Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Ateizm mantıklı mıdır? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski10-05-08, 07:10  #1
uncode
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 19
Ateizm mantıklı mıdır?



arkadaslar merhaba..

ateizmin mantıgı bilimsellige dayanır biraz fazlaca bir yuzdeyle..sizce maddenin organik olsun inorganik olsun yasalarını kim koymustur.suyun belli derecede kaynaması..belli derecede belli bir maddenin erimesi.hucrelerin bolunmesi.butun bunların nasıl oldugunu biliyoruz ..sadece buyuk soru şu NEDEN oldugunu bilmiyoruz.neden boyledir madde? neden bigbang olmustur sonrasında yıkım yerine "yasayan" bir evrendeyiz.cunku bazı kesim ateistlere gore evren canlı bir yaratık gibidir.
uncode is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-05-08, 14:24  #2
evaporit
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 877

sevgili Uncode,
bütün radikal soruları sen soruyorsun...
Bilimin bu konulara verebileceği cevabı şu an için yok...kimbilir belki ileride yeni teoriler ortaya atılacaktır... Ama bilinen bir şey var ki; evrende muhteşem bir düzenin var olduğudur..
İradesi ve canı olmayan maddenin kendini üretmesi ve bir canlı gibi davranması, bir bilince sahipmiş gibi mantıksal neticelere vardırılması bilimin bir ön kabulu olmak zorundadır....Bu da bilimin İmanıdır...
Ben çok defa inançsız olduğunu iddia eden arkadaşların da bir inançları olduğunu söylediğimde bana karşı çıkıyorlardı... Oysa biimsel yöntemlere inanan herkes aynen bizim yaptığımız gibi temeldeki hareket noktasına muhakkak bir kabul koymak ve buna inanmak zorundadır...

Varlığın ilk başlangıcına konan Bigbang'i düşünün... böyle bir patlamanın neticesi bugünkü bilimsel verilere göre bir yokluk olmalı değilmidir ? ama tam aksine varlığın başlangıcı oluyor.. üstelik bigbang denen bilinçsiz bir patlama ise neticesinde bu düzeni nasıl oluşturabilirdi değil mi ?

sanırım bilim bugünkü hali ile bu sorulara cevap veremeyecektir... Ama zamanla bilimdeki ilerlemenin bu soruları çözebileceğine de inanmıyorum.. çünkü her yeni teori yeni bir paradoks ve yeni bir bilinmeyen ortaya çıkarıyor..
Fizikteki Mekanik gelişmeler yerini Kuantum fiziğine bıraktığında bilinmeyenler azalmadı, aksine atom altı parçacıkların varlığının ispatı ile bilinmeyenlerin sayısı daha da arttı... şimdi her geçen gün bilinmeyenlerin sayısı arttıkça, varlığın sahip olduğu düzenin ne kadar muhteşem ve ne kadar mutlak bir bilinçle inşaa edildiğini ispatlıyor...
Bilimin bugün Kaos dediği şeyin ardında bile henüz farkına varamadığımız muhteşem bir düzenin farkına vardığımızda, belki hakikate bir adım daha yaklaşmış olacağız...

Ama bu sorunun cevabını bilimin labortauvarından çıkan neticelere göre bekleyen arkadaşlara şunu söylemek gerekir ki; evrenin ve bilimin zamanı olabilir ama bizim bu cevaba ulaşmak için yeterli zamanımız var mı onu bilemiyoruz işte...

selam ile...
evaporit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-05-08, 16:03  #3
melnur
Yazıyaz Grup
Genel Koordinatörü

 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,673

"Düzen" sözünün rahatlatıcı bir yanı var insan üzerinde; benzer biçimde bilinmeyenin de verdiği bir rahatsızlık.Evimizde otururken her şeyin yerli yerinde olması, ertesi gün ne yapacağımızı bilmemiz, akşam bildik bir ortam içinde
bulunacağımız hep insanı rahatlatan en azından huzursuz kılmayacak olan durumlardır. Oysa "karışıklık", bilinmeme durumu, alışkanlıklarımızın ötesindeki düşünce ve durumlar hep içten içe rahatsızlık verir. Bir giysi alırken bile bilmediğimiz bir mağazaya gitmek, bir pantalon etek giymek, sonra çıkarmak, olmadı başkasını denemek hep gözümüzde büyür ve iç tedirginliği yaratır.

Yüzlerce yılın yaşam ve düşünüş biçimi midir bu duygulanışlara yol açan?-tam olarak da kestirmek mümkün değil. Ama böyle ve bu durum da çoğu kez olaylara bakış açımızı da etkileyebiliyor. Bir düşünür söylemişti: "Neden bir şeyin hep varolması gerektiğini düşünür de olmamasını akla getirmeyiz" diye. Öyledir. Bu dünyada neden bulunduğumuz, ölüm gibi bir sondan sonra ne olacağımız hep insanın kendi kendine sorduğu ve kendince yanıt aradığı sorulardır. Bu rahatsızlık veren durumu aşmanın bir yolu da hep kendisini rahatlatacak bir çözüm yolunda olmuştur. Bilmediği anlayamadığı herşeyi göklerin ötesinde arayın insan, bilmediği ve kısa yaşamı süresince bilemeyeceği sorulara da kendinden rahatlatıcı anlamlar vermiştir.

"Ölüyoruz belki ama, bu geçici bir dünyaydı zaten, daha sonra sonsuza değin sürecek bir yaşam var."

"Bu dünyada yoksulluk, haksızlık ve zulüm var. Elimden çok şey de gelmiyor. Ama öte dünyada bunun hesabı mutlaka sorulmalıdır"

Bu düşünüş biçimi yüzlerce yılın imbiğinden geçerek bugünlere geldi. O günler geride kaldı artık. Dünya insanlarının pek çoğu bu bakımdan "rahat". Neden dünyaya geldiğimizi de biliyoruz, ölümden sonra ne olacağını da. Hatta evrendeki "muhteşem düzen"in kim tarafından gerçekleştirildiğini de. Bu düşünüş biçiminde insana rahatsızlık, tedirginlik ve hatta korku verebilen
soruların yanıtları hazırdır. Çünkü "O her şeyi yaratandır.O öte dünyada hesap soracak olandır. O günlere hazır olmayanlar için cehennem gibi bir ceza, hazır olanlar içinse cennet ödülü vardır." Luc Ferry bu durumu insanın dinsel bir varlık haline gelmesi olarak açıklar. Ya da bir başka deyimle söylersek, geniş insan yığınlarının yaşam pratiği içinde dinsel düşünüş biçimini içselleştirmesi olarak adlandırmak mümkündür.

Oysa bu düşünüş biçiminden farklı olarak bir başka düşünüş biçimi, bir başka anlama çabası daha geliştirdi insanlık. Onun adına bilim diyoruz; bu yönteme bilimsel düşünüş biçimi adını veriyoruz. Hayatı, insanı, evreni kısaca olgusal olan her şeyi bu yöntem ve bu düşünüş biçimiyle anlamaya çalışıyoruz. Daha sorgulayıcı, bilimsel temellere uygun, nesnel gerçekliği nesneleri kendi özelliklerinden yola çıkarak anlamaya çalışan, nesnelere "dışardan" bir anlam katmayan, sadece içerdikleri özellikler yoluyla kavramlaştırmaya çalışan bir düşünüş biçimi. Ve yüzlerce yıl bu iki düşünüş biçimi özellikle Engizisyon
döneminde çatışıp durdu.

Evrende "muhteşem bir düzen"in olduğunu söyleyebilmek bu dinsel düşünüş biçiminin dayattığı bir yanılsamadan başka bir şey değildir. Oysa madde hareket demektir ve bu süreç sürekli bir durumdan bir başka duruma doğru akar. Belirli bir zamanda düzen diye tanımladığınız bir durum, bir başka zamanda tam tersi bir duruma dönüşür. Düzensiz diyebileceğiniz bir başka durum zamanın bir başka yerinde düzen olarak nitelenebilecek bir başka veriler toplamına dönüşür.

Evrende gördüğümüz her şey böyle. Sürekli bir değişim. Maddenin fiziksel, kimyasal biyolojik değişimleri. Süreçlerin birbiri ardına yaşanması. Ölümü yaşamın, yaşamı ölümün izlemesi...Bunu tek bir sözcük ile de tanımlayabilmek mümkün değil. Bu bütünü parçalara ayırmadan anlayabilmek felsefenin işi. Ama şu söylenebilir; bilmediğimiz çok şey var. Ama bildiklerimiz de çok.Giderek daha çok şeyi anlayabilir, doğanın yasalarını keşfedebiliyoruz. Karşımıza çıkan her bilgi pek çok şeyi aydınlatsa da, pek çok soruyu da birlikte getiriyor. İnsan ve doğa diyalektiğinin bir yansıması. Belki de hep böyle sürecek. Tanrı bunun
neresinde derseniz, bilmediklerimiz içinde derim. Bilinenler bilinmeyenlere ağır bastıkça, bilinenler insan algısında bir değişiklik yarattıkça, Tanrısal alanda giderek ötelenecektir.

Yok olabilir mi?
Tanrıyı yaratan kaygı, ve korkuları yenebilmenin ve insanı bilinenlerle "rahatlatabilmenin" yolu ve yöntemi bulunmadığı sürece zor görünüyor. Dünyanın yarısından fazlası aç ve açıktayken öbür dünya fantezilerini insan algısında yok etme çabasını amaçlamak başat ekonomik ve toplumsal sistemin işine gelmez.

Dinsel düşünüş biçimi yerine bilimsel düşünüş biçimi ve onunla birlikte varolabilecek bireysel inanç çok daha akla yatkın görünüyor.

Geleceğin dünyasında böyle bir toplumsal niteliğin egemenlik kurabilmesi çok daha akla yatkın görünüyor.
melnur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-05-08, 09:35  #4
evaporit
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 877

sevgili Melnur,

maddenin göremediğimiz en küçük halinden ve görebildiğimiz en kocaman haline kadar, muhteşem bir benzerlik fark edersiniz... Evrende ölçmeye ve bilmeye çabaladığımız asıl şey harekettir...
Atomardaki hareket modeli, evrendeki galaksilerdeki hareket modelini anlatır bize...görülemeyen en küçük parçacıkların, görülebilen bir hareketi modellemesi ne kadar muhteşem bir düzeni ifade eder...
Bilimin yapmaya çalıştığı şey nihayetinde bu düzeni ortaya koymaya çalışmaktır.. çünkü bütün hareketin bir nedeni ve uyduğu bir düzen vardır...Eğer bu düzen formüle edilebilirse ölçülebilir ve anlaşılabilir... ve eğer ölçülebilirse değerlendirilebilir....

eğer varlık aleminde bir düzen olmasa idi, bunu anlamaya çalışmak da anlamsız olacaktı... Tıpkı KAOS gibi... kaosu anlatamazsınız... çünkü anlatılabilecek bir açıklığa sahip olsa kaos olmayacaktı... Bilimiz çözebildiği her şey bu düzenin ve mükemmelliğin bir ispatı olmak zorundadır... çünkü bilim her şeyi bir formüle ve ölçüye dayandırmak zorundadır...
Bu yüzden bilimin çözdüğü her bir konu aslında Maddeyi bir düzene kavuşturan bilince işaret etmektedir... çünkü bilimin konusu Maddedeki düzeni araştırmak ve ortaya koymak iken, bu düzeni kuran ve maddeye bilinçli mudahalenin ne ve nasıl olduğu konusu bilimin konusu dışına çıkmaktadır...
Düzen konusu bu bağlamda göreceli kabul edilemez... bunu iddia ederseniz bilimi de göreceli olmakla nitelemiş olursunuz ki; bu bilinen ve kabul edilen bilimsel yöntemlere de aykırıdır... zira bilimin yöntemleri objektiftir ... deneye ve gözleme açıktır...

Bilimin amacı ise insanları rahatlatmak değil, maddeyi ve hareketi izah etmeye çabalamaktır... Bilimdeki maksat ne Tanrıya atfetmek ve ne de Tanrıyı ortadan kaldırmaktır... bunu bilimin sırtna yüklerseniz, bilim bir dogma halini alır ve kendini yok eder...
Bilim neticesinde elde ettiğimiz neticeler bizi bir yoruma ve değerlendirmeye götürür... siz çözülenin Tanrı olduğuna inanırsınız... ben de çözülenin Tanrının bilmemizi istediği sırlar olduğunu düşünüp gördüklerim karşısında Tanrıya olan imanımı artırırım..
yani verilere anlam yükleme bizim işimizdir... Bilimi işi verileri ortaya koymaktır.. ve bu veriler göreceli değildir...

Bu bağlamda evrendeki muhteşem bir düzen olduğunu söyleyen sadece din değildir...
selam ile...
evaporit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-05-08, 21:44  #5
ceren12
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 189

evet... ateizm gayet mantıklıdır... görmüyorum... görmediğime inanmıyorum... var ise kanıtla... yoksa kanıtın başımı ağrıtmA...
ceren12 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-05-08, 01:06  #6
uncode
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 19

Alıntı:
Sayın ceren12 şöyle demiş:

Mesajı Göster
evet... ateizm gayet mantıklıdır... görmüyorum... görmediğime inanmıyorum... var ise kanıtla... yoksa kanıtın başımı ağrıtmA...
senin bu mantıgın ortacag ziyniyetinin bir benzeri gibi..nası okuzun basında donmuyosa dunya ki o devirdekiler buna inanıyodu..sen de o derecede somut bir kanıt bekliyosun..sende o derecede kapalısın herseye dusunmeye anlamaya..sadece kanıt istiyosun.bir yandan haklısın kanıt acısından bir yandanda dusunmeye kapalısın.kanıt yok bitti dersen saygı duymaktan baska yapıcak bir sey yok..biz sadece burda dusunce gelistirmeye fakrlı dusunceler olusturmaya calısıyoruz.
uncode is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-05-08, 14:23  #7
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,258

Sayın uncode aslında güzel bir konuya değindi.Görmediğime inanmam düşüncesi ilkçağ düşüncesindeki bir kısım insanların düşüncesi idi.Tanrısal oluşumu anlamlandıramayanlar hep tanrıyı madde olarak görmek istemişleridr.Ki Tanrı düşüncesinin devamlı şirk dediğimiz putperest ve diğer şekillere dönüşmesi de bundan olmuştur.Ateizm içinde bir şeyi kutsama gereği duymayan bir tanrıyı anlamdırmadığı için yok sayma metodlarının sonuncusudr.
özedönüş is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-05-08, 16:07  #8
Yezit Kızı
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1,067

nası okuzun basında donmuyosa dunya

Sevgili uncode...dünyanın öküzün başında dönmediğini dinler sayesinde öğrenmedik.
Dünyanın Öküzün başında dönmediğinin ispatı bilimdir. Sizde bizde bu bilgiye bilim sayesinde ulaştık.

Sizin farkında olmadığınız şey verdiğiniz örneğin kanıtını din değil bilim çözmüştür.
Yezit Kızı is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-05-08, 18:21  #9
ceren12
 
Giriş Tarihi: Feb 2008
Mesajlar: 189

Alıntı:
Sayın özedönüş şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın uncode aslında güzel bir konuya değindi.Görmediğime inanmam düşüncesi ilkçağ düşüncesindeki bir kısım insanların düşüncesi idi.Tanrısal oluşumu anlamlandıramayanlar hep tanrıyı madde olarak görmek istemişleridr.Ki Tanrı düşüncesinin devamlı şirk dediğimiz putperest ve diğer şekillere dönüşmesi de bundan olmuştur.Ateizm içinde bir şeyi kutsama gereği duymayan bir tanrıyı anlamdırmadığı için yok sayma metodlarının sonuncusudr.
var ise kanıtlayınız... ben de diyorum ki... iki tanrı var... siz tek olduğunu kanıtlayınız.

üstelik size ne putperestleden... ben diyelim ki putperetim... dinime lütfen saygılı olun ve karalayıp durmayın...
ceren12 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-05-08, 19:05  #10
muenes
 
Giriş Tarihi: Nov 2007
Mesajlar: 219

sn ceren12

Alıntı:
var ise kanıtlayınız... ben de diyorum ki... iki tanrı var... siz tek olduğunu kanıtlayınız.

sloganlarınız size kalsın fakat daha öncede iki tanrı vs iddaları görmüştüm forumda o yüzden cevap vermek isterim çünkü mantık olarak bu saçmadır.

öncelikle evrende ki bütünlük ve uyum için tekil tanrı olması gerektiği aklen sabittir fakat ben bunu bir türlü anlamayan arkadaşlar için daha başka birşeyle belirtmek isterim tanrı sayısını.

şimdi bakınız tanrı varsa eğer 1 olmalıdır mantık olarak çünkü 2 sayısıyla 1000 sayısı arasında 1000 sayısıyla 10000000 sayısı arasında artık mantık olarak hiçbir fark yoktur.

açarsam eğer siz iki tanrı vardır dediğinizde bu artık üçte olabilir, beşte, yüzde.. artık bunların sayısında mantık olarak hiçbir fark yoktur fakat ''bir'' ile ''iki'' arasında çok fark vardır !!!

''bir'' ne ikidir nede beştir çünkü bir özeldir ama iki artık bölünmeyle olmuştur yani üçte olur dörte.............. bilmem anlatabildim mi? şimdi sayı olarak 2 tanrı kabulu bereberin mantık olarak 100 vs..tanrı kabulünü de getirir ki herhalde yaratıcı olarak böyle rakamlar düşünemeyiz. O halde eğer tanrı varsa ya 1 dir yada hiç yoktur...


ayrıca tasavvufta çoklukta sonuçta ''bir'' dendir bir'in varlığından olmak zorundadır denilmiştir ki belki size ayrı bir ufuk katar.
muenes is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
İş için başvurduğu kuruma müdür oldu. pi__el Türkiye Siyaseti 7 24-04-08 14:58
Ateizm ve İslam uzlaşabilir mi? Antioksidan Kitaplı Dinler - Tarikatlar 23 03-01-08 13:05
Sizce mutlak doğru var mıdır? pernetya Bilgi ve Ahlak felsefesi 181 28-09-07 17:58
Ateizm nedir? ABCDE Arşiv 11 30-06-07 12:51


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 07:02.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz