"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Ekonomi

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Kriz ve Yeni-Liberal Ekonomi

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Döviz, Faiz, Borsa


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski14-04-08, 01:55  #1
fenasi
 
fenasi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 107
Kriz ve Yeni-Liberal Ekonomi



Dünya tarihinde büyük dönüşüm, altüst oluş dönemlerini, gerici tutucu dönemler izlemiştir hep.Fransız devrimini ve sonrasını düşünün. Yada Birinci paylaşım savaşının büyük altüst oluşlarından sonra Avrupa'yı kaplayan faşist dalgayı. Dönüşümlerin uğradığı tıkanmalar hatta geri dönüşler yine de insanlığın genel ideallerinden vazgeçilmesine neden olmamalı. Bugün de dünya çapında büyük ideallerden sonra, büyük hayal kırıklıklarının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız dönemin kriz ve yeni-liberalizm politikaları, bu krizin ve politikaların yarattığı ekonomik ve siyasal çalkantıları tanımlamaya çalışacağım.
Kapitalist gelişme, eşitsiz ve düzensiz gelişmedir.
Gelişen ülkelerin sosyal bilimcileri ve politikacıları daha çok kapitalizmin eşitsiz gelişmesi sorunsalı ile uğraşırken, sanayi ülkelerinin sosyal bilim ve politika adamları için en azından bunalım dönemlerinde, kapitalizmin düzensiz gelişmesi sorunsalı ön plana çıkıyor.
Gelişen ülkelerin çoğunda nüfusun çok büyük bölümlerini pençesinde kıvrandıran sürekli sosyal kriz, gelişen ülkelerdeki nüfus çoğunluğunun neden çok uzun zamandır ortalama sanayi ülkelerinden çok daha kötü yaşama ve çalışma koşulları içinde bulunduğu sorusuna bir cevap bulunmasını son derece acil bir zorunluluk haline getiriyor. Üstelik yakından bakılınca görülüyor ki, piyasa ekonomisi faaliyetlerinin periyodik denebilecek dalgalanmaları da bu eşitsizlik yapısının üstüne biniyor. Ama bu hiç hesaba katılmadığında da sözünü ettiğimiz zorunluluk var.
Sanayi ülkelerinde analizlerin ve politik çalışmaların yöneldiği asıl ilgi alanı ise buna ters yönde. Buralarda, bütünsel eğilimi konusunda şüpheye yer bırakmayan ve uzun yıllar süren ekonomik büyümeye, istikrarı hedefleyen ekonomik politikalar ve benzeri araçlarla nasıl ''süreklilik kazandırılır'', yani politik ve sosyal bakımdan fazla yıkıcı olabilen şu yalpalamalar nasıl önlenebilir sorusu ile uğraşılıyor. Bu sırada da gelişen ülkelerle aradaki sosyal uçurum, sanayi ülkelerinin gittikçe daha fazla ''çok merkezli'' hale gelen kompleksi için ciddi bir ek problem yaratmaz görünüyor. Bu olsa olsa, sözkonusu düzensizlik yapısına ancak marjinal ölçüde eklenen bir sorun sayılıyor.
Kapitalist dünya ekonomisi, ikinci paylaşım savaş'ından sonraki yirmi yıl içerisinde, tarihinin en büyük patlamasını yaşadı. Altmışlı yıllar biterken patlamanın sonuna gelindi. O zamandan beri dünya ekonomisi, büyümenin yavaşladığı, yapı değişiminin yoğunlaştığı, bu arada kamplaştığı komünist bloğun çökmesi ile tek kutuplu bir süreçten geçen ve politik güvensizliğin giderek arttığı bir evrede bulunuyor.
Söz konusu değişimler arasında öncelikle uluslararası işbölümünün yapısında meydana gelen farklılaşma yer alıyor. Örneğin daha önceki onyıllarda ve özellikle bugün geride kalmış o patlama döneminde görülenin tersine, son zamanlarda gelişen ülkelerde, dünya piyasasında rekabet edebilecek niteliğe sahip bir işlenmiş ürün üretiminden de farklı olarak fikir satışının da ön plana çıktığı gözleniyor. Gelişen ülkelerdeki muazzam emekgücü potansiyelinin bir bölümü, bizzat doğup büyüdüğü yerde, dünya piyasasına göre düzenlenmiş kapitalist sanayii üretimini imalat sanayii alanında gerçekleştiriyor, bu amaçla kullanıyor. Yani emekgücü potansiyelinden artık sadece yerel kapitalist üretimin dolaysız istihdam alanlarında, ihracat için bir kaç tarımsal ve madensel hammaddenin sınırlı bir ölçekte üretilmesinde ya da iç tüketime yönelik bir ''ithalatı ikame edici'' imalat sanayiinde yararlanılmıyor.
Kapitalist üretimin, emekgücünün maddi üretimi ve yeniden üretimin toplumsal koşullarını (çalışma hakkı, sözleşme hakkı, yatırım hakkı, sosyal sigorta, aile politikası vb.) bünyesinde birleştirme eğilimi gösteren az sayıdaki sanayi ülkesindeki bir kaç geleneksel merkezde toplanması şeklindeki bölgesel yoğunlaşma böylelikle çözülüp dağılıyor. Yerini kapitalist üretimin, geleneksel sanayi ülkelerinin dışında da bulunabilen, bugüne kadar dışarda bırakılmış bölgelere doğru savrulması alıyor.
Tüm bu tanımlanan süreçteki gelişim içinde, 1948'den başlayarak kapitalist dünya ekonomisinin eşi görülmemiş savaş sonrası patlamasının yükünü taşıyan birikim modeli, ABD hegomonyasının ifadesiydi. Sanayi ülkelerinde üretkenliğe göre ayarlanan bir ücret yükseltme politikası izlenirken kısa bir ısınma süresinden sonra bu politika ekonominin bütününde ücretlerin payının ''ne fazla yüksek, ne fazla düşük olmasını'' ayarlamışır. Bunun dışında, ücret yükseltme ''çalışmaya bağlıdır''. Yani ücret politikaları var olan kazanç farklılıklarını koruyor ve şiddetlendiriyor. Bunda amaç, hem ekonomik hem politik bakımdan her zaman yaşatılmak istenen çalışan kazanır mantığını körüklemektir. Eğilim olarak ise, işçilerin sosyal taleplerinin karşılanmasına ancak sisteme uygun parasallaşmış biçimlere büründüklerinde izin veriliyor. Gelirlerin yaratılan boş zamanlarda sistem içine katılması ile tam istihdam yönünde bir eğilin oluşması ve sürekli olarak örgüsü sıklaşan sosyal ağ ile sendikal alanda örgütlenmiş işçiler açısından mevcut kapitalist devleti meşru hale getirmiştir. Bu durumun politik ifadesi ise, sanayi ülkelerinde işçi partilerinin hegomonya kurmaları ile sonuçlandı. Tüm bu oluşumlardaki aksamalar ve göz ardı edilen istemler, insancıl reform politiklarının ileri götürüleceğine hürmeten toplumlar tarafından sineye çekilmiştir. Yani bu noktalarda doğan ihtiyaçların, taleplerin parasal giderme araçlarıyla karşılanmasına gidilmiştir (örneğin; sağlık reformları ile oluşan boşluklar-daha doğrusu sağlıktaki kazanımların geri alınması kapitalist sistemce).
ABD hegomonyası altında bütünsel kapitalist çabalarla oluşturulan bir politika ile, dünya ölçeğinde, neredeyse hiç tükenmeyecek bir yedek potansiyel emekgücü yığını ortaya çıkmış bulunuyor günümüzde. Sermayenin, geleneksel sanayi ülkelerinin emekgücü potansiyeline ve merkezi plan ekonomilerinin anlaşmaya dayalı biçimler altında üretime soktuğu emegücü potansiyeline ekleyebildiği, gerektiğinde çok çeşitli şekillerde devreye sokabildiği emekgüçleri bunlar.Gelişen ülkelerdeki değişken yapısallığa rağmen sermayenin değerlendirilmesi süreci içinde getirebileceği yararlar, ekonomik koşullarda şu özelliklerce tanımlanır;
a) Sermaye tarafından ödenecek ücretler, kabaca, geleneksel sanayi ülkeleerindekinin yüzde 10'u ile 20'si arasındadır. Bu düşük ücret düzeyi, emekgücünün doğup büyüdüğü toprak görevi yapan, yaşamak için gerekli temel maddeleri ucuza üreten ve fazlalık oluşturanları barındıran, kapitalist olmayan, geri sektörlerin varlığına bağlıdır.
b) Geleneksel sanayi ülkelerindeki bütün o ücret sözleşmelerin iş yasalarına karşılık, özellikle vardiyalı çalışmanın,gece mesailerinin ve tatil günlerinin de çalışmanın yaygınlığı ve işte bulunulmayan zamanların (tatil izni, hastalık, hamilelik, geç kalma, sürekli işe gelmeme) asgari düzeyde oluşu, gelişen ülkelerde işgününü (iş haftasını-iş yılını) birey olarak bir tek çalışan için dikkati çekecek ölçüde, toplam işçi içinse çok büyük oranda uzatmaktadır.
c) İş arayanların muazzam miktarda olması sayesinde emekgüçleri neredeyse tümüyle keyfi bir şekilde topluca alınıp bir yere yıgılabilir ya da işten çıkarılabilir (bu duruma uygun, esnek bir iş yasası da söz konusu imkanı genişletir). Bu aynı zamanda, emekgücünün daha çabuk arındırılıp temizlenmesini ve her an işten atılabilme tehdidi altında daha kesin bir disiplin sağlanmasını getirir.
d) Her an kullanılmaya hazır yedek potansiyel emekgücü stokunun şişkinliği, bir çok durumda, sermayenin değerlendirilmesi açısından yaş, cinsiyet, sağlık durumu, kalifiyelik, disiplin bakımlarından o an için gereken niteliklerde emekgücünü optimal şekilde seçip alma imkanı verir, örneği; (ataerkilliğin bir görüntüsü olarak) 15-25 yaş arasındaki kadınlar, erkek emekgücüne oranla daha da düşük ücretler karşılığı çalıştırılabilir.
e) Geleneksel sanayi ülkelerinin kapitalistçe standartlarıyla karşılaştırıldığında, emekgüçlerinin özgül-mesleki kalifiyeliği jural olarak düşüktür. Dakiklik, görev bilinci, temizlik, iteatkarlık gibi istenen biçimsel nitelikler, birçok durumda, ekonomik veya ekonomi dışı disiplin mekanizmaları ve araçlarıyla sermayenin taleplerine uygun şekilde sağlanır.
f) Dünya piyasasına göre düzenlenmiş kapitalist sanayi sektöründe işçi-saat başına çıktı anlamında üretkenlik, geleneksel sanayi ülkelerindeki benzer üretim süreçlerinde görülen üretkenlikle pekala karşılaştırılacak düzeyde, hatta hiçde ender olmamak üzere ondan üstündür. Geleneksel sanayi ülkelerinikiyle karşılaştırılabilecek bir üretkenlik en azından esas olarak, işçilerin işi kısa zamanda öğrenebileceği nitelikteki üretim faaliyetlerinde şu yada bu zamanda sağlanacaktır.
Sunulan listede esas olarak sadece niteliksel bakımdan ortaya konan değişimlerin ve kapitalist taleplerin yeterli bir niceliksel aşamaya ulaşmış olduğunu varsayarsak (ki neo-liberaller varsayıyor), sermayenin değerlendirilmesi bakımından geçerli çerçeve koşullarında meydana gelmiş bu değişiklik, işletmeler için şu anlama geliyor: rekabet yeteneklerini ayakta tutabilmek amacıyla üretimi ucuz, disiplinli emekgücü bulabilecekleri yerlere kaydırmak istediklerinde, artık sadece kendi anavatanlarının sınai bakımdan geri kalmış yörelerine yada öbür sanayi ülkelerindeki benzer yerlere değil, gitgide artan ölçülerde, gelişen ülkelere de yöneldiklerini gözlemliyoruz. İstihdam ve üretkenliğe dayanan ücretlerin yükseltilmesine dayanan toplumsal ortaklık modeli, geleneksel sanayi ülkelerinde kapitalist üretimin rekabet yeteneği gerilemiş bulunduğundan, toplumsal ortaklar arada bir noktada sessizce anlaşıverdiler ve çalışanların ücret artışları, gelecekte üretkenliğe göre ayarlanmamalı, ekonominin bütünü açısından savunulabilir olmalı, yani düşük tutulmalıdır (buda ülkemizdeki düşük ücretlerin piyasa karşısında gerilemesini açıklıyor sanırım). Tüm sayılan bu değişimler ve varılan nokta, klasik marksist ekonomistlerce öngörülemediği için (kapitalist ekonomik gelişimin), kapitalist sistem ve ekonomi, geleneksel sanayi ülkelerindeki emekgücü tarafından bir alternatif olarak görülmeyen komünist ekonomiyi bertaraf edebilmiştir.
''Yediyıl önce, sovyet emperyalizmi karşısında sağlam anti-komünist kalemiz içinde yalnızdık ve batı dünyasında hüküm süren sosyalistleştirici devletçiliğin tam tersine, sosyal piyasa ekonomisinden yana kesin bir tavır almıştık. Yedi yıl önce yapayalnızdık. Bugün dünya çapında kategorik bir eğilime katılıyoruz. Ve size şunu söyliyeyim beyler: burada fikir değiştiren bir ülke varsa, o Şili değildir.'' Augusto Pinochet, 1981

Devamı var.
fenasi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-04-08, 01:58  #2
fenasi
 
fenasi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 107

Yeni ve büyük bir kriz döneminin içindeyiz. Bu kriz yeni-liberal ekonominin dünya genelinde tüm ülkelere yerleşmiş olması ve keynesci modellerin terk edilip yerine yeni-liberal ekonominin almış olmasının getirdiği ek maliyetde vardır. Latin amerika özelinden hareketle, dünyada yerleştirilen neo-liberal ekonominin labaratuvarı olan Şili'nin ve genelinde latin amerikanın çıkarsamalarını görmekteyiz şu anda dünya siyasetinde. Gerçi yeni-liberal laboratuvar, tam bir çark ile sosyalistleştirici devletçiliğe doğru evrilirken latin amerikada, dünya genelinde ve Çin özelinde özellikle genişlemektedir.

Latin amerika ve ülkemizde özellikle uygulanan keynesçi liberal ekonominin yayılması ve savunulmasını sağlayan IMF örgütü, yerini yeni ve güncel politikalara uygun hareket kabiliyetine sahip bir örgüte doğru evrimleşerek bırakmaktadır. Şilide ulaşılmak istenen şey, devletin ekonomiden soyutlanması ve de ekonominin devletten soyutlanmasıdır. Şimdi tüm dünya genelinde de uygulanmaktadır, ekonomi, devlet ve toplum düzeyinde ''modernleştirme'' adıyla anılan tüm operasyonları (ülkemizde AB sürecide var) bu ''soyutlama'' (soyup soğana çevirmede denilebilir vs.) çerçevesinde yorumlamak gerek.

Devletin ekonomiye müdahale gücünü iğdiş etme stratejisi, sosyal açıdan ''tarafsız'' davranır olma izlenimi verdiği için kurnazca bir strateji sayılır. Çünkü bu kurnazlık işsizliği ve ücretlerin düşürülüşünü gözden kaçırmayı çok iyi beceriyor, sendikalarıda yola getiriyor. Ticarette neo-liberalizmi kışkırtıyor, faiz oranlarına yükseliş sağlıyor, satılan ülke varlıkları ile finanse edilen bu düşüş ile, yüksek gelirden alınan vergileri düşürüyor, kamu harcamalarını doğruyor ve kar oranının uzun dönemde yükselmesine çanak tutmuş oluyor. Bu da demek oluyor ki, müdehalesizlik stratejisi, kimilerini yararlandırıyor, kimilerini zarara sokuyor. Zenginlere, varlıklılara, esnekliği olanlara, hızlı davrananlara, rizikoları bölüştürenlere koltuk çıkıyor, spekülasyon cambazlarına (Ör. soroz vb.) hayat bahşediyor. Bu strateji bir kaç yıl içinde korkunç bir gelir birikimi sağladığı gibi, sermayenin sayılı birkaç ekonomi grubunun (kartel) ellerinde toplanmasına yol açmaktadır. Şili'de başlayan ve tüm dünyaya yayılan bu yeni-kapitalist devrim, feodal ayrıcalıklara başkaldıran klasik burjuva devriminden farklılıkla, kapitalist devletin son yüzyıllar içinde sosyal gruplara ve sınıflara bahşettiği ayrıcalıklara başkaldıran burjuvazinin devrimini simgeliyor. Sözcüğün en geniş anlamıyla bu, sosyalizme karşı yapılmış bir devrimdir. Çünkü piyasaya yapılan müdahalelere karşı çıkmak, bu müdahaleler kimin çıkarına yapılırsa yapılsın, sosyalizm karşıtlığının ya da anti-sosyalizmin ta kendisidir.

Bu günün modasına uyan politika, devletin rolünü kısmak, kamu harcamalarını budamak, vergileri azaltmak (ülkemiz yeni bu aşamaya gelmiştir), sosyal yardımları bir kalemde geçmek, korumacılığın kökünü kazımak yönündedir. Kısacası bu öyle bir ekonomi politikasıdır ki, yandaşlarınında belirttiği gibi, sadece arzı teşvik etmektedir. Güya bu arz kendi talebini yaratacaktır. Tüm bu yaptırımlarda bizi aslında, küçük ve güçsüz bir devlet modelinden uzağa yani tam zıddına götürür ki buda tam ve çok güçlü bir devlettir. Yeni-liberallerin daha etkisiz bir devlet, daha geri planda bir sosyal bürokrasi, bireyselleşme doğrultusunda bir özelleştirme, daha az bir vergi ve daha katı bir para politikası yolundaki (doların dünya genelinde düşüş yaşaması) istemleri iktisat teorisi biçimindeki akademik kılıfından işte bu noktada sıyrılıyor ve popülist ideolojinin ideolojisi durumuna burada geliyor.
''Liberalizmin programını tek bir sözle ifade edecek olursak, şöyle diyebiliriz: Mülkiyet, yani üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet... Liberalizmin öteki tüm talepleri bu ana talepten kaynaklanmaktadır.'' L.von Mises, 1927
Bireyin ve haklarının özellikle mülkiyet hakkının güvence altına alınmasında yatıyor asıl çelişme. Öyle ya, mülkiyet ancak mülkiyeti olmayanlara karşı güvenceye alınabilir. Mülkiyet, liberal devletten garanti etmesi beklenen dışlatıcı bir haktır, yani kimilerini koruyan kimilerini dışta bırakan. Yeni-liberalizm, esas yapısı gereği, toplumda bir ideolojik senteze yönelen kuramsal-pratik bir iletişim getirmiyor ve keynesçilikten bu noktada ayrılıyor. İşte bu noktada dünya geneline yayılan ve köklenen yeni-liberal ekonomi: bireyin özgürlüğü ile (mülkiyet değerlendirmesi anlamında) sermaye biriktirme özgürlüğü arasında yeni-liberalizm, kesinlikle sermaye birikimini güçlü devlet desteğiyle garantileme yönünde karar kılmaktadır. Bu açıdan bakınca, liberal teorinin klasik liberalizmden yeni-liberalizme evrilmesi, ilk-kapitalizmin çağımızın ileri-kapitalist toplumuna doğru gösterdiği gelişmenin simetriği sayılabilir, yani toplumdaki bu gelişmenin aynasıdır. Bundan böyle verim ilkesini yerine getirmek amacıyla, piyasacı rekabetlere getirilecek kısıntıları önlemek üzere ve de eşitlikçi eğilimleri sınırlamak üzere (yeni-liberal teoriye göre) yinede bir devlete gereksinim vardır, ama bu devlet ekonomik çıkarların çatıştığı ortamda güçlü ve yansız davranacak, kısacası güçlü bir dedvlet olacaktır. Başka bir deyişle, kapitalizmin zayıf bir devlete ihtiyaç duyduğu anlamındaki yaygın kanının tam tersine, yeni-liberalizmin özlediği devlet işte bu güçlü devlettir. Bu güçlü devlet aynı zamanda, yeni-liberal ekonomiyi sahiplenen ve faydalanan ülkeyi tüm dünyaya karşı koruyacak kadarda güçlü olmak zorundadır. Her türlü koruma yöntemi ile (militarize güçler, gözetleme, fişleme vb.) kendini konservatif bir duvar içinde güvenceye alacak liberal devlet, sanıldığının aksine faşist bir yapıda olacaktır ve bu yönde uygulamalr dünya genelinde hızlanmaktadır.

saygılar.


Kaynaklar:
1-Dünya ekonomisi bunalım ve siyasal yapılar, Folker Fröbel 1983
2-Uluslararası yeni iş bölümü, Folker Fröbel-Jurgen Heinrichs-Otto Kreye 1982
3-Dünya ekonomik krizi ve latin amerika, Urs Müller
4-Kriz Neo-liberalizm ve Regan Dosyası, Alan yayıncılık 1985
5-Latin Amerika'da Kilitarizm devlet ve demokrasi dosyası, Alan yayıncılık 1985
6-Ansiklopedik politika sözlüğü, iletişim yayınları
fenasi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Marks gerçekte ne dedi? YusufZamir Siyasi İdeolojiler 55 06-06-08 20:56
" Türkiye'de Liberal Demokrasinin tek siyasi temsilcisi Liberal Demokrat Parti'dir " Aristo Türkiye Siyaseti 19 25-02-08 07:02
Yeni bir Sosyalizm,yeni bir Dünya mümkün! Ödp küçükkarabalık Türkiye Siyaseti 58 20-05-07 12:53
Türksat, yeni uydu hazırlığına başladı... (Milliyet 15/04/2005) petricli Bilişim 4 17-02-07 11:38
Türkiye’nin Kriz Dinamikleri ve Yazıyaz’a Yansıması Balıkçı Filozof Türkiye Siyaseti 1 23-09-06 01:22


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 12:34.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz