"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
![]() |
| |||||||
" Cumhuriyet Halk Partisi'ne 7. Ok !!! "/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Moderator ![]() Giriş Tarihi: Dec 2007 Ülke / Şehir: Dünya'da bir yerdeyim...
Mesajlar: 2,212
| ZAMAN gazetesi, Ali BULAÇ: " ...Faşist ve komünist rejimler mi tek parti yönetimi öngörür, yoksa tek partili yönetim doğası gereği faşizmi veya komünizmi mi zaruri kılar? Bazı parametreler açısından faşizm ve komünizm arasında fark yoktur, her ikisi de totaliter ve otoriter rejimlerdir, dikta olmadan ayakta duramazlar. Bu durumda soruyu şu şekilde sorabiliriz: Totaliter ve otoriter rejim bizzarure tek partiye mi dayanır, yoksa tek parti yönetimi totaliter ve otoriter rejim olmadan mümkün mü olmaz? Bu konuyu gündeme getirmemin sebebi, Rusya ve eski komünist ülkelerde, çok partili parlamenter rejim içinde siyasi rekabete katılan komünist ve sosyalist partilerin bir türlü yeni duruma adapte olmamalarıdır. Onların yönetiminde başka partilere izin yoktu, kendileri demokrasi gereği diğer partilerle iktidar yarışına katılabildikleri halde, bir türlü kendilerini diğer partilerle eşit seviyede göremiyorlar. Bu, zamanında ve uzun yıllarca tek tabanca, yönetimi uhdelerinde tutmuş olmalarından değil, bunun yanında kendilerini "devlet kurucu parti" olarak algılamaları ve bu algının yeni duruma intibak etmelerine mani olmasıdır. Eski komünist ve sosyalist partiler "devlet kuran partiler" idi, bu yüzden devleti, dolayısıyla halkı ve siyaseti temellük etmişlerdi, onlar devletin, rejimin ve toplumun sahipleriydi. Yeni durumda diğer partiler seviyesine düştüler. Halktan oy talep ediyorlar, aldıkları oy kadar iktidardan pay alma ve konuşma hakları oluyor. Bu onlarda psikolojik bakımdan uyum probleminin doğmasına sebep olan önemli bir faktördür. Teşbihte hata olmaz, CHP de benzer bir uyum problemi yaşıyor. Hâlâ CHP'nin övünç vesilesi "devlet kurucu parti" olması ve 27 yıllık tek parti yönetimini tarihinin "altın çağı" görmesidir. Hâlâ siyasette ve idarede ana umdelerini teşkil eden 6 okun içinde "demokrasi" yoktur. Aksine demokrasi CHP'nin yeni duruma uyumunu güçleştirmektedir. CHP'nin önemli sözcüleri, ilk ağızlarını açtıklarında "1950 yılında karşı-devrimin başladığını, rejimin bu tarihten sonra yörüngesinden saptığını" söylemektedirler ki, bunun anlamı, çok partili parlamenter rejime geçişin, yani demokrasinin "temel bir sapma"yı ifade ettiğidir. Oysa rejimde "sapma" olmamıştır, ülke "tek partili rejim"den "çok partili demokratik rejim"e geçmiş, yani rejim değiştirmiştir. CHP bu değişikliği kabullenemiyor... " http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=682329 Kişileri değil " fikirleri " tartışmak dileğiyle, Buyrun başlayalım... __________________
"Gerçekleri yazmak, insanlara bir şeyler öğretmeye çalışmak, insanları düşünmeye, kendilerine dayatılanları yutmamaya yönlendirmek en ağır suç sayılıyor artık!" E.Ardıç. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 5,907
| Sayın üye kızacak ama olsun ben gene de inadla görüşlerimi yazmaya devam edeceğim ![]() Bence chp'ye 7.oka gerek yok. çünkü eski oklardan bazılarının chp ile hiç alakası yok... chp ve halkçılık... ne alakası var? Halka o kadar uzak bir chp bu oku atmalı. kaldı 5 ok. Cumhuriyetcilik ve chp yien ne alakası var? Medeti mahkemelerden uman, doğru dürüst muhalefet bile yapamayan muhalefeti anayasa mahkemesine bırakan bir partinin cumhuriyetcilikle ne alakası var. Bunu atın.. kaldı 4 ok... vs.vs.vs. Bu sebeple chp'nin 6 oku kalmadığı için yeni eklenecek ok ile ancak yine ya 5 ok olur ya da yeniden tekrar 6 oka ulaşabilir. __________________
De korkma Müslümanım, göğsün imanla dolsun, İrtica İslam ise, başımın tacı olsun. Davamızın özü berrak, sonu toprak, dönen alçak olsun... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: Ankara
Mesajlar: 495
| Ali Bulaç haltetmiş... İkinci Dünya Savaşından hemen sonraki yıllarla bugünkü demokrasi anlayışı ve uygulamaları arasında dağlar kadar fark vardır... Ali Bulaç, dönemin CHP sini bugünkü demokrasi parametreleriyle vurmaya kalkışıyor ve elbette bilimin ve insafın dışına düşüyor... 1945 demokrasisi, bugün de etkileri devam eden Wilson prensiplerine dayalı, (özünde ABD egemenliğini öngören) demokrasi anlayışıdır...O dönem Türkiyesinde tek partili devletçi yönetim içinde yer tutan ve çok partili hayatı millete demokrasi diye yutturmak isteyen büyük toprak sahipleriyla komprador burjuvazinin ABD himayesine girip prekapitalizme geçiş isteğini iyi anlamak gerekir...İnönü için demokrasi= bir kaç parti daha'dan ibarettir... Ama ABD için ülkesinin dışındaki demokrasi;NATO ya üye olmak...Antikomünizan düzen oluşturmak...Olabildiğince din anlayışıyla uyuşmuş olmak...Millici ve bağımsızlıkçı ruhtan kopmaktır... Eğer bugün CHP nin genlerinden gelen ve Mustafa Kemal damarını oluşturanlar olmasaydı, hiç kuşku yok ki bugün dine dayalı devlet düzeniyle bir Ortadoğu ülkesinden başka birşey değildi ülkemiz... |
|
| #4 | |
Tarih ![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,148
| Ben Duvergerin düşüncelerini içeren bu yazıyı paylaşmak için bahane arıyordum.Bu başlık iyi oldu.Dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinden Maurice Duverger bakın bizim CHP 'ye nasıl bakıyormuş. Şimdi Duvergerin kim olduğunu internette taratabilirsiniz.Görürsünüz ki adam basit biri değil.Şimdi bakalım Duverger ne demiş.Özellikle kalın çizgilerle çizili kısımlar bizdeki bazı aydınlara(!) ders niteliğinde.... ".....Duverger Tek partinin, komünizm ve faşizmden başka tipinin mümkün olmadığı yolundaki yaygın kanaata karşı çıkıyor. Faşizm kavramının, Hitler Almanyası’nın, ve Mussolini İtalyası’nın rejimlerine uygun düştüğünü, Salazar Portekiz’i için anlamlı olmayacağını, hele Türkiye’ye için daha da anlamsız olacağını kaydediyor. Faşizmin birçok çeşitleri mevcut olduğu gibi, faşist olmayan tek partilerin de olduğunu söylüyor. Duverger tek parti rejimlerinden söz ederken totaliter olmayan partilere örnek olarak Türkiye’yi gösteriyor. 1923-1946 arası Cumhuriyet Halk Partisi’nin başta gelen özelliği olarak ideolojisinin son kertede demokratik olduğunu söylüyor. Bu ideolojinin, hiçbir zaman faşist ya da komünist tek partilerde olduğu gibi, bir tarikat ya da kilise niteliği taşımadığını, üyelerine gözü kara bir iman ya da gizemlilik empoze etmediğini, özü itibariyle pragmatik olduğunu kaydediyor. Duverger’ye göre, Orta Doğu uluslarının modernleşmelerini önleyen başlıca engele, İslamiyete, karşı başkaldıran Kemalizm’in şiarı “Batılılaşmak”. Tek Parti’nin yönetici kadrolarının anti-klerikal ve akılcı tutumu, onları açıkça 19. yüzyıl liberalizmine yaklaştırıyor; benimsedikleri milliyetçilik bile, 1848 Avrupası’nı çağrıştıran “ileri” kisve taşıyor. CHP’nin çizgisini zaman zaman Fransız Radikal Sosyalist Partisi’nin altın çağındaki tutumuyla kıyaslayan Duverger, adında “Cumhuriyet” sözcüğünün bulunuşunun bile, CHP’yi 20. yüzyıl otoriter rejimlerinden çok Fransız Devrimi’ne ve 19. yüzyıl söylemine yaklaştırıyor. Fransız Devrimi’ndeki konvansiyon örneğine uygun olarak bütün iktidarı Büyük Millet Meclisi’ne veren, ayrı bir yürütme organıkurmayı reddeden ve ulusal egemenlik ilkesine dayananan Türk Anayasası da bu benzerliği doğruluyor. Faşist rejimlerde her gün rastlanan otorite savunusunun yerini Kemalist Türkiye’de “egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” şiarıyla demokrasi savunusunun aldığını; bunun “halkçı” ya da “sosyal” diye nitelendirilen “yeni” bir demokrasi değil, geleneksel siyasal demokrasi olduğunu, Parti’nin iktidardaki gücünü, siyasal elit ya da “işçi sınıfının öncüsü” olma niteliğinden, yahut da liderinin Tanrı iradesine dayanışından değil, seçimlerde kazandığı çoğunluktan aldığını kaydediyor. Seçime sadece Mustafa Kemal’in gösterdiği tek adayın katılması, dolayısıyla çoğunluğun garantilenmiş olması bile Türkiye’deki Tek Parti’nin niteliğini değiştirmiyor. Duverger’ye göre bu durum, bir ideal değil, geçici ve esef verici bir zorunluluk: Türk Tek Partisi, hiçbir zaman Kıta Avrupası’nda gözlendiği gibi bir tek parti doktrinine dayanmıyor; tekele resmî bir nitelik vermiyor; partiyi, sınıfsız bir toplumun varlığıyla ya da parlamenter çekişmeleri ve liberal demokrasiyi ortadan kaldırma arzusuyla meşrulaştırmaya çalışmıyor. Tek Parti oluşu tekel konumu nedeniyle sürekli huzursuz, hatta bir suçlu vicdanına sahip. Mustafa Kemal, bu tekele son vermek için fırsat kolluyor. İşte bu noktada faşist ve komünist tek partilerden ayrılıyor. Öte yandan Türk Tek Parti’sinin yapısında totaliter bir yön görülmüyor. Parti yapısı, ne hücrelere, ne milise, hatta ne de gerçek anlamda ocaklara dayanıyor. Şüphesiz parti, kütlelere siyasal eğitim vermek amacıyla birçok açık toplantı, kongre topluyor. Fakat söz konusu kütleler, örgütsel bakımından pek eski tipte kalan ve bu yönden de faşizmden çok radikal sosyalizme yaklaşan bir çizgide, partiye doğrudan doğruya üye olarak alınmıyorlar. Üyelik isteğe bağlı ve herkese açık; ihraç ve temizlik mekanizması işlemiyor; üniformalar, geçit resimleri ve “demir disiplin” yok. Parti içi demokrasi oldukça ileri düzeyde. Resmen, her kademedeki yöneticiler seçimle iş başına geliyor. Uygulamada da seçimler, katılımcılık açısından çoğulcu sistemlerdeki partilerde olduğundan daha uzak değil. Parti içinde muhalefet gelişebiliyor; Tek Parti siyasal rekabeti ortadan kaldırmaksızın sınırlamış oluyor; Tek Parti dışında yasaklanan çoğulculuk, parti içinde yeniden doğuyor ve orada aynı işlevi görüyor. Duverger’ye göre Tek Parti rejiminin siyasal demokrasiyle bağdaşabileceğini düşünmek mümkün. Ama yine de, Türkiye 1946 öncesi bu siyasal demokrasi aşamasına ulaşamıyor. Kemalist rejim, faşist olmamakla birlikte, demokratik de sayılamıyor..... __________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME... nuri bilge ceylan bozkır Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-04-08 15:43 . |
|
| #5 | |
Tarih ![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,148
| Ve nihayet Duverger, otoriter rejimler açısından önemli bir ayırıma gidiyor. Tek Partilerin demokrasi yolunda bir aşama olarak kabul edilebileceğini kaydedikten sonra, çoğulculuğun daha önce mevcut olduğu eski demokratik rejimlerde kurulmuş olan tek partilerle, zaten otokratik bir sistem altında bulunan ve hiçbir zaman gerçek bir çoğulcu düzeni olmayan ülkelerde kurulmuş tek partiler arasında temel bir ayrıma gidiyor. Almanya ve İtalya birinci ayrıma, Sovyetler Birliği ve Türkiye ikinci ayrıma uygun düşüyor. Tek Parti’nin anlamları her durum için çok farklı oluyor. İkinci ayrımda Tek Parti, eski yapılı bir otokrasinin çağdaşlaştırılmasını ifade ediyor ve çoğulcu sistemlerdeki partilerle hemen hemen aynı anlamı taşıyor; tıpkı onlar gibi, Tek Parti de, geleneksel bir aristokrasinin yerine, halktan çıkmış yeni bir elit getirmeye çalışıyor. Tek Parti düzeninin kurulması, belli bir sosyal eşitlik yaratan ya da hiç değilse önceki eşitliği azaltan, ilerici tipte gerçek bir devrimi beraberinde getiriyor. Bu anlamda yeni sistem, eskisinden daha demokratik. Buna karşılık ilk ayrımda, Tek Parti çoğulculuğun yerine geçiyor; demokrasiyi ortadan kaldırıyor; ya da güçsüz kılıyor. İlki ilerici, ikincisi gerici. Duverger, son kertede Tek Parti rejimlerini dinamiği açısından ele alıyor; geleceğe bakıyor. Geçici ve sürekli tek parti sistemleri, ya da geçici olduklarını ileri süren tek partilerle sürekli olduklarını ileri süren tek partiler arasında bir ayrım yapıyor. İkincileri anti demokratik olarak nitelerken, geçici olanları bir geçiş sorunsalı olarak ele alıyor. Türkiye bu açıdan bir laboratuvar. Duverger 1946'nın ilerisi ile gerisi arasında bir nedensellik ilişkisi kuruluyor. 1923 sonrası Türkiye’deki evrim 1950’de muhalefetin barışçı zaferiyle sonuçlanıyor. Türkiye, engelsiz ve takıntısız şekilde, Tek Parti sisteminden çoğulculuğa geçiyor. Duverger’ye göre daha 50’li yıllarda, Türkiye Orta Doğu devletlerinin en demokratik olanı, feodal klanlar, bir avuç aydının yönettiği hayali gruplar ya da fanatik dinsel tarikatlar yerine, gerçek partilere sahip bulunan tek Orta Doğu ülkesi.Duverger’ye göre, Tükiye örneği önemine yakışır bir ilgi maalesef uyandıramıyor...." www.obarsiv.com/pdf/cts_0506_zafertoprak.pdf Görülüyor ki bazılarının kafadan faşist saydığı CHP fransadan başka görünüyor.Evet tek Parti CHP si demokratik bir parti değildi.1923-46 arası da demokratik bir Türkiye değildi.Ancak amaç hep demokrasiydi.Bu işi dünyada kansız yapabilen birkaç ülkeden biri de sanırım Türkiyedir.İşkembeden atmadan önce biraz da "gerçek bilim adamlarını" dinleyelim .... __________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME... nuri bilge ceylan |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 3,963
| Önce kendi gazetesinin desteklediği AKP' yi eleştirmeli. AKP' nin kaç tane benimsediği ilke var? Demokrasi mi, eşitlik mi, özgürlük mü, emeğin üstünlüğü mü, laiklik mi, halkçılık mı? __________________
Yok! |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2007 Ülke / Şehir: Cehennemin dibinden.
Mesajlar: 1,380
| Partilerin amblemlerinde ne olduğu hiç ama hiç bir anlam taşımaz. Ülkenin genel sosyal, ekonomik, etnik sorunlarına hangi yaklaşımları sergiledikleri, aslında kim olup kim olmadıkları hakkında fikir verir. Ne söyleyip, ne yazıp çizdikleri beni hiç ilgilendirmez bile. Ne yapıyorlar, ne yapmışlar sorusu esas önemli olan. Chp ortada işte, geçmişteeennn bu güne. Chp yi değil yedi, yüz bin ok kuratarmaz., düştüğü sefaletten. __________________
Sivil ve askeri bürokrasinin (oligarşi) dikta rejiminden ,onların kurumlarını özelleştirerek kurtulabiliriz. |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 4,968
| Dünyada tek parti vardır. O da Allah'ın partisi Hizbullah'tır. Müslüman ülkelerde başka parti olmaz, olamaz. Hizbullah dışında parti Allah'a şirk koşmaktır. Bu Ali Bulaç efendi, çok parti isteyerek şirk koşuyor. Cehennemliktir. __________________
Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine Yurdu şahane cehalet yeni baştan bürüdü |
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 5,907
| Alıntı:
Yazdığınızın yazının altına gerçek fikrinizi de, gerçek düşüncçelerinizi de yazın ki okuyanlar yanılmasınlar. Komunist olduğunuzu, dinsiz, imansız birisi olduğunuzu ve yukardaki yazıyı da aklınızca başkalarını küçümsemek için yazdığınızı, alay ettiğinizi belirtiniz. Bu mertçe bir davranış olur. __________________
De korkma Müslümanım, göğsün imanla dolsun, İrtica İslam ise, başımın tacı olsun. Davamızın özü berrak, sonu toprak, dönen alçak olsun... | |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2008
Mesajlar: 410
| Chp 7 değil 17 ok koysun AKP ampulün gücünü 1000 watt a çıkarsın MHP Kurda Kanat eklesin DYP atı pegasusa benzetsin BBP gülün yanına bir de lale eklesin iş sembolde kaldıktan sonra gerçeği yansıtmadıktan sonra ne yaparlarsa yapsınlar hiç birşey olmaz... __________________
Ağlayalım beraber ne güzelmiş mutluluktan ağlamak |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Cumhuriyet Gazetesinde Kürtler | Hasan Rua | Tarih | 8 | 06-04-08 01:41 |
| İkinci Cumhuriyet | Hasan Rua | Siyasi İdeolojiler | 20 | 11-12-07 11:36 |
| Kafkas Halk oyunları. | Balaca | Arşiv | 0 | 12-10-07 15:40 |
| Yeni Tuzak | FatmaSeher | Türkiye Siyaseti | 111 | 21-07-07 17:16 |
| Halk sanatları. (Türk Halk Sanatı) | memetmex | Arşiv | 0 | 16-07-06 15:38 |