| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Aile/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Günümüzde aile düzenin en küçük otorite birimidir. Genellikle, Baba baskı figürünü oluşturur. Sistemin istediklerini yapmadığınızda çoğunlukla karşınıza ilk çıkan ailenizdir. Mesela resmi ideolojinin tarihini pek iyi ezberlememişseniz ve okul da bu konuda pek memnun değilse, baba figürü karşınıza dikilir. Standartı bozarsanız eşcinsel olmak gibi, yine pek olumlu karşılanmayacaktır. Farklılıklar üstünde baskı kuran düzenlerin temel dayanağıdır aile. Anadolu'muzda Kadınları baskı altında tutan ve baskı altında benliklerini yine yok eden ailedir. Düzenin korunması için "Kızım uyma sen onlara" 'yı diyen yine ilk ailedir. Toplumsal Yazılımın temel direğidir.. Mesela kadınlara "şurda şöyle konuş", "erkek senle konuşmadıkça konuşma", "başını ört" gibi baskıları ve yazılımları yapandır. Bunla da kalmaz iliklerinize kadar girer, özgürlüğünüze defalarca tecavüz eder. Bu döngüyü kırmaya çalıştığınızda mesela kadın olarak, bir erkeğe ilginizi belli ettiğinizde karşınızda ilk onlar olur. Ya da bir çeşit nedenle yerleşik düzene karşı geldiğinizde yine karşınızdadırlar.. Kısacası, aile bireylerinin diğerlerine zaruri bağlılıkları kaldırılmadıkça, çıkar ve düzen ilişkisinden ziyade sevgi ilişkisine dönmedikçe, aile baskının ve ezen düzenin en küçük birimi olarak kalacaktır. Siz ne düşünüyorsunuz? __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Kapitalizm varoldukca buyurgan aile zorla da olsa ayakta tutulacaktir. ama, kapitalizmin cekip gitmesi, yine aile kurumunun cöküsüne paraleldir. __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal |
|
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 801
| Anne - Baba sosyalisttir. Gençliklerinde sosyalist mücadeleye katılmışlar, eylemlere karışmışlardır. Üniveriste bitip iş güç sahibi olduktan ve evlendikten sonra şoğu sosyalist gibi etliye sütlüye fazlaca karışmadan yaşamaktadırlar. Genç kızları da sosyalistir. o da eylemlerde, mitinglerde ve devrimci faaliyertlerde bulunmaktadır üniversite yıllarında. Sosyalist anne baba, biz de zamanında böyleydik diye kızlarına karşı hoşgörüyle biraz d tebessümle yaklaşırlar. Aradanyıllar geçer, kız üniversiteden mezun olur, ancak cevrimci mücadelesinde bir yavaşlama ve soğuma olmaz. Anne baba yavaş yavaş endişelenir. kızlarını uyarırlar, "yeter artık" derler, "ne yapacaksan yaptın." " sana yazık olacak" derler, türlü türlü nasihatler ederler. Kızın cevabı nettir. "hayır anne, hayır baba, ben artık hayatımın yolunu çizdim mücadelemden vazgeçmem, ölene kadr bu yolda devam edeceğim." anne baba paniklerler, kızları kendileri gibi yorgun demokrat olmayaccaktır. Türlü türlü yönrtemler denerler. İş kızlarını evde odasına kilitlemeye kadaar varır. kız ise "ailesine karşı gelmeyen, devlete hiç karşı gelemez demktedir.". Yaşanmış bu olayı da dikkat almanızı ve örneklerinizi bu doğrultuda zenginleştirmenizi öneririm sayın artena. |
|
| #4 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| "ailesine karşı gelmeyen, devlete hiç karşı gelemez" ilkesini takıntı haline getirmeye gerek yok. Husus, çocuğun ve ya eşin özgür iradesi ve bağımsızlığıdır. Devletin var olduğu ister kapitalist ister sosyalist düzenler olsun, belli bir empoze süreci yaşanmaktadır. Bunun bir ayağı okuldur. Bir ayağı da aile. EĞİT(im) ailede başlar lafı çok doğrudur. Aile devletin resmi ideolojisinin eğitimciliğini yapar, yerleşik kültür ve düzenin de bayraktarlığını.. Aileye karşı gelmek demek, onlarla bağını koparmak değildir. Nedir derseniz, mesela aileniz doktor olmanızı istiyorsa sizin hayallerinizin peşinden koşup dansçı olmanızdır ya da aileniz sizin hristiyan olmanızı istiyorsa siz istediğiniz için müslüman olmabilmenizdir, aileniz biriyle ilişki yaşamanıza karşı çıktığında onlarla ilişkiyi kesebilmek, devlete karşı geldiğinizde karşınıza geçerlerken kendi ayaklarınız üstünde durabilmenizdir, karşı çıkmak bu gibi anlamdadır. Ve sistemin içinden yetişen, örnek olarak hepimiz, sistemin ne kadar farkında olursak olalım sistemin ürünleri olarak kalırız onun için içimizde (çok şanslı değilsek) her zaman sistemin parçaları kalacak. Yapılacak şey, sistemin kurumlarına karşı mücadele etmektir. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 10-06-06 21:40 . |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 75
| aileye birde insanı nasıl yarattığı şekillendirdiği etkıledigi seklınde düşünün. tamammen bilindik yaşantıları yaşatan olgu aile. herşeyimiz yansıma ailenın mılletın toplumun.. konuşulması gereken bu olmalı bu konuda.. __________________
"hepimiz yaratıcının kendisi değilmiyiz?" |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 655
| Aile olmasın. Peki ne olsun? Çocuklar doğar doğmaz sokağa mı atılsın? Herkes doğduğu andan itibaren başının çaresine mi baksın? Yoksa Platon'un kurduğu ütopyadaki gibi doğar doğmaz çocukları devlet mi alıp özel yuvalarında büyütsün? Aile otoritesi olmasın da, devletin güttüğü yuvanın otoritesi mi olsun? Eğer kapitalizmin yıkılışı aile kurumunun çöküşüne bağlıysa, kapitalizme karşı en büyük savaşçılar sokak çocukları mıdır? Hayvanlar bile kendi kendine yaşamayı öğrenene kadar yavrularına bakarken, biz insanlar çocukların yetişmesini başka kurumlara mı bırakalım? Bir devlet düzeninde olabilecek en bireysel oluşumdur, aile. Çocukları aile yetiştirmezse mutlaka yetiştirecek bir üst kurum ya da kuruluş ortaya çıkar. Ve toplu halde belli bir düşünce sistemi empoze edilir, çocuklara. Böylelikle sisteme bağımlı, sistemden ayrı düşünemeyen bireyler oluşur. Bu oluşumun önündeki en büyük engel, ailedir. Çünkü aile, özellikle çekirdek aile, toplumun içinde özel bir oluşumdur. Toplumdan hernekadar etkilense de toplumun içinde kendine özgüdür. Bu kendine özgülük ancak aile yapısıyla korunabilir. Çünkü toplumun baskısına tek bir bireyin karşı duruşundansa, bir ailenin karşı duruşu daha güçlüdür. Bireyler tek başlarına toplumdan daha kolay etkilenirler. Çünkü yalnızlık duygusu elbet o topluma aidiyet ihtiyacını doğuracaktır. Ancak bir aile içinde olan insan zaten yalnız değildir ve bir yere aittir, aileye... Bu sayede toplumun kurallarına karşı daha sağlam durabilir, dahası toplum kurallarında belirleyici rol oynayabilir. Özgür düşünce ortamının içinde yeşerebildiği bir aile ortamı, bireysel yaşamdan çok daha faydalıdır. Çünkü yalnız yaşayan birey kendini bir yerlere monte etmeye çalışır. Doğal olarak ait olmadığı bir yerlere ait olmaya çalışır. Yalnızlık, bir toplumun yanlış teammüllerine karşı çıkmanın önündeki en büyük engeldir. İnsan sosyal bir varlıktır ve yalnız kalamaz. Aile de bu ihtiyacın oluşturduğu en doğal ve insana en uygun oluşumdur. __________________
"Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen" yazarkedi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 18-09-06 14:59 . |
|
| #7 | |
Felsefe&Konu Dışı ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 2,235
| şimdiye kadar en cok karşı cıktığım konulardan biri ailenin cocuk üzerinde kendi düşüncelerine göre bir eğitimde bulunması ve cocuğa kendilerinin düşündüklerini empoze etmeye calışmasıdır. bir cocuk doğurmuş olmak ya da onun babası olmak kendi fikirlerini, hayata bakış acını cocuğuna da öğretme hakkını ebeveyne vermiyor, cocuğa öğretilmesi en gerekli ve tek şey insan olmaktır, insanlıktır, iyilik ve doğruluktur. Bu değerlerden başka, örnek vermem gerekirse ebeveynlerin cocuklarına kendi dinlerini, yaşadıları cevrenin gelenek ve göreneklerini, siyasi görüşlerini, özellikle kız cocuklarına namusu(coğu aile namusu yanlış anlatıyor ya neyse buna şimdi girmesem iyi olucak), vb. daha aklıma gelmeyen birsürü konuda düşüncelerini anlatıyorlar. Halbuki ebeveynler cocuklarına bu gibi empoze etme derecesine ulaşan konularda hiçbir şey anlatmasalar cocuk bu konuların hepsini zamanı geldiğinde kendiliğinden öğrenicek zaten, bu öğrenme arkadaş cevresinden, ansiklopedilerden, kitaplardab vb.ç olucak ve bence anne-babanın anlattığından daha sağlıklı bilgiler edinicek. günümüzde aile demek anne ve babanın cocuğuna kendi bildikleri şeyleri öğretmesi kesinlikle değildir, bunu bir kez daha söylemiş olayım. diğer yandan cocuğa küçüklüğünde cok müdahalede bulunulursa ve genelde ebeveynler yönlendirirse, o cocuk kendi kişiliğini daha gec bulur ve hayatın gerceklerini daha gec öğrenir, sonuçta ergenlik döneminde zorluklar ceker diye düşünüyorum, bunun için çucuğu serbest bırakmak gerekir, serbest kalan cocuk cevre ile olan ilişkilerinde daha sağlıklı düşünebilecek ve daha etkili iletişim kurabilecektir, bu konuda aleler farkında olmadan cocuğa kötülük yapmış oluyorlar bence, teşekkürler. __________________
"Gazi'nin yoksul kondularından aktık öfkeyle sokaklara Kurtuluşumuzun bayrakları dalgalandı barikatlarda..." |
|
| #8 | |||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
Esitlikci, baskici olmayan, dayaksiz demokratik bir aile. Güc mü dersiniz? Bana göre cok güc, ama olasi... Alıntı:
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal | ||
|
| #9 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 3
| Aile çocuğun sosyalleşmeye başladığı, yeni nesillere toplumsal normların aşılandığı bir kurumdur. Türk toplumu için ailenin büyük bir önemi vardır. Fakat Osmanlıdan bu yana izlenen yanlış batılılaşma politikaları yüzünden aile kurumu sendeye uğramıştır. Boşanma oranları artmış, dost yaşantısı şeklinde adlandırılan kadın ve erkeğin nikahsız birlikte yaşaması yasal hale gelmiş, zina artmış, insanlarda sapkın haraketler baş göstermeye başlamıştır. Boşanma sonucunda çoğu anne-baba çocuğuyla yeterince ilgelenemeyip toplumun normlarını çocuğuna aktaramamış, bir şekilde bu bir moda olmuş ve yetişen yeni nesil herşeyden bihaber beyin gürühu haline gelmiştir. Bir toplumun devamlılığını sağlayan tek şey sağlıklı yeni nesillerdir. Avrupa ise yaptığı yanlışın farkına varıp devletin selameti açısından özellikle genç nüfusu arttırmak için aile kurumunu canlandırmaya çalışmaktadır. Özellikle Almanya ve Belçika Türkiye'den seçtiği pilot aileler üzerinde çeşitli araştırmalar yaparak bunu kendi toplumlarında yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Biz ise onların yaşam biçimlerine özenerek (özgür yaşam adı altında kimseye bağımlı olmadan bir süre biriyle bir süre başka biriyle aynı çatı altında yaşamak, 18 yaşına gelmiş bir çocuğun sorumluluğunu kendisine vermek, kariyer uğruna çocuk yapmaktan kaçınmak vs. ) onları taklit etmeye çalışmaktayız. Bir tarafta genç nüfusu azalmış, anomik ve sapkın hareketler artmış ve devletin bekası açısından bu gibi sorunlara çare olması için Türk toplum yapısı örnek alan avrupa diğer yanda onların yaşam biçimini örnek alan biz. |
|
| #10 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,123
| Konu epey önce bırakılmış kendi haline gerçi ya, yine de aile konusunda kendi düşüncelerimi belirtmek istedim. Bir makale şeklinde biraz uzun oldu ama galiba -genel hatlarıyla da olsa- güzel bir çalışma oldu. Umarım faydalanılabilinir. Word'de yazdığımdan ötürü, yazı tipi farklı. Ayrıca uzun bir yazı olması nedeniyle her gün bir kısmını eklemeyi düşünüyorum. Böylece okumak isteyen kişilerinde gözü korkmamış olur. Sosyolojik Yapısı İçinde Ailenin Problemleri Aile; nesli devam ettirme duygusunun iki ayrı cinsin varlığı ve yeni doğmuş olanların ilgiye muhtaç olduğu gerçeğinin biyolojik ve psikolojik bir zaruret olarak ortaya çıkardığı sosyal bir vakıadır. Durkheim; kan ve menfaat bağlarına göre kurulmuş bir ortaklık, der. Aile’nin Menşei: Marksizm’in görüşü; aile tarihi bir kategori olup varlığını belirleyen şey toplumlardaki sosyo-ekonomik bir düzen ile bir bütün olarak sosyal ilişkilerin taşıdığı karakterdir. İlk çağlarda mevcut değildir. Çok evlilikten tek evliliğe doğru evrim geçirdi. Kadın zamanla mülk haline geldi. Bir gün gelecek devlet gibi aile de ortadan kalkacaktır. (Materyalist Felsefe Sözlüğü) (bu teori aynı zamanda “tabii yaşayış” teorisyenlerinin görüşüdür) Aile bağının teşekkülü ile ilgili ; 1- Sahip Olma, Kıskanma: Bu her sosyal grubun müstakilen var olmasının şartıdır. (Westermarc) 2- Cinsel İlişkilerin Sürekliliği: Hayvanlar belli mevsimde böyle bir ilişki içine girerler. İnsan gibi sürekli olanı yoktur. 3- Analık Duygusu: Çocuk için olduğu kadar anne içinde bir zorunluluk. 4- Kadının Yapı İtibariyle Korunmaya İhtiyaç Duyması: Kadın böyle bir ilgiye hayatının büyük kısmında muhtaçtı. (hamilelik, doğum,…) 5- Dış Şartların Zorlaması: 6- Ekonomik Faktörler: Ailenin Yapısı: Kadın (Ana): Aile dışında kadın nedir? Aile dışında ekonomik fonksiyonu ne mana ifade eder? Aile dışında ki cinsel özgürlük kadını nereye götürür, böyle bir şey insani midir? Batı’da ki uygulamalardan hangi müsbet netice alınmıştır? Ana, soyut olarak kadından ayrı bir şey. Kadının kadınlığından yücelerek kutsal anlama yükselmesidir. Bunu temin edense çocuktur. Marksizm, seksüel hürriyetin kadını devrim düşüncesine götüreceği ümidiyle bakar. Liberalizmin kadına bakışı aynıdır. Batı da kadın bir köle – mabududur. Dün yunan ve roma da olduğu gibi günümüzde de kadın kendini bu durumdan kurtaramamıştır. Giyimi kuşamı hep onun için edebiyatta sadece erkeğin hislerine hitabetmiştir. Kısaca kadın, anne olarak yaratılmıştır.Bu onun görevi olduğu kadar hakkıdır da. Bu biyolojik ve psişik bir fonksiyondur ve onun yeri ailenin içidir. Çocuklar: Diğer canlılarda analık sevgisi sınırlıdır (kısa veya uzun); ama insan da hiç bitmez. Çünkü insan yavrusu sevgiye, anne de sevmeye muhtaçtır. Çocuk o dönemi sevgisiz atlatamaz. (yurtlarda vs. yetişen çocuklarda marazi haller görülmüştür) Çocuğun ilgiye sevgiye ihtiyacı kadar, analık babalık da bir ihtiyaçtır. Mesela anne kendi aleyhine de olsa çocuğunun birçok şeyine katlanır. Bu ihtiyaç giderilmezse bunalım başlar. Çünkü süt çıkmasına yarayan prolaktin hormonu aynı zamanda annenin çocuğunu sevmesini sağlar, sevgi imal eder. Fizyolojik ve psişik sebepler bir noktada birleşir ve kadın yaratılış kanunlarına uyar. Önemli olan nokta, kadında ki bu sevgi soyut bir sevgi değildir. Öyle olsaydı önüne gelen her çocuğu aynı oranda sevmesi lazımdı. Sonra bu sevgi derunidir, alışverişe benzemez. Çocuğunda da ona karşı bir sevgi varolur. Bu sosyal psikolojik ilişkinin bir ucunda annelik duygusu öbür ucunda himaye olunma ihtiyacı ve anne sevgisi yer alır. Aile Tipleri: Aileyi sınıflandırma konusunda çok farklı görüşler ileri sürülmüştür. Durkheim, Murdock ve Frédéreic Le Play başlıca fikir sahipleridir. Genel hatlarıyla belirtirsek: Durkheim, 1- Totem ailesi 2- Anaerkil aile 3- Ataerkil aile 4- Pederi aile 5- Soy ailesi 6- Modern aile Murdock, 1- Büyüklüğüne göre aileler a) Büyük aileler b) Küçük aileler 2- Anne – baba hukukunun karakterine göre a) Anaerkil aile b) Ataerkil aile 3- Evlenme tarzı (cinsel sayısı) bakımından a) Monigami b) Poligami (Poliginie ve Polyandrie) 4- Evlenmenin vuku bulduğu yere göre a) Endogami b) Exogami Frédéreic Le Play 1- Pederşahi aile (patriyarkal) 2- İstikrarsız aile 3- Şahsi menfaat ailesi Biz bunlara bakarak bir ayrım yaparsak; Modern Aile: (Ferdileşmiş aile) Fertleri birbirine bağlayan bağlar daha çok ekonomik ve bir dereceye kadar biyolojiktir. İnsan makinenin tamamlayıcısı olduğundan hayatın önemli meseleleri üzerinde düşünmeye fırsat bulamaz. Çocuk istenmez bu aile tipinde. İnadına egoisttir, ferdileşmenin tamamlanışı ölçüsünde toplum dışıdır, bu sebeple yapayalnızdır. Batılı aile tipidir. Evlilikler sosyal ve dini olmaktan çıkıp; ferdi ve laik bir karakter kazanıyor. Aile moleküllerine kadar parçalanıyor ve iki kişi ile başlayan aile sonunda yine ikiye iniyor, kalıntı ailesi oluşuyor. İki kuşağın bir arada durmaması nedeniyle manevi değerlerin, gelenek ve kültürlerin aktarılması mümkün olmuyor. En büyük problemlerden biri yaşlı anne ve baba oluyor. Yaşlı ebeveynlerle oturlulmak istenmiyor, herkes çalışıyor onlara bakacak kimse kalmıyor. Sebep aile bağlarının gevşemiş, homojenliğin zayıflamış olmasıdır. Huzurevleri aile problemlerinin bir çıkış yolu olarak gösteriliyor ve yaşlılar buralarda saygı ve sevgiden uzak hayatlarının kalanını geçirmeye çalışıyor. Çocukların ziyaret etmesi bile yük geliyor. İşte ruhi çöküntülerinin kaynağı bu saygı ve sevgiden uzak oluşlarıdır. Homojen Aile: Homojenlik, feragat, fedakarlık, yardımlaşma ve toplu yaşamadır. Herkes aile bütçesinin imkanları dahilinde, ihtiyacı olan bir şeyler alır. Kazancına göre yaşama değil, ihtiyacın karşılanması prensibi hakimdir. Ana çocuk münasebetleri ekonomik değil, manevidir, ruhidir. Çocuk ananın ninnisi ile büyür, para alan bakıcılarca değil. Kısaca peşin hükümle bakılmadığı takdirde, tartışma gerektirmeyen mükemmelliktedir. Çözülen Aile: Homojen aileden, ferdileşmiş aile tipine geçişi ifade eder. Günümüz ailesinde görülmektedir. Toplumun krizli durumunda gerçekleşir. Genelde Anne baba geleneği, çocuklar değişimi temsil eder. Aile ocağı bir yatakhane veya kantin olarak görülür. (devam edecektir) |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kuranda kadın erkek eşitliği var mı ? | ilker | Arşiv | 325 | 06-05-07 02:26 |
| Hataylı aile evrime ışık tutacak | küçükkarabalık | Doğa Bilimleri | 17 | 05-10-06 19:44 |
| Marksizm nedir ? | petricli | Siyasi İdeolojiler | 134 | 03-04-06 01:08 |
| Sağlıklı Aile | solfej | Konu Dışı | 0 | 02-08-05 13:45 |