| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Independent de Mika/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 24.03.2008 Pazartesi Acı Ama Gerçek bu gün "2 dakikada Tayyip amca çizme"yi öğrendim. değişik bi deneyim olduğunu belirtmeliyim. *** " silgi "me bile ne kadar da çok duygusal anlamlar yüklemişim bilemezsiniz bu gün anladım. bi yarım saatimi feda ettim kendisini ararken. benden uzaklarda kaldığını düşünmesem bi 24 saatimi de hiç düşünmeden kendisi için harcardım ** bi başka silgi bulduğumda ya da yenisini satın aldığımda aklım yine benim "silgi"mde kalacak. Acı ama gerçek . * ömrü hayatında şu Rıza kardişiniz bir gecede ve sabahında asla beş adetçik rüya görmemişken gün geliyor günlerce uyumuş gibi bi atmosfere giriyor. *** mesela bi tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum : *** bi masada toplanılmış ömrü hayatımda hayran kaldığım tek kız karşımda. ve yanıbaşımda okuldan arkadaşım Baha sankim zoraki bi toplantı hiçbir şey net değil sonracıma diyaloglar falan kısa kısa ben ki NŞA'da her lafa karışan neşeli kişilik sus-pus olmuş mevzimde bekliyorum accayip gerginim ortamı deniyorum , basit bi espri yapıyorum ciddiye alınmıyor esneme payı yok kimsenin masada üç kişiyi görebiliyorum masadaki topluluk üç kişiden ibaret değil, bunu da seziyorum süper kızımız Baha'yla rahat rahat konuşurken bana bakmıyor bile ne de olsa süper kız arkadaşımın süper yanlarını keşfedememiş olmam tamamen benim hatam biliyorum görüntü biraz daha netleşince anlıyorum ki süper kız tam olarak yani bir bütün olarak Baha'nın karşısında peki benim karşımda kim var diye de düşünmeden edemiyorum karşılıklı tebessümler falan da var ama onların dostluğu ya da iletişimi de net değil sonra birden , her rüyada olur ya bi felaket bi yaratık ortamın içine eder aynen öyle gerçi ben yaratığımız konusunda o kadar da karamsar değilim fırsat niyetinlen sonracıma bizi kovalıyor falan koruluk gibi bi yer var oraya doğru koşuyoruz hepimiz "ben bir kahramanım ve de süper kızın kahyamanıyım" hayalperestliği rüyanın ortasında sarıyor her yanımı nedense lakaytlığım burada da yanıbaşımda daldan dala esneyerekten , zıplar gibi yaparaktan adeta uçuyorum süper bişiy diyorum acayip eğlenerek yaratığa fark atıyorum arkamdaki topluluk gerilerde kalıyor bir süre böyle takılıyorum ve an geliyor bişiyler değişiyor ve ben eskisi kadar hızlı daldan dala atlıyamıyorum derken düşüyorum sanırım ve bir bakıyorum en arkadayım yaratığı hiç göremeden rüya bitiyor ayrıntılardan aklımda kalanlarsa ; süper kızımızın ruju birazcık fazla koyu bir tınıda ve de akmış gibi doğal haline ve de bakışlarına hayran olduğum için bi miktar şaşkınlık geçiriyorum enteresan bi durum yani yine de güzel buluyorum herşeye rağmen ** şimdi de birazcık sandığımız gerçekler dünyasına gidelim. "Satış Yönetimi"-Murat Akdoğan'ın dersindeyiz. Murat Akdoğan demişken kendisini kısaca şöyle tanımlayabiliriz ; okula ferrarisiyle gelen liseli solcu , kapitalist fordçu . tevafuk bu ya arkalarda yer yok ve önlerde yer yer boşluklar. Mecburen en öne oturuyorum. Kafa bi dünya , açlığımı bastırması için simitçikten bi kaç ısırık alıyorum. derken Murat Akdoğan aramıza teşrif ediyor ve ders başlıyor. yarım kalan simidi ve zeytinli açmayı dersten sonra bitirdiğimi yeri geldiği için aktarmak istiyorum. ders soru cevaplarla devam ederkene Murat örtmenimiz süper kızımızı tahtaya kaldırıyor ve sorulara cevap geldikçe bunları tahtaya yazmasını salık veriyor. ben katılımcı olmak istesem de henüz hazır olmadığımı düşünüyorum. Güneş ışığından uzak kalmış bi kardiş gibi gözlerim kamaşıyor ve de kaşıyorum haliyle. bir örnek veriyor örtmenimiz : " Arkadaşlar her zaman dayanıklılık satışı getirmeyebiliyor.Mercedes'i ele alalım . 20 sene kullanıyorsun fiyatı 200 bin dolar , Japon'un aynı özelliklere sahip aracı ömrü 10 sene ve 100 bin dolar . Kim kaybetti , Mercedes . Çünkü ileride konuşan arabalar çıkıcak belki ve ben ondan alacağım . 20 sene niye Mercedes kullanalım. Yenilikler gün gelicek günlere , saatlere inecek. 20 sene uzun bi süre ve neyin garantisi bu" bi anda araya giriyorum " artı sizin bile o kadar garantiniz yok " gibi fütursuzca bi ithamda bulunuyorum. örtmenimiz tam uçuşa geçmişken şöyle bi dönüp bakıyor ve hayatın faniliğini yarım saniye de olsa sorguluyor ve kısacık bir süre zarfında etrafa şiddet saçmaya başlıyor. En basitinden silgi atmalar pek hoş karşılanmıyor nazarımızda. yapılan fütursuzca hareket arzulanan tarzda bi ciddiyetle karşılanmıyor ; gülen tek kişi olmuyor mesela . Çok ciddi bir tonda mı söylüyorum yoksam sesimi yeterince aksettiremiyor muyum neyim anlayamıyorum Dilini çıkartan çocuklar gibi davranarak olası bi gerizekalı modülü algılamasını önleyiveriyorum. olası bi sert tepkide " bir Yılmaz abi klasiğidir örtmenim" deyip işin içinden çıkmayı planlamış olduğumu da düşünüyor olabilirsiniz . Sonracıma bi soruda ben de söz almak istiyorum. Elimi ilk kaldırışımda kalbimden endişe etmeye başlıyorum. Süper kızın etkisi böyle bişiy oluyor diye sevinedurayım söz sırası bana geliyor. - İletişim faaliyetlerine uygunluk ; yani kontrolsüz haberlerle karizmanın çizilmemesi . Mesela bi dönem Danone aleyhinde bi çok haber yapıldı ve akıllarda tonlarca soru işareti var "Yani olumsuz iletişim faaliyetlerinin olmaması " diyerekten süper kıza bu cümleyi işaret ediyor ve beni kısmen onaylıyor .Sınıfın uğultusu ve arsızlığı nedeniyle , birazcıkta anlamsız rövanşı almak için tekrar etmemi istiyor. tekrar ederken kendime mukayet olmaya çalışıyorum. Çünkü aklımda milyonlarca hikaye, karışabilir bi anda kelimelerime ve de ben peşlerinden gidebilirim. Dikkat sonuç getiriyor ve hatasızca aynı şeyleri tekrarlıyorum. Bakışlarda hafif bi tebessüm, ama ben hala çok gerginim. ve olan oluyor bi tekrar daha yapmamı istiyor .Örtmenimizin attığı silgiyi uzatıyorlar kendisine bu arada. Ayağa kalkıyorum. Gürültü devam ediyor . Susar gibi oldukları sırada işaret parmağımla silgiyi göstererek " ben de alabilirim herhalde " şeklinde söyleniyorum. Böyle alakasız bi şeye gülüyorlar , inanabiliyor musunuz. neysem tekrar ediyorum , elbette yine danone örneğini veriyorum , seviyorum bu örneği vermeyi. Ben ve danone artık bi bütün olmuşuz o derece. Bi güruh cılız bi şekilde beni ayıplıyor. Hafif hafif esen rüzgar gibi "hayır" sesi kulaklarıma çalınıyor sağlı sollu. anlıyorum ki danone bakışlı nice nesiller yetişmiş ülkemizde ; süper kız bilem danone bakışlı bir profil olarak Baha'nın karşısında. . Yüzü ekşiyor hayır derken. bir insanın yüzü ancak bu kadar güzel ekşiyebilir diyor ve gevezeliği bırakıyorum. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 21.05.2008 sevgili dostlar bir adet akrep öldürdüm bugün can çekişiyordu, insaniyet namına bi bakıma ya da asabiydim, bilemiyorum.. * ilk başlarda yo yo ben üzerine basamam didim ve yol üzerindeki bir adet mülayim abiden rica ettim: "anlar mısın abi" -bildiğimiz akrep bu, al sana. (şrık,vckk) ayağını tenis raketi gibi kullandı görmeliydiniz kesti, biçti, şekil yaptı mülayimliği kalmadı olayın parçalanıverdi yaratık ama hala kıpraşıyordu can çekişiyordu, canımı çekiştiriyordu sağı solu araştırıp bulduğum tek şey olan fanta şişesine çevirdim bakışlarımı acıdım kendime hem de çok bir akrepten daha zavallıydım dostlar yazıklar olsundu bana yıkılmıştım şöyle didim ince bıyıklarımın altından : "sen beni tanımazsın, severim de söylemem" ve işini bitirdim.. __________________
Karika-Turist |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 29.04.2008 içimizde ukde olarak kalan şeyler : hani yorgun argın evin yolunu tutarız ya , ve ulaşırız ya iç kapı girişine nihayetinde , anahtarlardan biriyle kapıyı şöyle bi yoklarız ya , açılmaz da şöyle bi duraksarız ya tüm aksilikler yetmez , bir de ışıklar söner ya o an ; işte bu "bizden önceki nesillerin bedduası değil de nedir" demez miyiz sevgili okurlar. günün kelimesi : diyagonal : Çapraz - Köşegen * bazen bizlere çok sıradan gelen şeyler de bizleri utandırabiliyor sevgili okurlar hatırlarım da Türkçe dersimize giren Kamile örtmenimiz ki Fransızca örtmeniydi Nşa'da. defter kontrolü yapılacağını söyledi de önümde sadece 2 gün vardı temize geçmek için baktım olmayacak servis arkadaşım , komşum Selvi'den , defterini ödünç almam gerektiğini kendisine ifade ettim. neysem herşey normal , kız da " ne demek" falan didi. son gün : servis yolculuğunun sona ermesiyle birlikte hanım kızımızın kapısına doğru yol almaya başladık sivil olaraktan. defter sankim altın kafeste ; niye yanında değil ki sanki. hedefe iyiden iyiye yaklaşmışken bir de ne göreyim Selvinin yanakları doğrusal bir ivmeyle kızarıyor. ne oldu ki diyerekten etrafa bakındım . annesi öyle ciddi öyle ciddi bize bakıyordu ki pencereden , sankim suç işlemiş gibi hissettim . çocuktuk daha ; lise dönemine yeni adım atmış , boy atmaya müsait saftirik çocuklardık. ayıp ettin be ablacım. neyse ki çok da bozuntuya vermeyen çocuklardık . defteri gündeme getirdim ve sıyrıldım ne zaman şöyle bi bu nostaljik sokaktan geçsem içim şöyle bi ürperir . eski günleri yad ederim. insan düşünüyor da "kızarmış yanaklar orjinaldi be abi . " diyor . beraber kızarmak güzeldir sevgili okurlar duyduğuma göre Selviler de taşınmış ; kim taşınmıyor ki . * rivayetlere göre Ufuk Uras abimiz , 19 adet cesur milletvekili arıyormuş ; kolay gelsin şimdiden. üzülemeyesi haberler : Müjde Ar abla Bedri'nin çakma bir karakter olduğunu açıkladı ya darısı çakma Müjde Ar'ların başına. hayatımızı anlamlı kılan şeyler : bıyık niyetinlen uzattığımız tüylerin hafiften dudaklarımızı okşaması hayatımızı anlamlı kılar. günün sloganı : I Play Every Game Like As My Last Game - Allen Iverson ( her maçımı son maçımmış gibi oynarım ya da son maçım bile sıradanlaşır gözümde gibim bişiy) __________________
Karika-Turist |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| İki Bin Yirmi Beş Rıza kardeşiniz tam manasıyla bir adet kaymakam olmuş. kısa sürede kaymakam olduktan sonra frene basmış keyfine keyif katmış, gezmiş tozmuş fantastik ferdalar peşinde koşmuş yazdığı kitapları kaymakam olmasına rağmen hiçbir yayınevinde bastıramamış: " abi nolur anla, dar boğazdayız petrolün varili bile 320 dolar olmuş bu şartlar altında basamayız " dayanamamış, cebinden ödeyerek 1000 adet bastırmış sabahları erken uyanaraktan herkesten önce otobüs duraklarına uğrayarak ikişer üçer adet bırakmış tanıtım amaçlı üzerinde de bir not: "arkadaşım önce başlıklara bir göz at baktın yine ısınamadın, bir arkadaşına danış o da olmadı kitabın son sayfasında telefon numaram var turkcell kullanmıyorsan bir başka arkadaşının turkcell'ini kullan olur da beğenirsen son virgülüne kadar oku okuduktan sonra entel arkadaşlarına bu notla birlikte hediye et emin ol seni çok zeki bulacaklardır." * Yazım Tarihi: 24.05.2008 Cumartesi __________________
Karika-Turist |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 25.05.2008 Pazar sesi sonlayıp adeta bir virtüöz edasıyla çalar gibi yaparaktan parmaklarımın duvardaki aksini izler ve müthiş bir keyif alırken yolculuğunun sonuna gelmiş bir adet eti tutku ambalajı zeminin kirli yüzeyinden bakışlarını gözlerimin içine dikti ve şöyle seslendi: - bokunu çıkartma.. aldırış etmedim, devam etti: - ne sanıyorsun kendini, Satriani mi ? dayanamadım sevgili okurlar, sinirlenmiştim çünkü yaşlı bir bünyeyim artık tutuverdim ucundan fırlattım rastgele. fazla uzağa gidemedi, ömrünü tüketmiş bir adet özkaynak pet şişesine çarptı ve duruldu. artık sesi çıkmıyor, beraber Coldplay dinliyoruz. __________________
Karika-Turist |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 01.05.2008 içimizde ukde olarak kalan şeyler : bir kamu kuruluşunda "kaynana dili" hiyerarşisini bilmiyorsanız "zımbayı koltukaltı yaparaktan gitme vakti" gelmiş demektir. günün kelimesi : Ferda : Yarın * Yarınıma Açık Mektuplar -1 Ben var ya ben, sen ve senin gibilerinden öyle hoşlanıyor, öyle hoşlanıyorum ki hoş olan tüm kehanetlerim olasılık dışı kalıyor. farkında mısın bilmiyorum ama boş bir başı ezmek ve sana sunmak istiyorum, anlıyor musun beni, soğan kokmanı istiyorum sevgilim en naifinden. * tespit: kızlar güzeldir, köylü kızları dahil . rivayetlere göre Malatyaspora gelen icra hasebiyle el konulan döner sermayenin döner sandalyeleri gelen itiraz neticesinde sahibine yani valiliğe teslim edilmiş; şaka olması tercih edilir. hayatımızı anlamlı kılan şeyler : hani "temiz bir çorap bile kalmamış" feryatları arasında sadece üç saatçik giyilmiş kokmaya meyilli, patinajı keyifli bir çift çorap görür de gözlerimiz sevinçten yaşarır ya işte bu hayatımıza hayat katmaz da ne katar sevgili okurlar. günün sloganı : ben sana gülüm derim; yaz saati uygulaması başlar. __________________
Karika-Turist |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 01.06.2008 Pazar bu gün de sizlere odamda üç gündür mahsur kalmış bir adet orta boy tencereden bahsedeceğim.. haleti ruhiyesindeki tahta kaşık, bildiğimiz kaşık, boş özkaynak pet şişesi, haşlanmış salça ve margarin yağı ile gerçekten bir harabeyi andırıyor. bir insanoğlunun kendinden olmayan bir tencereye yaptığı bu eziyet vicdanı olan her şahsiyeti derinden yaralar, yaralamaz mı yani. kendimden nefret eder oldum yazıyı hazırlarken. her şey çok ama çok sıcak ve de sıkıcı bir adet çarşamba günü başlamıştı. mesai sürem bitmiş, Hisar'daki kulübeme doğru yola çıkmıştım. Eminönü-Üsküdar vapurunu kaçırmamla birlikte sahildeki banklardan birine çöktüm. içim sıkıldıkça sıkıldı, elime geçirdiğim bir adet kitabı okumaya başlamıştım ki "varsındı, olsundu, yapsındı" tarzındaki cümle yapıları ilgimi çekti. hani diğer yandan "Mehpare"nin başına neler gelebilir diye içten içe de böyle bir garip oluyordum.. anlayacağınız eldeki kitaba daha önce de dokunmuştum, yoksa nerden bilebilirim ki "Mehpare"yi -adı güzeli-: Mehpara genç, hırslı, az biraz da bakımlı bir kızdı. Saraylıhanım'ın ev hizmetleri için kiralamış olduğu çok mu çok uzaklardan bir akrabasıydı. Evin küçük beyinin bakımını yaparken ona aşık olmuş ve en ufak fırsatları kaçırmamış accayip bir kız olduğu için dikkat edin diyorum bu kıza, evet evet kesinlikle ihmal etmeyin. her an sevişebilir durumda bekliyor çünkü. Evin küçük beyi dediysek de kendisi, Sarıkamış felaketini yaşamış ciğerleri eskisi gibi çalışmayan gönüllü askerlerdendi. dayısının refakatinde yetişmiş fransızcaya ve edebi mecmuaya alışkın, tahsilli İstanbul beyfendilerinden sadece ama sadece biriydi. daha kimler vardı kimbilir. Ahmet Reşat efendi yani dayısı da Vahdettin imzalı halifeliğin ve ardındaki hükümetin önceleri maliye nazırı vekiliyken sonraları tamamiyle bu koltuğa oturmuş karizmatik, iş bitirici, son dakika gollerine hazır yöce bir şahsiyetti. Ne mi oldu 19:50 vapuru hareket etti ve ben içindeydim. Sayfalar arasındaki yolculuk devam ediyordu: Mehpare ve evin küçük beyi Kemal arasında kıvılcım ateşlenmişti ve kısa süre sonra sevişmeye başladılar. Kurtuluş savaşı yıllarında kendi kurtuluşlarına doğru büyük bir şehvetle ilerliyorlardı tavan arasında. nasıl bir ev düzeniyse artık koskoca konakta; ittihatçılar ve düşmanları tarafından aranan evin küçük, hasta beyi tavan arasında bunu anlarım da bakıcısı da hemen karşı odada ve çekici bir bayan. hasta bir adamın cinsel tutkuları hiç düşünülmemiş ola ki kız rahatça aşık olabiliyor ya da öyle olduğunu sanabiliyor. sonra kızın hamile olduğundan şüpheleniyor Saraylıhanım. Üsküdar'a varmıştım, gözlerim çılgınca kaşınıyordu. kitabı çantaya indirirken usulca uyardım: "akıllı ol, uslu dur, ikimiz de kazanırız. Mehpare'ye aman dikkat, sevişmekten çok yoruldu. romanda bir karakterden olmayalım, daha çok macera var, hazır tutmalı kendini, iyi baksın kendine. Kemal de kafa yapmasın, insanları sıkmasın emperyalizm ve uşakları diyerekten. millicilere katılsın, emperyalizmin değil vatanın kurtuluş zamanı. biz o konuları 2000'li yıllarda tartışırız rahat olsun" dövüş kulübündeki kaçıncı gecemdi hatırlamıyordum ama Hisar'ımdaydım, evimdeydim. yol yormuştu, beklenilenden uzun sürmüştü saat 22:00 sularıydı. odam yeterince dağınık değildi, hüzünlenmiştim. "bu düzen sana fazla olm, mal mısın" diyordum ve tekrar cevaplıyordum kendimi:" şimdi sana cevap veriyorum ama sırf 'sen şizofreniksin lan' diyebilmen için, anlıyor musun beni." acıkmıştım sevgili okurlar, bir oyuncağın aslında tebessüm etmek istemeyen yüz hatları gibiydim, nasıl da insanlar doğanın yasalarıyla oynamışlardı. mutsuz bir oyuncak bebek kalmamıştı şu evrende, ne kadar da sahte değiller miydi, kimi kandırıyorum ben, bu düzen böyle gider geyiği de böyle gelip böyle gitmemiş miydi.. mutfağa doğru sallana sallana ilerlerken farkettim ki ayağımdakilerin ikisi de farklı tonlarda birer adet, toplamda iki adet sol terlikti. halime bir daha acıdım. sonra acınmayı bırakarak etrafı kolaçan ettim. temiz bir şey bulmak mümkün olmamış, her zaman fazladan yıkadığım tabak-çanak, tekrardan bulaşık olarak dönmüştü. ben yıkıyordum, kirletmek bana göre değildi ama yine bulaşık vardı. "yine yıkamamış şerefs.z, bir aydır burda bu pis şey" dedim içimden küf tutmuş tencereye bakarak. sonra en az kirli tencereyi aldım, umutsuzca pencereden dışarı baktım. yoksa dışarı mı fırlatacaktım protest bir tavır olsun diye. en fazla dereye düşerdi ve orası da gerçekten feci kokuyordu. mahallenin lağımı olarak görev yapıyordu bu derecik. dayanamadım pencereyi kapatmak zorunda kaldım, koku çok ağırdı ve tencereye acıdım bu sefer; tek suçu zamanında yanlış bir seçim yapmasıydı ve öğrencilerin kaldığı bekar evine düşmesiydi. oysa ne çılgınlıklar düşünmüştü. eve güzel kızlar gelecek, elden ele, oradan oraya taşınacak, içinde mısır patlatılacak, hep beraber lost izlenicek, daha neler neler.. oysa şimdi zerre kadar değeri yoktu. bir b.k kafalı gibi bakıyordu sahipleri kendisine. unutulmuştu, unutulmuş... ısıtmıştım tencereyi hem de nasıl, birazcık kendisine gelsindi. bak yine yaptım, yüklemi "sin-di" ile bitirdim. Ayşe Kulin'in kulağı çınlasın. sonra süngerle "aman abi yapma" diyen lekeleri sıyırdım, seri bir şekilde temizledikten sonra içine yeteri miktarda su koydum. hayır olamaz yine makarna yapıyordum ama suyun bir kısmı "nescafe üçüne de yazık" içindi. kaşarlı yapmak vardı makarnayı ama açlığın da verdiği etkiyle su kaynayana kadar dilim kaşarları bitirdim, zaafiyetim vardı kaşarlara. bana öyle bakmayın, bu zaafımı yenmek için günde üç defa duş alıyorum... Saraylıhanım kızın hamile olduğundan iyice emin olduktan sonra evladı gibi sevdiği torunu Kemal'i karşısına alır: "bak evladım eğer yanılıyorsak hamile değilse Mehpare'yi başka yere yollarız, hamileyse nikah ve sonrasında erken doğum deriz." 'Teyzem' dediği insanın çıkarcı, işbirlikçi, emperyalist, uşakçı yaklaşımı üzerine Kemal: "bakın teyzecim hamile değilse neden nikahıma almıyorum" diyerekten okuyucuya ben aslında iyi bir adamım diyor, biz de yedik. su yeterince kaynadıktan sonra bir kısmını bardağa boşalttım ve geri kalanını makarnalarla dansa davet ettim. memnun kaldılar, gayet sıcaklardı. Kemal ve Mehpare aile arası sade bir törenin ardından nikahlanırlar. evin hanımları arasında gizli bir rekabet başlar. evin küçük kızları da büyümektedir. Leman 16'sına basmış kızılımsı saçlarıyla ışık ışık sırıtırken ailenin doktoru Mahir Bey tarafından farkedilir. aman abiler gayri meşru bir ilişki hem de bu yaştaki bir çocukla, yo yo aklından geçirme Kulin abla. kıvama gelen makarna parçacıkları süzüldükten sonra özel riki sosuyla servise hazır edildi. riki sosunu açıklamama izin verin. tam manasıyla özel ve basit bir karışım. evinizde, işyerinizde, tükkanınızda, kuaför salonunuzda ya da yatak odanızda farketmez, sadece kekik, başka bişiy demiyorum, tuza bile gerek yok. bolca kekik, tekrar edin: bolca kekik. keklik de olur ama yeri değil. Kemal karakol cemiyetine katılır, işi belge hazırlamaktır, bir gün fransızcası perfectoya yakın olduğundan cuma vaazı sırasında Cezayir menşeli itilaf devletleri askerleri için imamın sözlerini tercüme etmesi istenir. başlarda imamın sözlerini kelime kelime tercüme ederken coşar birden, imam bir kelime eder Kemal bir sayfa anlatır ve alkışlar yükselir. imamın feryadı duyulur: "ne söyledin lan, başımızı yakıcaksın". Kemal karakol cemiyetinin kollarından biri olan hırsızlar meşrebine ait çiftliğe varmadan önce haberi gider, o derece etki yapmıştır. afiyetle yemeğimi yerken uludağ limonatanın kapağını açtım. içtikçe içesim geldi ve bitirdim. hafiften doymuştum. bir kaç kaşık daha aldıktan sonra kalkıverdim. yemek öylece duruyordu aslında pek de bir şey yememiştim, limonata tıkamıştı. ara ara dayanamıyor gözlerim doluyor tekrar oturuyordum sofraya. böyle bir, iki gün geçti ve o yemek bitiverdi ama kaldırasım gelmiyordu kalanları. üçüncü günün sonunda "mukadderat-ı ilahiye böyleymiş, Allah taksiratlarını affetsin" diyerekten üstünü gaste kağıdıyla örttüm o çok sevdiğimiz ama fırsat bulup da bir türlü söyleyemediğimiz, bir adet orta boy tenceremizin.. __________________
Karika-Turist |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 02.05.2008 Yarınıma Açık Mektuplar - 2 seni ilk gördüğüm günü hatırlarım da arkadaşlara ' bakın yer faresi geçiyor ' demiştim ne güzeldi, herkes gülmüştü sana kırılmıştın çukur aynadaki görüntün muhteşemdi ağlıyordun ağlamak için kırılman mı gerekirdi şimdi kırılmak için ağlıyorsun ya cam kumbaram gibisin yine de camsın, cansın. Yarınıma Açık Mektuplar - 3 hani aramızdaki ilk konuşma vardı ya hatırlar mısın ben sana merhaba demiştim de sen şapşal bir ördek yavrusu gibi bakmıştın yüzüme sonrasında merak edilesi bir yer faresi olduğunu söylemiştim de yüzün kızarmıştı ve sivilcelerini farketmemiştim. utanmak için yanlış zaman değil miydi be sevgilim. şimdi o sivilceleri sayarken ne kadar hızlı yaşlanıyorum biliyor musun sevgilim işte bu yüzden seni en çok yüzünde havlu varken seviyorum.. Yarınıma Açık Mektuplar - 4 hatırlar mısın sevgilim beraber bulaşık yıkardık da senin ellerin tahriş olurdu keder sıkıntı derken sivilcelerin akardı sana hiç söylemedim sevgilim sen gittikten sonra dokunduğun ne varsa tekrar yıkardım sevdiğimden tamamen seni sevdiğimden sevgilim.. Yarınıma Açık Mektuplar - 5 hani bir keresinde adalara gitmiştik de bisikletlerle adayı turlamıştık ya ve sen seyir halindeki bi gondola çarpmıştın gondol sahibi de sivilceliydi aranızda duygusal bi bağ oluşur diye çok korkmuştum hatırlıyor musun sevgilim o gün bu gündür gondolcuları sevmem.. Yarınıma Açık Mektuplar - 6 ah sevgilim açık seçikti herşey ben seviyordum sen sivilcelerini sayıyordun ben sivilcelerini sayıyordum sen hesap şaşmasın diye kontrol ediyordun. ah eğleniyorsun sevgilim kendi başına ah neşen yeter dertli başıma konuşmadık bunları ama artık zamanı geldi babandan nefret ediyorum haftanın üç günü bizde kalıyor niye pijamamla dolaşamıyorum sevgilim söyler misin diğer dört günde de yoksa hiç gitmiyor mu.. seni en çok pijamalarım üzerimdeyken seviyorum sevgilim.. Yarınıma Açık Mektuplar - 7 bak sevgilim iş arkadaşı falan dinlemem aynı kurumda çalışıyoruz sen memur, ben memur dilekçem dönmeyecek dilekçemde sivilce akıntısı görülmeyecek. sen sekreter, ben evrak kayıt unutma bu da geçer akşam olur evde bir ömür geçer tehdit etmiyorum sevgilim sen ve ben emekçiysek seni sevdiğimden sevgilim. __________________
Karika-Turist |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
| 21.03.2008 Cuma Pantolonumun Düğmesi ve sonunda olan oldu. pantolonumun güzelim düğmesi kopuverdi. içgüdüsel öküzlüğümün bi tezahürü de budur şeklinde yorumladım.. *** neyse ki dağınıklığımı örtmekte zorlanmadım. sabırla ve inatla yapılan işlere duygu karışmıyor çok fazla. yaklaşık bi gün boyunca kimse bişiy çakmadı, çaktırdıklarım dışında. çaktırdıklarımdan da tek ricam yetim kalmış düğmeyi yuvasına bağışlamaktı. *** çalışma arkadaşlarımdan Elif'i kandırıverdim. Salı günü narenin ellerde dikilmeye hazır pantolonumu ve de düğmesini kendisine emanet edeceğim. Öncelikle bana bu ustalık isteyen yeteneği kazandırmasını istedim kendisinden. Lakin kendisi de bilmiyormuş. Fazla ayıplamadan; annesini benim de annem olarak gördüğümü ifade ettikten sonra anaların kutsallığını da ekleyerekten dikilecek bi düğmenin kutuplaşmalara neden olmaması gerektiğini hatırlattım. Ikına ıkına kabul etti .. __________________
Karika-Turist |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2008 Ülke / Şehir: hırbe reşik
Mesajlar: 87
| Tarzın çok hoş ve yalın insan hem gülerken, hem de bazen düşünüyor.Yazılarını okumaktan zevk aldım devamlı okumaya devam edicem. teşekür ve saygılarımı iletirim. __________________
herkes için bir doğru vardır. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|