| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Kölelik devam ediyor mu ?/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 1,464
| El emeği ve zihinsel emek arasındaki ilişkiyi nasıl tarif edersiniz? Bu , her zaman kafamı karıştıran bir soru olmuştur, üzerinde onca düşünmeme rağmen her defasında farklı sonuçlara varabildiğimi gördüm. Bu ikisi arasındaki ilişki karşıtlık mıdır sizce ? Toplumsal zorunluluk, birbirini tamamlama, zeka farkı, kölelik çağında doğmuş kibarlaşarak (?) devam eden bir gelenek... Ve daha başka ne, neler ? Bir insan garson olarak mı doğar yahut yönetici ? Toplumların gelişiminde aramak gerekiyor soruların yanıtını. El emekçisi okumamış; mecbur fizik gücünü kullanmaya; biz okuduk adam olduk (!) mu demeliyiz ; fırsat eşitsizliği , koşullar mı demeliyiz? İş zeka ve gayrete kalmış diyenler de olacak elbet; bu kadar katı düşünmeyin derim. Tarih diye bir gerçeklikten haberdar olanlar genellikle kökeni kurcalar. Benim çıkmaza düştüğüm nokta; her ne kadar emeğin tam karşılığı verilmese de ; verildiği varsayımında el emeğinin ve zihinsel emeğin değer paylaşımı; ücretler vb.. El emeği ve zihinsel emek arasındaki tarif etmekten kaçındığım ilişki köleci despotizm çağından bu yana var. Bu ilişkinin keskinleşmesinin nedenleri de var. Fizik olarak çalışmak zorunluluğundan kurtulmuş olanlar ; kendilerini zihinsel işlere verebiliyor; Tarih sahnesinde bunun en belirgin örneği ve çıkış noktası kanımca köle efendi ilişkisidir . Farklı olan şu: Fırsat eşitsizliği ve koşullar nedeniyle artık köle doğuyoruz; önceden üst soyumuzun köle olması nedeniyle köle doğuyorduk. |
|
| #2 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Yazi, birden fazla baslik altinda incelenebilecek bir acilima hazir yazilmis sanki. Tesekürler sayin Rebel. Bu konularin hemen hepsi dünden bu güne hem düsünürleri hem de ekonomicileri yakindan igilendiriyor saniyorum. Paranin var oldugu, her seyin bir degeri oldugu dünyamizda, bu sorunlara tatmin edici yanitlar bulunduguna da pek inanmiyorum. Bulunsaydi bu durumda olmazdi dünyamiz. Sosyalizm denemelerinde dahi, ayni sorunlar vardi. Kibarlasmis bir köleci cagda mi yasiyoruz diye cok düsündüm bende. Belki de öyle. Haklisiniz, bu konuyu ayri zaman dilmlerinde her düsünüsünde insan, farkli sonuclara variyor, bir önceki düsünüsü doyurucu olmuyor. Sanki yasam karma sistemi üzerine kurulu. Ne ekersen onu alirsin örnegi. Elma agaci gibi; ne kadar bakar sularsak o kadar elma veriyor bize..gibi. Ama is insana gelince de durum ayni midir? kimbilir, belki. Alıntı:
Icinde yasadigimiz emek sermaye iliskilerinin ve sistemlerin bu sorunu kesinlikle aydinlatamadigini biliyoruz. He ne kadar adaletli olursaniz olun; sanki sözünü ettiginiz iki emek(el emegi ve zihinsel emek) arasindaki fark hic kapanmayacak gibi. Yani söyle; kapanmaz ama, buna karsin her iki taraf ta yasamasi icin kendine gerekli kazanimi, kosullar dahilinde bir takim iyilestirmeler , devrimler vb. nedenlerle elde edebilir. Bu yanit da aslinda beni doyurmuyor nedense. Cünkü, her zaman birinin, digerine üstünlügü, para ölcüt oldugu sürece olacaktir. Bu üstünlük (zihin-el emegi arsindaki deger farki), dediginiz gibi giderek bir tarafi yine kibarca kölelestirmis olmuyor mu? __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-08-06 05:24 . | |
|
| #3 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 1,004
| Toplumların gelişim dizgesini de kapsayan oldukça geniş bir konuyu bir solukta anlama, özümseme ve anlatma becerisi süpürgesiyle yolculuk yapabilenlere ait olsa gerek!.. Neolitik devrim, tek başına kadının becerdiği bir devrimdir. Kendisine benzediğini anlar anlamaz tohumu toprakla buluşturmuş ve ne olduysa da ondan sonra olmuştur! Erkek avcılıkla, kadın devşirmecilikle uğraşıp, barınak olarak sadece konut düşünülürken; ambar denilen yapı insan yaşamına girmiş, yönetime ilişkin ilk fikir de fesatlık olarak tezahür etmiştir! Fesatlık diyorum, çünkü yenilebilecek miktardan fazlasını üretmeyi bulan kadını zaptu-rapt altına alma fikir işçiliği(!) erkekte ilk böyle doğmuş, gelişip yönetme anlayışı halini almıştır.. Sonra devlet kavramı doğup, ordular icat edilip, savaşlar patlamaya başlayınca; ambarlardan önce ücretsiz işçi (toprak ve seks işçisi) kadınlar ilk yağma malzemesi olmuş. Adına da köle denmiş!.. Toplu yaşayanlar arasında statü farklılıkları da böylece başlamış ve tarih, güçlüler ile güçsüzler arasındaki mücadelenin kaydına böylece başlamıştır. Bu devam ediyor mu? Din diye dayatılanlar eril kültür dayatmasından başka bir şey olmadığı için evet! Hele İslamiyet! Tarım devriminin üstüne geldiği için daha toprak kokan kurallarla bezeli! Bu, aynı zamanda köleci eril güç kuralları ile bezeli de demek! Erkek egemen, üretileni yöneten lehine ve mevcudu muhafaza esaslı da demek elbet! Modern toplum anlayışının, yaşamın kurucuları kadınlara armağan(!) ettiği modern köleliğe itiraz edilmiyorsa, fikir işçiliği-fiziki işçilik ayrımı çok da anlamlı olmaz. İşçi sınıfı bilimi konuyu ak yakalı-mavi yakalı ayrımında ele almışsa da kapitalizmin bu günkü başarıları (ki bana göre konjonktüreldir) adeta herkesi yerine mıhlamıştır. Son tahlilde sanayi toplumu işçileri ayrımsız emperyalist soygundan nemalandırılmak suretiyle konu rafa kaldırılmıştır!.. Gelişmekte geçikmiş olan toplumlar için de din denilen manzume; karın da doyurur, imar abad işleri de yapar, olmazsa öte dünyayı vaadeder ve iş biter! Haydi maşallah! Oldu da bitti inşallah! Haa! Biliyor muydunuz? Ölen bir insanı, geri dirilsin diye toprağa gömme fikri de bir kadından çıkmıştır! |
|
| #4 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 1,464
| Her iki cevap sahibi de yazının kapsadığı alanı beğenmiş sanırım; evet zor bir konu ve şimdik 3 cadı bu konuyla ilgileniyor Sn. Salah ![]() Ancak bu alanın genişliği konunun ta kendisiyle ilgili ve aklımda daha bir yığın soru var... El emeği- zihinsel emek karşıtlığı diyebiliriz artık bu ilişkiye ; düşüncelerine güvendiğim her iki yazardan beklediğim cevapları aldım. Güçlünün, güçsüze baskın çıkışı ilk kadınla erkek arasında olmuştur diyorsunuz; öyle ya çok da gerilere gitmeden aileden başlayalım, buna katılıyorum. Kadının üretkenliğine\işçiliğine ceza ; kölelik miydi ? Kadın erkek karşıtlığı (!) bir tarafa bırakılırsa ; insan olanın zihniyeti hemen çalışmış ve : "Madem üretiyor, bunlar ne olacak diye düşünmeye başlayayım" demiş. Sonra da bu onun işi olmuş. Sonra bu giderek topluluklara yayılmış ve devlet kavramı ortaya çıkarak devletin de temellerinden biri haline gelmiş. O zaman devlet; kölelik kurumu üzerine kurulmuş bir kavramdır. Anaerkil, Ataerkil karşıtlığı konumuzun önemli bir unsuru; toplumlar tarihinde olduğu gibi. Bu nedenle kadına armağan kölelik; el emeği - zihinsel emek karşıtlığının çıkış noktası olup itiraz edilecek noktalardan ilki. Konunun yalnızca bu noktadan ele alınması ise amacını saptıracaktır; zira uçamayan cadılar türeyecek ![]() |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 1,028
| İlk iş bölümü insanlığın ilkel-komünal dönemde kadın ve erkek arasında olmuş deniliyor. (Morgan ve Engels gibi bir çok kişi tarafından) Aile şimdiki gibi gelişmediği için, tek evlilik de yok, çocukların sadece anneleri biliniyor; ve çocukları belli bir yaşa kadar anneleri yetiştiriyordu. Böylece soy anne üzerinden devam ediyordu. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek için meta üretmek zorundaydılar. İlkin yiyecek... Avcılık balıkçılık ve toplayıcılık yapacaklardı. Çocukları yetiştiren ve fiziken de biraz zayıf olan kadın toplayıcılık, erkek ise uzun av süreleri, zorlu takipler içeren avcılık yapmaya başladı. Bu bir iş bölümüydü. İkisinin birden aynı işi yapması gereksizdi. Ama burada bir kölelik veya bir 'erk'ten söz etmek mümkün değildir. İnsanlığın yarısı bir işi, diğer yarısı başka bir işi yapıyordu. Herkesten kabiliyeti kadar. Herkese ihtiyacı kadar da veriliyordu. Yani bir kölelik, sömürü yok. Hem-cinsler arasında da işbölümü olmuştur. Fakat bu sürekli değişen bir işbölümü. Erkeklerden bir kısmı avlanması daha zor olanı, diğer kısmı ise biraz daha kolay olanı avlamış olabilir. Ama ertesi gün rol değiştirirler, yada değiştirmezler... Ama sömürü yok. Kimse kimsenin ürettiğine el koynuyor. Bu aşamada kol ve kafa emeği arasında hiç bir çelişki yoktu. Fakat nüfusun aşırı artışıyla birlikte kaynakların sınırlanması sınıflı toplumun temelini oluşturur. El emeği ile kafa emeği arasındaki fark burada yani kölelik döneminde oluşmaya başlamıştı. Krallar ve köle sahipleri biraz daha "akıllı" olanlardı belki de. Kapitalizm dönemine kadar kol ve kafa emeği arasında çok büyük bir fark yoktu. Fakat sömürücü sınıf genellikle kafa emeğini kullanarak kol emekçilerini sömürüyordu. Fakat bu sömürünün kaynağı kol/kafa emeği çatışması değildi. Bu sadece sömürünün mekanizmasıydı. Ve üretim araçları olabildiğince gelişti... Fakat bu araçlara sahip azınlık bir sınıf bu araçlara sahip olmayan yalnızca emeğini kullanan başka bir sınıfın artı değerine el koyuyordu. Bunu emek-gücünün satışı ile yapıyordu. Yani işçi sınıfı ister kafa iseter kol emeği olsun emek gücünü üretim araçlarının sahibi olan sınıfa satıyordu. Asıl üretici sınıf yalnızca az yada çok ücret alırken sadece sermaye sahibi olan sınıf ürünün tamamını alıyordu. işçinin ücretini çıkarırsak büyük bir artı değer oluşuyor ve bu da kar adı altında sömürünün asıl kaynağıdır. Yani sömürü birisinin biraz az, diğerinin biraz fazla alması değildir. Bu sadece bir sonuçtur. Sömürünün asıl kaynağı artı değer oluşumunu sağlayan şey yani üretim araçlarının özel mülkiyetidir. Gelelim kafa ve kol emeği arasındaki karşıtlığa... Örneğin bir tekstil fabrikası düşünelim. Birisi kafa emeğini kullanıyor bir model tasarlıyor. Diğeri kol emeğini kullanıyor kumaşı uygun şekilde kesiyor mesela.. Bu iki insan arasında nasıl bir kölelik ilişkisi olabilir ki? Bu sadece bir iş bölümüdür. Kapitalist sistem emek gücünü tıpkı diğer metalar gibi bir meta haline getirmiştir. Pazardan domates alır gibi işçilerin emeklerini satın alır. Tabi bu satış piyasanın bütün kurallarına uyar. Eğer satın aldığı emek kaliteli ise yani ortamda pek fazla bulunmuyorsa tabi ki daha fazla para ödeyecek. Fakat her yerde bulunan vasıfsız diye tabir edilen emek ise daha az fiyata satılacak. Bu durumun sorumlusu ise yine emeğin meta haline gelmesi yani kapitalist sistemdir. Kapitalizmden sonraki toplumsal düzene komünizm deniliyor. Bu komünizmin alt aşamasından bahsedilir ve sosyalizm denir. İki aşama arasındaki fark ise birinde herkestten kabiliyeti kadar, herkese emeği kadar denir, üst aşama olan komünizmde ise herkese ihtiyacı kadar denir. Burada görülüyor ki alt aşama olan sosyalizmde kafa/kol emeği karşıtlığı bulunacaktır. Fakat bu bir sömürü yada kölelik ilişkisi değildir. Bu iş bölümüdür. Eğer herkes aynı işi diğeri kadar bilir ve yaparsa o zaman bu karşıtlık da kalkar. Bunu hemen ütopya sayacak kişiler var. Fakat bu ütopya değildir. Eğitimin tamamen tooplumsallaşması ve üretimle birleştirilmesi, üretim araçlarının teknoloji sayesinde muazzam gelişmesi bu durumu sağlar. Bu durum ayrıca üretim için gereken insan emeğini de asgariye indirir. Yani bir insan sabah şiir yazıp akşam balık tutabilir. Ya da bir saat kumaş fabrikasında makinalara gözlemcilik edip, üç saat bilimsel araştırma yapabilir. Böyle bir durumda kafa-kol emeği karşıtlığı ortadan tümüyle kalkacağı için ve üretim oldukça artacağı için herkese ihtiyacı kadar verilebilir. __________________
“İşçinin milliyeti ne Fransız, ne İngiliz ne de Alman’dır, onun milliyeti emektir, özgür köleliktir.” "İşçinin vatanı yoktur" (Karl Marx) |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Sayin adil, yazinizin tümü tartismamiz dahilinde; ayni zamanda bizim ögretimizin de dünyaya bakis acisinin bir kesitidir. Zaten zit düsüncalari savunmuyor, bir seyleri ayristirmaya, anlamaya ya da irelemeye caliyoruz. Bu temel görüsten cikip takildigim konu üzerine acilim yapabilir miyiz? Alıntı:
dediginiz gibi büyük bir fabrika düsünelim. Bunu bir cok farkli is koluna esleyebiliriz. Kumas fabikasi örneginden geliyoruz simdi. Deseni cizen, Kompüterin basinda dizayn yapan sanatci burada bir emekci midir. Evet, kimine göre öyle kimine göre mavi gömlekli. Bir de bu fabrikada, direk kol emegi ile calisan; yani metanin agirligini tasiyan, makinelerde kaba anlamda teknik disinda calisanlari ele aliyoruz. Diyelim is bölümü kavgasizca böyle oldu;ki zaten öyledir. Her iki kesimin de ayni ücreti almayacagini zaten bildigimize göre, zaman icinde bu ücret farkliligi; yani sanatci dedigimiz, ya da bilgisayar basindaki tekni dizaynci, bir süre sonra bir birikim yapacak. Bu birikmi ile kendisine bir ev araba alacagi gibi iyi tatil firsati da yaratacak. ama calistigi fabrikadaki isci, gündeligi ile ancak gecinecek. Tut ki gecindi. Yine de kafa emegi ile calisan kisi kadar kazanamayacagi icin,birikim yapamayacak. simdi kafa emekcisinin parasini,kaba iscininkine esitlesek, adamin egitimine yazik olacak, emekler arasi bir dengesizlik dogacak. Kaba iscinin saat ücretini, kafa emekcisine dengelesek, yine benzer sorun. Simdi sorun, insan emginin para karsiliginda kulanilmasinda gizleniyor diyorum ben. Bunun baska türlüsü de ümkün olmayacagi icin, bu sistemde, yani herseyin para ile alinip satidigi sistemde, kaba isciye gecinebilecegi parayi verseniz de bu dengesizlik sürekli var olacak. Cünkü kafa emekcisi, egitimi ve niteligi ölcüsünde her zaman kol emekcisinin üzerinde bir ücret alacaktir. Bu durumda farkli ücretlerle calisanlar arasi sermaye birikimi arasindaki dengesizligi nasil ayarlayacagiz. Bazi kapitalist ülkeler, isciler arasinda dahi, fazla kazanandan daha cok, az kazanan isciden daha az bir vergi keserek bu ise cözüm getirmeye calisiyorlar. Bu konuyu daha nasil acabiliriz. saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 07-08-06 09:56 . | |
|
| #7 | |||
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 1,028
| Alıntı:
Kapitalist sistem emek gücünü tıpkı diğer metalar gibi bir meta haline getirmiştir. Pazardan domates alır gibi işçilerin emeklerini satın alır. Tabi bu satış piyasanın bütün kurallarına uyar. Eğer satın aldığı emek kaliteli ise yani ortamda pek fazla bulunmuyorsa tabi ki daha fazla para ödeyecek. Fakat her yerde bulunan vasıfsız diye tabir edilen emek ise daha az fiyata satılacak. Bu durumun sorumlusu ise yine emeğin meta haline gelmesi yani kapitalist sistemdir. Alıntı:
__________________
“İşçinin milliyeti ne Fransız, ne İngiliz ne de Alman’dır, onun milliyeti emektir, özgür köleliktir.” "İşçinin vatanı yoktur" (Karl Marx) | ||
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal | |
|
| #9 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 1,464
| Köle sahiplerinden ve el emeği ile zihinsel emeğin karşıtlığından bahsederken; kapitalizme kadar aradaki bu farkın "büyük" olmadığını söylemeniz dikkat çekici (?) Artı değer paylaşımının etkileri ve kapitalizmin sömürge mekanizması son durağımız, konu içinde açmak gerekliliktir; ancak burada daha başa dönüp daha temel düşünüyoruz ve tarihi didikliyoruz, sizse tarihi anlatıyorsunuz. __________________
Yarınlarını alıp avuçlarına Tırmanırlar güneşin al burçlarına Barut acısı ölüm bu sığar mı tabutlara Sesimiz bıçak gibi saplanır bulutlara |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 4,233
| Alıntı:
Öyle hemencecik yıkıpta varolan tüm değerleri o zamanlarda çok da geçerli olan marxizmi uygulamamak ne kadar da kötü... İslam suçlanıyor. Çok güzel bir şekilde. Bende gülüyorum. 1400 yıl önce nasılda düşünmemişler bunu gerçekten merak ediyorum. dimi??? Hele islamiyet!!! Bu ne celal böyle. Peygamberimizin gözünden kaçmış. Karl Marx'ı okumamış. Gözünden kaçmış. İmkanım olsa Karl marx alıp 1400 yıl önceki arap yarımadasına bırakacam. Düzeltsin bakalım oraları. Orda bahsetsin sanayileşmemiş toplumun artı değer teorilerinden. İstihdam araçlarının kullanımından filan. Ne iyi olurdu be! | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk olarak, Arapların görüşleriyle ezildik ve devam ediyor. | flager45 | Tarih | 14 | 29-08-07 19:34 |
| Durmak Yok! Yola Devam! | FatmaSeher | Türkiye Siyaseti | 6 | 31-07-07 01:00 |
| Durmak yok yola devam! | bce11 | Türkiye Siyaseti | 5 | 10-07-07 15:18 |
| Amerikan iç savaşı ve Kölelik... | TURKOMAN | Konu Dışı | 0 | 31-01-07 11:53 |
| Basınızı döndürmeye devam | umit | Konu Dışı | 3 | 07-02-06 12:39 |