Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Ustalardan Seçkiler

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Jack London

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski05-08-06, 12:26  #1
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
Jack London



Jack London Ünlü Amerikalı yazar. 1876 yılında San Fransisco'da doğdu, 22 Kasım 1916’da San Francisco’da öldü. Çocukluğu yoksulluk içinde geçti. 14 yaşında okulunu bırakarak hayata atıldı. Türlü işlere girip çıktı, Amerika içinde ve dışında uzun, maceralı yolculuklar yaptı, hapis yattı. Giderek militan bir sosyalist oldu. İlk kitabı ‘Kurt Dölü’ 1900 yılında yayınlandı. London, 17 yılda "kıpır kıpır hayat ve düşünce kaynayan" (Anatole France) elli ciltlik dev bir eser vermiştir. Eserlerinde yaşam kavgasını romantik bir bakışla anlatır, çoğu eserinde sert bir kapitalizm eleştirisi göze çarpar. Kitapları yabancı dillere en çok çevrilmiş ABD’li yazarlardandır.
1897’de Klondike’a altın aramaya gidenlere katıldı ve “Vahşetin Çağrısı” dahil birçok kitabını bu tecrübesinden yararlanarak yazdı. İlk defa 1903 yılında The Saturday Evening Post’da yayınlanan ve Jack London’ı üne kavuşturan Vahşetin Çağrısı (The Call of the Wild) nefes nefese okuyacağınız bir dünya klasiğidir. Üstadın sonradan yazdığı, Demir Ökçe ve Martin Eden de birer dünya klasiği olmayı başarmıştır. Martin Eden kısa hayatı süresince yazarın meydana çıokardığı en büyük eser olarak nitelenir.


Jack London, yapıtları yabancı dillere en çok çevrilmiş ABD'li yazarlardan biridir. İşi gereği sürekli gezen bir astroloğun oğluydu. Babası tarafından terk edildikten sonra California'daki Oakland'da, annesinin ve London soyadını aldığı üvey babasının yanında yetişti. On dört yaşında, yoksulluktan kurtulmayı ve serüvenlere atılmayı düşünerek okulunu bıraktı. Bir tekneyle San Fransisco Körfezi'nde dolaştı; istiridye çalarak ve sahil koruma devriyesinde çalışarak geçimini sağladı. Tayfa olarak çalıştığı bir gemiyle Japonya'ya gitti. 1893'teki iktisadi paniğin ardından yürüyüşe geçen işsizler ordusuna katılarak ABD'nin hemen her yerini gezdi. İktisadi bunalımın doğurduğu güç koşullarla karşı karşıya kaldı, bir süre hapis yattı. Halk kütüphanelerinde kendini eğitti. On dokuz yaşında dört yıllık orta öğrenimi bir yılda tamamlayarak Berkeley'deki California Üniversitesi'ne girdi. Ama bir yıl sonra okulu bırakarak Klondike bölgesinde altın arayıcılarına katıldı. Ertesi yıl Klondike'ten döndü, ama yine yoksuldu ve işsizdi. Şansını bir kez de yazarlıkta denemeye karar verdi.
Her geçen gün daha çok ürün vermeyi hedefliyordu. Yazar olabilmek için büyük bir iyimserlik ve enerjiyle çalıştı. İki yıl içinde büyük ilgi görmeye başladı, geniş bir okur kitlesine ulaştı. 17 yıl içinde kitaplarının sayısı 50'yi buldu. ABD'nin en çok kazanan yazarı olduysa da, bu para hiçbir zaman giderlerini karşılamaya yetmedi daha çok para kazanmak için daha çok yazdı.
1910'da California'da Glen Ellen yakınlarındaki bir çiftliğe yerleşerek yaşamının geri kalan bölümünü Kurt Evi (Wolf House) adını verdiği görkemli evinde geçirdi. 40 yaşında yaşamı son buldu.
Açlar Ordusu, yazarın bir anlamda yaşam serüvenidir. Yukarıda kısaca anlatılanlar bu yapıtta tüm ayrıntılarıyla sergilenmektedir. Bu yapıt Jack London'un en önemli romanlarındandır.
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 12:29  #2
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
ESERLERİ

ADEMDEN ÖNCE

Ademden Önce, konu açısından Jack London'ın öbür yapıtlarından oldukça değişik olmasına karşın, 'hava' bakımından yine de onlara benzer. İnsanoğlunun çok uzak geçmişini, yarı-insan olduğu kadar, soluk kesici ve anlamlı bir serüven romanıdır da. Her yaştan okura, kendi uzak geçmişini böylesine canlı, böylesine derin bir özdeşleşme yaratarak anlatan bir başka yapıt yoktur. İnsanın insan olma savaşı, Jack London'un büyük bir ustalıkla anlatıldığı bu yırtıcı savaş, coşku verici olduğu kadar acıklıdır da.

ALTTA KALANLAR

Buradaki yaşam hem gridir, hem de bulanık. Burada yaşayanlar acz içinde, umarsız, umutsuz, hastalıklıdır. Temizlik için yapılan en ufak bir girişim bile, kahkahalarla karşılanan davranışlar içine girer burada. Buralara yağan yağmur bile doğallıktan uzaktır ve ortalığı temizleme gücünden yoksundur. O da her şey gibi yağlıdır, düştüğü yeri daha çok pisletir. Buradaki duvarların ardında, sıkıntı içindeki insanlar yaşamını sürdürür. Burada ruh inceliğinden söz etmek alay konusu olur, dünya nimetleri yoktur burada.

ATALARININ TANRISI

Jack London (1876-1916) yaşamının dönüm noktasını oluşturan bir yıllık müthiş bir serüvenden - Klondike'da, altın peşinde geçirdiği başarısız çabalardan - ABD'ne keseleri altınla dolu olarak değil, ama altından çok daha değerli birikimlerle, zengin deneyimlerle döndü.
Klondike deneyimlerinin ürünleri olan ilk öykülerinin hemen hemen tümü, yabani kuzeyin soğuk ıssızlığında "Sarı metal" uğruna çile çekmeye katlanan serüvenciler üzerinedir. "Atalarının Tanrısı" ve "Kurt Dölü" adlı kitapta toplanan bu öykülerin tümü, yazarın "Vahşetin Çağrısı" ve "Beyaz Diş" (Engin Yayıncılık - M. Ergin çevirisi) adlı iki uzun öyküsün kazandığı büyük başarının ardından yayınevlerince adeta kapışılarak yayımlanmıştır.
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 12:32  #3
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
ESERLERİ

JOHN BARLEYCORN

Jack London'ın John Barleycorn adlı eserini okumuş olan çağdaş eleştiriciler bunu bir "alkolik klasiği" olarak nitelemişlerdir. Bana kalırsa, bu eser bir edebiyat şaheseridir. John Barleycorn, Jack London'ın yazdığı eserlerin en üstünü olmasının yanı sıra, kendi gerçek yeri göz önüne alındığı takdirde, yüzyılımızın en dokunaklı belgelerinden birisi, çekingen ve acı çeken bir dahinin raslantı sonucu yazdığı bir eserdir.
- A - Calder Marshall-

