| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
| Hukukun Siyasallaşması ve Türkiye'deki yansımaları / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 380
| Hukuk , toplum halinde düzenli bir yaşam biçimine sahip insanlığın belli kurallara bağlı olarak yaşamını idame ettirmesinde yegane yardımcısıdır. İnsanlar özel ve kamu hukuku ihtilaflarında , bu ihtilafları çözmesi için hukuka başvurur. İşte bu nedenle hukuk ve güven birbirleriyle sıkı sıkıya bağlıdır. Hukuka güven yoksa , toplumda infial meydana gelir. Açık konuşmak gerekirse bir yerde hukuka güven yoksa , orada huzur da yoktur. Ülkemizde bir hukuk sorunu olduğu su götürmez bir gerçektir. Bunun en basit örneği de Türkiye'de kurulan partilerin tüzük ve programlarında adalet olgusunu abartılı olarak işlemeleri, hatta bazılarının da adını Adalet olarak koyması. Örneğin Adalet Partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi..... Partiler bu tercihlerini yaparken , mevcut bazı eksiklikler nedenleriyle yapmıştır. Bunu kimse inkar edemez. Yürürlükte olan kanunlarla , yürürlüktekilerin yürüttüğü uygulamalar arasında oldukça fark olduğu da bilinir. Gerçe son yıllarda ikisi arasındaki önemli ölçü de azalsa da , yine ikisi arasında belirli bir makas var. Türkiye bir cumhuriyettir ve bu cumhuriyetin özellikleri vardır. Türkiye Laik, Demokrat , sosyal bir hukuk devletidir. Kitaplarımızda böyle yazıyor. Bizlere böyle öğretildi.Cumhuriyetin bu nitelikleri hakkında belirli tartışmalar her zaman yaşandı , ama hiç biri laiklik kadar tartışmalı olmamıştır. Bu laiklik tartışmalarının milletimize, ülkemiz ekonomisine, bu toprağın çocuklarına ne kadar zararı olduğunu da sanırım tarif etmeye gerek de yok. Hatta Cumhuriyetin temelini oluşturan anayasal devlet, laiklik ilkesi nedeniyle 1960 , 1971 , 1980 ve 1998 de olmak üzere toplam 4 defa saldırıya maruz kalmıştır. Cumhuriyet kurulduğu dönemden itibaren her zaman bir laiklik kaygısı olmuştur. Hani bir takım elbise alırsınız, bu takım elbise öyle bir şey ki çok değerli fakat, bu kıyafet size bir türlü uymuyor, sürekli olarak terziye götürüyorsunuz, o takım elbise üzerinde çeşitli değişiklikler yapılıyor, ama yine de bir şeyler eksik. Belki yanlış terziye götürüyorsunuz, terziyi değiştirmek gerekiyor, fakat ısrar ediyoruz, hep aynı düzenlemeler. Ama biliniyor ki, o terzi bu kıyafeti daha da kötüleştiriyor. Şimdi laiklik kaygıları nedeniyle her zaman hukuk devleti ve demokrasiden taviz verilmiştir. Hukuk devletinin güvencesi olan kurumlar , çoğu zaman oligarşık yapıyı korumaya sağlayan bir silah olarak görünmekte. İşte bu yanlış. Hukuk adamı olmak , farklı bir şeydir. Eğer hukukçuysanın , işlerinizde şahsi fikirlerinizi, duygularınızı düşüncelerinizi bir kenara koymanız gerekmektedir. Çünkü hukuk , toplumun sigortasıdır. Bir yerde kısa devre olsa , ilk müdahaleyi yapacak olan her zaman hukuk adamları olmalıdır. Çağdaş , modern devletlerde bu işler böyle yürür. Gelin görün ki ne acıdır ki, Türkiye'de hukukun gün geçtikçe daha da siyasallaştığını görmekteyiz. Ne acıdır ki, Türkiye'de başörtüsü yasağı şeklinde somut bir düzenleme olmamasına rağmen , sadece böyle bir düzenlemeyi savunan bir partinin, kapatma gerekçeleri bunlar olabiliyor. Ne kadar acı...! 1990 larda CHP 'den bir adalet bakanı, kendi parti teşkilatından 5000 kadar kişinin hakimlik savcılık kadrosuna atandığını söylemekte. Bunu da büyük bir marifetmiş gibi anlatıyor. Laiklir , belli kesimin ilkesi değildir. Laiklik 70 milyonun ilkesidir. Hiç kimse laikliği kendilerinin malıymış gibi göremez. Laiklik , bu vatan evlatlarına kullanılan bir baskı aracı olmamalıdır. İnsanlar hürriyetlerini, özgürlüklerini kullanırken laiklik kalkanına maruz kalmamalıdır. Laiklik , öz vatanında nasıl uygulanıyorsa, Türkiye'De de aynı şekilde uygulanmamalıdır. Hiç kimse kraldan daha fazla kralcı olmamalıdır. Laikliğin öz yurdu Fransa'dır, eğer bir örnek gerekiyorsa Fransa'dan almalıyız. Fransa'da nasıl uygulanıyorsa , biz de o şekilde uygulamalıyız. Yukarıda terzi örneğini belirtmiştim, işte biz yanlış terziye gidiyoruz, ülkemizde laiklikle ilgili düzenlemeler yaparken her zaman faşist devletlerde uygulanan yöntemi almaktayız. İşi baskıya, tek tipe , demokrasiyi tıkamaya götürüyoruz. Oysa ki bunlar hepten yanlış. Laiklik bünyesinde iki ana maddeyi barındırır. Birincisi dinin devlete, devletin de dine karışmaması. İkincisi devletin her türlü dine saygı göstermesi. Bizim amacımız bu olmalı. Ama bizler ne yapıyoruz , bizim yaptığımız kısaca şu : dinimiz kitabımız laiklik. Evet gittiğimiz nokta malesef bu. İşte bu noktada karşımıza ideolojik saplantılar çıkıyor. Anlıyoruz ki , bu işler bir takım hukuksal kaygılarla değil, ideolojik kaygılarla yapıldığı. Güvenmek istiyoruz ama kime, güvenmek istiyoruz ama neye.... Ülkenin en tepedeki bir hukukçunun Adnan Menderes iyi ki asılmış denmesine mi....? yoksa Anayasal düzeni bertaraf eden askeri müdahaleleri savunan birisine mi ..... Milletimizin acı kaderi her zaman " savaşta kazanıp, masa başında kaybetmek olmuştur. " Bugün de savaşı sandık, masa başını da bir takım hukuk kisvesine bürünmüş, fakat gerçekte hukuk dışı olan saldırıları görürsek , yine kaderimiz aynı. Yıl 2008 , değişen hiç bir şey olmadı. Kendime sormadan edemiyorum. Bu milletin kaderi niye böyle , hep sorunlar, hep ezilmişlik, hep adam yerine konmama, bu kadar niye acaba.... Bu ülke % 50 oy verip bir partiyi tek başına iktidar yapmıştır. Sonrasında ise bu milleti Cahillikle suçladılar, bir siyasetçi geçenler " bu milleti köpek yerine koyuyorlar " dedi, bu milletin tercihlerine bu kadar tepki vermek acaba niye ? __________________
Hangi ceylan gözlü toprağa bakmadı ki ... Hangi güzel yüz toprak olmadı ki ... Alp_aslan Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-03-08 15:34 . |
|
| #2 | ||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 2,930
| Alıntı:
Ükemizde Cumhuriyetle baslayan ve ve halen süren; cumhuriyetcilerle, demokrasiyi iclerine sindiremeyen hilafetci takimin iktidar savasinin özetidir verdiginiz tarihler sn Alparslan. *1960, cumhuriyeti alt etmege calisan düsünceye,ABD ci Menderes sistemine karsidir. *1971 ve 1980, hilafetcilerin, yani sagin iktidari tekrar ele gecirmesidir. *1998 ile laikligin can havli ile kendisini korumasi *AKP süreci ise, dinsel ögeler ön plana cikarilarak baslatilmis ve cumhuriyete karsi emperylaizm destekli son saldiridir. Simdi burjuva demokrasilerinin kendini ve carpik ta olsa demokratik sistemini ic ve dis isbirlikcilere karsi korumasi, hukukun siyasallasmasi ise dogrudur. Yargi, siyasetini demokrasiden yana cizmistir. Cumhuriyetin karsisindaki güruh ta demokrasi karsiti olduklarini bas bas bagirdiklarinda siyaset yapmis olmuyorlar mi? Bu güruhun eline verdiginiz yargi demokratik mi olacak saniyorsunuz? | |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007 Ülke / Şehir: Ankara-İstanbul
Mesajlar: 1,857
| T.C. kurumlarının her köşesinde ve her hükümet döneminde kadrolaşma olmuştur/olacaktır. "yapmadım" diyen yalan söylemektedir. E kadrolaşma olunca, haliyle siyasallaşma da oluyor. Bunlar gayet normal.(aslında normal falan değil ama "doğanın kanunu" diyelim biz buna) Hükümetler genelde islamcılar tarafıdan kurulduğundan ve inanılmayacak boyutlarda bir imam-hatip potansiyeli var olduğundan, kadrolaşmanın nimetlerinden genelde bunlar yararlanmıştır ve halen de yararlanmaktadırlar. Öyle "yargı kemalistlerin, ordu kemalistlerin" diye birtakım tezler öne sürenler var... Bunları pek fazla ciddiye almamak gerekiyor bir noktadan sonra. Çünkü bu memleketin genelkurmay başkanları dahi dinci kadrolaşmadan nasibini almıştır! Komutanların islamcı olduğunu söylemiyorum ama İslamcı ideolojiye hizmet ettikleri bir gerçektir. Bunu bilinçsizce yapmıyorlardı, öyle direktif almışlardı. En meşhurları Hazreti Kenan Evren'dir. Yargı ise belki de içine sızılması en zor bölge olmuştur. Buralar genelde , cumhuriyetçilerin "mekanı" olmuştur. Fakat yine de yadsınamayacak bir şekilde, burada da belli bir güç elde etmişlerdir(Adalet bakanının yetkilerinden dolayı). Diğer bölgeleri saymaya gerek yok. En küçük memuriyette bile cemaatlerin ağırlığı vardır. Öyle ki , bugün polis teşkilatının %70' i fetullahçıdır! __________________
Dünyada 3 şey vardır ; Tanrı, vergi ve bu ikisine duyulan saygı - Woody Allen Sen benim güldüğüme bakma Nefret ediyorum senden hala |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İslâmda Kadın, Kadına Verilen Değer, Ve Kadın Hakları.. | _mnzv_ | Kitaplı Dinler - Tarikatlar | 700 | 01-05-08 15:27 |
| Hukuken Olmayan Bir Yasak, Hukuken Ortadan Kaldırılabilir mi? | bekirsami | Türkiye Siyaseti | 116 | 07-04-08 02:35 |
| İslam-Totaliter mi- Teokrasi mi ? | evaporit | Kitaplı Dinler - Tarikatlar | 81 | 01-02-08 09:22 |
| Türkiye'de Hukukun Tarafsızlığı | gizemnur | Türkiye Siyaseti | 0 | 01-01-08 18:17 |
| Cem Uzan - Basın Duyurusu:(Sağ duyunun galip gelmesi gerekir!) | cemuzan | Türkiye Siyaseti | 11 | 05-04-07 11:42 |