| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Ölümlerinin 32. Yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Diğer kategoriler dışındaki her şey |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Kayıtlı Okur Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 3
| Ölümlerinin 32. Yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan “... bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum. İnsanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler. Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.” Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in ölümünün üzerinden 32 yıl geçti. Deniz Gezmiş’in idam sehpasına çıkmadan önce yazdığı yukarıdaki sözler hâlâ unutulmadı. Sürgitinde gerçekleşen, sol hareket açısından birçok olumsuz gelişmeler bile o dönemin gençlik önderlerinin hatırasını silemedi. Sol cenah bir kenara, muhafazakâr veya sağcı kesimler bile onu sahiplenmeye çalıştı. Birileri için ateşli delikanlılık yıllarında anarşik faaliyetlere katılmış bir “fidan”; kimileri için bir masal kahramanı derekesine indirgenen bir film malzemesi olsa da, biz devrimciler için sorun, tereddüt etmeksizin mücadeleye atılmış bu önemli insanların siyasal hayatından gerekli dersleri çıkarmak ve bunu sınıf mücadelesi bağlamında değerlendirmek olmalıdır. 68’ler Türkiye’si ve dünyası Türkiye, kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişimi sonucu, ileri kapitalist ülkelerin yaşadığı sanayileşme ve proleterleşme sürecini 2. Dünya Savaşı sonrasına sarkıtmıştı. Buna koşut gerçekleşen bir diğer süreç de kentleşmeydi. Kırsal alanda doğup büyüyen kuşak bir müddet sonra soluğu şehirde alıyordu. Kırın kapitalizm-öncesi pastoral hayatından çıkıp gelen insanlar, kapitalizmin sömürgen meta ekonomisi doğası karşısında doğal olarak yalpalıyordu. Diğer yandan, bu dönem burjuvazi için de bir semirme dönemiydi. Sanayileşmenin beraberinde getirdiği aşırı sömürü, toplumdaki kutuplaşmayı da billurlaştırıyordu. Ne var ki, palazlanan, palazlandıkça da horozlanan burjuvazi karşısında işçi sınıfı da varlığını hissettiriyor, kendisini görmezden gelenlere ya da yeterli görmeyip yardımcı kuvvetler arayanlara, fiiliyatta bir yanıt vermeye hazırlanıyordu. Burjuva cumhuriyetinin ilk 30 yılında burjuvazinin kesinlikle görmezden geldiği işçi sınıfının ekonomik-sosyal talepleri, kendi niceliksel ve niteliksel artışıyla yasalarda da yansımasını bulmuştu. Görece demokratik ’61 anayasasının yarattığı ortamla ilk kez (kelimenin gerçek anlamıyla) nefes alan toplum, sol yayınlardan nasibini alıyor, parlamentoya temsilcilerini gönderiyor, 200 bin kişilik Saraçhane mitingleri düzenliyordu. Uluslararası arenadaysa iki kutuplu dünyanın batı yakası, savaş-sonrasından itibaren yaşadığı ekonomik büyümenin son damlalarını tadıyordu. Savaş-sonrasında devrimci fırsatlar kaçırılmış, “refah devleti” de hareketin yavaşlamasına etkide bulunmuştu. Doğu yakasıysa 1960’lara kadar yaşadığı sıçramalı ekonomik yükselişleri bitirmişti. Artık dolmakalemin bile karaborsaya düşeceği günlere giden yolun önü açılmıştı. Bürokratik-despotik sınıf, bir on yıl önce Macaristan’da yaptığını bu kez de Çekoslovakya’da uyguluyordu. Yine arızi gelişmeler olarak ele alınması gereken başarılı gerilla-köylü mücadeleleri de devrimci mücadele açısından gündemdeki ağırlığını hissettiriyordu. ’68 olayları işte bu koşullar altında patlak verdi. İşçi sınıfıyla yan yana mücadele ettiğinde kendi gücünü katmerleyeceğini gösteren gençlik hareketi dünyanın dört bir yanını kasıp kavurdu. Düzenden bir şekliyle rahatsız olan kitleler bir kez daha görüşlerini kapı arkasında değil, sokak ortasında gösterdi. Gelgelelim, tıpkı önceki ve sonraki sayısız devrimci kabarış gibi bu da aynı kapıya çarptı: devrimci önderlik sorunu. Bu topraklardaysa gerçek “68 olayları” diğer ülkelerde inişe geçtiğinde geldi ama pir geldi. 15-16 Haziran ile işçi sınıfı devrimciliği yapmak isteyenler açısından sapla saman ayrılmıştı. “âlâ” kuramsal çatışmaların çözümüne yine pratikte ulaşılmış, burjuvazi pılıpırtısını bile toplayamadan şehir dışına kaçmıştı. Ancak düzenden rahatsızlık duyan, değiştirmek için bir şeyler yapmak isteyen genç insanlar açısından bir alternatif olduğu bile söylenemezdi. Bu durumda, TİP’in düzen-içi yollarla kerte kerte ulaşılacak ve bir ucu güleryüzlü sosyalizm anlayışına dek uzanan parlamenter “sosyalizm” çizgisine de haliyle sıcak bakmayan veya o çizgiden kopan devrimciler için arayışlar söz konusuydu. Bu direngen enerjiyi yanlış yollarda heba etmeden sınıf mücadelesinin meşakkatli rotasında değerlendirecek, devrimci kadrolar haline dönüştürecek enternasyonalist bir partinin yokluğu bu süreçte sonuca götürücü bir rol oynadı. Tıpkı o gün olduğu gibi bugünün de temel sorunu budur. Ve bunun farkında olan bizler bugün çok daha şanslıyız. En ufak bir örnekle, bilimsel sosyalizmin kaynaklarına birinci elden ulaşabilmek artık mümkün. Kulaktan duyma veya ikinci kaynaklardan alıntı üzerinden devrimcilik yapmak zorunda değiliz. Sınıf mücadelesinin deneyimleri ışığında bugün bir an önce bir şeyler yapmanın anlamını, yani, önce bunu gerçekleştirecek, katalizör rolünü oynayacak o aracı yaratmak gerektiğini biliyoruz. Keza bu devrimci partinin yaratılması tıpkı o gün olduğu gibi bugün de yakıcı bir sorundur. Bizim için bir diğer önemli çıkarımsa, öğrenci liderlerinin bu denli ön plana çıkmış olmasının yarattığı veya yaratabileceği yanılsamalardır. Tarihin çeşitli vesilelerle gösterdiği üzere kendinden menkul bir öğrenci hareketi düşünülemez. Biz komünistlerin görevi, Marx ve Engels’in uyardığı üzere, her türlü muhalefeti sınıf mücadelesi içerisine kazanmak olmalıdır. Aksi takdirde bunların yalıtık ve güdük kalacağı muhakkaktır. İşçi sınıfı hareketinden kopuk olmayan öğrenci hareketi gerçek gizil gücünü ancak bu şekilde gösterecektir. Biz devrimciler açısından Deniz, Yusuf, Hüseyin ve diğer devrimcilerin mücadeleci hatıralarının yaşatılması da mücadele etmek anlamına gelmelidir. Zira bu devrimci değerlere sahip çıkmak da yine ve ancak fiiliyatta mümkündür. ![]() |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 278
| Erdal Öz'ün "Gülünün Solduğu Akşam" kitabını okumanızı tavsiye ederim. Bu üç kahramanın verdiği mücadeler 1. ağızdan yazılmıştır kitapta. Okurken gözyaşlarımı tutamamıştım. __________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala! Nüans beni ben yapandır, Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 1,179
| ne söylense az ne söylense yalan,Onları anlıyoruz desekte anlama için onlarla aynı şartlarda aynı koşulları aynı zorlukları yaşamalıyız...deniz hüseyin ve yusuf sizleri unutmadık... |
|
| #4 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Kahrolsun emperyalizm diyerek ucuz kahramanlık peşinde koşup,banka soyan,gasp yapan ve milleti birbirine düşürüp devlete karşı ayaklananları da kahraman yaptınız. Gerçek kahraman Atatürkten başkası değildir.O diyarbakırda parasız kalıp,ankaraya dönmek için Osmanlı bankasından borç alan bir liderdir.O en zor şartlarda dahi banka soymayı veya osmanlı bankasına baskın yapmayı aklına bile getirmemiştir. Bu zavallıları kahraman ilan edenler Atatürk'ün nutkunu lütfen bir daha okusunlar. Saygılarımla. |
|
| #5 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın melnur ! Aynı konu türkiye siyasetinde de var.Her bölümde böyle bir konunun açılması gereklimidir, yoksa bu zihniyetin adamları onları kahraman yapma hevesiyle her bölüme taşıma ve ezberletme adınamı iş yapmaktadırlar. |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 756
| Alıntı:
| |
|
| #7 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın aydın 35 ! Alıntı:
| |
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,507
| Alıntı:
| |
|
| #9 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609
| Halkı sömürüp, halkın emeği üzerinden artı değer kazanan, yani halktan çalan bankalardan geri elbet alınır. Para nereye gitmiştir? Halka.. Herkes sınıfını belli ediyor.. Burjuvazinin tarafındakiler sömürünün devamı için "burjuva ahlakıyla" çığırtkanlık yaparken, halkın safındakiler çalınanları alıyor, nasıl gerekiyorsa öyle ya isteyerek ya zorla, fark etmez. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #10 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 1,511
| Alıntı:
| |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Halk Kahramanları & Devrim Şehitleri - Deniz Gezmiş | küçükkarabalık | Türkiye Siyaseti | 363 | 18-05-08 13:26 |
| Halk Kahramanları&Devrim Şehitleri - Yusuf Aslan | küçükkarabalık | Türkiye Siyaseti | 4 | 02-03-06 16:40 |
| Halk Kahramanları&Devrim Şehitleri - Hüseyin İnan | küçükkarabalık | Türkiye Siyaseti | 4 | 03-02-06 14:26 |