|
|
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Senin baban da böyleydi yavrum / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 295
| Liberal aklın kırık küpü Altan ailesi harikalar yaratmaya devam ediyor. Ahmet Altan eş-kaptanlık görevini üstlendiği Taraf gazetesinde onun sadece kötü bir yazar olduğunnu sananları da utandırıyor. Taraf’ın AKP’cilik ateşiyle uydurdukları sınır tanımıyor. Büsbütün demode olmuş “Anadolu Kaplanları” saçmalığına tutunarak AKP’yi şişirmeye çalıştıktan sonra şimdi de “taşra”cılığa sıra geldi. Ahmet Altan’a göre taşrada artık cep telefonu var, internet var, uydu televizyonu var. O yüzden taşra aşmış gidiyor! Doğrudur, Taşra uyumuyor. Uydu televizyonundan geceyarısı porno film izlemek, internet kafelerde geç saatlere kadar pornografi siteleriyle, bozkurt forumları arasında gezinmek, gün boyunca “şu bu” tarifyele mesajlaşıp “geyik” yapmaktan taşraya uyku yok! Liberalizmin ülkemizde temel bir “epistemolojik engeli” vardır. Yani, ülkeyi ve dünyayı anlamak için ileri sürdüklerinde daha temelden, kullandığı kavramlardan ve kavramlara yüklediği anlamlardan gelen bir “anlama engeli” vardır. Ülkemiz liberalleri, toplumu ve siyasal yapıyı bir bütün olarak görmek ve bunun içindeki temel özneleri tarif etmek yerine (ki örneğin bizim için bu sınıflardır, iç ve dış ilişkilerdir, emperyalizmdir) siyasal yapıyı kendi başına hareket eden, yer yer toplumsal dinamiklerle karşı karşıya gelen bir “özne” olarak görmektedirler. Yukardan dönüşümlerle toplumu hizaya getirmeye çalışan kemalist bürokrasi, sermaye sınıfına bile kök söktüren devlet sınıfları, topluymdan ve toplumsal hareketten tamamen bağımsız biçimde oluşmuş çete tipi örgütlenmeler... Liberallerin dünyası bunlarla örülüdür. Burada sınıflara yer yoktur. Daha doğrusu burada sınıflar, ayrımsız olarak siyasetin baskısı altında ezilen zavallı toplumsal ögelerdir. Sivil toplum adıyla ve hepsi bir çuval içinde... Bu ülkede yaşayan “ortalama aklı başında insan” şunu çok kesin olarak görmektedir: Çürüme toplumsal hayatın içinde başlamaktadır. Baskı ve şiddetin siyasetin hakim dili haline gelmesi de Ahmet Altan’ın deyişiyle “sıradan hayat”ın dışında bir şey değildir. Oysa Ahmet Altan’ın geldiği son nokta bunun tersine işaret etmektedir. Ona göre, “sıradan hayat” pek güzel işlemektedir de siyaset bu gelişmeden çok uzaktır. Oysa sokak ortasında karısını bıçaklayanlar ve onları seyredenler, fabrikasında çalıştırdığı işçileri kölesini tokatlar gibi tokatlayan, döven saygın patronlar, dudak uçuklatan sapıklıklar... Çürüme “sıradan hayat”ın içindedir. Ülkemiz liberallerinin değişmez gözdesi demokrasi miti de aynı ters dönmüş kavrayışın ürünüdür. Bunlara göre Türk demokrasisi, bir türlü dümeni toplumun kendisine bırakmayan siyaset sınıfı yüzünden gelişememektedir. Kimi solcuları da can evinden vuran “askeri vesayet rejimi” palavrası da burada devreye girmektedir. Buna göre ülkemizde askerin hakimiyeti sınırlandırıldığında ve örneğin ordu sivil otoritenin altına girdiğinde demokratikleşme maceramız da mutlu sona erecektir. Oysa sormak gerekir. 