| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Yalnızlık/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 68
| Nasilki, bir atomu parcalardan yaratarak bir bütün yapmis yaradan, insanlarida teker teker bir bütünün parcalari olarak yaratmistir. Insanoglu, icerisinde yasadigi cevrenin bir parcasidir. Ne bu cevre, insansiz ve nede insanoglu bu cevresiz yasayabilir. Kisacasi cevreden kopmamak, cevre ile kavrasmak sarttir. Eger bunu yapamiyorsaniz, bunun hesabini yalnizlik sendromu ile daha bu dünyada, ici bosluluk, hak yemek, suclarindanda öbür dünyada ödersiniz. Yalnizlik sadece turuncu renkteki bir trafik lambasidir. Eger turuncunun en yüksek bir uyarici oldugunu görmemezlikten gelip, bastirirsaniz kirmizi lamba yanar ve zarar görmüssünüz demektir. Yalnizlik sendromu, avrupada cok yaygin olup, ekonomik yeterlilikle dogru orantili olarak artan bir sendromdur. Turuncu lambayi görmemek icin üzerini kapatmak (ki, en sik yapilan yöntemdir) care degildir ve hatta kirmizi isigin dahada siddetli bir sekilde yanmasini saglar. Yani gercekten yalnizlik giderici önlemleri almak gerekmektedir. Kendimizi sun´i yöntemlerle kandirmak hicbir sey getirmez. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Yalnızlık hem edebiyata hem felsefeye ve daha birçok konuya başlıbaşına bir tema oluşturmuş bir olgu... "Kalabalıklar içerisinde yalnız olmak" deyimini mısralarına yansıtan şairler yok mudur... Nil Gün demiş ki; "Yalnızlığın bedeli çok büyük. Oysa yalnızlığınız sadece bir illüzyon. İletişimsizliğin diğer adıdır yalnızlık. Tek başına olmak yalnızlık değil, BİR SEÇİMDİR. Yalnızlığın tedavisi ise iletişimdir". Ve son olarak: Koskoca Tanrı gökler ardında, Beylr, paşalar saltanatında, Birçokları sefalet katında, Dul kadın, ihtiyar kız bahtında, Mecnun'u,Leyla'sı vuslatında, Kim yalnız değil ki hayatında? Ve ölüler serviler altında. (Cahit Sıtkı TARANCI'dan) Bu da yalnızlık temalı en hoşuma giden şiirlerden biridir. Saygılarımla... __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 27
| Farkında mısınız bilmiyorum kentlerde giderek yalnızlaşıyoruz.Arkadaşlarımızla,dostlarımızla görüşemiyoruz.Kafelerde,çay bahçelerinde yalnız oturanlar artmaya başladı. Sizce isteği dışında yalnız kalan bu insanlar da mı var yanlışlık?Yoksa kentli insanın hastalığı mıdır? Yalnızlığa mahkum muyuz artık?Nerede o eski dostlar,sohpetler? Kentli olmak ve yalnızlık!Tartışalım mı? |
|
| #4 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Yanlızlık, kalabalıklar içinde yalnızlık...Modern çağın insanının ruhsal kanseri olduğunu düşünüyorum.Fakat acaba gerçektende biz sadece modern zamanlarda mı yalnızdık? Bu soruyu sormamın nedeni Ortega Gassset.Üstad "yaşamak kökten yalnızlıktır" demiş.Cemaatsel ilişkiler çözüldükten sonra ve artık daha formel ilişkiler yerini aldığında giderek kendimize ve çevremize yabancılaşmaya başladık.Ama yine de Türkiye o kadar garip bir ülke ki şehirlerde de cemaatsel ilişkiler varlığını sürdürmeye devam etti.Bizde süreç genellikle tersine işliyor.Vahşi kapitalizm ve liberalizm ile birlikte rekabet ortamı doğdu ve kişiler kariyerperest oldu ve para hırsıyla doldu içleri.Bu yüzden de güven duygusu yitip gitti.Böylece insanlar artık birincil ilişkiler kuramaz oldu.Bu da giderek yalnızlaştırdı bizi.Modernitenin sonucu ve modern insanın makus kaderidir yalnızlık.Konunun derinine inip,felsefi yönüne bakmak için Ortega Gasset'in İNSAN Ve HERKES kitabını öneririm.Konunun sosyolojik ve psikolojik arka planına bakmak isteyenlere de Mustafa Özodaşık'ın MODERN İNSANIN YALNIZLIĞI kitabını tavsiye ederim. |
|
| #5 | ||
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Alıntı:
