"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
| #1 | |
Bilim ![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 953
| Dün akşam Carl Sagan'ın aynı adlı romanından uyarlanan Contact isimli filmi izledim. Film 1997 yapımı ve sanırım televizyonlarda pek çok defa oynamış. Ancak ben pek televizyon izlemediğim için bu filme rastlamamıştım. Sonunda dvd sini edindim. Aslında konu bu film değil tabii. Ancak filmi izleyenler bilimsel konularda teolojik kaygıların hangi noktalara varabileceğini görmüşlerdir sanırım. Filmi izlediten sonra aklımda kalan noktalardan biri de bu olmuştu. Evet konumuz bilime karşı teolojik kaygılar... İnsan meraklı bir canlıdır. Sürekli cevabı bilinemeyen sorular üretir durur. İşte teoloji bu sorulara binlerce yıldır bir takım cevaplar üretmiş, insanların merak edilenlerine karşı tatmin duygusu oluşturmuştur. Teolojinin insanlar üzerinde bu kadar etkili olmasının nedenlerinden biri de budur. Ancak teoloji, insanların tüm merak ettiklerine karşı cevaplar üretmek konusunda yeterli değildir. İnsanlar zamanla gözlem ve deney yoluyla bir takım bilgilere ulaşmaya başladılar. Bu bilgiler hem merak edilenlere bir cevap getiriyor, hem de bu bilgiler kullanılarak geliştirilen yöntemler insanların hayatlarını daha da kolaylaştımaya yarıyordu. Edinilen tecrübeler her geçen gün bu bilgilere yenilerini ekliyor, yeni sorular sorulup yeni cevaplar aranıyordu. İşte insanoğlunun varolduğu günden bu yana edindiği tecrübelere, her geçen gün üzerine yenilerini eklediği bilgilere biz bugün "bilim" diyoruz. Ancak bilim zamanla öyle noktalara vardı ki, teolojinin cevap verdiği konulara daha fazla ve daha kapsamlı cevaplar vermeye başladı. Örneğin teoloji, doğa olaylarını bir meleğin yerine getirdiğini söylemekle yetinirken, bilim bu konuyu bir meleğe ihtiyaç duymadan daha kapsamlı şekilde açıklamayı başarmıştı. Tabii böyle bir durumun, her olayı tanrıya bağlayan teist kesimin hoşuna gitmesi beklenemez. Zira onların ellerinde herşeyi bilen ve gören üstün bir varlık tarafından gönderilmiş bir kitap vardı. Bu kitapta anlatılanlardan farklı bir açıklama kabul edilemezdi çünkü insan, tanrı karşısında çok küçük ve aciz bir yaratıktı. İşte bu düşünce nedeniyle zaman zaman teolojik yaklaşımlar bilim üzerinde baskı oluşturmuş, bilim adamları tehdit edilmiş, hatta hunharca öldürülmüştü. Neyse ki bu durum, bilimsel gelişmenin önüne geçememiş, bilim her geçen gün üzerine bir şeyler koyarak yoluna devam etmiştir. Artık bilim, özellikle doğa üzerine teolojinin verdiği yanıtlardan çok daha fazlasını insanlara vermektedir. Bilimin bu cevap üstünlüğü karşısında teoloji, henüz bilinmeyenler üzerinden varlığını devam ettirmeyi sürdürmüştür. Ancak artık cevap verdiği konular daha çok felsefi konulardır. "İnsan nedir" , "Neden ve nasıl varolmuştur", "Neden buradadır" gibi sorular, teolojinin popüler kalmasında etkili olmuştur. Ancak bilim şimdi de, teolojinin cevap verdiği en önemli sorulardan birine el atmıştır; "İnsan nasıl varoldu". Ancak bilimin bu soruya verdiği yanıt, teolojinin verdiği yanıttan çok farklıydı. Üstelik bu durum, teolojinin cevap verdiği en önemli sorulardan birini, bir başka deyişle teolojinin en sağlam kolonlarından birini yıkmakla tehdit ediyordu. İşte bu noktada, yine teolojik savunma mekanizması devreye girerek bu konu üzerinden kıyametler kopartıldı. Tabii teist kesim bunun bir savunma mekanizması olmadığı konusunda ısrar edeceklerdir ancak, neden bir başka bilimsel konu üzerinde