12 Eylül rejiminin daha ilk gününde dümeni teslim ettiği kişi sermaye sınıfının gözde profosyoneli Özal iken, 12 Eylül tarihi 24 Ocak tarihinden ayrı düşünülemezken, bütün sorunu “sivilleşme”de bulmak saçma olmuyor mu? 12 Eylül’ü 12 Eylül yapan, asker çizmesinin, jandarma dipçiğinin yanında, Kızılay’da cuntaya karşı bildiri dağıtan gençleri hışımla askere polise teslim eden gerici orta sınıfların varlığı değil midir? Denklem tersine kurulduğunda doğrudur. Türkiye’de siyasal yapı, sermaye sınıfının isteklerine göre ve onun önderliğinde şekillenmektedir. Zenginlerimiz, başka pek çok araçla birlikte bu siyasal yapıyı toplumun üzerine salmakta ve kendi egemenliklerini böyle sürdürmektedir. Ahmet Altan, sıradan hayat”ın internetle, cep telefonuyla, uydu televizyonla ve konuşan fener dediği sesli trafik lambalarıyla alıp başını gittiğini, siyasetin ise geri kalmışlıkta ısrar ettiğini söylerken saçmalamaktadır. Geriliğin, zorbalığın nobranlığın, gayrı-insaniliğin üretildiği yer “sıradan hayat”tir. Siyaset “sınıfı” en fazla bu zeminde oynadığı, bu zemini istismar ettiği, bu çürüme zeminini kendi varlık temeli haline getirdiği için yargılanabilir. Öte yandan bu bile Ahmet Altan’ın amuda kalkmış toplum analizini çöpe yollayacaktır. “Sıradan hayat” gericidir. Çünkü, sıradan hayat teslimiyetin hükmünü sürdürür. Sıradan hayat, eline tutuşturulanla yetinir. Sıradan hayat, “köye internet geldi” denildiğinde kafelere doluşur, eline cep telefonu tutuşturulduğunda ona yapışır. Gericiliği de geriliği de bitirecek olan, sıradan hayatın dışına çıkan insan etkinliğidir. Politik mücadeledir. Toplumdaki çürümeyi de, siyasal hayatta bitikliği de aşabilecek olan, mücadele eden hayattır. Örgütçülüğü “ittihatçılık”, mücadeleciliği “çocukluk”, devrimciliği “cuntacılık” olarak damgalayanlar ülkenin önüne koydukları geleceği cep telefonundan çıkacak bir mesaj olarak beklemektedir. Gerisinde nelerin yattığını bir kenara koyarak “teknolojik” gelişmenin toplumu ileri taşıyacağını söyleyen ya ahmaktır, ya da GSM reklamı yapmaktadır. Bize düşen, taşra güzellemeleri ile, orta sınıfa yağ çekmelerle, Antep’in atölye sahibi yamyam patronlarına övgü düzmelerle ömür dolduran liberallerin demokrasi konulu gevelemelerini bir kenara bırakıp, topluma müdahale etmek ve onu değiştirmektir! Taraf’ın artık simgesi haline geldiği çürük liberalizm, yalnızca çok yaldızladığı AKP’den gelen pis kokular nedeniyle değil, toplumsal ilerlemenin yönüne dair sahip olduğu çarpılmış fikirler nedeniyle de etkisizleşmekte, dağılmaktadır. Gerçek ilerleme, ne Anadolu’nun köle tüccarından bozma sermayedarlarından, ne de son numarası internet kuşluğu olan apolitizmden gelecektir. ALINTIDIR Yurtsever gazetesi. 16 Mayıs 2008. __________________
Elhamdülillah Sömürgeyiz diyen Aa-Ke-Pe'yi İstemiyoruz ferroburak Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 18-05-08 14:50 . |
|
| #2 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: May 2008
Mesajlar: 611
| Ben de şöyle devam edeyim; MODERNİZM Batı tarihinde modern öncesi dönem, düşüncede, toplum örgütlenmesinde ve değer yargılarında referans olarak Tanrının kabul edildiği dönemdir. Bu dönem bilginin üretildiği ve dağılımı kilise tarafından yürütülmekteydi. 1300’lü yıllardan sonra Avrupa’da ortaya çıkan modern kavramı daha önceki yapı ve düşüncelerden araştırılabilir derecede farklı gelişmeleri nitelemek amacıyla kullanılmaktadır. Aydınlanma ile birlikte önce Batı dünyasında, daha sonra Batı’nın etkisi altında olan bütün dünyada önemli bir dönüşüm olmuştur. Bu dönüşümün ideolojik çevresinde de “modernizm” denilmektedir. Modernleşme sürecinde üç ayırt edici tarihsel aşama vardır. İlki 14. yüzyıldan başlayarak 18. yüzyıl sonuna kadar uzanmaktadır. Bu dönemde modern yaşam tarzını oluşturan bir dizi gelişme meydana gelmiştir. Nüfus artışı sonucu şehirler yaşamın merkezi olmaya başlamıştır. Şehirleşme beraberinde iktisadi canlanma ve kitlesel üretim teknolojilerinin geliştirilmesini getirmiştir. Şehirleşme sürecinin hızlanmasına paralel olarak Batı toplumlarının geleneksel yapılarının çözümlenmesi ve modern yaşam tarzının biçimlenmesinde rol oynayan bazı faktörler ortaya çıkmıştır. Yeni bilgilerin daha çabuk iletilmesi ancak kilisenin eğitim tekelinin kırılmasına neden olan matbaanın icadı, Latince yerine yerel dillerin edebiyat dili olması, hızla gelişen Doğu ticaretinin sağladığı zenginlik ve haçlı seferlerinin sonuçları papanın otoritesini sarsmış, dolayısıyla kilisenin geleneksel üstünlüğü de sona ermiştir. Modernleşme sürecinin gelişiminde ki ikinci önemli dönüm noktası Fransız devrimi ve siyasal hayatta isyanların oluşması ile ortaya çıkmıştır. Bunlar 1970’li yılların “büyük devrimci dalyaları”dır. Bu dönemde modern siyasal kurum ve yaklaşımlar yerleşmiştir. Bu dönem, bugünkü anlamıyla vatandaşlık ve temel medeni haklar tarihinin başlangıcını oluşturmaktadır. Üçüncü aşamada toplumsal kurum ve görüşler, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra dünyanın her yanına yayılarak egemen olmaya başlamışlardır. Modernleşme süreci global düzeyde yayılmış ve modernizm “dünya kültürü” şekline gelmiştir. Modern: İlk kez 5. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın Atlantik kıyılarında yaşayan insanlar tarafından kullanılan modern kavramının içerdiği sürekli değişse de kavram: eskiden yeniye geçişin sonucu olarak, bir önceki çağla kendisi arasında ilişki kuran dönemlerin bilincini dile getirmiştir. Sosyal bilimler literatüründe “modern dönem” teriminin 1300’lü yıllara uzanan ve Batı dünyasında Rönesans dönüşümünün biçimlendiği dönemi ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Modern kavramı sürekli gelişmeyi ima eden evrimsel bir tarihi modeli içermektedir. İster olumlu ister olumsuz değerlendirilsin, gündelik yaşamda ve kültürde modaya uygun tutumlara “modern” denilmektedir. “Denilebilir ki, modern toplum ile geleneksel toplum arasındaki en önemli fark, modern insanın kendi toplumsal ve doğal çevresi üzerindeki büyük kontrolünde yatmaktadır.” Ayrıca modern kelimesi yaygın olarak Avrupalı olmayı, Avrupa’da ortaya çıkan değerlere sahip olmayı da çağrıştırmaktadır. Belirli bir çağdaki “baskın” değerlere sahip olmayı ifade etmektedir. Modernlik: Modern kelimesi bir sıfat olarak, modernlik ise daha çok belirli bir zaman diliminde modern kabul edilen somut değer, ilişki ve kurumları adlandırılan bir isim olarak kullanılmaktadır. Modernlik, modern hayatın içerik ve kalitesini temsil etmektedir. Modernlik geniş olarak 116. yüzyılda ortaya çıkmış kitlesel, kültürel ve toplumsal değişikliklerdir. Statik tarımsal medeniyetlerde bulunan toplumsal düzenlik ve geleneklerdeki devrimsel kırılışı meydana getiren endüstriyel kapitalist toplum analizine bağlıdır. Modernleşme: “Modern” teriminden üretilen modernleşme geleneksel toplumsal yapılarda ve değerlerde ekonomik gelişmenin etkisin göstermek için kullanılmaktadır. Modernleşme modernliğe götüren süreçtir. Modernleşme sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel vb. alanlarda sanayileşmiş Batı toplumlarının sahip olduğu yapı, kurum, değer ve sistemlere sahip olmak amacı ile yapılan düzenlemelerin genel adıdır. Batılı olmayan toplumlar için modernleşme, ulaşılması gereken “son durum”a götüren bir süreçtir ve bu anlamda modernleşme ile batılılaşma eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Modernizm: Modernizm daha çok ideolojik çağrışımlar taşıyan bir terimdir. Modernizm modernleşme sürecinin bir dünya görüşü haline gelmesidir. Modern, modernlik ve modernleşme kavramlarını daha üst bir anlam çatısı altında toplayan kavram modernizmdir. Modern, modernleşme, modernlik ve modernizm Batı dünyasında belirli merkezlerde ortaya çıkan ve daha sonra dünyayı tümüyle etkileyecek kadar güç kazanan bir değişimi, yaşam tarzını nitelemektir.” Modernin zamansal ardıllık vurgusu taşıyan bir tespit, modernleşmenin bir süreç, modernliğin bir durum, modernizmin de varılacak “nihai” çerçevenin ideolojik açıklaması olduğunu söylemek mümkündür. Modernizmin Karakteristik Özellikleri: Bir düşünce tarzı olarak modernizm hayatın ve düşüncelerin birikimsel, evrimci ve ilerlemeci bir seyirci izlediği varsayımına dayanmaktadır. Özcülük, bilgi faaliyetlerinin gerçek amacının nesnelerin doğalarının veya özlerinin bitmesi olduğunu kabul eden ve gerçekliği belirli özlere indirgeyerek açıklama temeline dayalı yaklaşımların genel adıdır. İndirgemecilik karmaşık olay, ilişki veya düzenliliklerin daha basit faktör, ilişki veya düzenliliklerle açıklanabileceği görüşüdür. Modernizm, insan aklını ve ona dayalı olarak geliştirilen modern bilimi kutsallaştıran Aydınlanma rasyonalizmine dayanmaktadır. Modernizmin evrensellik yüklediği ilke ve değerler Batı medeniyetinin ilke ve değerleridir. İnsanlığın ortak paydasınıoluşturduğu savunulan bu değerlerin Batı’da doğup geliştiği iddia edilmekte, bu yolla “ben/Batımerkezcilik” yapılmaktadır. Modernizm farklılıklarından çok benzerlik üzerinde durmakta birçok farklı toplumun varlığını inkâr etmemekte, ancak evrensel bir süreç olan modernleşmenin sonucunda farklılıkların törpülenip benzerliklerin artmasıyla bütün toplumların birbirlerine yaklaşacaklarını, tüm toplumların benzeşerek homojenleşeceğini varsaymaktadır. Modernizmi 1890’lardan 1945’lere kadar uzanan zaman dilimindeki sanatsal hareketler olarak yorumlayanlar bulunmaktadır. Modern düşünce tarzının diğer bir özelliği düalizmdir. Düalizm, bilgi-inanç, zihin-madde, olgu-değer, maddi-manevi, bilim-mit, gerçek-hayal, kadın-erkek gibi ast-üst ilişkilerine sahip ikilemler şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Modernizm, toplumu tümüyle kuşatan kapsamlı ve insanlığa çok yönlü vaadlerde bulunan bir toplumsal projeye dönüşmüştür. Modernizm siyasal alanda hukukun egemenliği eşit ve genel oy, karar mekanizmalarına katılım, yani demokrasi, iktisadi alanda ise bütün insanlık için zenginlik vaat etmektedir. Modern projenin en önemli vaadlerinden birini de kadınların geleneksel ilişkiler dünyasındaki ikincillikten kurtarması ve kadın erkek arasında eşitliğin sağlanmasıdır. “Postmodernizmin ortaya çıkmasında, modern çağda insanların büyük bir coşku ile modernizmin peşinden koştukları fakirlikten kurtuluş, ekonomik eşitlik, zenginlik ve özgürlük gibi vaatlerin gerçekleşmemesinin önemli rolü olduğunu söylemek mümkündür.” Modern devletlerin özellikleri dokuz başlıkta toplanmaktadır. 