bağımlılığı da beraberinde getirir. Bize serbest piyasa ekonomisini öğütleyen gelişmiş kapitalist ülkelerin kendileri,korumacının önde gidenidir. Bunlar işlerine gelmeyen hiçbir malın ülkelerinde kolayca satılmasına bile izin vermezler; gerekirse kota koyarlar. Ancak ülke pazarına, ister yerli sermaye egemen olsun, ister yabancı sermaye, emek-sermaye çelişkisi devam eder... Ancak halklar, emek-sermaye çelişkisi varken de biraz olsun rahat yaşayabilir. İleri kapitalist (emperyalist) ülkeler buna bir örnektir. Etnik Milliyetçilik: Ezilen Halklar Coğrafyasına zarar veren milliyetçilik türü, etnik milliyetçiliktir. Etno-milliyetçilik uluslararası emperyalist güçlerin, ulus devletleri parçalamak için kullandıkları bir enstrümandır. Bu sayede, milliyetçilikle kurulan ulus-devletin, yine bir başka milliyetçilikle yıkılması hedeflenir. Bu kısaca emperyalizmin böl-ve yönet politikasına hizmet eden gerici bir ideolojidir. Irkçıdır. Emperyalizmle işbirliği yapar. Ekonomide liberalizmi savunur v.s. Bu tür etno milliyetçilik halkları birbirine düşman ederken, parçalanan ulus devletleri küresel sermayeye açık pazar kılar. Yugoslavya'da olan da budur. Ulusalcıları etnik milliyetçilerle karıştırmak, aynı görmek kanımca doğru değildir. Sadece etnik milliyetçilerle değil, Ata’nın öbür ilkeleriyle bağını koparmış milliyetçiler de ulusalcı değildirler. Ulusalcılık Atatürk milliyetçiliğini kapsar; ama her milliyetçi ulusalcı değildir. Bir ulusalcı milliyetçi olduğu gibi aynı zamanda: Halkçıdır, Devrimcidir, Devletçidir, Cumhuriyetçidir, Laiktir…. Saygılarımla...... __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-03-08 03:07 . |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Konu çok geniş kapsamlı. Olabildiğince düşüncelerimi özetleyerek yazdım. Kuşkusuz daha yazılacak çok şey var. Yanlışlarım varsa (ki vardır elbet), bunlar da bana aittir. Sizlerin de katkılarıyla konuyu daha ayrıntılı bir biçimde tartışabiliriz. Tartışmaya katılanlara şimdiden teşekkür ediyorum. Not: Yazımda bulunan alıntılar, Metin Aydoğan’ın “Bitmeyen Oyun” adlı kitabından aktarmadır. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Ulusalcılar, ülkemizi zarara sokan, bağımlılığı pekiştiren ekonomik uygulamalara karşıdır. Ulusalcılar, ülkemizin Gümrük Birliği'ne girmesine de karşıydılar... Erol Manisalı'nın kitapları bu konuya ilişkin duruma yeterince açıklık getirmektedir. Çiller de bir milliyetçiydi; ama ulusalcı değildi. ![]() __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,415
| Bu kadar uğraşmanıza gerek yoktu. Mİlliyetçilik ulusalcılıktır, ulusalcılık milliyetçiliktir. İkisi de aynı ve birdir. Aradaki ufak farklar niteliğe yönelik değildir. Nicel farklardır. Milliyetçilik temel olarak burjuva ideolojisidir. Bir deyimi tanımlanırken referans olarak Mustafa Kemal'i almanız deyimi açıklamanıza yeterli değildir. Deyimin içeriğine yönelik tanımlama yapmanız gerekir bunu yapmamışsınız. Ulusalcıların, kendilerini milliyetçi olmadıklarına ilişkin söylemi günümüze aittir. Bu bakımndan Mustafa Kemal'e gönderme yaparak yeni olan bir tanımı açıklamanız yararlı olmaz. "sol" hareketlerin bazıları hızla sağa kaydılar, bazıları MHP ile aynı argümanı kullanacak kadar faşist bir söylemi bile denediler. DSP bunun sonucunu yok olarak ödedi. Bu hareketler, kendilerini ulusalcı olarak tanımlayarak, önceden düşmanmış gibi oldukları miliyetçilikten ayrı görünmeye çalışıyorlar. Ulusalcılık budur. Millici gibi bir terim yoktur. Olsaydı bile terimin içeriği neyi anlatıyor diye bakardık. Ulusalcı, millici, milliyetçi, ya da aslında millici varsa, karşılığı olamsı gereken uluscu. Bu kavramlar neyi açıklıyor ona bakarız. Son cümlenize bir bakalım. Bu savları komünist partisi de söyleyebilir, bu onun milliyetçi olacağı sonucunu çıkarmaz. CHP gibi söylemi sol varsayılan siyasi hareketlerin iyice sağa kayıp miliyetçi söylemle örtüşmesi sonucu ortaya çıkan siyasetin adıdır ulusalcılık. Aradaki fark biçimseldir. Altıokdaki devrimcilik, reformizmi simgeliyor. Reform, ve revulition kavramalarının her ikisi de devrim kavramıyla açıklandığı için oluyor bu. Yoksa, devrimle milliyetçilik uzlaşamaz. Temel sınıfsal içerikleri farklıdır. |
|
| |
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 1,951
| Ulusalcılık; Türkiye'deki milliyetçiliğin kaba, saba, lümpen ve entelektüel olmayan nüansından sıyrılıp daha çağdaş, daha bilimsel ve daha laik bir şekli olarak sunuldu ve böyle ortaya kondu. Yani aslında diğer milliyetçilerden ayrılmak için bu tanım ortaya konuldu. Türkiye'deki milliyetçilik akımlarının çoğunun dini nüanslar taşıması da bunda belirleyici etken. Dolayısıyla dinselliğe karşı laik, sağa karşı sol yeni bir milliyetçilik akımı türetildi. Bu açıdan ulusalcılık ve milliyetçilik birbirinden farklıdır. Ancak ikisi de ırkçılığa açılan kapılardır. Bugün ulusalcı olarak kendini adlandıran grupların evrene bakışına, halklara bakışına, devlete bakışına bakılırsa bu görülebilir. Açıkçası gitgide nasyonal sosyalizme benzemeye başlıyorlar. Özellikle Türk Solu ve İP. __________________
En "adil", "saf", en ince ve en uygarı olsa bile, Marksizm milliyetçilikle bağdaşamaz. Onun yerine, Marksizm, enternasyonalizmi ileri sürer... Lenin |
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 50
| Alıntı:
Ne olmuş asimile olunmuş...Çin modeli marksizim Mao'culuk senin bahsettiğin İşçi Partisi, Çin'liler Çin milliyetçisi oldu, İşçi Partililer Türk Milliyetçisi, Çin milliyetçidir ama Irkçı değildir. Rus milliyetçidir ama Irkçı değildir. İki Almanya birleşti bu Irkçılık değildir, doğaldır ama ben Azerbeycanla birleşsek desem sen Irkçısın dersin. Niye iki Alman devletinin birleşmesi Irkçılık olmuyorda, iki Türk devletinin birleşmesi ırkçılık oluyor. Marksist terminelojiye siz canigönülden inanıyorsunuz ama sonuç onlar gibi düşünmek, akış milliyetçilik yönünde dünyada ama biz ırkçısız onlar milliyetçi, bunun açıklaması birde onlar gibi düşünmek, asimile olmanın yeni yöntemi, Çin almış başını gidiyor, Ruslar Almanlar ona keza ama biz Irkçıyız. Ya canım kardeşim marksizim için pratik önce gelir, pratik sonuç böyle.... biz asimile oluyoruz ya fiilen Ruslarda olduğu gibi, marksist-leninist dolmasıyla, ya da yeni solculukla vatan ve millet düşmanlığı, bunları sevenlere ırkçı yaftası.... Almanya'da Türkleri diri diri yakanlar Irkçı değildir onlara gık demezsin ama Hrant Dink için gözyaşları dökeriz, yüzbinler sokağa dökülürüz. Niçin Almanya'da hala yakılmaya devam eden Türkler için sokağa dökülmüyoruz. Çünkü onlar gibi düşünüyoruz, asimile olmuşuz. Ölen bizdense önemli değil, onlardansa vah vah!... elleri kırılasıcalar... yeni asimilasyon onlar gibi düşünmek ama biz hakiki marksistiz, onlar dandik marksist... ![]() | |
|
| #10 | ||||||||||
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,803
| Sayın Sarayka şöyle demiş: Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Hatta tüm yazımın neredeyse tamamında bu duruma yönelik yazdım. Kavramı tanımlarken elbette Mustafa Kemal'i referans alacağım; çünkü ulusalcı hareket onu referans alıyor ve ulusalcılığın çerçevesini bu referans belirliyor. Alıntı:
Ulusalcılığın Atatürk milliyetçiliğini kapsadığını belirttim. ![]() Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Ata'nın dediği ''Ezilen Mazlum Doğu Uluslarınn sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı ''verdiği mücadelenin safında olmak varken, ABD'nin safından yana tavır konuyorsa, o parti ulusalcı değildir. Alıntı:
Mustafa Kemal'in okundaki devrimcilik, Tanzimatçı yenilikçilik değildir ! __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! | |||||||||
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Dünya dışı canlılar için ne düşünüyorsunuz ? | goodfather | Doğa Bilimleri | 69 | 28-05-08 22:02 |
| Mutlu olmak hak mıdır? | ersel | Bilgi ve Ahlak felsefesi | 14 | 20-09-07 12:19 |
| Aleviler Şaman mıdır ; Müslüman mıdır? | Roj u hev | Arşiv | 59 | 14-08-07 12:14 |