bu kadar yoğunlaşılmadığı sorusuna verilebilecek bir cevapları da yoktur. Yani bu yoğunlaşma, tamamen teolojik kaygıların bir sonucu. Bilim ve dinin yan yana mı, karşı karşıya mı olduğu noktasında her zaman ılımlı bir yaklaşım sergilenir. Her ikisinin de ayrı kollarda olduğu, birbirlerine bir etkilerinin olmadığı vurgulanır. Acaba gerçekten öyle mi? Bilim her geçen gün insanlığa cevap olarak teolojinin verdiğinden çok daha fazlasını vermektedir. Bilim bu gün insanın pek çok sorununa karşı duadan çok daha etkili yöntemler sunmaktadır. Bu yönüyle de teolojinin etkisini günden güne azaltmaktadır. Bir gün bilim, teolojinin son dayanaklarını da yıkacak, cevap vermeye çalıştığı en son önemli sorulara da cevap bulacaktır. Peki böylesi bir yönüyle bilim, teolojinin varlığını tehdit etmemekte midir? Bugün insanlar ne evrenin 6 günde yaratıldığına, ne de göklerin 7 kat olduğuna inanıyorlar. Düne kadar doğa olaylarından Mikail'in sorumlu olduğuna inananlar, artık bunun bir ekolojik döngü olduğunu biliyorlar. Yani dinlerin bu konularda etkisi yavaş yavaş azalıyor. Teolojinin bu açıklamaları artık ya sembolik olarak değerlendiriliyor, ya da anlamının çok üzerinde kurgular yapılarak bilimsel gerçeklere uydurulmaya çalışılıyor. Belki insanlar, çok uzun bir süre daha bir tanrının varlığına inanmaya devam edeceklerdir. Ancak bu, teist yaklaşımdan ziyade deist bir yaklaşımla söz konusu olacak. Teolojinin en önemli dayanaklarından biri de, insanlığın belki de en çok istediği şeyi, ölümsüzlüğü/sonsuzluğu vadetmesi. Ancak şundan eminim ki, bilim bir gün ölümsüzlüğe giden yolu bulsa da, bu yol (etik gibi kaygılar bir yana) teolojik kaygılar nedeniyle önlenmeye çalışılacaktır. Bir taraftan ölümsüzlüğü istemek, ama diğer taraftan bunu vadedenin bir tanrı olmaması yüzünden buna karşı çıkmak. İnsanoğlu ne tuhaf değil mi? __________________
GELSE DİLBER-İ AHU, OLSA YEVM-İ RAMAZAN DİLBER-İ AHU MU EFDAL, YOKSA YEVM-İ RAMAZAN? YE İÇ EĞLEN SÜR SEFASIN DİLBERİN ZİRA KAZASI VAR RAMAZAN'IN, KAZASI YOK DİLBERİN |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 10,863
| yaziniz bir kac koldan tatarismaya acik oldigi gibi güzel noktalara deginmis sayin yam yam. 1)Dinlerin bilme, bilim insanlarina karsi tavri.. 2)Durmak bilmeyen bilimsel calismalarin, inanclari kökünden sarstigi.. saniyorum ikinci made, birinciyi doguruyor. Yüzyillardir, bilim yanlisi oldugunu savunan göksel dinler, yüzyillardir da bili ve bilim insanarinin üzerinde baskiyi asla kaldirmamistir. Ayni zamanda, dinlerin bilim ve bilim insanlari üzerindeki baskisinin yaniti da ikinci maddede; yani inanclarin sarsilmasi korkularinda dügümleniyor. __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal |
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 797
| Hiçbir bilimsel bulgunun islamı sarsması mümkün değildir.İlmi bu kadar çok öğrenmeye teşvik hiçbir dinde yoktur.Öyleki alimin mürekkebi şehidin kanından değerlidir denir.Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz...hiç bilenle bilmeyen bir olurmu.. ümmetimin alimleri resullerle beraber haşr olacaklardır..şeklinde sayısı yüzlere binlere varan örneklemeler mevcutken bu iftira nerden çıktı anlamadım. Eğer ilim bir inancı kökünden sarsıyorsa o batıl bir dindir.Her yeni buluş veya keşif islamı günden güne değerlendirmekte daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. __________________
Yeterli insan sükut eder, yetersiz olan ispata çalışır... |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: İSTANBUL
Mesajlar: 797
| Şunuda ilave edelim ve bilineki;biz islamı semavi yani gök dini olarak kabul etmiyoruz bu islamı anlamamış kimselerin işidir.Bizim göklerde konuçlanmış bir tanrımız yok!!!belli bir koordinatıda yok tanrımızın.biz ahad olan sınırsız sonsuz tek Allah a inanıyoruz. __________________
Yeterli insan sükut eder, yetersiz olan ispata çalışır... |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 10,863
| Bilmek,duyu organlarinin beyine tasidigi verilerle ortaya cikan kanitlara dayali bir eylemdir. Inanmak ise bilmek ile degil, gönülle mümkündürl Bu nedenle hic kimseden; bilimin varlgi nedeniyle inanclarindan vazgecmesi düsünülemez, beklenemez de. Ayni sekilde hic kimse de, inancini gereksiz yere bosuna ona buna reklam, sembolize ve dikte ettirmez. Basta söyledigim gibi, gönülde olan biten ile beyinde olan biten cok farkli seylerdir. Buradan cikarak; bilimin, bilmek arastirmakla kesin ilgisi olduguna göre bilim, gönül isleriyle; yani din isleriyle ugrasmaz. Yani bilimin derdi, amaci dinleri sarsmak filan da degildir zaten. Dinler eger sarsiliyorlarsa, bu bilimin kanitlara dayali calisma ve sisteminden kaynaklanir. Inanmak ise gönül isi olduguna göre, bastan bir tanrinin; yani bir yaraticinin varligi, dinlerde önkosuldur. Böyle olunca ilahi katta tanridan bir karsilik ümit eden gönül yolundakiler umariz ümit ettiklerinden fazlasina kavusurlar. Bilimin ümit bagladigi tek ilahi kat ise, insan beyni, buluslari ve arastirmalaridir. Bunun yaninda gönül; yani inanc yolunda yürüyenler de, bilimle ugrasmazlar mi. Elbette.Ugrasacaklardir tabi..(!) __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canuğur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 22-08-06 15:18 . |
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 823
| Alıntı:
Bugün "bilim, bilim içindir" anlayışıyla yapılan bütün çalışmalar ahlaktan da yoksun olduğu için insanlığı tehdit etmektedir. Nükleer enerjiyi kullanmak elbette güzel bir şeydir ama bugünün "ahlaksız bilim anlayışı" yüzüden dünyayı tamamıyla yok edecek kadar nükleer silahlar üretilmiştir, üretilmektedir. Dinden kendini soyutlamış bir bilim anlayışı aynı zamanda ahlaktan da soyutlamıştır. Böyle bir bilim anlayışının sonuçlarını bugün dünyanın her yerinde görmekteyiz. Ozon tabakasını delen, Afrika'yı çölleştiren, Çernobil çocuklarını yaratan bilim, ateist bilimdir. Sayın esselam'ın da belirttiği gibi İslam hiçbir bilimsel çalışmaya karşı değildir, bilim adamlarının çalışmalarını engelleyecek hiçbir kuralı da yoktur. Hatta bu konuda sayısız teşviklerde bulunmuştur. Batı'nın kilise dininin bilime ve bilim adamına karşı duruşunu genellememeniz gerekir. Saygılar... | |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 272
| İnanmak akıldan bağımsız bir olgu değildir. Kaldı ki İslam'da aklı baliğ olmayan bir insan din ile mükellef değildir. Fakat iman dediğimiz olgu ise sorgulamaktan çok, inanmaktan geçer. Mevcut duyu ve organlarımızla Allah'ı göremiyoruz, ancak Allah yarattıkları ile bize varlığını bildiriyor. İşte burada akıl devreye giriyor. Yani inanma körü körüne bağlanmak değildir. Eğer körü körüne bağlanmak olsa idi, inançlar yüzyıllar boyu devam etmezdi. Aslında bilim ile dinin sağlamasını yapmak çok basit. Dünyada sebepsiz olan hiçbirşey yok, rüzgar esmezse yaprak kımıldamıyor, fabrikalarda üretim yapılmazsa arabalar ortaya çıkmıyor. Birisi çıkıp şu şey durup dururken patladıda hayat ortaya çıktı derse bende, patlayan şey nereden oldu diye sorarım, bu mevzu matematik dili ile n üzeri n'e kadar seri olarak devam eder, ama yine sonuç olması için başlangıcın olması gerektiğine gelip dayanır. Böylelikle Allah'ta aklımıza yaratılışın ve dinin delillerini sunuyor ,bize düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Aslında bilim bir nevi kaybolanı bulmakla uğraşıyor. Çünkü yerçekimi kanunu koyan, oksijene yakıcı özelliğini veren, demirin ilk halini oluşturan vs. bilim değildir. Bu kurallar Allah tarafından koyulmuştur. Bilim varolan fakat, gizlenmiş şeyleri günyüzüne çıkarmaktadır. Fakat bilimi nedense, sürekli bir dinmiş gibi ortaya atıyorlar. Ben sadece İslam'dan bahsediyorum, diğer bir çok din bilimi baskı altına almaya çalışmıştır. Ama İslam sürekli insanı araştırmaya teşvik etmik, ilim öğrenmenin kadın-erkek herkese farz olduğunu belirtmiştir. Kimileri bilim ile Allah'tan uzaklaştığını söylerken ,ben de okuduğum her bilimsel makale, gördüğüm her yeni buluşta imanımın daha kuvvetlendiğine şahit oluyorum. Fayda verdiğim her bilimsel çalışmada kendimi daha fazla İslam'a hizmet etmiş, inancımı daha pekiştirmiş oluyorum. Mesela Allah'ın varlığını kanıtlayamamaktan bahsedenler var, belki de Allah bize ahirette 5 duyumuzun üzerinde, onu tanıma ve anlama kabiliyetine sahip duyular verecektir. Bugün ki kısıtlı duyular üzerinden bu mevzuyu kestirip atmanın, doğru olduğunu düşünmüyorum. En doğrusunu Allah bilir. Bilim ise bu noktada kesin bir yardımcı değildir, bilimin henüz dünya üzerinde kanıtlayamadığı, cevabının veremediği birçok soru var. Bilim sürekli değişmekte ve yenilenmektedir. Artık Newton mekaniğinin cevap veremediği konular var.Onun yerine tamamen farklı kuralları olan Quantum Mekaniği üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Atom kuramı geçen yüzyıl içinde kaç farklı görüşle karşı karşıya kalmıştır.Bugün doğru denilen bazı kurallar yarın değişebilir. Bilim yeniliğe ve değişime açık bir şekilde ilerliyor, ve bir gün geldiği son noktada, insanlara Allah'ın varlığını kesin kanıtlarsa bu kadar söylem, bu kadar uğraş nereye gidecek kime fayda sağlayacak. Bir de olaya karşı pencereden bakarsak, bence birileri bilimi kullanıyor gibi. (Hep din kullanılacak değil ya) Saygılarımla... __________________
“Ya öğrenen ol, ya öğreten ol, ya da dinleyen ol: Sakın dördüncüsü olma, helak olursun!” Hz.MUHAMMED(SAV) |
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 823
| Alıntı:
Son cümleniz meselenin içyüzünü ortaya koyuyor. Çok güzel bir tesbit. Saygılar... | |
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 272
| İnsanlık adına kullanılması doğru fakat, insanlık adına kararlar almak pekte doğru sayılmaz. Saygılarımla... __________________
“Ya öğrenen ol, ya öğreten ol, ya da dinleyen ol: Sakın dördüncüsü olma, helak olursun!” Hz.MUHAMMED(SAV) cevyil Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 22-08-06 16:38 . |
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,660
| Ne kadar anlamsız bir durum. dinler ile bilimleri karşılaştırmak. Bilim, dinler daha genel olarak allah ile uğraşamaz. Bilim önüne bakar çalışmasınıda dinlerden bağımsız yapar. Ama yapabilecekleri elbette şuursuzca değildir. bir tasarımdır. Gelgelelim bir karıncayı hatta bir tek hücreli canlıyı dahası biyolojik bir varlığı yaratamaz. |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Evrende yalnız mıyız? | petricli | Doğa Bilimleri | 229 | 02-06-08 20:05 |
| Bilim Ve Din | ibrahim_oz | Arşiv | 7 | 18-04-06 04:55 |