Genelde düşüncelerinize katılıyorum.Yalnızlığın "modern çağın kanseri olduğu" düşüncesi de sanıyorum çok doğru bir saptama. Ama burada "modern çağ" derken konuyu biraz daha açmakta yarar var. Yalnızlık duygularının birtakım psiko-sosyal nedenleri olsa da temelde insanın kendi emeğine yabancılaşması sonucu ortaya çıkmıştır. Cemaat toplumları feodal yapının özellikle dinsel kökenli kurumlarıdır. Böyle bir yapı içinde aidiyet duygularının güçlü olması kuşkusuz "önleyici" bir etki gösterir. Ama kapitalizmin gelişmesi,, emeğin pazara dönüşmesi yabancılaşma ve yalnızlığı ortaya çıkaran nedenlerdir. Hem kapitalizm gelişecek (bir ölçüde sanayileşme) hem cemaat ilişkileri var olacak...-mümkün değildir. Ürettiğine yabancılaşan insan giderek kendisine yabancılaşır.Cemaat toplum özelliği doğal olarak çözülür. Bireyciliğin artması öne çıkar. Sistemin getirisidir bunlar. Geleceğe güvensizlik, işsizlik korkusu, yaşamak ve hayatı sürdürebilmek için bir rekabet ortamının ortaya çıkışı, sevgiye gereksinim gösteren birlikteliklerin çözülmesi, dayanışmanın ortadan kalkması ve benzer pek çok özellikler insanın yalnızlığı yaşamasının birer etkenidir. Yabancılaşma ve yalnızlık modern çağın çoğalttığı ve önümüze koyduğu bir yaşam biçimidir. Yaşanan budur. Saptamanız oldukça yerinde. Ama modern çağa vurgu yaparken kastedilen olgunun, üretim ilişkileri temelli olduğunu da görmek gerekir. Üretimin "insanlaşması" çabaları gündeme gelmedikçe de bu yabancılaşma ve yalnızlık sorunsalları da gündemden inmeyecek ve hayatımızın bir parçası olarak devam edecektir. Sorun; nasıl bir dünya, nasıl bir insan öngördüğümüz sorusunun içinde yatıyor. İnsanın hem kendisi ve hem de doğayla uyumu üretim temelli bir akılcı dünya görüşünün egemenlik kurmasında yatmaktadır. Çağdaş insanın temel sorumluluklarından biri de bu tür çabalara katkı sunmaktan geçmektedir. | |
|
| #6 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Sn. Melnur söylediklerinize sonuna kadar katılıyorum.Kesinlikle kapitalizmin ve üretim ilişkilerinin değişiminin yalnızlığın nedeni olduğunu düşünüyorum.Fakat benim şehirlerde cemaatsel ilişkilerin sürdüğünü söylememin açıklaması şudur: Memleketlerinden göç eden aileler örneğin Trabzonluysa hemşehrilerinin olduğu yere giderler.Orada hem metropole alışma sürecine girerler hem de kendi kültürlerini rahatlıkla yaşatabilirler.Ki 70'li yıllara baktığımızda durum böyledir.Kente göç eden birinci kuşak insanlar şalvarla dolaşmakta,kebap yemekte,iç evlilik yapmaktadırlar.Tabii ki bunların hepsi birer örnek.Cemaatsel ilişkilerden kastım bu insanların kültürlerini şehirde yaşatmaları ve gettolar oluşturmalarıydı.Fakat artık ikinci hatta üçüncü kuşak göç etmiş ailelerin çocukları kente entegrasyonu tamamen sağlamışlardır.Saygılar... __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #7 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Evet; haklısınız. Çarpık sanayileşme kendine özgü çarpık kültürü de beraberinde getirmiştir. Bu insanlar arabesk bir yaşam biçimini sürdürmektedirler. Ne kadar azaldı; bir kaç kuşak sonra ortaya çıkan durum kentsel yaşama uyum mu? Bu belki biraz tartışılır ama, sanıyorum bu da sizin uzmanlık alanınıza giriyor. |
|
| #8 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 5
| Yalnızlık zaman zaman insanın kendiyle başbaşa kalıp bir muhasebe yapması için bulunmaz bir nimettir.Fakat herşeyin fazlasının ne denli zararlara yol açtığı aşikarsa yalnızlığı da yani zühdü tadında bırakıp tekrar insanlar karılmak iktiza eder. Şu unutulmamalı ki insan her ferd olarak her nekadar bir alem ise de hadd-i zatında yaşamını ferd olarak değil bir toplum içerisinde idame ettirmek yönünde bir yaratışa sahiptir.Bu cümleden şunu söyleyebiliri;asıl olan ve de zor olan toplum içerisinde yaşayabilmeyi becermekti. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sevgi ve aşk üzerine beğendiğim şiirler | petricli | Ustalardan Seçkiler | 667 | 12-01-08 14:24 |
| Evlilik | ilker | Konu Dışı | 50 | 11-12-05 19:34 |