1) Şiddet araçlarının denetimi, 2) Toprak, 3) Egemenlik, 4) Anayasallık, 5) Kişisel olmayan iktidar, 6) Kamu bürokrasisi, 7) Yetki/meşruiyet 8-Yurttaşlık, 9) Vergilendirme Şiddet Araçlarının (Tekel) Denetimi: Weber en kısa şekilde devleti, “belli bir arazi içinde fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde (başarıyla) bulunduran insan topululuğu” olarak tanımlamaktadır. Buradaki gücün otoritesi bir kez kurulunca, rıza yolu ile değil zordan gelişir. Devlet iktidarının merkezileşmesi sürecinin can alıcı noktası, toplumun giderek daha fazla yatıştırılma ihtiyacıdır. Toprak: Modern Devletler, coğrafi yada jeopolitik varlıklardır. Devletler otorite olduklarını iddia ettikleri fiziksel bir alanıkaplamaktadırlar. Devletler sadece belirli bir toprak parçası üzerinde yetki iddia etmezler, toprağın altındaki madenler, sular, hava sahası ve her şeyden öte, o toprak üzerinde yaşayan halk üzerinde de hak iddia ederler. Egemenlik: Egemenlik daha çok devletin (dünyanın, birçok başka egemen ulus devlete bölünmesiyle beliren) yetki sınırları içinde başka hiçbir faktörün, egemen devletin iradesini reddedememesi fikridir. Anayasallık: Anayasalar çoğu zaman siyasi sürecin temel “oyun kurallarını” betimlemekte kullanılır. Anayasallık modern devlet fikrinin en önemli öğesidir. Anayasallık fikri, modern devletin bir çok başka karakteristik özelliğine (toplum ve ekonominin farklılaşması, ‘kişisel olmayan’ iktidar, bürokratik örgütlenme vb.) yöneltir. Hukukun Üstünlüğü ve Kişisel Olmayan İktidarın Uygulanması: Burada kişilerin yönetimi değil, hukukun üstünlüğü ön plandadır. Anayasal bir düzen içinde devlet iktidarını uygulayanların bu iktidarı, kendisi de yasal, anayasal olan ve kamu hukukuna uygun prosedürlerle sınırlı şekillerde uygulamak zorunda oldukları yaygınlıkla savunulur. Kamu Bürokrasisi: Weber’e göre modern devlet her yerde bürokratikleşmeye maruz kalmaktadır. Bürokrasi modern kitle demokrasisine kaçınılmaz olarak eşlik eder. Otorite ve Meşruiyet: İstikrarlı bir devlet, ne sebeple olursa olsun, halkının büyük bölümünün, zamanının büyük kısmında, bu devletin yönetimini kabul etmesini gerektirir. Yurttaşlık: Yurttaşlık ilkesel olarak siyasi topluluk içinde bireylere eşit haklar ve görevler, özgürlükler ve sınırlamalar, güçler ve sorumluluklar veren bir statüdür. Uyrukların yurttaşlara dönüştürülmesiyle aynıanda bir devletin bir ulusa dönüştürüldüğü iki paralel hareket vardır. Yurttaşlık, devletin uyruk-mensuplarıyla ilişkisinin kurulmasında kesinlikle kilit terim olmuştur. Vergilendirme: Giddens vergilendirmeyi, vergi mükellefiyetlerinin değerlendirilmesi ve toplanması devletin topluma nüfuz eden gözetimini genişletme yollarından birisi olarak görmektedir. ...bu bilgiler ışığında sormak lazım; Türk modernliği bir ahlak geliştirebildi mi...yoksa kendince geliştirdiği ucube raconlar ile yalpalayıp durmakta mı? |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Anasından Yiğidine Ağıt! | PaRTiZaNCa | Arşiv | 33 | 13-08-07 19:09 |