| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Sunay Akın-"Bir güzel adam..."/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Trabzonlu bir şair olan Sunay Akın ilk şiirini 9 yaşında meteoroloji müdürlüğünde çalışan bir memurun kızına yazar. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar. Mahsusçuktan!.. Ama şiir kızın gözüne hiç bir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra ( Bir Şairdir artık.) çocukluğunun geçtiği Trabzona gittiğinde sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "Hava Muhalefeti" nedeniyle kayıptır. (Kendi sitesinden alınmıştır.) |
|
| #2 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Sunay Akın "12 Eylül gününde doğmuştur." "...ve 1980 yılından beri doğum gününü kutlamamaktadır." 1827 yılında Almanya'da Karl Detroit adında bir çocuk dünyaya gelir. Aile içindeki huzursuzluklardan dolayı bir yetimhaneye bırakılır. Biraz büyüdüğünde bir miço kağıdı çıkarıp gemilerde çalışmaya başlar. Bir gün yolu İstanbul'a düşer. Gemi boğazdan geçerken denize atlar ve Kız Kulesi'ne sığınır. İki ülke arasında küçük bir politik sorun da oluştursa, dönemin Dışişleri Bakanı konumundaki Sadrazam Ali Paşa'nın sevgisini kazanıp, himayesine girer. Harbiye'de okutulan çocuğa Mehmet Ali adı verilir. On iki yaşında Kız Kulesine çıkan çocuk II. Abdülhamit döneminde "Paşa" ünvanı alır. Mehmet Ali Paşa 1878 yılında Berlin Antlaşması'nda Osmanlıyı temsil eden üç kişiden biridir. Berlin Antlaşması'nda Hristiyan cemaatlere hak tanınmasıyla gerici halkı Mehmet Ali Paşa'ya karşı kışkırtır...Ve Mehmet Ali Paşa Arnavutluk'ta linç edilir. Çocukluğunda Kız Kulesine sığınan Mehmet Ali Paşanın dört kızından biri olan Leyla Hanım'ını da bir kızı dünyaya gelir. Celile Hanım... Ve sonra, Celile Hanımın bir oğlu olur: Nazım Hikmet! Tarih: 1 Ocak 1921...Sirkeci'den kalkan "Yeni Dünya" isimli bir gemi Anadolu'ya Kuva_i Milliye'cileri götürmektedir. Gemide dört de şair vardır: Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Vala Nureddin ve Nazım Hikmet... Gemi Kız Kulesi önünde İngiliz askerlerince aranır.Arama üstünkörüdür ve geçiş izni verilir. 1950 yılının sıcak bir Temmuz günü...Nazım Hikmet, hapishaneden çıktığı ilk günde bir arabanın içinde Kız Kulesine doğru yaklaşmaktadır. Üsküdar'a geldiklerinde gece olur. Her taraf zifiri karanlık. Deniz kıyısına geldiklerinde Kız Kulesi tam karşılarındadır. Büyük dedesi Mehmet Ali Paşa'nın on iki yaşında yüzerek çıktığı Kız Kulesi'ne Nazım Hikmet, on iki yıllık bir hapishane hayatından sonra ilk kez bakıyordu. Nazım Hikmet, Kız Kulesi'nin karşısında eğildi ve elini denize daldırdı....Ve sonra yere uzanıp, denizdeki çırpıntıyı dinleyerek yıldızları seyre daldı. Arkadaşları Nazım Hikmet'e, on iki yıl boyunca hapishaneler ve hastaneler arasında geçen dolaşımda hep sorarlardı: "Özgürlüğüne kavuştuğunda en fazla istediğin nedir? El birliğiyle sana hazırlayalım." Nazım Hikmet, Kız Kulesi'nin karşısında elini denize soktuktan sonra yıldızları seyrederek, denizin müziğini dinlediğinde, bu sorunun yanıtını veriyordu. Bir Not: Bu yazı Sunay Akın'ın "İstanbul'un Nazım Planı" adlı kitabının içindeki "Nazım Hikmet ve Kız Kulesi" adlı öyküsünden derlenmiştir. Öykü orada daha uzun ve daha ayrıntılıdır. Sunay hakkında da bir bilgi vermek gerekirse, 1962 yılında Trabzon'da doğmuş, ve Kız Kulesi'ni ilkin annesiyle gittiği bir misafirlikte çay tabağının içindeki bir desen olarak görmüştür. 12 yaşındayken Salacak Plajı'ndan Kız Kulesi'ne yüzmüş ama nöbet tutan askerlerin izin vermemesi nedeniyle adaya çıkamamıştır. Yıllar sonra çıktığı Kız Kulesi'ni, insanlığın gerçek yasalarını şairlerin koyduğu düşüncesiylr "Şiir Cumhuriyeti" ilan etmiştir. Ve ilk yasa olarak orada Nazım'ın iki dizesini okumuştur. "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine!" Sunay Akın 12 Eylül gününde doğmuştur. Ve 1980 yılından beri doğum gününü kutlamamaktadır. Bu güzel insana da, bütün güzel insanlar gibi selam olsun! |
|
| #3 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Nazım'ın ünlü şiirini bilmeyen yok gibidir. Belki çoğumuz duvarlara da kazımıştır zamanı geldiğinde...Bense, lisedeyken okul sıramın üzerine kazıdığımı biliyorum. Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür. Ve bir orman gibi kardeşçesine... Karşı çıkanlar olabilir mi bu iki dizeye...Belki! Hele dönem solcu avıyla geçiyorsa; hele yazar-çizerliğini insanları ispiyonlama üzerine kurmuş sözde yazar ve çizerlerle doluysa ortalık... "İnsanlığın ağaçkakanı olanlar elbette sevmezler yukardaki dizeleri. 3 Aralık 1964 tarihli Düşünen Adam'da yayınlanan Fuat Uluç'un yazısını okuyoruz. " Görüyor musunuz Türk milleti için istediği hürriyeti ve kardeşçe yaşama tarzını? Demek bir ağaç gibi tek ve hür olacağız. Peki bir ağacın hürriyeti nedir? Dikildiği ve bittiği yerin ömrü boyunca esiri kalmak, her rüzgara boyun eğmek değil mi? Ağaçca hürriyete ihtiyacımız yok bizim, Hele bir orman gibi kardeşçe yaşamaya...Çünkü ormanlarda boy atamayan ağaçlar önce serilmişlerin dalları tarafından boğuldukları ve güneşten yoksun bırakıldıkları için filizden dönmeden kurur, kırılır, çürürler. Kaderleri gökyüzüne doğru gururla dalbudak salanlara gübre olmaktır. Yere batsın kardeşçe yaşamın böylesi." Böyleleri de görüldü bu toplumda...Belki hala aramızda yaşıyorlar...Kardeşlik, dostluk,arkadaşlık...hep bir çıkar çerçevesinin içine hapsedildi...İnsanların en saf duygulaıyla bir araya gelemeyeceklerini, konuşamayacaklarını, el ele tutuşamayacaklarını...savunan düşünce böyle bir yazının anlatmak istediğinden farklı şeyleri mi savunuyor. Sunay Akın'a verelim sözü bu noktada. "Onlar ki, meydanlarda 'Ya Sev Ya terk et' pankartı asarlar. On yedi yaşında bir fidan olan Erdal Eren'in darağacında boynunu kıranlar da onlardır!..Ama Nazım Hikmet'in dizelerinin insanlığın gerçek yasası olduğunun ayırdında olan şairler de vardır. İşte Can Yücel:" Kademsiz oluyor kimi ağaçlar. Sokak üstüne, ayak altına düşenler Tozdan, dumandan görmez olmuş yeşil gözleri Onlar da çam, onlar da çınar ama Toros'lardaki akranlarıyla aralarında Epiy bir yükseklik ve hava E az'cık da bir sınıf farkı var... |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| Evet Sunay Akın geniş görüşlü,hümanist ve edebi anlamda yetenekli bir şair gerçekten.Kendisini bir çok yönüyle beğeniyorum. Ama dikkatimi çeken bir iki şey var S. Akın'la ilgili.Akın oyuncaklara çok düşkün birisi,şiirlere düşkün olduğu kadar.Bu onun içindeki çocuğun ölmediğini gösteren bir kanıttır bence. Ayrıca kızılderililere olan bir ilgisi de var.Bu da dikkatimi çeken ve hoşuma giden bir durum doğrusu. Bir de kendisinin Abdülhamit düşmanlığı var.Sebebini anlayamadığım bir düşmalık doğrusu.Alıp veremediği nedir.Bilmiyorum. Bilenler varsa lütfen benimle paylaşsınlar __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: ankara
Mesajlar: 41
| ALACAK yol kenarındaki yağmur mazğallarını kumbara sanıp harçlığımı atardım bu yüzden en çok denizden alacaklıyım. __________________
Bu ülkenin bir toprağı vardı işleyemedik,insanların ruhu vardı besleyemedik..Şimdi hasat zamanı gelmiş ne ektik ki ne biçeceğiz? |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: ankara