BEYAZ DİŞ

Unutulmaz bir serüven öyküsü olan Beyaz Diş, bir Kızılderili kurt kırmasının öyküsünü anlatır. Savaşçıların en büyüğü olan Beyaz Diş, vahşete vahşetle karşılık verir. Ta ki, şefkate şefkatle karşılık verme şansını bulana dek... Beyaz Diş, modern dünyanın vahşetini kendi üslubuyla apaçık betimleyen ve bu karikatürize edilmiş gerçekliği geri püskürten unutulmaz bir başyapıttır.
Donmuş ırmağın iki yakası, ışık girmez bir ladin ormanıyla kaplıydı. Rüzgar, dalları kaplamış kar örtüsünü az önce eritmişti. Etkisini giderek yitiren günışığında ağaçlar kazanlık, korkutucu şekiller çizerek birbirlerinin üzerine kapanıyormuş gibiydi. Kımıltısız, cansız, her tür acıdan uzak ve ıssız olan vahşi ülke üzerinde boğucu bir sessizlik hüküm sürüyordu. Sanki gizlice çınlayan acı bir gülüş varıd; akla gelebilecek tüm acılardan daha korkunç, Sfenksin donuk gülümseyişi kadar soğuk, zorlu tutkulara benzeyen bir kahkaha... Acıma bilmeyen sonsuzluk, yaşamla, yaşama tutunma çabasının gereksizliğiyle alay eder gibiydi. Kuzeyin katışıksız, durmak bilmez vahşetiydi bu.

BEYAZ SESSİZLİK

Ve insanın gözünü en çok korkutan, yüreğinin ağzına gelmesine neden olan işler içinde en kötüsü, daha önce hiç gidilmemiş bir yolda gitmek, yolculuk etmek olsa gerekti. Geniş ve büyük kar ayakkabısını, dimdik yukarı, kar yüzeyinin tamamen üstüne çıkana kadar kaldırmak zorunda kalırdı insan. Yoksa bir milimlik bir kayma bile insana feleğini şaşırtırdı. Sonra kaldırılan ayak ileri ve aşağıya doğru bastırılırken diğer ayağı dik olarak diz boyu kadar kaldırmak gerekirdi. Diyelim ki çömezin biri, tesadüfen de olsa, kar ayakkabılarını birbirine fazla yaklaştırmayıp tehlikeli yerlere basmayacak olsa dahi, yüz metre ilerledikten sonra bitkin bir halde karların üzerine yığılıp kalırdı; başı döner, midesi bulanırdı. Yolun çetinliği insanın imanını gevreten cinstendi. Habire tetikte olmaktan insana gına gelirdi; fakat bütün bir gün köpeklerin önünde herhangi bir kazaya, belaya uğramadan yolalabilen bir insan, her tür anlayışın ötesinde bir gönül rahatlığıyla, gururla battaniyelerine sarınıp uyuyabilirdi.


BOKSÖR

Boks sporunun, spor ahlakının oluşmadığı dönemlerde nasıl bir istismara, sömürüye kaynaklık ettiğini; boksörün de, boks sever izleyicilerin de birtakım simsarlar tarafından oyuna getirildiğini anlatıyor. Vahşi doğayı avucunun içi gibi tanıyan büyük usta London, ring dünyasının çirkinliklerini de aynı yetkinlikle gözler önüne seriyor.
Yine hayranlıkla okuyacağınız bir yapıt.


CİNAYET ŞİRKETİ

Cinayet Şirketi, eylem ve serüvenin ağır bastığı felsefi bir romandır: Gerçeküstünde erimeyen, ama tam anlamıyla gerçek olarak kalmayan, inanılmaz ile yüce arasında parçalanan gerçek'in irdelendiği bir roman...
Jack London,
• filozofluğa özenen aydın bilgiçliğini ince bir ironiyle taşlıyor,
• şefe tapınma yurttarmacına sırt çeviriyor,
• adalete üstün tutulan düzeni yerin dibine batırıyor,
• hayatı baskı altında tutan bir araç saydığı ahlakı yadsıyor. Ve böylece Nietzsche'nin felsefesini, insanüstünü ve bireyciliği en sert en inandırıcı bir biçinmde gözler önüne seriyor.
Cinayet Şirketi, mutlaka okunması gereken ve şaşırtıcı bir güncellik taşıyan önemli bir romandır.


DEMİR ÖKÇE

Dünyada çok büyük bir okur kitlesinin ilgisini kazanmış olan büyük yazar Jack London, varsayımlar üzerine kurduğu ünlü romanı Demir Ökçe'yle işçi sınıfı yazınında haklı bir yer almıştır. Marx'ın yapıtlarının çoğunun Amerika'da yayımlanmadığı bir dönemde (1906), işçi hareketlerinin doğuşuyla birlikte kitlelerin bir işçi sınıfı yazarı arayışına yanıt veren tek yazar Jack London olmuştur. İşçi sınıfı yazını, işçi hareketinin gücünün bir ölçüsü, bir ifadesi olacak biçimde gelişebilir ancak işçi sınıfının gelişen bilincini yansıtan ürünlerin ortaya konması beklenebilirdi; İşte Jack London'ın ölmezliğinde büyük payı olan Demir Ökçe, bu gereksinmeyi doyurmakla toplumcuların ilgisini ayakta tutmaya başarmıştır.
Eserlerinde doğanın karşı konulamaz gücünü alt etme ve hayatta kalabilme mücadelesini romantik bir yaklaşımla ele alan Jack London, Demir Ökçe'de sınıf mücadelesini konu alır. Genç bir iyi aile kızı, sınıfsal konumuna karşın, sosyalist bir lidere âşık olur ve yaşadığı bu ilişki süresince kapitalizmin toplumda yarattığı yıkımları ve işçi sınıfının günlük yaşama mücadelesini keşfeder. Bu romantik fonda London Amerikan işçi sınıfının çok iyi bir resmini çizer. Kitap 1907'de yazılmış olmasına karşın, 1914 ve 1918 yılları arasında geçer. Demir Ökçe, çarpıcı imgeleri, belli başlı diyalogları ile oldukça sert bir üslupla kaleme alınmıştır.
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 12:39  #4
phidas
 
phidas'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 4,233

Müthiş bir hayal gücüne sahip.

Bir kitabında size verdiklerini maksim gorkinin 20 kitabında bulamazsınız.

Kitaplarını bir deli gibi okurdum.

Kitabı aldığımda bitirmeden yemek bile yemezdim. Önce bitecek.

"Cinayet şirketi" isimli kitabını okuduktan sonra kitaptaki kurgu için

"ulan bu ne böyle be" demiştim.

"bir sivrisineğim kanat çırpışı tüm evreni sallar " gibi müthiş sözlerine rastlıyoruz kitaplarında.

Bir vahşetin çağrısı bir demir ökçe müthiş kitaplar.

Beyaz diş teki hayal gücü kesinlikle mükemmel .

O kurtlardan olası geliyor insanın.
phidas is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 12:40  #5
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279
ESERLERİ

