"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Ruhumda Gezinenler/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| İşgal Altında Canımız Canımızın köşelerinde barınan birileri var. İstesek de değiştiremeyiz bu gerçeği. Sevmediğimiz, âşık olduğumuz, nefret ettiğimiz, şefkat duyduğumuz ya da ne hissettiğimizi bilmediğimiz, onlarca, yüzlerce can… ‘Ölüyor’ diye hıçkırdığımız bir kelebek anımsarız bir köşede. Bir başka köşede, kuyrukları birbirine dolanan düzinelerce minik kedi.. Daha yaşlı bir köşe, çocukluğumuzun dağ evi görünümüne bürünmüş, duvarlara tırmanan kertenkelelerin komik ayaklarını, ilk anki güldürücülüğü ile anımsatır bize. Tek tek anımsayacak olsak,ömrümüz vefa etmez gibi gelir. Ve insanlar… Yalnız görüntüleri ile değil, bize aksettirdikleri tüm duygularıyla yaşarlar canımızda. Bazılarını hiç görmemişizdir, yazılarıyla, sesleriyle birer beden bulur, hüküm sürerler yüreğimizde. Hayata dokunuşumuzu değiştirirler, bakışlarımızdaki manaları etkilerler. Zaman gelir,o ana kadar tatmadığımız veya sevmediğimizi düşündüğümüz,bir yeşil zeytini tadarız.Gariptir ki,hoş bir lezzet bırakır damağımızda.Yada bir çay kaşığı çilek reçeli…Tebessümümüze, engel olamayız.Hiç ilgi duymadığımız dizileri,hiç adetimiz olmadığı üzere,bilmem kaçıncı bölümünden itibaren,takip etmeye başlarız.Tarzımız olmayan şarkıları, dinlerken yakalarız kulaklarımızı.. Daha ağır vakalar yaşarız. Asla okumayacağımızı bile bile, bazı kitaplar satın alırız. Yürürken uzatırız yolumuzu, bir tabeladaki isim uğruna. Ne varsa boyanacak boyama kitabında, maviye boyarız tüm itirazlarına rağmen 3 yaşındaki çocuğumuzun. Elma mavi, güneş mavi, civciv mavi.. ( Renkler değiştirmez işlevleri çocuğum. Renkler ruhumuz içindir, hislerimiz içindir.) .Sade kahve yaparken,+1 ekleriz fincan sayısına. Soğuyana dek bekler, sonra da istemeye istemeye lavaboya dökeriz. Bunların tam aksini yaşadığımız olur. Sevdiğimiz, ilgi duyduğumuz şeylere katlanamaz oluruz. Merak bile etmeyiz, iştiyakla okumaya başladığımız bir kitabın sonunu.’Pekte iyi değilmiş’ deriz favori filmimiz için. Tatmak istemeyiz, zevkle yediğimiz patlamış mısırı. İtiraf edemeyiz çoğunca bunları, ama biliriz. Canlı tutmaya çalıştığımız köşeler var canımızda; bu çabaya ihtiyaçları yok. Anımsayınca, yüzümüzü buruşturduğumuz, sevimsiz köşeler içinse, hali hazırda bir çözüm yok. Eğer canınızın bir köşesini mühürlemek istiyorsanız vazgeçin. Kat kat ambalajlanmış bir kutu gibi duracak canınızda. Ve gönderdiği sinyalleri asla engelleyemeyeceksiniz... Loresima __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) Loresima Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-05-08 01:14 .Sebep: Uygun Font Kurali |
|
| |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| Terk Etti Beni Yağmur Bir harman yeri; dik bir yamacın nihayetinde.Yamacın başında kavak ağaçları... Denizi seyrediyorlar.Hem seyrediyorlar hem de acele acele gördüklerini anlatıyorlar birbirlerine. Bilirsiniz;geveze olur kavak ağaçları.Hele de seyrettikleri deniz Karadeniz ise.. Bir ikindi vakti. Eğer güneş, koyu gri bulutlardan kurtulabilse, tam bu esnada, karayemiş ağacının dallarının arasından harmanı gözetliyor olurdu. Güneşin bakışları değdiğinde bu denli güzelleşen bir başka ağaç var mı bilemiyorum. Şimdi koyu renk yaprakları daha da kararmış. Yağmur geliyor, öfkeli bir rüzgâr eşliğinde. İnanılmaz bir duygudur böyle bir yerde, insanın kendini rüzgâra ve yağmura vermesi. Hem de yaz ortasında. Bir türlü yerine alışamayıp, harmanı sarmayı reddeden ayrık otları, minik kümeler oluşturuyor yer yer. Harmanın çoğu yeri çıplak, yani yağmur ne denli kuvvetliyse o denli çamur. Çıplak olmalı ayaklarınız... Eğer romatizmanız varsa, bu maceranın sonu ağrılar ve azarlarla biter. Kabul mü? O halde kollarınızı iki yana açıp, yusufçuklar gibi fır fır dönmelisiniz harmanın çevresinde. Şarkı söylerseniz ahengi pek tutturamazsınız; bir yandan denizin, yamacı aşıp gelen homurtuları bir yandan yüzlerce ağacın rüzgâra yalvarışları… Hele o geveze kavaklar… Rüzgâr bir o yana bir bu yana savurur sesinizi. En az dejenere olabilecek şarkı ’Yağ Yağ Yağmur’dur o anda. Belki de rüşvet kisvesi taşıdığı için... Zıplayabilirsiniz, dizlerinize kadar çamura bulanırsınız; bu bir çocuğun tadabileceği zevklerin zirvesi, bir yetişkinin tadabileceği, zevklerin en hüzünlüsüdür. Ağlayabilirsiniz, kimseler anlamaz… Yağmur böyle zamanlarda, muhteşem bir işbirlikçidir. Neye ağladığınız hiç de mühim değil. Hiç bir şey hissedemezsiniz kırgınlık adına. Toprak ve yağmurun birlikteliğinin, büyüleyici esansı dolar ruhunuza, gezgin bir hekim gibi onarır ruhunuzun kırıklarını. O harman yerine borçluyum. Karayemiş ağacına, kavaklara, öykündüğüm için hiç alınmayan yusufçuklara, denize borçluyum. Eşlik ettiler yağmurla tanışmama. Onların tanıştırmalarındaki büyü olmasa sevemezdim yağmuru bunca... Burada; bu ağaçsız ve topraksız vatanda tanışmadığım için yağmurla, şanslıyım... Yağmur yağıyor şimdi, kalkıp vurmak istiyorum kendimi yollara. Daha çıkmadan kapıdan, şemsiye takılıyor hevesime. Toprağın kokusunu yükseltmiyor kaldırımlar. Cama vuran damlalar, ayartıcı değil tehditkâr. Terkedilmiş bir âşık gibi hissediyorum kendimi. İşbirliğimiz bozulmuş.. Ağlarsam kendinden saymayacak gözyaşlarımı. Şemsiyemin üzerinden kayıtsızca akıp gidecek. Terk etti beni yağmur, bozkırım yeşermeyecek.. Loresima __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) Loresima Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-05-08 01:18 . |
|
| |
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| Sayıklamalar I / Hafiyyen.. İnsanların bedenlerini soyutlamak gerek onlara karşı duyulan hislerden. Hislerin maddi kalıpları yoktur çünkü. Hisler, kalıba bürünmekten ulvice aciz kalmış bir âlemin, bildiğimiz renk ve şekillere ihtiyaçsız yaşayan üyelerinin, zavallı bedenlere bürünmüş ruhlara bahşettikleri, muhteşem çocuklarıdır. İtaatkâr çocuklardır hisler. Özlerine aldırmadan, bize boyun eğerler. İsim değiştirip, emelimize giden yolda, eşlik ederler. Sonra da, suçlarımızı yüklenirler. Zamanla görüntülere takılan, kusurlu duygular olurlar. Zaaflarımızı, onların arkasına gizlenerek, doğal gösteririz. Bundandır işte kimi esmere âşık olur, kimi sarışına. Güzellik bir kalıba sokulur, sıkıştırılmış dosyalar gibi minik bir imgeye hapsedilir. Lügat, içeriğindeki nadide sözcükleri, rafta kalmış ticari mallar gibi imha eder. İnsanları tarif etmek için yalnızca iki sözcüğe gereksinim duyulur. Hiç de gereği gibi kullanılamayan bu iki sözcük, yayıldıkça yayılır sayfalara; güzel ve çirkin... Bu da yetmez, her gün bir parçası daha kırpılır ‘güzel’ in, her gün ‘çirkin’ e,bir biçim daha eklenir... __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) Loresima Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-05-08 01:18 . |
|
| |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| Huzurun Sesi Yok Öyle çok şey var ki dudaklarımın arkasında Ağzımı açar açmaz kaçışıyorlar oysa Kimi gün ışığına çıkınca değersizleşiyor Belki de ondan bu kaçış Kimi daha dile dökülmeden yorgun Kırık dökük.. Kimi belki yapayalnız his dünyasında Tecritte ölümüne.. Anlamsızlıklara salınma ihtimali Tamamen solduruyor bir yüzünü Kimi muhatabına asla doğru renkte Görünememekten korkuyor Denedim olmuyor.. Kaygısızca sese bürünemiyorlar.. Anlatabilmek için hissettiklerimi Yeni bir alfabe lazım dilime Binlerce harfi olan Heceleri olan; mânâları uçsuz bucaksız Ve edâsı hâlden hâle.. Huzur çok uzakta bu çırpınışlardan Huzur..aşina bile değil bu kelime dilime Oysa kaygısızca sustuğumuzda Öylece susup beklediğimizde, Huzur gelip oturabilir aramıza.. Daha çok sessiz harflerle, Daha kısa kelimelerle, Daha öz renkle, Daha çok ışıkla örülmüş Elbiseler giyiyor belki de huzur.. Ve biz çokça sesli, Çokça çetrefil, Çokça rengin, Yanardöner oturumlarımızda, Arada bir tüy kadar hafif huzuru Fark edemiyoruz bile.. Aldığımız nefesle, Kalabalık ağızlarımızdan içeri süzülüp, Duygu karmaşası yüreklerimizde, Bir köşeye büzülüveriyor huzur.. Sesi yok huzurun.. __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) |
|
| |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2,791
| Melek yanıt verir oguzoglu’na- Kelimelerin gücünü senden alıyor… oguzoglu- o sen’in ve o sen’sin’ der; Meleğe… Melek gülümser… oguzoglu’da ona… Gözleri kenetlenir, birbirlerine adeta… Bir an sarılırlar, oguzoglu içine çeker cennetin kokusunu… Sadece bir an… Zahir bir an…Eşsiz… Bir mutluluk anı… Ansızın, arkasını döner oguzoglu’na Melek… oguzoglu elini uzatır, umutsuzca, ardından… Ve Melek; ardına bakmadan gider… Tıpkı geldiği gibi… Melek ' den alıntıdır... Sevgi ve saygılarımla; sevgili Loresima... __________________
tek gerçek ben'im. |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| Alıntı:
Benim sitemim, teşekkürünüzü hâlâ cebinizde saklıyor olmanıza; 'Sen alıcı aracılığı ile, Tanrı' ya verdin vereceğini. O da almaya gönül indirdiğine göre; asıl teşekkür etmesi gereken sensin..' (S. Exupery) __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) | |
|
| |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 111
| ‘Nerde kendini bilmez çocuklar Bir sabah öylece çekip gittiler Çınladı alkışlar kör sokaklarda Yankısı kime kaldı Deniz koydum adını Kederi bende kaldı Uzak köyler kurdum birbirine Denizine aldandım Acının surlarında ateşler yaktı Vuruldu şehirler soluksuz kaldı Kendine çekildi bütün zamanlar Gölgeler orda kaldı Deniz koydum adını Kederi bende kaldı Uzak köyler kurdum birbirine Denizine aldandım’ -Metin Kemal Kahraman- Bu yaş almış bedenimle sayılmasam da, belki yüreğimle çocuk sayılabilirim; hâlâ çocuksu heyecanlar taşıyabilen yüreğim hatırına... Ve senin o çocuksu gülücüklerin.. Ne kadarda aşina.. Bir sabah, ya da bir başka kesiti zamanın..Ne fark eder?... Adımlarım, yüreğimin, zamanı çoktan geçmiş çiçeklerine inat, taze sürgünlerle çevrili bir patikada.. Her adımda, çıplak ayaklarıma serin bir afacanlıkla dokunan,çiğlerle ıpıslak çimenlerin ürpertisini tâ içimde duyarak yürüyorum... Aynı mekânda, bir silik yolculuk bu; hırçın bir inatla... Olduğu yerde bırakarak cismimi, çok ötelere taşıyarak yüreğimi... Görünmez bu gidiş... Belki ancak hissedilir... İsyankâr bir hırsın kanat çırpışı bunlar; alkış değil... Her günün ağırlığının, aydınlıktan uzak saniyelerinde, yankılanan kanat sesleri... Acıtan her anıyı, tekrar tekrar hatırlamak; alevsiz bir ateş gibi, yoğun ve tanımlanamaz bir koku yayan, gri bir dumanın eşliğinde, engellenemez gözyaşlarıyla oturmak...Acının eksileceği zannı çok zavallı bu eylem sonucunda... Artacağını bile bile,bunu hayatın zorunlu bir gereği gibi yapmak... Bu olsa gerek acının surları... Tek teselli, getirdiği ülfeti kalın ama ıslak bir yorgan gibi sarmalayabilmek yüreğe. Her hatıra, verdiği hisle,korkunç gökdelenleri olan,hayalet bir kent gibi...Kuytularında sakladığı her yürek için, heveskâr hisleri hezimete çeviren anlaşmazlıklar, anlaşılamamalar barındıran.. Bir türlü ulaşamayan muhatabına, çıktığı dudaklara has ifadeler şurada burada..Oysa kelimeler hep aynı... Onları anlaşılmaz kılan; cümlelerin,onları buyur ettiği mekânlar... Her ağız farklı kurar... Ya da belki sesler farklı giydirir kelimeleri... Her dil, kendine has söyler... Kimine karanfil görünen, bir diğerine, sırça köşklerini un ufak eden bir kurşun olur. O tek kurşun namludan çıkar ve gelip bağları, bahçeleri,ulu çınarları, sırça köşkleri olan bir şehri, korkunç gökdelenleri olan hayalet kente dönüştürür. Böyle vurulur şehirler...Ve soluksuz kalır yürek... Her duygunun zirvesi cehennem yerine döner. Çöker; neşeli gülücüklerine,şefkatli mırıldanışlarına köprü addettiği sevgisi... Yolsuz hisler,yarım kalmışlıklarıyla birer gölgeye dönüşür... Öylesine renksiz,anlamsız,paramparça.. Tüm geç kalmışlıkların kederi benim ceplerimde. Seninse ismin 'Deniz'... Zamansızlığın, heyecanlarına set gördüğüm durgunluğum, adının güzelliğini, daha bir kederle hissettiriyor yüreğimde... Ve orada ben birbirine uzak köyler kurdum senin için; senin için olan her his için... Ziynetten, renkten bir pay alsınlar istemedim; nasıl bakıyorsan öyle olsunlar diye... Renkleri, ziynetleri, yüreğini hislerinden ayrı etkileyip, zoraki yollara koşmasın diye... Önce sen gör, tek sen gör diye, zirvelere kurdum köyün barakalarını... Gece önce tepeleri örter derinlerde olanlar için... En çok zirveleri ışıklarıyla yakıp, görünmez kılar güneş... Zamansız olsunlar istedim; erken gelmişlik mahcubiyeti, geç kalmışlık telaşı uzak olsun gönlünden diye. Ulaşamasın bu alemin zamana tâbi bedenleri diye... Erişemesin zamanın büyüttüğü dertler, körelttiği hisler, daralttığı soluklar diye... Uzak olsunlar istedim birbirlerinden; birine erişen felaket , diğerine dokunamasın diye... Birine yeten fırtına, diğerinde yorgun düşsün diye... 'Deniz' koydum adını; öfken, denizin hırçın dalgaları kadar tedirgin ettiği için beni... 'Deniz' koydum adını; sevgin, dalgaların yaz sabahlarındaki mahmurluğuyla dokunduğu için yüreğime... 'Deniz' koydum adını; okyanusun ortasında,küreksiz ve susuz kalmış bir denizci gibi, usançlarımla ortasında kaldığım bu hayata rağmen,yüreğinin engininde, aldırmadan hiçbir şeye yitirdiğim için kendimi. Denizine aldandım bile isteye... Loresima __________________
''Ezel sabahı Cibril bana dedi ki; Akla uşaklık eden bir kalbi kabul etme!'' (İkbal'den) Loresima Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 30-05-08 17:06 . |
|
| |
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 2,791
| Alıntı:
Aynı şarkıyı söylememek bir sebep değildir tabiiki, aynı sahneyi paylaşmamaya... Ama paylaşmamak için sebep çok; eğer ararsanız... Niyet önemli niyet, sevgili Loresima... Teşekkür hala cebimde ve hep de cebimde kalacak... Saygı ve sevgilerimle... __________________
tek gerçek ben'im. | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Garip2'den şiirler | garip2 | Şiirleriniz | 103 | 06-02-08 22:08 |