Mesajlar: 41
| DEVRİM Temiz kalan tek yerdir devrim bütün bir yıl kirlenen duvarda ama görebilmek icin asıldığı çividen indirilmelidir yapraklari biten takvim Zorbalara direnmektir devrim bir çocuğun annesinin çantasından aldığı paraları altına gizlediğini söylememiştir dövülen hiçbir hali İçinde yaşamaktır devrim dikiş kutusunun ve toplu iğneler gibi bir arada olmayı gerektirir karşı koyabilmek icin zulmüne makas denilen patronun Gece ışıklar arasında koşmaktır devrim ateş böceklerini yakalamak isteyen çocukların peşine takılır gün gelir yanıp sönen mavi ışıkları polis arabalarının Kağıt bir gemidir devrim bütün gemiler hurdaya çıksa da sonunda taşıdığı özgürlük şiiriyle batmadan yüzer nicedir dünya sularında Kim bilir kaç yunus görmüş kaç Deniz Gezmiş... __________________
Bu ülkenin bir toprağı vardı işleyemedik,insanların ruhu vardı besleyemedik..Şimdi hasat zamanı gelmiş ne ektik ki ne biçeceğiz? |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: ankara
Mesajlar: 41
| BEYAZ ADAM Beyaz adam küçücüktü ilk geldiğinde ve oturmaktan bütün kemikleri sızlıyordu büyük teknesinde Beyaz adam kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip topraklarına uzandığında büyüdü bulutlar arasında barış içinde yaşayan manitu yerine tapmamızı istediği de işkence görüp çarmıha gerilen bir ölüydü Beyaz adam özgürlük adına dev bir kadın heykeli dikti doğu denizinin kıyısına ve her gece altında dans ettiğimiz yıldızları bayrak diye tutsak etti bir bez parçasına Beyaz adam özgürlük gibi adaleti de bir kadın heykeliyle simgeledi ama elinde terazi tutan zavallı kadın gözleri bağlı olduğu için kendisine tecavüz edenin kim olduğunu göremedi... __________________
Bu ülkenin bir toprağı vardı işleyemedik,insanların ruhu vardı besleyemedik..Şimdi hasat zamanı gelmiş ne ektik ki ne biçeceğiz? |
|
| #8 | |
Diğer Sanatlar ![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 721
| ................................. duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım kurtuluşun olacaksa hiç düşünme aykkabinin topuğuyla kır beni. .............................. __________________
Eskiden iğrençlik kural değildi,arasıra rastlanan ürkütücü bir şeydi.... |
|
| #9 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| ................ Beyaz adam özgürlük gibi adaleti de bir kadın heykeliyle simgeledi ama elinde terazi tutan zavallı kadın gözleri bağlı olduğu için kendisine tecavüz edenin kim olduğunu göremedi... Bir kızılderili hayranı olarak diyebilirim ki mükemmel bir şiir... __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #10 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Denize düşen bir oyuncaktır Kız KulesiSoruyorum berber koltuğundan İki ayna arasında akıp giden görüntüme Şair olanımız hangisi? Pencere tüllerine gelinlik diye sarılan O küçük kız nerede şimdi? Gemim battı çoktan Denize inen tüm filikalarıma erkekler bindi Duvardaki yangın düğmesini örten cam parçasıyım Kurtuluşun olacaksa hiç düşünme ayakkabının topuğu ile kır beni İnanmıyorum uzaylılara duymalıyım birilerinden Yıldızlardan nasıl görünürdü diye mahallemizdeki yazlık sinema Öğrendim saat kulelerini kibrit kutularından Bağışla beni iki dünya savaşının yaşandığı yüzyılda Nüfus cüzdanımdaki 62'den yaptığım tavşan __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bunlar da benim beğendiklerim. | petricli | Konu Dışı | 153 | 29-08-06 02:12 |
| Yoldan Güzel Geçmek | petricli | Konu Dışı | 0 | 28-06-05 13:34 |
| Müzik Felsefesi (Sanat Felsefesi) | petricli | Arşiv | 4 | 28-06-05 12:18 |