MARTİN EDEN

Otobiyografik bir çalışma olan "Martin Eden", Jack London'ın en önemli eserlerindendir. Bireyciliğe olan saldırının ön plana çıktığı eserdeki serüvende, Jack London'ın lasik üslubuyla bir iç savaş bir arayış vardır. Martin Eden bu amaçsız arayışta yalnız ve ümitleri tükenmiş bir insandır.
“Kendisi için ise güzelliğe hizmet etmesinin sevinci, onun için yeterli bir ücretti. Ve Ruth’ u güzellikten çok seviyordu. Dünyadaki en iyi şeyin aşk olduğunu düşünüyordu. Onun içindeki devrimin itici gücü aşk olmuştu; onu kaba bir denizciden bir öğrenciye ve bir sanatçıya dönüştürmüştü. Bu nedenle ona göre bu üçünden en iyisi en büyüğü, öğrenmekten ve sanatkarlıktan daha büyük olan aşktı. Şimdiden, anlamıştı ki kendi beyni, Ruth'un kardeşlerinin beyinlerinin ya da babasının beyninin ötesine ulaştığı gibi, Ruth'unkini de geçmişti. Onun bir yıl kadarlık kendi kendine çalışması ve donanımı, dünya, sanat ve yaşam konularında ona Ruth'un sahip olmayı hiçbir zaman umut etmeyeceği bir ustalık vermişti.
Bütün bunları kavramıştı, ama bu Ruth'a olan aşkını etkilemedi; ne de Ruth'un ona olan aşkı bunan etkilendi. Aşk fazlasıyla güzel ve soyluydu ve Martin aşkı eleştiriyle kirletmeyecek kadar sadıktı."
Her yeri ateş gibi yanıyordu. Ona cevap verirken o kadar mutlu olmuştu ki e diyeceğini bilemememişti. Telefon konuşması boyunca, Browning ve hasta Elizabeth ile ilgili kafasındaki düşünceler dans ediyordu sanki. Daha önce ne olmuşsa şimdi de olabilirdi ve Martin Eden bunu pek tabii ki Ruth Morse için yapabilirdi. Odasına gidip Spencer'in yerde duran 'sosyoloji' kitabını açtı. Ama okuyamıyordu. Aşk ona acı vermiş, bütün iradesini hakimiyeti altına almıştı. Bütün denemelere rağmen kendini mürekep lekeleri bulunan masada bulmuştu. O gece bitirdiği sone, iki ayda tamamlayabildiği elli sonelik aşk zincirinin ilk halkasıydı. Yazarken aklında hep 'Portekizlilerin Aşk Soneleri' vardı. Sonelerini en iyi şartlar altında, hayatının en güzel anında ve aşktan her yeri titrerken yazmıştı.
Yabansı doğanın yırtıcı yaşam savaşımından, yabancı kapitalizmin yaşamı amansız bir kavga haline getiren gaddarlığına kadar, sonsuz çeşitli çevre ve ortamn içinde, güçlü olanın ayakta kalacağı kuramını işleyen sayısız eserleri içinde önemli bir yer tutan otobiyografik eserlerinin, yazarın, bir hizmet hayvanı olmaya başkaldırışla, tanınmış bir yazar oluşu arasındaki savaşın dönemine ilişkin en çok ayrıntıyı içeren ve edebi değeri en büyük olanı hiç kuşkusuz Martin Eden'dir.

Yazarın en büyük eseri olarak kabul edilen Martin Eden, Dünya klasikleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Yukarda kitabı kısaca tanıttık ama, bir de bu kitabın yazılış hikayesini duymanızı isterim. Define aramak ve gemicilik yapmak uğruna tahsilini yarıda bırakan Jack London, “Martin Eden’i yazmadan önce de tüm mal varlığını gözden çıkarıp bir gemiye miço sıfatıyla katılır ve bunun dahi ücretini öder. O gemide yaşadıkları define uğruna atlatılan badireler ve daha niceleri birer birer bu kitapta kaleme alınmıştır. Çılgınlıklarının son noktasına çıktığı kitap hem “best seller” hemde bir klasik olmuştur. Döneminin en fazla kazanan yazarı olmasına rağmen, tutkularından ödün veremeyeceğini göstermiştir. Arşivinizde bulunmasını dilerim.

TANRILAR VE KÖPEKLER

Jerry, yepyeni romanlarda bugüne dek rastlanmamış bir kahramandır. Yalnız konusu köpekler üzerine olan hikayelerde değil, roman adı altındaki bütün eserlerde Jerry gibisine rastlanmaz. Bu köpeğin apayrı, canlı davranışları, köpek sevenler kadar ruhbilimcileri de etkileyecektir."


VAHŞETİN ÇAĞRISI

İhanete uğrayan ve kuzeyli tacirlere satılan, St Bernard-İskoç köpeği kırması Buck, donmuş Yukon toprakları boyunca kızak çekmeye zorlanır.
O ve takımdaki diğer köpekler neredeyse canları çıkana kadar dövülmektedir, ancak Buck, John Thornton tarafından bu zulümden kurtarılır ve onun yanında "sevgiyi" öğrenir. Buck artık hayatta kalmayı ve kendi başının çaresine bakmayı öğrenmiştir; öyle ki, yeniden özgür kalıp yabana döndüğünde, karşılaştığı şey korku ve hayranlıktır.
Buck, eğer gazete okuyabilseydi, sadece kendisi için değil, Puget Sound'dan San Diego'ya kadar bütün köpekler için geçerli olan ve gittikçe artan tehlikenin farkına varırdı. Kutup karanlığında el yordamıyla yol arayan adamlar, artık o sarı metali bulmuşlardı ve nakliye şirketlerinin keşifte hızla ilerlemesiyle, binlerce insan kuzeye akmaya başlamıştı. Bu insanlar, mücadele edebilecek güçlü kasları, soğuktan korunabilecek kalın kürkleri olan köpeklere ihtiyaç duyuyorlardı.
Jack London'ın başyapıtı Beyaz Diş, ilk çağlardan günümüze, kurdun efsanevi krallığında cesaretin, açıkyürekliliğin ve gözüpekliğin destansı bir anlatımını sunuyor.

YOL

Jack London'ın, delikanlık çağının önemli bir bölümünü kapsayan Yol adlı yapıtı da hem Martin Eden gibi, John Barleycorn gibi otobiyofrafik bir nitelik, hem de daha sonraki olgunluk çağının önemli bir çalışma ürün olan Uçurum İnsanları gibi, toplumbilimsel bir nitelik taşır. Çağdaş Amerikanın yetiştirdiği, Halk Müziği'-nin en büyük temsilcilerinden gezgin ozan Woody Guttry gibi daha nice nice Amerikalı sanatçının yaşam biçimi olarak örnek aldığı Yol'daki yaşam biçimini tanımadan, gerçek Amerika'yı Amerikalıyı kolay kolay tanıyamayız.
Bir dönemdeki Amerikan gencinin 'düşü' ile, çok daha sonraki Amerikan insanının 'gerçekleri' arasında adeta köprü kuran bu iki kitabı, İstiridye Korsanları ile Yol'u bir arada sunuşumuzun bir nedeni de budur.


...Cesedimin tahta bir kutuya konulmasındansa yakılıp kül olmasını tercih ederim. Yarası parlayan bir ay parçası olmaktansa, bir meteor parçası olmayı, kül olup savrulmayı tercih ederim...
Jack London
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 12:42  #6
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279

Son olarak; kaynak belirtmediğim bu ve buna benzer tüm bilgi aktarımlarım kendi arşivimdendir. Yıllardır süregelen edebiyat merakımla okuduğum ve beğendiğim bir çok yazarın biyografisini arşivimde bulunduruyorum.
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 15:15  #7
439
 
439'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 279

Alıntı:
Sayın kanaat şöyle demiş:

"bir sivrisineğim kanat çırpışı tüm evreni sallar " gibi müthiş sözlerine rastlıyoruz kitaplarında.
Haklısınız Sn. kanaat, müthiş benzetmeleri var. Hemen her cümlesi vecize oalcak türden zaten...
__________________
Kimse nüansların önemini anlamıyor hala!
Nüans beni ben yapandır,
Aynı zamanda katilim olacak bıçaktır...
439 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-08-06, 21:11  #8
arsenik
Yazar Adayı
 
arsenik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 12

Vahşetin Çağrısı (The Call of the Wild) bu eseri ingilizce olarak üç kere türkçe olarak 1 kere okudum her seferinde etkilendim hatta çizgifilm mini bile izledim ... bence süper bir yazar
arsenik is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-09-06, 23:02  #9
tecelli
Kayıtlı Okur
 
tecelli'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 78

Gerçekten büyük bir yazar. Vahşetin çağrısı adlı romanını okudum ve çok beğendim. Hayal gücünün sınırlarını zorlayan bir yazar...
tecelli is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski12-09-06, 22:49  #10
elif ezgi
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
elif ezgi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 160

Benim için en güzel yanı özgürlüğü anlatışı.Bir kaplanın gözlerine bakıyormuşçasına sert,bir serçeyi severcesine inceden,bir anne kadar içten geliyor;özgürlükle ilgili ifadeleri bana.Amma üslubu biraz ağır.Demir Ökçesini bitiremedim ben mesela.
elif ezgi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 17:06.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz