Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Independent de Mika

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski12-04-08, 21:58  #1
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37
Independent de Mika



24.03.2008 Pazartesi

Acı Ama Gerçek

bu gün "2 dakikada Tayyip amca çizme"yi öğrendim.

değişik bi deneyim olduğunu belirtmeliyim.

***

" silgi "me bile ne kadar da çok duygusal anlamlar yüklemişim bilemezsiniz

bu gün anladım.

bi yarım saatimi feda ettim kendisini ararken.

benden uzaklarda kaldığını düşünmesem bi 24 saatimi de hiç düşünmeden kendisi için harcardım

**

bi başka silgi bulduğumda ya da yenisini satın aldığımda aklım yine benim "silgi"mde kalacak. Acı ama gerçek .

*

ömrü hayatında şu Rıza kardişiniz bir gecede ve sabahında asla beş adetçik rüya
görmemişken gün geliyor günlerce uyumuş gibi bi atmosfere giriyor.

***

mesela bi tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum :

***

bi masada toplanılmış

ömrü hayatımda hayran kaldığım tek kız karşımda.

ve yanıbaşımda okuldan arkadaşım Baha

sankim zoraki bi toplantı

hiçbir şey net değil

sonracıma diyaloglar falan kısa kısa

ben ki NŞA'da her lafa karışan neşeli kişilik

sus-pus olmuş mevzimde bekliyorum

accayip gerginim

ortamı deniyorum ,

basit bi espri yapıyorum

ciddiye alınmıyor

esneme payı yok kimsenin

masada üç kişiyi görebiliyorum

masadaki topluluk üç kişiden ibaret değil,

bunu da seziyorum

süper kızımız Baha'yla rahat rahat konuşurken

bana bakmıyor bile

ne de olsa süper kız

arkadaşımın süper yanlarını keşfedememiş olmam

tamamen benim hatam

biliyorum

görüntü biraz daha netleşince

anlıyorum ki süper kız

tam olarak yani bir bütün olarak

Baha'nın karşısında

peki benim karşımda kim var diye de

düşünmeden edemiyorum

karşılıklı tebessümler falan da var

ama onların dostluğu

ya da iletişimi de net değil

sonra birden ,

her rüyada olur ya

bi felaket bi yaratık

ortamın içine eder

aynen öyle

gerçi ben yaratığımız konusunda

o kadar da karamsar değilim

fırsat niyetinlen

sonracıma bizi kovalıyor falan

koruluk gibi bi yer var

oraya doğru koşuyoruz hepimiz

"ben bir kahramanım ve de süper kızın kahyamanıyım"

hayalperestliği rüyanın ortasında

sarıyor her yanımı

nedense lakaytlığım burada da yanıbaşımda

daldan dala esneyerekten ,

zıplar gibi yaparaktan

adeta uçuyorum

süper bişiy diyorum

acayip eğlenerek yaratığa fark atıyorum

arkamdaki topluluk gerilerde kalıyor

bir süre böyle takılıyorum

ve an geliyor

bişiyler değişiyor

ve ben eskisi kadar hızlı

daldan dala atlıyamıyorum

derken düşüyorum sanırım

ve bir bakıyorum en arkadayım

yaratığı hiç göremeden rüya bitiyor

ayrıntılardan aklımda kalanlarsa ;

süper kızımızın ruju

birazcık fazla koyu bir tınıda

ve de akmış gibi

doğal haline ve de bakışlarına

hayran olduğum için

bi miktar şaşkınlık geçiriyorum

enteresan bi durum yani

yine de güzel buluyorum

herşeye rağmen

**

şimdi de birazcık sandığımız gerçekler dünyasına gidelim. "Satış Yönetimi"-Murat Akdoğan'ın dersindeyiz. Murat Akdoğan demişken kendisini kısaca şöyle tanımlayabiliriz ; okula ferrarisiyle gelen liseli solcu , kapitalist fordçu .

tevafuk bu ya arkalarda yer yok ve önlerde yer yer boşluklar. Mecburen en öne oturuyorum. Kafa bi dünya , açlığımı bastırması için simitçikten bi kaç ısırık alıyorum.
derken Murat Akdoğan aramıza teşrif ediyor ve ders başlıyor.

yarım kalan simidi ve zeytinli açmayı dersten sonra bitirdiğimi yeri geldiği için aktarmak istiyorum.

ders soru cevaplarla devam ederkene Murat örtmenimiz süper kızımızı tahtaya kaldırıyor ve sorulara cevap geldikçe bunları tahtaya yazmasını salık veriyor.

ben katılımcı olmak istesem de henüz hazır olmadığımı düşünüyorum. Güneş ışığından uzak kalmış bi kardiş gibi gözlerim kamaşıyor ve de kaşıyorum haliyle.

bir örnek veriyor örtmenimiz :

" Arkadaşlar her zaman dayanıklılık satışı getirmeyebiliyor.Mercedes'i ele alalım . 20 sene kullanıyorsun fiyatı 200 bin dolar , Japon'un aynı özelliklere sahip aracı ömrü 10 sene ve 100 bin dolar . Kim kaybetti , Mercedes . Çünkü ileride konuşan arabalar çıkıcak belki ve ben ondan alacağım . 20 sene niye Mercedes kullanalım. Yenilikler gün gelicek günlere , saatlere inecek. 20 sene uzun bi süre ve neyin garantisi bu"

bi anda araya giriyorum " artı sizin bile o kadar garantiniz yok " gibi fütursuzca bi ithamda bulunuyorum.

örtmenimiz tam uçuşa geçmişken şöyle bi dönüp bakıyor ve hayatın faniliğini yarım saniye de olsa sorguluyor ve kısacık bir süre zarfında etrafa şiddet saçmaya başlıyor. En basitinden silgi atmalar pek hoş karşılanmıyor nazarımızda.

yapılan fütursuzca hareket arzulanan tarzda bi ciddiyetle karşılanmıyor ; gülen tek kişi olmuyor mesela . Çok ciddi bir tonda mı söylüyorum yoksam sesimi yeterince aksettiremiyor muyum neyim anlayamıyorum Dilini çıkartan çocuklar gibi davranarak olası bi gerizekalı modülü algılamasını önleyiveriyorum.

olası bi sert tepkide " bir Yılmaz abi klasiğidir örtmenim" deyip işin içinden çıkmayı planlamış olduğumu da düşünüyor olabilirsiniz .

Sonracıma bi soruda ben de söz almak istiyorum. Elimi ilk kaldırışımda kalbimden endişe etmeye başlıyorum. Süper kızın etkisi böyle bişiy oluyor diye sevinedurayım söz sırası bana geliyor.

- İletişim faaliyetlerine uygunluk ; yani kontrolsüz haberlerle karizmanın çizilmemesi . Mesela bi dönem Danone aleyhinde bi çok haber yapıldı ve akıllarda tonlarca soru işareti var

"Yani olumsuz iletişim faaliyetlerinin olmaması " diyerekten süper kıza bu cümleyi işaret ediyor ve beni kısmen onaylıyor .Sınıfın uğultusu ve arsızlığı nedeniyle , birazcıkta anlamsız rövanşı almak için tekrar etmemi istiyor.

tekrar ederken kendime mukayet olmaya çalışıyorum. Çünkü aklımda milyonlarca hikaye, karışabilir bi anda kelimelerime ve de ben peşlerinden gidebilirim. Dikkat sonuç getiriyor ve hatasızca aynı şeyleri tekrarlıyorum. Bakışlarda hafif bi tebessüm, ama ben hala çok gerginim.

ve olan oluyor bi tekrar daha yapmamı istiyor .Örtmenimizin attığı silgiyi uzatıyorlar kendisine bu arada. Ayağa kalkıyorum. Gürültü devam ediyor . Susar gibi oldukları sırada işaret parmağımla silgiyi göstererek " ben de alabilirim herhalde " şeklinde söyleniyorum. Böyle alakasız bi şeye gülüyorlar , inanabiliyor musunuz.

neysem tekrar ediyorum , elbette yine danone örneğini veriyorum , seviyorum bu örneği vermeyi. Ben ve danone artık bi bütün olmuşuz o derece. Bi güruh cılız bi şekilde beni ayıplıyor. Hafif hafif esen rüzgar gibi "hayır" sesi kulaklarıma çalınıyor sağlı sollu.

anlıyorum ki danone bakışlı nice nesiller yetişmiş ülkemizde ; süper kız bilem danone bakışlı bir profil olarak Baha'nın karşısında. . Yüzü ekşiyor hayır derken.

bir insanın yüzü ancak bu kadar güzel ekşiyebilir diyor ve gevezeliği bırakıyorum.
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski24-05-08, 03:40  #2
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

21.05.2008

sevgili dostlar bir adet akrep öldürdüm bugün

can çekişiyordu, insaniyet namına bi bakıma

ya da asabiydim, bilemiyorum..

*

ilk başlarda yo yo ben üzerine basamam didim

ve yol üzerindeki bir adet mülayim abiden rica ettim:

"anlar mısın abi"

-bildiğimiz akrep bu, al sana. (şrık,vckk)

ayağını tenis raketi gibi kullandı görmeliydiniz

kesti, biçti, şekil yaptı

mülayimliği kalmadı olayın

parçalanıverdi yaratık ama hala kıpraşıyordu

can çekişiyordu, canımı çekiştiriyordu

sağı solu araştırıp bulduğum tek şey olan

fanta şişesine çevirdim bakışlarımı

acıdım kendime hem de çok

bir akrepten daha zavallıydım dostlar

yazıklar olsundu bana

yıkılmıştım

şöyle didim ince bıyıklarımın altından :

"sen beni tanımazsın, severim de söylemem"

ve işini bitirdim..
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski24-05-08, 20:22  #3
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

29.04.2008

içimizde ukde olarak kalan şeyler :

hani yorgun argın evin yolunu tutarız ya ,

ve ulaşırız ya iç kapı girişine nihayetinde ,

anahtarlardan biriyle kapıyı şöyle bi yoklarız ya ,

açılmaz da şöyle bi duraksarız ya

tüm aksilikler yetmez , bir de ışıklar söner ya o an ;

işte bu "bizden önceki nesillerin bedduası değil de nedir" demez miyiz sevgili okurlar.

günün kelimesi :

diyagonal : Çapraz - Köşegen

*

bazen bizlere çok sıradan gelen şeyler de bizleri utandırabiliyor sevgili okurlar

hatırlarım da Türkçe dersimize giren Kamile örtmenimiz ki Fransızca örtmeniydi Nşa'da.

defter kontrolü yapılacağını söyledi de önümde sadece 2 gün vardı temize geçmek için

baktım olmayacak servis arkadaşım , komşum Selvi'den , defterini ödünç almam

gerektiğini kendisine ifade ettim. neysem herşey normal , kız da " ne demek" falan didi.

son gün :

servis yolculuğunun sona ermesiyle birlikte hanım kızımızın kapısına doğru yol almaya

başladık sivil olaraktan. defter sankim altın kafeste ; niye yanında değil ki sanki.

hedefe iyiden iyiye yaklaşmışken bir de ne göreyim Selvinin yanakları doğrusal bir ivmeyle kızarıyor.

ne oldu ki diyerekten etrafa bakındım . annesi öyle ciddi öyle ciddi bize bakıyordu ki pencereden ,

sankim suç işlemiş gibi hissettim . çocuktuk daha ; lise dönemine yeni

adım atmış , boy atmaya müsait saftirik çocuklardık. ayıp ettin be ablacım.

neyse ki çok da bozuntuya vermeyen çocuklardık . defteri gündeme getirdim ve sıyrıldım

ne zaman şöyle bi bu nostaljik sokaktan geçsem içim şöyle bi ürperir . eski günleri yad ederim.

insan düşünüyor da "kızarmış yanaklar orjinaldi be abi . " diyor .

beraber kızarmak güzeldir sevgili okurlar

duyduğuma göre Selviler de taşınmış ; kim taşınmıyor ki .


*


rivayetlere göre Ufuk Uras abimiz , 19 adet cesur milletvekili arıyormuş ; kolay gelsin şimdiden.

üzülemeyesi haberler : Müjde Ar abla Bedri'nin çakma bir karakter olduğunu açıkladı ya darısı çakma Müjde Ar'ların başına.

hayatımızı anlamlı kılan şeyler : bıyık niyetinlen uzattığımız tüylerin hafiften dudaklarımızı okşaması hayatımızı anlamlı kılar.

günün sloganı : I Play Every Game Like As My Last Game - Allen Iverson

( her maçımı son maçımmış gibi oynarım ya da son maçım bile sıradanlaşır gözümde gibim bişiy)
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski24-05-08, 21:38  #4
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

İki Bin Yirmi Beş

Rıza kardeşiniz tam manasıyla bir adet kaymakam olmuş.

kısa sürede kaymakam olduktan sonra frene basmış

keyfine keyif katmış, gezmiş tozmuş

fantastik ferdalar peşinde koşmuş

yazdığı kitapları kaymakam olmasına rağmen

hiçbir yayınevinde bastıramamış:

" abi nolur anla, dar boğazdayız

petrolün varili bile 320 dolar olmuş

bu şartlar altında basamayız "

dayanamamış, cebinden ödeyerek 1000 adet bastırmış

sabahları erken uyanaraktan

herkesten önce otobüs duraklarına uğrayarak

ikişer üçer adet bırakmış tanıtım amaçlı

üzerinde de bir not:

"arkadaşım önce başlıklara bir göz at

baktın yine ısınamadın, bir arkadaşına danış

o da olmadı kitabın son sayfasında telefon numaram var

turkcell kullanmıyorsan bir başka arkadaşının turkcell'ini kullan

olur da beğenirsen son virgülüne kadar oku

okuduktan sonra entel arkadaşlarına bu notla birlikte hediye et

emin ol seni çok zeki bulacaklardır."

*

Yazım Tarihi: 24.05.2008 Cumartesi
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-08, 00:26  #5
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

25.05.2008 Pazar

sesi sonlayıp

adeta bir virtüöz edasıyla çalar gibi yaparaktan

parmaklarımın duvardaki aksini izler

ve müthiş bir keyif alırken

yolculuğunun sonuna gelmiş bir adet eti tutku ambalajı

zeminin kirli yüzeyinden bakışlarını gözlerimin içine dikti

ve şöyle seslendi:

- bokunu çıkartma..

aldırış etmedim, devam etti:

- ne sanıyorsun kendini, Satriani mi ?

dayanamadım sevgili okurlar, sinirlenmiştim çünkü yaşlı bir bünyeyim artık

tutuverdim ucundan fırlattım rastgele.

fazla uzağa gidemedi, ömrünü tüketmiş bir adet özkaynak pet şişesine çarptı ve duruldu.

artık sesi çıkmıyor, beraber Coldplay dinliyoruz.
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski01-06-08, 01:08  #6
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

01.05.2008

içimizde ukde olarak kalan şeyler : bir kamu kuruluşunda "kaynana dili" hiyerarşisini bilmiyorsanız "zımbayı koltukaltı yaparaktan gitme vakti" gelmiş demektir.

günün kelimesi :

Ferda : Yarın

*
Yarınıma Açık Mektuplar -1


Ben var ya ben, sen ve senin gibilerinden öyle hoşlanıyor, öyle hoşlanıyorum ki hoş olan tüm kehanetlerim olasılık dışı kalıyor. farkında mısın bilmiyorum ama boş bir başı ezmek ve sana sunmak istiyorum, anlıyor musun beni, soğan kokmanı istiyorum sevgilim en naifinden.

*

tespit: kızlar güzeldir, köylü kızları dahil .

rivayetlere göre Malatyaspora gelen icra hasebiyle el konulan döner sermayenin döner sandalyeleri gelen itiraz neticesinde sahibine yani valiliğe teslim edilmiş; şaka olması tercih edilir.

hayatımızı anlamlı kılan şeyler : hani "temiz bir çorap bile kalmamış" feryatları arasında sadece üç saatçik giyilmiş kokmaya meyilli, patinajı keyifli bir çift çorap görür de gözlerimiz sevinçten yaşarır ya işte bu hayatımıza hayat katmaz da ne katar sevgili okurlar.

günün sloganı : ben sana gülüm derim; yaz saati uygulaması başlar.

__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski02-06-08, 03:24  #7
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

01.06.2008 Pazar

bu gün de sizlere odamda üç gündür mahsur kalmış bir adet orta boy tencereden bahsedeceğim..

haleti ruhiyesindeki tahta kaşık, bildiğimiz kaşık, boş özkaynak pet şişesi, haşlanmış salça ve margarin yağı ile gerçekten bir harabeyi andırıyor. bir insanoğlunun kendinden olmayan bir tencereye yaptığı bu eziyet vicdanı olan her şahsiyeti derinden yaralar, yaralamaz mı yani. kendimden nefret eder oldum yazıyı hazırlarken.

her şey çok ama çok sıcak ve de sıkıcı bir adet çarşamba günü başlamıştı. mesai sürem bitmiş, Hisar'daki kulübeme doğru yola çıkmıştım. Eminönü-Üsküdar vapurunu kaçırmamla birlikte sahildeki banklardan birine çöktüm. içim sıkıldıkça sıkıldı, elime geçirdiğim bir adet kitabı okumaya başlamıştım ki "varsındı, olsundu, yapsındı" tarzındaki cümle yapıları ilgimi çekti. hani diğer yandan "Mehpare"nin başına neler gelebilir diye içten içe de böyle bir garip oluyordum.. anlayacağınız eldeki kitaba daha önce de dokunmuştum, yoksa nerden bilebilirim ki "Mehpare"yi -adı güzeli-:

Mehpara genç, hırslı, az biraz da bakımlı bir kızdı. Saraylıhanım'ın ev hizmetleri için kiralamış olduğu çok mu çok uzaklardan bir akrabasıydı. Evin küçük beyinin bakımını yaparken ona aşık olmuş ve en ufak fırsatları kaçırmamış accayip bir kız olduğu için dikkat edin diyorum bu kıza, evet evet kesinlikle ihmal etmeyin. her an sevişebilir durumda bekliyor çünkü. Evin küçük beyi dediysek de kendisi, Sarıkamış felaketini yaşamış ciğerleri eskisi gibi çalışmayan gönüllü askerlerdendi. dayısının refakatinde yetişmiş fransızcaya ve edebi mecmuaya alışkın, tahsilli İstanbul beyfendilerinden sadece ama sadece biriydi. daha kimler vardı kimbilir. Ahmet Reşat efendi yani dayısı da Vahdettin imzalı halifeliğin ve ardındaki hükümetin önceleri maliye nazırı vekiliyken sonraları tamamiyle bu koltuğa oturmuş karizmatik, iş bitirici, son dakika gollerine hazır yöce bir şahsiyetti.

Ne mi oldu 19:50 vapuru hareket etti ve ben içindeydim. Sayfalar arasındaki yolculuk devam ediyordu:

Mehpare ve evin küçük beyi Kemal arasında kıvılcım ateşlenmişti ve kısa süre sonra sevişmeye başladılar. Kurtuluş savaşı yıllarında kendi kurtuluşlarına doğru büyük bir şehvetle ilerliyorlardı tavan arasında. nasıl bir ev düzeniyse artık koskoca konakta; ittihatçılar ve düşmanları tarafından aranan evin küçük, hasta beyi tavan arasında bunu anlarım da bakıcısı da hemen karşı odada ve çekici bir bayan. hasta bir adamın cinsel tutkuları hiç düşünülmemiş ola ki kız rahatça aşık olabiliyor ya da öyle olduğunu sanabiliyor. sonra kızın hamile olduğundan şüpheleniyor Saraylıhanım.

Üsküdar'a varmıştım, gözlerim çılgınca kaşınıyordu. kitabı çantaya indirirken usulca uyardım: "akıllı ol, uslu dur, ikimiz de kazanırız. Mehpare'ye aman dikkat, sevişmekten çok yoruldu. romanda bir karakterden olmayalım, daha çok macera var, hazır tutmalı kendini, iyi baksın kendine. Kemal de kafa yapmasın, insanları sıkmasın emperyalizm ve uşakları diyerekten. millicilere katılsın, emperyalizmin değil vatanın kurtuluş zamanı. biz o konuları 2000'li yıllarda tartışırız rahat olsun"

dövüş kulübündeki kaçıncı gecemdi hatırlamıyordum ama Hisar'ımdaydım, evimdeydim. yol yormuştu, beklenilenden uzun sürmüştü saat 22:00 sularıydı. odam yeterince dağınık değildi, hüzünlenmiştim. "bu düzen sana fazla olm, mal mısın" diyordum ve tekrar cevaplıyordum kendimi:" şimdi sana cevap veriyorum ama sırf 'sen şizofreniksin lan' diyebilmen için, anlıyor musun beni."

acıkmıştım sevgili okurlar, bir oyuncağın aslında tebessüm etmek istemeyen yüz hatları gibiydim, nasıl da insanlar doğanın yasalarıyla oynamışlardı. mutsuz bir oyuncak bebek kalmamıştı şu evrende, ne kadar da sahte değiller miydi, kimi kandırıyorum ben, bu düzen böyle gider geyiği de böyle gelip böyle gitmemiş miydi..

mutfağa doğru sallana sallana ilerlerken farkettim ki ayağımdakilerin ikisi de farklı tonlarda birer adet, toplamda iki adet sol terlikti. halime bir daha acıdım. sonra acınmayı bırakarak etrafı kolaçan ettim. temiz bir şey bulmak mümkün olmamış, her zaman fazladan yıkadığım tabak-çanak, tekrardan bulaşık olarak dönmüştü. ben yıkıyordum, kirletmek bana göre değildi ama yine bulaşık vardı. "yine yıkamamış şerefs.z, bir aydır burda bu pis şey" dedim içimden küf tutmuş tencereye bakarak. sonra en az kirli tencereyi aldım, umutsuzca pencereden dışarı baktım. yoksa dışarı mı fırlatacaktım protest bir tavır olsun diye. en fazla dereye düşerdi ve orası da gerçekten feci kokuyordu. mahallenin lağımı olarak görev yapıyordu bu derecik. dayanamadım pencereyi kapatmak zorunda kaldım, koku çok ağırdı ve tencereye acıdım bu sefer; tek suçu zamanında yanlış bir seçim yapmasıydı ve öğrencilerin kaldığı bekar evine düşmesiydi. oysa ne çılgınlıklar düşünmüştü. eve güzel kızlar gelecek, elden ele, oradan oraya taşınacak, içinde mısır patlatılacak, hep beraber lost izlenicek, daha neler neler.. oysa şimdi zerre kadar değeri yoktu. bir b.k kafalı gibi bakıyordu sahipleri kendisine. unutulmuştu, unutulmuş...

ısıtmıştım tencereyi hem de nasıl, birazcık kendisine gelsindi. bak yine yaptım, yüklemi "sin-di" ile bitirdim. Ayşe Kulin'in kulağı çınlasın. sonra süngerle "aman abi yapma" diyen lekeleri sıyırdım, seri bir şekilde temizledikten sonra içine yeteri miktarda su koydum. hayır olamaz yine makarna yapıyordum ama suyun bir kısmı "nescafe üçüne de yazık" içindi. kaşarlı yapmak vardı makarnayı ama açlığın da verdiği etkiyle su kaynayana kadar dilim kaşarları bitirdim, zaafiyetim vardı kaşarlara. bana öyle bakmayın, bu zaafımı yenmek için günde üç defa duş alıyorum...

Saraylıhanım kızın hamile olduğundan iyice emin olduktan sonra evladı gibi sevdiği torunu Kemal'i karşısına alır: "bak evladım eğer yanılıyorsak hamile değilse Mehpare'yi başka yere yollarız, hamileyse nikah ve sonrasında erken doğum deriz." 'Teyzem' dediği insanın çıkarcı, işbirlikçi, emperyalist, uşakçı yaklaşımı üzerine Kemal: "bakın teyzecim hamile değilse neden nikahıma almıyorum" diyerekten okuyucuya ben aslında iyi bir adamım diyor, biz de yedik.

su yeterince kaynadıktan sonra bir kısmını bardağa boşalttım ve geri kalanını makarnalarla dansa davet ettim. memnun kaldılar, gayet sıcaklardı.

Kemal ve Mehpare aile arası sade bir törenin ardından nikahlanırlar. evin hanımları arasında gizli bir rekabet başlar. evin küçük kızları da büyümektedir. Leman 16'sına basmış kızılımsı saçlarıyla ışık ışık sırıtırken ailenin doktoru Mahir Bey tarafından farkedilir. aman abiler gayri meşru bir ilişki hem de bu yaştaki bir çocukla, yo yo aklından geçirme Kulin abla.


kıvama gelen makarna parçacıkları süzüldükten sonra özel riki sosuyla servise hazır edildi. riki sosunu açıklamama izin verin. tam manasıyla özel ve basit bir karışım. evinizde, işyerinizde, tükkanınızda, kuaför salonunuzda ya da yatak odanızda farketmez, sadece kekik, başka bişiy demiyorum, tuza bile gerek yok. bolca kekik, tekrar edin: bolca kekik. keklik de olur ama yeri değil.

Kemal karakol cemiyetine katılır, işi belge hazırlamaktır, bir gün fransızcası perfectoya yakın olduğundan cuma vaazı sırasında Cezayir menşeli itilaf devletleri askerleri için imamın sözlerini tercüme etmesi istenir. başlarda imamın sözlerini kelime kelime tercüme ederken coşar birden, imam bir kelime eder Kemal bir sayfa anlatır ve alkışlar yükselir. imamın feryadı duyulur: "ne söyledin lan, başımızı yakıcaksın". Kemal karakol cemiyetinin kollarından biri olan hırsızlar meşrebine ait çiftliğe varmadan önce haberi gider, o derece etki yapmıştır.

afiyetle yemeğimi yerken uludağ limonatanın kapağını açtım. içtikçe içesim geldi ve bitirdim. hafiften doymuştum. bir kaç kaşık daha aldıktan sonra kalkıverdim. yemek öylece duruyordu aslında pek de bir şey yememiştim, limonata tıkamıştı. ara ara dayanamıyor gözlerim doluyor tekrar oturuyordum sofraya. böyle bir, iki gün geçti ve o yemek bitiverdi ama kaldırasım gelmiyordu kalanları. üçüncü günün sonunda "mukadderat-ı ilahiye böyleymiş, Allah taksiratlarını affetsin" diyerekten üstünü gaste kağıdıyla örttüm o çok sevdiğimiz ama fırsat bulup da bir türlü söyleyemediğimiz, bir adet orta boy tenceremizin..

__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski03-06-08, 04:18  #8
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

02.05.2008

Yarınıma Açık Mektuplar - 2

seni ilk gördüğüm günü hatırlarım da

arkadaşlara ' bakın yer faresi geçiyor ' demiştim

ne güzeldi, herkes gülmüştü sana

kırılmıştın

çukur aynadaki görüntün muhteşemdi

ağlıyordun

ağlamak için kırılman mı gerekirdi

şimdi kırılmak için ağlıyorsun ya

cam kumbaram gibisin

yine de camsın, cansın.

Yarınıma Açık Mektuplar - 3


hani aramızdaki ilk konuşma vardı ya hatırlar mısın

ben sana merhaba demiştim de

sen şapşal bir ördek yavrusu gibi bakmıştın yüzüme

sonrasında merak edilesi bir yer faresi olduğunu söylemiştim de

yüzün kızarmıştı ve sivilcelerini farketmemiştim.

utanmak için yanlış zaman değil miydi be sevgilim.

şimdi o sivilceleri sayarken ne kadar hızlı yaşlanıyorum

biliyor musun sevgilim

işte bu yüzden seni en çok yüzünde havlu varken seviyorum..

Yarınıma Açık Mektuplar - 4

hatırlar mısın sevgilim

beraber bulaşık yıkardık da

senin ellerin tahriş olurdu

keder sıkıntı derken sivilcelerin akardı

sana hiç söylemedim sevgilim

sen gittikten sonra dokunduğun ne varsa tekrar yıkardım

sevdiğimden

tamamen seni sevdiğimden sevgilim..

Yarınıma Açık Mektuplar - 5

hani bir keresinde adalara gitmiştik de

bisikletlerle adayı turlamıştık ya

ve sen seyir halindeki bi gondola çarpmıştın

gondol sahibi de sivilceliydi

aranızda duygusal bi bağ oluşur diye çok korkmuştum

hatırlıyor musun sevgilim

o gün bu gündür gondolcuları sevmem..

Yarınıma Açık Mektuplar - 6


ah sevgilim

açık seçikti herşey

ben seviyordum sen sivilcelerini sayıyordun

ben sivilcelerini sayıyordum

sen hesap şaşmasın diye kontrol ediyordun.

ah eğleniyorsun sevgilim kendi başına

ah neşen yeter dertli başıma

konuşmadık bunları ama artık zamanı geldi

babandan nefret ediyorum

haftanın üç günü bizde kalıyor

niye pijamamla dolaşamıyorum sevgilim

söyler misin diğer dört günde de

yoksa hiç gitmiyor mu..

seni en çok pijamalarım üzerimdeyken seviyorum sevgilim..

Yarınıma Açık Mektuplar - 7

bak sevgilim

iş arkadaşı falan dinlemem

aynı kurumda çalışıyoruz

sen memur, ben memur

dilekçem dönmeyecek

dilekçemde sivilce akıntısı görülmeyecek.

sen sekreter, ben evrak kayıt

unutma bu da geçer

akşam olur evde bir ömür geçer

tehdit etmiyorum sevgilim

sen ve ben emekçiysek

seni sevdiğimden sevgilim.
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-06-08, 19:53  #9
rikimiki
 
rikimiki'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 37

21.03.2008 Cuma

Pantolonumun Düğmesi

ve sonunda olan oldu.

pantolonumun güzelim düğmesi kopuverdi.

içgüdüsel öküzlüğümün bi tezahürü de budur şeklinde yorumladım..

***

neyse ki dağınıklığımı örtmekte zorlanmadım.

sabırla ve inatla yapılan işlere duygu karışmıyor çok fazla.

yaklaşık bi gün boyunca kimse bişiy çakmadı, çaktırdıklarım dışında.

çaktırdıklarımdan da tek ricam yetim kalmış düğmeyi yuvasına bağışlamaktı.

***

çalışma arkadaşlarımdan Elif'i kandırıverdim.

Salı günü narenin ellerde dikilmeye hazır pantolonumu ve de düğmesini kendisine emanet edeceğim.

Öncelikle bana bu ustalık isteyen yeteneği kazandırmasını istedim kendisinden. Lakin kendisi de bilmiyormuş.

Fazla ayıplamadan;

annesini benim de annem olarak gördüğümü ifade ettikten sonra anaların kutsallığını da ekleyerekten dikilecek bi düğmenin kutuplaşmalara neden olmaması gerektiğini hatırlattım.

Ikına ıkına kabul etti ..
__________________
Karika-Turist
rikimiki is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-06-08, 20:48  #10
nure
 
nure'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2008
Ülke / Şehir: hırbe reşik
Mesajlar: 87

Tarzın çok hoş ve yalın insan hem gülerken, hem de bazen düşünüyor.Yazılarını okumaktan zevk aldım devamlı okumaya devam edicem.

teşekür ve saygılarımı iletirim.
__________________
herkes için bir doğru vardır.
nure is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 23:10.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz