| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Neyzen Tevfik (1879 - 1953)/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
| Hayatı ![]() 24 Mart 1879’da Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik’in asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babasının memleketi Bafra'nın Kolay nahiyesi olduğu için soyadı kanunuyla "Kolaylı" soyadını almış. Babası Rüştiye Mektebi muallimi Hasan Fehmi Bey, Annesi Emine Hanım’dır. Kendine özgü yergileri ve yaşam biçimiyle adını duyuran Neyzen Tevfik, babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım'la tanıştı ve ondan ney dersleri almaya başladı. Aynı günlerde de, ilk sar'a nöbetini geçirdi. Bu arada okulu bırakan Neyzan Tevfik’i babası yatılı olarak “İzmir İdadisi”ne yazdırdı. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden başlaması üzerine okulu tamamen bıraktı. Ney’e duyduğu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Neyzen Tevfik, burada Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, ve Şair Eşref gibi pek çok ünlü isimle ile tanıştı ve onlardan Türkçe'nin yanı sıra Arapça ve Farsça dersleri aldı. Şair Eşref, yalnızca dostu ve hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açtı. İlk şiiri bu günlerde, 13 Mart 1898'de “Muktebes” dergisinde yayımlandı. 1898 yılında, babası medrese öğrenimi için Neyzen’i İstanbul'a gönderdi ve Fethiye Medresesi'ne yerleştirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada Mehmet Akif Ersoy'la tanıştı ve Mehmet Akif, dönemin seçkin müzisyen ve edebiyatçıları ile tanışmasını sağladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe ve şalvar yerine Akif'in verdiği setre pantolonu giymesi, akşamları medrese dışında kalması ileri-geri konuşmalara yol açınca, Fethiye Medresesi'nden ayrıldı. Önce Fatih'teki Şekerci Hanı'na, sonra da Çukurçeşme'deki Ali Bey Hanı'na yerleşti. Bu arada babasını tanıyan ve daha sonra Şeyhülislam da olan Musa Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti. Onun sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanıştı. Mehmet Akif'le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif'e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen'e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretti. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardı. 1900 yılında, gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey'le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen aşırı içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verildi. 1949'da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes'e yazdığı önsözde belirttiğine göre, "yüze yakın plâk" doldurmuştur. Öte yandan istibdata karşı olan gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde bir araya gelir; yurt sorunlarına ilişkin ve istibdat karşıtı konuşmalar yaparlardı. Güneş Kıraathanesi'ne gelip gidenlerden Ziya Şakir, bir gün, sözü Eşref'ten açıp Jön Türk hareketinin önderlerinden Ahmet Rıza'ya getirerek Neyzen Tevfik'i konuşturdu ve tüm düşüncelerini öğrendi, ardından da ihbar etti. Gözaltına alınan Neyzen, sıkıntı dolu bir sorgulamadan geçirildi. Bu arada, daha önce tam otuz beş kez jurnal edilmiş olduğunu öğrendi. On beş gün sonra da serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra kendisini Beyoğlu meyhanelerine attı. Bu esnada Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ederek Şeyh Mümin Baba'dan nasip aldı. Siyasi baskının artmasından sonra yurt dışına gitmeye karar verdi ve 1902 yılında Mısır'a gitti. Neyzen Tevfik'in Mısır'da geçen yıllarına ilişkin olarak gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Ama geçimini neyi ile sağladığını ve hicvetmeye devam ettiği biliniyor. Mısır’da bir arkadaşı ile Neyzenler Kahvehanesi açıp işletti. Özbekiye Saz Bahçesi'nde çalarken plâk da doldurdu. Jön Türklerle ilişkili, bir dost toplantısında sarhoşlukla tabancasını ateşlediği ve duruşmada yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" dediği için altı ay hapse mahkûm edildi. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiği için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştu. Bu arada Feride adlı Lübnanlı bir kadınla iki ay birlikte yaşadı. II. Abdülhamit için yazdığı "Abdülhamid'in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun" adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi'nde okuyunca tutuklanmak istendi fakat çevrenin işe karışması ile kurtuldu. "Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir" başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı nedeniyle hakkında tutuklama kararı verildi. Kurtulmak için de "Kaygusuz Sultan" adlı bektaşi tekkesine sığındı. II. Meşrutiyet'in ilânıyla Mısır'dan ayrıldı ve İzmir'e döndü. Daha sonra da İstanbul’a geçti. Çemberlitaş'ta bir han odasına yerleşen Neyzen Tevfik, seyretmek için gittiği ve Ferah Tiyatrosu'nda sergilenen "Sabah-ı Hürriyet" adlı oyunun İttihat ve Terakki'ce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden tutuklandı. Ardından kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı. Neyzen Tevfik 1910 yılında "sarıklı bir zâtın kızı olan Cemile hanımla", kardeşinin ve babasının karşı çıkmasına karşın, annesinin ısrarı ile evlendi ve bir kızı oldu. Ancak yürümeyen evliliği, kızı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son buldu. I. Dünya Savaşı yıllarında, Askeri Müze'nin kurucusu Muhtar Paşa'nın emrinde ve Mehterbaşı olarak askerlik yaptı. Düzenle başı hoş olmayan Neyzen Tevfik, herhangi bir meseleden dolayı Muhtar Paşa ile kavga etti ve askerden çıkarıldı. Daha sonra, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın yalısında Mehter takımının verdiği konseri izleyen Almanya'nın Romanya'daki Kuvvet komutanının ilgisini çekti. Bazı kaynaklarda da onun çağrılısı olarak Romanya'ya gittiği yazılır. Romanya'da piyano eşliğinde konser verdi. 1919 yılında, ilk kitabı “Hiç”i yayınlandı. 1923 yılında Ankara'ya gitti ve kardeşi Şefik Kolaylı'nın yanında 4-5 ay kaldı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı ve Mustafa Kemal'i yücelten şiirler yazdı bu sırada. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi'nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkıştı ancak girişim başarılı olmadı ve iki formadan sonra noktalandı. 1926 yılında Atatürk'le tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sa'ra nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. 1928 yılında, ski dostu Mehmet Akif'i görmek için tekrar Mısır'a gitti ve bir yıla yakın bir süre yanında kaldı. 1930’lu yıllarda, ekonomik destek olsun diye, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Üstündağ'ın girişimi ile Konservatuvar'da görevlendirildi. 1940’lı yıllarda doktoru olduğu kadar dostları da olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman'ın aracılığı ve Valiliğin oluru ile Bakırköy Akıl Hastahanesi'nin 21 nolu koğuşu ona ayrıldı. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar giderdi. Rahmi Duman, Neyzen Tevfik'le ilgili şunları yazmış; "Onu yakinen tanımak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastahanesi'ndeki 18 numaralı serviste (ehline) açmış olduğu şiir ve felsefe kürsüsünün hevesli ve usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuştum." 9 Mart 1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde ney çaldı ve yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik'in eserlerini, onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaştırdı. 1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüken Neyzen Tevfik, “Ağlayan Şarkı” adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar'la oynadı. 1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı. 1930'larda İstanbul Belediye'sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik'in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953'de son buldu. Cenaze namazı Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe… Ne hayatı, ne dünyayı, ne de kendisini "hiç" kavramıyla ifade etmek değildi onun yaptığı. O, karşıtlıkların birbirini var ettiği algılayışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. Para-pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı. __________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala! Nüans beni ben yapandır, Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır... |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
| Koşma Dudağında yangın varmış dediler, Ta ezelden yayan koşarak geldim. Alev yanaklara sarmış dediler, Sevda seli oldum taşarak geldim. Kapılmışım aşk oduna bir kere, Katlanırım her bir cefaya, cevre Uğraya uğraya devirden devre Bütün kainatı aşarak geldim. Yapmak, yıkmak senin bu gamlı ömrü, Ben gönlümü sana verdim götürü. Sana meftun olduğumdan ötürü Sarhoş oldum Neyzen, coşarak geldim. --------------------------------------------------------------------- Koşma Hicran kucağında tuttuğun sırdaş, Çağlamış, bulanmış, durulmuş olsun, Sözüne, sazına güven de yanaş, Kulağı ezelden burulmuş olsun. Boş kafa gezdiren seyyahlar gibi Keşkülünün delik çıkmasın dibi, Arifden anlasın seçsin garibi, Hakikat yolunda yorulmuş olsun. Taban tepmiş olan gam kervanında, Dostunu konuklar tatlı canında, Koçlar gibi duran pir meydanında, Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun. Gel dese de bakma nakes aşına, Bir fırsat arar da kakar başına, Dostun namert dehrin mihenk taşına, Felaket pazarın da vurulmuş olsun. Duysun aşkın elindeki rebabı, Okusun alnında çille kitabı, Neyzen gibi günahının hesabı , Mezara girmeden sorulmuş olsun. -------------------------------------------------------------------- Anladın Mı? Hicran destanını kendinden oku, Mecnun'dan duyup da rivayet etme. Aşkın Leyla'sını gördünse söyle. Söz temsili bulup hikayet etme. Yüz bin Leyla doğar alemde her gün, Senin aradığın zevk, sefa düğün. Tutacağın işi önceden düşün; Daha ilk adımda nedamet etme. Sevdanın oduna pek güvenilmez, Tutuşurşan eğer kolay sönülmez. Bu yolun hükmüdür geri dönülmez, Canına kıymazsan seyahat etme. İyi bak kabına, olmasın delik, Boşuna taşırsın ,gider gündelik. Anında olmalı, ettiğin iyilik, Alem duysun diye, inayet etme. Kabe'den maksadın varmaktır yara, Kör gibi tapınma, kara duvara, Hızır'ı ararsan kendinde ara, Bulamadım gibi rezalet etme. Muhabbet herkesin aklını çelmez, Gönül viranesi kolay düzelmez. Alemden çekinme bir zarar gelmez, Sen kendi kendine hıyanet etme. Şen şatır gönlüne hicran dolmasın, Gençliğin gülşeni gamla solmasın. Neyzen gibi aklın yarda olmasın, Özründen çok büyük kabahat etme ---------------------------------------------------------------------- Geçer Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer, Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer, Ram karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer, Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer, Gece gündüz yok olur an-ı dem adem de geçer. Bu tecelli-i hayat aşk ile büktü belimi, Çağlıyan göz yaşı mı, yoksa ki hicran seli mi? İnleyen saz-ı kazanın acaba bam teli mi ? Çevrilir dest-i kaderle bu şu'unun filimi, Ney susar, mey dökülür, gulgule-i Cem de geçer. İbret aldın okudunsa şu yaman dünyadan, Nefsini kurtara gör masyad-ı mafihadan, Niyyet-i hilkatı bu aşk-ı cihan aradan, Önü yokdan, sonu yokdan bu kuru da'vadadan, Utanır gayret-i gufranla cehennem de geçer. Ne şeriat, ne tariykat, ne hakiykat, ne türe, Süremez hükmünü bunlar yaşadıkça bu küre, Cahilin korku kokan defterini Tanrı düre! Ma'rifet mahkemesinde verilen hükme göre, Cennet iflas eder, efsane-i Adem de geçer. Serseri Neyzen'in aşkınla kulak ver sözüne, Girmemiştir bu avalim, bu bedyi' gözüne. Cehlinin kudreti baktırmadı kendi özüne . Pir olur sakiy-i gül çehre bakılmaz yüzüne, Hak olur pir-i mungan, sohbet-i hemdem de geçer Sözlük : Ram : Boyun eğen,itaat eden Hande-i hurrem : Şen gülüşler Devr-i şadi : Memnunluk, sevinçlilik devri Gussa-i matem : Matemin kederi An-ı dem adem : İnsanın soluk alma anı Tecelli-i hayat : Hayatın talihi ( veya cilvesi) Saz-ı kaza : Mealen : kaderin sazı Dest-i kader : Kaderin eliyle (yardımıyla) Şu'un : Olaylar ( "olup biten " ) Gulgule-i Cem : "Cem" özel isim olarak yazıldığından Hz. Sülayman'ın lakabı olarak alınır (Aynı zamanda Büyük İskender'in de lakabıdır) ve çeviri "Hz. Süleyman'ın sesi" olarak yapılabilir. Niyyet-i hilkat : Yaradılışın amacı Aşk-ı cihan : Dünya aşkı Ara : Mıntıka bölge Gayret-i gufran : Affetme, merhamet etme niyeti Türe : Hak hukuk adalet Efsane-i Adem : Hz. Adem efsanesi Avalim : Dünyalar Bedyi' :Güzellikler Cehlinin : Cehaletinin Pir olmak : Yaşlanmak,ihtiyar olmak Sakiy-i gül çehre : Gül sunan çehre(yüz). Hak : Toprak Pir-i mugan : Meyhaneci Sohbet-i hemdem : Canciğer arkadaş sohbeti(Muhabbeti) __________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala! Nüans beni ben yapandır, Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır... |
|
| #3 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,278
| Beni Neyzen Tevfik'in edebi yönünden öte, neyzenliği etkiler. Taksimlerle terapi uygular, ruhu rahatlatır. Hele içki kullanıyorsanız, etkisi daha bir artar. |
|
| #4 | |
Onay bekleyen Yazar Adayı Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 21
| Kime sordumsa seni dogru cevap vermediler Kimi alçak, kimi hirsiz, kimi deyus dediler. Künyeni almak için partiye ettim telefon, Bizdeki kayda göre, simdi o mebus dediler. |
|
| #5 | |
Onay bekleyen Yazar Adayı Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 21
| Kim demis bizde bir demokratik idare yoktur, Ne demek,olmasa elbet disaridan aliriz. Sir edip karne usulüyle o gümrük malini, Karaborsaya veriri,biz bize benzer kaliriz. |
|
| #6 | |
Onay bekleyen Yazar Adayı Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 21
| ...... ne ararsin tanri ile aramda sen kimsin ki orucumu sorarsin? hakikaten gözün yoksa haramda basi açiga neden türban sorarsin? ........ |
|
| #7 | |
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 753
| Türkü yine o türkü, sazlarda el değişti yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti Neyzen Tevfik Neyzen'e ait beğendiğim sözlerden biridir.. __________________
Kendi kalbini arıt bana ilişme, bende ki küfür sende ki imana neyler Korkusunu sürdüğün sırat köprüsü, yolu doğru süren insana neyler |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 334
| Aslında üstadın o kadar çok paylaşılacak yapıtı var ki..Ancak biraz müstehcen olduğu için burada yapamıyorum bunu =) __________________
İç bade, sev güzel var ise akl-ü şuurun, Dünya var imiş yok imiş ne umurun. |
|
| |
| #9 | ||
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 753
| Alıntı:
O kendi halini en güzel kendi dizelerinde dile getirmiş.. Hicran kucağında tuttuğum sırdaş Çağlamış bulanmış durulmuş olsun Sazına sözüne güven de yanaş Kulağı ezelden burulmuş olsun Taban tepmiş olan gam kervanında Dostunu konuk et tatlı canında Dostunu mihman et tatlı canında Koçlar gibi duran pir meydanında Aslanlar yurdunda kurulmuş olsun Duysun aşkın elindeki revabı Okunsun alnında çile kitabı Neyzen gibi günahının hesabı Mezara girmeden sorulmuş olsun __________________
Kendi kalbini arıt bana ilişme, bende ki küfür sende ki imana neyler Korkusunu sürdüğün sırat köprüsü, yolu doğru süren insana neyler | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|