"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Ustalardan Seçkiler

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Asaf Halet Çelebi

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski29-03-08, 23:44  #1
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
Asaf Halet Çelebi



I. YAŞAM ÖYKÜSÜ

“Asaf Halet Çelebi, gününde her davranışı ile ilgi çeken şairlerden biriydi. Denebilir ki Orhan Veli'den daha çok ilgi ona idi.”[1] Memed Kemal, Çelebi'nin yaşadığı dönemdeki etkisi, şiir okuru tarafından yoğunlaşan ilgiyi böyle dile getirir. Türk şiirinde farklı bir ses olan Asaf Halet Çelebi, mistik bir dünya görüşüne bağlı kalarak yazdığı egzotik şiirleriyle tanındı. Çağdaş Türk şiirinin oluşumunda, kurduğu 'soyut şiir' evreni ve yüzünü Doğu'ya dönüşü ile etkili oldu. Çelebi, 29 Aralık 1907'de İstanbul'da Cihangir'de doğdu. Ailesine dair şu bilgileri verir, Çelebi: "Babam umumi harbde ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında Dahiliye Şifre Müdiri olan Said Halet Bey'dir. Ceddim, Birinci Hamid zamanında sadrıazam olan Derviş Paşa'nın Hazinedarı olan Nazif Çelebi isminde biri imiş." Bir süre Galatasaray Sultanisi'nde (Lisesi) okudu. Sanayi Nefise Mektebi'ne (Güzel sanatlar Akademisi) devam etti, üç ay sonra ayrıldı. Adliye Meslek Mektebi'ne geçti, buradan mezun oldu. Üsküdar Asliye Ceza Mahkemesi'nde zabıt katipliği, Osmanlı Bankası'nda, Devlet Deniz Yolları İdaresi'nde memuriyet görevlerinde bulundu. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü kitaplığında memurluk yaptı. Arslan Kaynardağ, bir yazısında Çelebi'yi, onunla dostluğunun başlangıcını şöyle anlatır: "Yıl 1944 idi. Beylerbeyinde oturuyordum. Hemen her vapura binişimde Asaf Halet Çelebi'yi görüyordum. Bir Türk'ten çok bir Hintli'ye benziyordu. Aşırı kibar tavırları ve Osmanlıca'nın abartılmış görgü deyimlerini kullanmasıyla, herkesten değişik bir kimse olduğunu belirtmeye çalışıyordu. Cebinde bir kutu bulundurur içindeki kakulelerden yanındakilere ikram ederdi. 'Mideye küşayiş verir, beyefendi, almaz mısınız:' sanırım böyle bir ikramdan sonra tanışmıştık onunla, çok geçmeden de dost olmuştuk. Asaf Halet Çelebi Beylerbeyi'nin yerlisi idi. Boğaz'a bakan yüksekçe bir yerdeki babadan kalma eski konakta oturuyordu.[2] 1946 seçimlerinde bağımsız milletvekilliği için İstanbul'dan aday oldu, seçilemedi. 15 Ekim 1958'de şeker hastalığından İstanbul'da öldü. Beylerbeyi mezarlığına gömüldü.


II. ŞİİR ANLAYIŞI ve EDEBİYATIMIZDAKİ YERİ

Aile çevresinin de etkisiyle edebiyata küçük yaşta ilgi duyan ve Divan ve Fars Edebiyatı konularında yetkin olan Asaf Halet Çelebi, ilk gençlik yıllarında gazel ve rübailer yazdı. 1937 sonrası "Ses", "Şadırvan", "Hamle", "Sokak", "Yeditepe", "Servetifünun-Uyanış" dergilerinde ve "Gün", gazeteside yayımlanan serbest vezindeki şiirleriyle dikkati çekti. Şiir matinelerinde okuduğu şiirleriyle okurun ilgisini çekti. Kaynardağ, tanık olduğu benzer bir anısından şöyle söz eder: "Kendisiyle tanışmadan önce Çelebi'yi birkaç kez Güzel Sanatlar Akademisi'nde görmüştüm. O zaman akşam resim dersleri vardı Akademi'de, çıplak modelden resim yapılırdı, bu derslere giderdim izinli konuk öğrenci olarak. (...) Çelebi ressamların, heykeltraşların çoğun yakından tanıyordu. Kitaplarındaki o güzel resimleri hepsi de dobtu olan Selim Turan, Arif Kaptan, Fahrünnisa Zeyd gibi ünlü ressamlar yapmıştı. Bu nedenle rahatlıkla Akademi'ye girip çıkabiliyordu. Orhan Veli'nin o günlerde Edebiyat Fakültesi'ne girip çıktığı gibi. Onun Akademi'ye her gelişi şenlik oluyordu. Öğrenciler hemen dört yanının çevirip şiiri ile ilgili alaycı sorular soruyorlardı. O da bunları hiç bozuntuya vermeden cevaplandırmaya çalışıyor ve çoğu zaman Hint ve Çin Budacılığı üzerine nutuklar çekiyordu. İyice hatırlıyorum, öğrencilerin başında ressam Haşmet Akal bulunurdu. Kızlı, erkekli bir kalabalıkla giderdi onun yanına ünlü 'Sidharta' şiirini okuması için bilmem kaçıncı kez ısrar ederdi. Çelebi de bilmem kaçıncı kez kendine özgü biçimiyle okurdu bu şiiri ve o tam sonuncu dizeye gelince Haşmet Akal çocuklara işaret eder ve hepsi birden kora halinde üç kez 'on mani padme hum' derler, Akademi'nin atelyelerini inletirlerdi."[3]
Türk Edebiyatına soyut anlatışı belirgin özellikleriyle getiren Asaf Hâlet Çelebi, özel bir merakla incelediği Hint ve İslam gizemciliğinin etkilerinde yazdığı şiirlerinde Doğu-Batı kültürü bileşimine yöneldi. Masalımsı, soyut, kapalı bir anlamla yüklü şiirler yazdı. Sezgisel yanların ağır bastığı şiirlerindeki söyleyiş, ritm ve ezgisellikle etkileyici bir şiir evreni oluşturdu. Şiirinin imgesel yanı, somut'tan soyut şiire gidilebileceği izlekleriyle donanmıştır. Çelebi, bu düşüncesini yer yer yazılarında da dile getirmiştir. Örtük olanın gizemliliği onun şiirinin düşünselöz'ünü oluşturur. Doğu-Batı arasında bir bileşime gitmesi, bir bakıma da 'yenilikçi' bir şiire dönük çaba örneği olarak nitelendirilebilir. Şiirin ses ve yapı özelliklerini bu anlamda değiştirmeye de yönelmiştir. Eski edebiyat üzerine düzyazı ve incelemeleriyle de tanındı. Fars ve Hint edebiyatı konularını içeren, dergilerde kalan tanıtma yazıları, inceleme ve araştırmalarının yanı sıra, yayınlanmış kitapları da bulunan Çelebi'nin Fransızca'dan yaptığı çeviriler de vardır. Şiire bakışını şu sözleriyle dile getirir, çelebi: "Şair hiçbir zaman aşktan ve kederden bahsetmediği halde bu mefhumları müşahhas kelimelerle çok vazıh olarak ifade edebilir. Mesele esasen müşahhas malzeme ile mücerred olan hayali yaşatabilmektir. Yani mücerred şiir bilakis mücerred mefhumlu kelimelerden mümkün mertebe soyunmuş olan ve toplu bir halde mücerred bir mana anlatan ve bize o ihsası veren ruh anının ifadesini taşıyan şiirdir."[4]

[1]Memed Kemal, "Kaytan Bıyıklı Şair", Cumhuriyet, 28.12.1986

[2]Arslan Kaynardağ, "Dostum Asaf Halet Çelebi", Yazko Edebiyat, Haziran 1982, sayı: 20

[3]Agy.

[4]Asaf Halet Çelebi", "Benim Gözümde Şiir Davası", İstanbul Dergisi, 1954
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski29-03-08, 23:49  #2
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279

Şiirlerinden Seçmeler...






ADIMI UNUTTUM

adımı unuttum
adı olmıyan yerlerde
ne in
ne cin
ne benî âdem

zamanlar içinde
kuşlar uçuyor
kervanlar geçiyor
bir iğne deliğinden

çarşılar kuruluyor
sarayları oyuncak
insanları karınca şehirler
zamanları gördün mü
bir iğne deliğinden

adımı unuttum
adı olmayan yerlerde
geçip gidenlere bakarak



HE

vurma kazmayı
ferhâaad

he'nin iki gözü iki çesme
âaahhh
dağın içinde ne var ki
güm güm öter
ya senin içinde ne var
ferhâaad
ejderha bakışlı he'nin
iki gözü iki çeşme
ve ayaklar altında yamyassı
kasrında şirin de böyle ağlıyor
ferhâaad



KADINCIĞIM

oyluk kemiğimi çıkarıp
kendime bir kadıncık yaptım
ve bir şamar vurup
rafa oturttum

ben evden çıkınca
kadıncığım yemeklerimi pişirdi
söküklerimi dikti
ve akşam olunca
korkusundan
çıkıp rafa oturdu

geceleri kadıncığımın dizlerine korum başımı
ve üç kıl koparınca
uyurum



İBRÂHİM

ibrâhim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim

güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrâhim
güneşi evime sokan kim

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasir put yapti
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kalıi

ibrâhim
gönlümü put sanıp sıran kim



KAHKAHA

billûr sarayında çengi dilârâ
bahçede bin kaplumbağa
ve inci ile donanmış fil

gidince açıldı kapılar
ne iç oğlanları var
ne cariyeler

kimse

yalnız bir kahkaha
bütün odalarda

her boş odaya girişimde
bir kahkaha
ve çıkışımda
bir kahkaha



MÂRA

bilmemek bilmekten iyidir
düşünmeden yaşayalım
mâra
günü ve saatleri ne yapacaksın
senelerin bile ehemmiyeti yoktur
seni ne tanıdığım günleri hatırlarım
ne seneleri
yalnız seni hatırlarım
ki benim gibi bir insansin

tanımamak tanımaktan iyidir
seni bir kere tanıdıktan sonra
yaşamak acısını da tanıdım
bu acıyı beraber tadalım
mâra

başım omzunda iken sayıkladığıma bakma
beni istediğin yere götür
ikimiz de ne uykudayız
ne uyanık



ŞEHİR

allahtan pencereler açmışlar içi sıkılan evlere
pencereler olmasaydı
nasıl gezerlerdi
karanlıklarda
ayağa kalkmış büyük böcekler
nasıl tırmanırlardı
merdivenlerden


tahta evler eski kutulardır
apartmanlar yaldızlı nisan şekeri kutularıdır
içinde siyah ve sari başlı böcekler oturur
başka küçük bir kutudan
uzaktaki başka böceklerin
cızırtılı seslerini duymaya meraklıdırlar

sevgilim bir böcektir
taşdan duvarlar içinde
karafatmalarla yaşar
beş senedir getirdiğim şekerleri yiyip
elimi ısırmıştır

karafatmalar onu benden ayırdılar
o şimdi bana küsülüdür
kutu duvarları içinde



TAHTADAN YAPTIĞIM ADAM

tahtadan yaptığım adam
ne yemek yiyor
ne konuşmak biliyor
kaskatı gözlerle
görünmez yerlere bakıyor

tahtadan yaptığım adam
hatırlıyor ki
bir zaman
nefes alan
ince ince yaprakları vardı
toprağı istiha ile yiyen
liften
ince ince ağızları vardı

tahtadan yaptığım adam
ağaçtan uzaklaştı
ve insana yaklaştı
yazık ki
ne insan oldu
ne ağaç



SEMA-İ MEVLÂNÂ

tennure giymiş ağaçlar
aşk niyâz eder
mevlânâ

içimdeki nigâr
başka bir nigârdir
içimdeki sema'a
nece yıldızlar akar
ben dönerim
gökler döner
benzimde güller açar

güneşli bahçelerde ağaçlar
halak-ssemâvâti-vel'ard'h
yılanlar ney havalarını dinler
tennure giymis ağaçlarda

çemen çocukları mahmur
câaan
seni çağırıyorlar

yolunu kaybeden güneşlere
bakıp gülümserim
ben uçarım
gökler uçar



KUŞA GÖRÜNME

her sabah nafakamı getirir bir kuş
nereye kaçayım
o kuşun elinden

kuyulara saklansam
kuyulara girer
tavan aralarına kaçsam
tavan aralarını bilir
tabutlukta yatsam
gelir beni bulur sabahları

gel kız
tabutluğa gir benimle
memelerin kan içinde
bacakların yaralı
nafakamı beraber yiyelim
ve paçavraların işitmiyor diye bana sokul

gel kız
tabutluğun içinde yat benimle
yalnız kuşa görünme sabahları



NURUSİYAH


bir vardım
bir yoktum
ben doğdum
selimi salışın köşkünde

sebepsiz hüzün hocamdı
loş odalar mektebinde
harem ağaları lalaydı
kara sevdâma
uyudum
büyüdüm
ve nûrusiyâha ağladım

nûrusiyâha ağladığım zaman
annem suzidilâra idi
ve babam bir tambur
annem sustu
babam küstü
ama ben niçin hâlâ nûrusiyâha ağlarım
nûrusiyâaah
nûrusiyâaahhh



TRİLOBİT

dünyalar ve yıldızlar
en küçük şey
acıkan dilimi uzatıp
hepsini birer birer yaladım
ve yuttum

biraz serinlemiş gibiyim

elli milyon sene evvel
ılık bir denizde bir trilobitken
duydum melâli
zaman nedir unutarak
açıp ağzımı
bütün denizleri içtim
ve kendim kaybolup
deniz oldum
sonsuz deniz oldum



ÇİNGENELERİM


deniz kenarına inen çingenelerim
sulara içmeden bakarlar
o sular tuzludur
balıklar içer

yeşil otların içine gömülen çingenelerim
otları yemezler
o otlar tatsızdır
katırlar yer

çiçekli şalvar seven çingenelerim
çiçeği sevmezler
kalem parmaklı çingenelerim
kalem tutmazlar
falıma bakarlar da
yüzüme bakmazlar
elime bakarlar da
ayağıma bakmazlar
paramı isterler de
beni istemezler

yüzlerini güneşle yıkayan çingene kızlarım
kibarım diye bana gönül vermezler



BİBER

sümüklüböcek yuvasına kaç
akşamüstüdür
şimdi kocakarı masayla kovalar seni
kıvılcımlar sıçrar
ve ateşin üstündeki boru devrilir

sümüklüböcek yuvasına kaç
tuzluğun bir gözünde biber kokusu var
hafız hanımın sesi bu kokuya benzer
beni kurtar hafız hanım
kıvılcımlar sıçradığı zaman
kocakarı insanı kovalar
akşamları



KUNALA

vakit geldi kunâla
dünyayı göreli çok oldu
tam kırk yılda seni buldum kunâla
bu can tenden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir kerecik sevmek çok değil

simsiyah saçların var kunâla
kemiklerine yapışık etlerin var
bir gün dökülecek
kunâla kuşu gibi gözlerin var
bir gün sönecek
kunâla
bu etlerin arkasında güzelliklerin var
benden başka kimse bilmeyecek

bu can içimde kuştur kunâla
seni görünce titrer
bu can gözümde muhabbettir kunâla
seni görünce yanar
bu can burnumda soluk olur kunâla
uçar gider

bu can benden geçmeden
bu dünyadan göçmeden
bir tek seni sevmek çok değil




ŞAMANDIRA BABA

yaramaz kız bahçeye gelecek
benimle oynamaya

şamadıra babacığım
ona bütün oyuncaklarımı versem
ve bütün nedirciklerimi

kertenkeleler kaçacak
ve biz güneşten saklanacağız
çok yaprakların altına

şamandıra babacığım
çok uslu oturacağım
yaramaz kız gelecek diye




SİDHARTA

niyagrôdhâ
koskoca bir ağaç görüyorum
ufacık bir tohumda

o ne ağaç ne tohum
om mani padme hum (3 kere)

sidharta buddha
ben bir meyvayım
ağacım âlem
ne ağaç
ne meyva
ben bir denizde eriyorum
om mani padme hum (3 kere)



AYNA

aynadan bakan benim
küçük gotamacık
duvarlardan karşına çıkan
aynalardan hayalini çalan
mahabbet olup vücudunu saran
küçük câriyen
nigâr-i çîn

nigâr-i çîn
bin bir aynada oynar
ayna ayna içindedir
nigâr-i çîn
nigâr-i çînin içinde
ve zaman
zamanın dışında

uzat ellerini küçük gotamacık
hayal hayal içinde
dünya bir hayal dolabıdır
aynalardan geçer
küçük gotamacık
çok sürmeden hayallerimiz
aynaların arkasından geçer

aynaya bakan benim
hayal annemin oğlu
bodhista gotama

dünyada en güzel şey
seni buldum
artık hiç bir şey istemem
küçük câriyem nigâr-i çîn
uzat ellerini
aynaların dışına çıkalım



RÜYALAR

Her gün / karışık rüyalar görürüm / sincâbi uykularda / hayaller belirir / kaybolur / Aynalar görürüm / aynalarda rüyalar / bütün bahçeleri / kuşlarıyla / silinir / Yüzler görünür / yüzlerde gözler / yanıp söner / hepsi bana bakar / bir şeyler konuşur / Uyanıklığımı ayıramıyorum / uykulardan / karışık rüyalar içindeyim / ömrümün uykusunda / Aynalardan beni çağıran kız / bir daha göründü / işaret ediyor / bitir rüyalarını da gel / diyor/ en son gördüğün yüz / benim olsun / en son benim uykumda uyu / Rüyaların sonu geliyor galiba / uyanılmaz uykulara dalmak istiyorum.



ADIMLAR

bir adım attığım yerde
ne vardı ki
gitmemle kayboldu

her adımımda
sonsuz ben'leri koyuyorum
boşluğa
ve yine ben dolmuyorum

geçip gittiğim yerlerden
iç içe
öne
ve arkaya bakan
bir sürü
ben
ler
koymuşumdur
eskileri çocuk
şimdikiler ihtiyar



HIRSIZ

pencereden giren mehtap
bu evde hırsız var
mehtapta
pencerede oturmus
beni görüyorum

kapıyı çalsam
içerden ben çıkacağım
içerden çıkacak beni
ne kadar görmek istiyorum

penceredeki beni uyandırmalıyım
içerde hırsız var
içerdeki hırsızın
ben olacağımdan korkuyorum.



BEDDUA

kendi göklerimden indim
kendi duvarlarima
konduğum duvarlar yıkılsın
bahtiyâaar

havuzlarımda birkaç damla su içip
ağaçlarımın çiçekli dallarına uçtum
konduğum dallar kurusun
bahtiyâaar

seni bahçelerimde uyuttum
seni duvarlarımda sakladım
havuzlarıma güneşler vurduğu zaman
gözlerini açıp bana gülerdi
bahtiyâaar

yazık sana verdiğim emeklere



MANSÛR

renkler güneşten çıktılar
renkler güneşe girdiler
renkler güneşsiz öldüler
ne renk gerek bana
ne renksizlik

güneşler bir yerden çıktılar
güneşler bir yere girdiler
güneşler onsuz öldüler
ne aydınlık gerek bana
ne karanlık

şekiller bir yerden geldiler
şekiller bir yere gittiler
şekiller görünmez oldular

büyük köşe vur
bütün sesler bir seste boğuldu
mansûr

mansûuur



CEP

seni rüyalarımda buldum
ve çok beğendigim için
oradan çıkmak istemedim
simdi derinlikte
ve genişlikteyiz
ve bizzat
rüya
ben'im

kendi kendimi görüyorum
ve kendi içimde seyretmekteyim
bir cebim var ki
karanlıktır
oradan oyuncak güneşler
bahçeler
ve denizler çıkar
ve bıkınca onları başka bir cebime atarım

en güzel oyuncağım sen
bahçelerimin beni eglendirmediği zaman
gel
ve beni avut



İNSANLAR

yeryüzünde olmuşlar

kafaları kafama benziyor
elleri ayakları var
benim de var

su istiyorum
su veriyorlar
meramimi anlıyorlar
ağzımın kımıldamasından
dokununca gövdelerine
kaçmıyorlar

soruyorum kim olduklarını
insanız
diyorlar



KEDİ

tavan arasına kaçan çocuk
erik ağacından görünen göğü düşünür
akşamın acısı içine çökünce
uyur

benim küçük bir kedim vardı
ahmak bir ayak ezdi
benim en güzel çocuklulğumu
ahmak bir ayak ezdi

ağaçların arasında unutulan çocuk
yapraklarda güneşi görür
ve hareli denizlerde gezdiği günü düşünür

küçük kedim bana sürün
kediler ağlamaz
çöp tenekelerinde ölür
sıska kediler
damlardan çok mezbelelerde görünür

küçük kedim
molozlu sokakların ağır uykusunda gerin
bilirim ki sen
bu çöplükten değilsin
benim gibi garipsin
ikimizin de unuttuğumuz
kuşları bol
ağaçları bol bahçelerdensin
koca duvarlı sokaklarda sıkılmışsın
ve canından bıkmışsın.
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Özdemir Asaf elif ezgi Ustalardan Seçkiler 24 28-05-08 05:16
DİSK Başkanı Çelebi parti kuracaklarını söyledi fenerbahçeli Türkiye Siyaseti 2 24-09-07 14:33


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 12:34.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz