"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Almancı

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski30-04-08, 01:14  #1
fenasi
 
fenasi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 107
Almancı



Almancının Oyuncağı

Benim kuşak için önemli bir ayrıntıdır, bırakın oyuncağı ekmek almak için bile kuyruğa girilen bir dönemden bahsediyorum. Birden hayatımıza Almancılar ve onların Almanya'dan getirdikleri oyuncakları girince büyüklerimiz kültür şokundan öte gerçek şoku, biz çocuklar ise güzel oyuncakların var olabileceğini yaşamış olduk. Mahallenin bütün çocukları harçlıklarımızdan artırdığımız paraları birleştirerek aldığımız ve çoğu zaman maç bitmeden patlayan o adi plastik topların yerine Almancıların getirdiği, boyası akmayan ve gerçek deriden olan topları görünce, maç yapmanın keyfini anlamış olduk. Zaten yaz tatilinde olduğumuz için tek sorun akşamları 4 saatlik televizyon yayını ile uykumuzdu, geri kalan zamanlarda istediğimiz kadar maç yapıyorduk aslında ama top tek mahallede bizler çok sayıda olunca, maç sırası bazılarımıza gelmiyordu bile. Bunu ise hemen insanın pratik zekası ile çözüyorduk o küçük ve masum akıllarımızda, Almancı ile iyi geçinenler ve iyi top oynayanlar zaten banko kadrodaydı, bazen Almancı çocuğun takımında kim oynayacak minvalinde küçük tartışmalar yaşansada, o arta kalan küçük kadroya girmeye çalışan zavallı küçük yürekleri ve dışlanmışlığın verdiği aşağılanmayı, farklı yalakalıklar ve kavgalarla çıkarmaya çalışan bu ezilmiş kitleyi, sonunda hep seyirci kadrosu paklıyordu. Bazen Almancı'nın annesi çağırıyordu tam maçın ortasında ve topla birlikte çocuk gidiyor ve bizler gene klasik oyunlarımıza dönüyorduk. Tamda bu sıralarda fark ettimki mahallemizde artık bir sınıflar ayrımı gerçekleşmiş ve bizler eskisi gibi hep birlikte değilde kamplaşarak oyun oynar olmuştuk. Deri Almancı çocuğun topu ile maç yapanlar yani Almancıya yağ çekenler artık kendilerini diğerlerinden ayrı bir yerde tutuyor ve oynuyorken, yetenekli ve yardımsever bir kaç kişi fark gözetmeden oynuyordu, esas sorun ise seyirci olarak mahallenin tek oyun alanını maç yapanlara vermek zorunda kalan çoğunluğu oluşturan kitlede idi. Dışlanmanın verdiği aşağılanma ile ve bilinçlenmenin verdiği güvenle, eskiden pasif yada yarı pasif oldukları oyunlarda bile kuvvet göstermeye başlamışlardı. Artık mahallede hiç bir şey eskisi gibi değildi, bizler kamplaşmış ve ayrılmıştık, mahallenin kızları bile biz erkeklerle oyun oynamaz olmuştu, sanki hepsi büyük bir kadınmış gibi kendilerini Almancı çocuğa beğendirme çabasına girmişlerdi. Bu kızlar arası yarışı kazanan mahallenin en işveli ve çaçaron kızı meryem oldu. Bu duruma ilk itiraz eden ve bu kamplaşmadan uzak duranlar ise mahallenin iftiharı ve gururu olan o yetenekli arkadaşlar oldu, kendilerini bildiklerinden beri birlikte oynadığı arkadaşları arasında ayrım yapmamayı istediler ilk önce, ardından Almancı'nın oyuncaklarını redettiler. Hatta inanmazsınız ama Mahallenin fettan kızı leylayı bir köşede sıkıştırıp öpmeyi bile bıraktılar, ellerinde bilyeleri ile toprak arsada oyunlar oynayıp kendi aralarında sohbetlere başladılar. Mahalle artık eski mahallem değildi, bir tarafta Almancı ve oyuncakları ile oynamak isteyen küçük bir çocuk kitlesi ile, diğer tarafta artık kendi oyunlarını oynayan ve o küçük azınlığa sahayı vermeyerek ve seyirci olmayı red ederek alanın her tarafını işğal eden büyük ama sıradan kitle kalmıştı. Kış gelince Almancı çocuk oyuncaklarınıda alıp Almanya'ya geri döndüğünde esas pandonima koptu, artık okuldan çıkıp mahalleye geldiğimde oyun alanımızda oyun oynayacak arkadaş bulmakta zorlanıyordum. O sırada tanıştım kitaplarla ve bir duvarın üzerine tüneyip, oyun alanını seyrederek kitap okumanın zevkine vardım aynı dönemde, sevdiğim bir kaç arkadaşım ısrar etmediği sürece oyunlara katılmaz oldum. Varlık yayınlarındandı sanırım, Hemingway'in ''çanlar kimin için çalıyor'' romanını okuduğumda birden anladımki o yetenekli çocuklar tıpkı bu kitaptaki direnişçiler gibi konuşuyor ve davranıyordu, o gün onların arasına katıldım ve red edilmeden onlarla bilye oynadım hep. Bir sonraki yaz tekrar gelen Almancı çocuk bu sefer top yerine metal arabalar getirmişti, artık onların oyun alanı Almancı'nın eviydi, sokaklar ve oyun alanımız tekrar bizlere kalmıştı, her maçta patlayan pilastik toplar hala sorunumuz olsada bizler mutluyduk. Ama Almancı çocuğun bizler arasında yarattığı sınıf farkı hala sürmektedir mahallemizde.
Bizler artık eski biz değiliz.
__________________
Hayale, düşe, doğa ötesine karnım tok
Cine, periye, tanrıya, iblise karnım tok
Adam gibi yaşadım şu dünyada diyebilsem bir gün
Gerisine karnım tok (A.Behramoğlu)
fenasi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-04-08, 01:20  #2
fenasi
 
fenasi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 107

Mahallenin Delisi Yakup

Sizlere mahallemizden ve arkadaşlarımdan bahsetmiştim kısaca bir hikayemde sanırım, bu sefer mahallemizin delisi (aslında normal birisiydi ama ondan korkanlar onu deli sanırdı) Yakubu anlatacağım.

Yakup delişmen, sözcükleri aklına geldiği gibi kullanan ve kimse ile geçinemeyen bir arkadaşımızdı mahallede. Ortama yeni gelenler ve onunla istediği gibi oynamak istemeyenler haricinde kimse ile çekişmezdide aslında. Kızlarla oynamazdı bizim gibi, kızlar varsa körebe yada yakartop oynamazdı mesela, o yaşlarda bizlere garipde gelmezdi bu davranışı. Oyun alanına girdimi ufaklıklar hemen sıvışırdı evlerine kaçarlardı, cüssesi eşit zekası fazla olanlar tınlamazdı ama geri kalan çocuklar bulaşmasın diye alanın ücra köşelerine kaçardı. Bir tek o yetenekli arkadaşlarımızdan bazılarının sözünü dinlerdi vesselam. Bu devran Almancı çocuk yaşamımıza karışmasaydı daha ne kadar sürerdi bilmiyorum ama o yazdan sonra Yakup eski Yakup değildi artık tüm mahalle gibi. İlk önce uzaktan seyretti Almancı çocuğu, daha sonra bir gün onun yanında gördük Yakup'u, Almancı nereye giderse Yakup'ta peşinden gidiyordu, ona sataşanları ittirip kaktırmakla başladı işe ilk önce, ardından tehdit ve dayak geldi, Almancı çocuk istediği kişinin üstüne salar oldu onu, artık Almancı'yı izdihamdan korumaktan öte koruması ve silahşörü olmuştu onun. Bu davranışı için bir çıkarı varmıydı derseniz, benim gördüğüm herhangi bir somut çıkarıda yoktu, örneğin o güzelim Almancı çikolatalarından nasiplendiğini, yada siyah beyaz göstersede aslında renkli olan televizyonda, bir pazar sabahı Cenk Koray'ı izlediğini görmedim ben Almancı'nın evinde. O yaz bitip de Almancı evine dönünce, bütün kış tek başına bir köşede oynayanları seyretti Yakup, bazen çok sevdiği oyunlar olursa katıldı aramıza, Almancı'nın ekibiylede oynamıyordu garip olan, o zaman anladım ki Yakup'un istediği sadece güçtü, başka bir şey ilgilendirmiyordu onu, sadece güce saygı duyuyordu. Bir sonraki yaz Almancı çocuk top yerine arabalarla gelip, yakın çevresi ile evinde oynamaya başlayınca Yakup bir arayışa girdi ve aşağı mahallede bir Almancı çocuk ile takılmaya başladı. Bizim mahllede ise garip bir şey olmuştu, halim selim bir genç olan Cemil birden Almancı çocuğun peşinden ayrılmaz olmuştu, ona bakkaldan gazoz alır, onunla alay etmeye çalışanların üzerine yürür olmuştu, bu arada Almancı çikolatasından nasiplenmiyorda değildi hani. Bizim almancının yeni silahşörü olmuştu vesselam. Ben kitap okumak için oturduğum o yüksek duvardan aşağı mahallede dahil herşeyi gördüğüm için pek şaşmıyordum bu duruma eskisi gibi. Gene kış gelipte Almancılar evlerine dönünce, Yakup ve Cemil bakkalın köşesinde birlikte takılır oldular, herkesten uzakta ve ikisi birlikte konuşur ve bazen yeni gelenleri sigaya çekip sorgular görürdüm onları.

Bir eylül sabahı, hacı hafızın oğlu Davut bizim evlerin yolunu gösterirken ikinci şubedekilere, onlarda yanlarındaydı Davut'un. Aşağıya doğru sarkık bıyıklarını burarken bizlere kin dolu gözlerle bakıyorlardı. Bazılarımız dönmedi bir daha mahalleye, daha doğrusu dönemedi, kaldı kanlı bir tezğahın üsütünde öylece yatarak, bazılarımızın dönmesi yıllar aldı. Mahallemiz değişmişti tıpkı güzel yurdumuz gibi, Yakup muhtar olan Cemil'in yanında çalışıyordu, ama her ikiside akşamları Almancı'nın kahvede (uyuşturucu satarken yakalanmış ve sınır dışı edilmişti Almanyadan) ile kılıç oynamaktan ve evden kaçan eski karılarına sövmekten başka bir şey yapmaz olmuşlardı yani yaşlanmışlardı, yerlerini yeni Yakup Cemil'lere bırakmışlardı mahallede.
__________________
Hayale, düşe, doğa ötesine karnım tok
Cine, periye, tanrıya, iblise karnım tok
Adam gibi yaşadım şu dünyada diyebilsem bir gün
Gerisine karnım tok (A.Behramoğlu)
fenasi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 10:45.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz