| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Devletin burnu giderek uzuyor: Dünden bugüne 'Büyük Devlet Yalanları'/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609
| 6-7 EYLÜL OLAYLARI (6-7 Eylül 1955) YALAN: "Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patladığı" iddiasıyla başladı. 'Ha-ber'i önce radyolar verdi, sonra da Hürriyet ve İstanbul Express gazetelerinde manşetten duyurdu. Saldırılarda en az 15 Rum ve Ermeni yurttaş yaşamını yitirmiş, bu yurttaşlara ait 5 bin 538 dükkân ve evi ile 2 manastır, 8 ayazma ve 71 kilise tahrip edilmişti. Olayların ardından binlerce gayrimüslim yurttaş göç etmek zorunda kaldı. GERÇEK: Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba konduğu haberi yalandı. Olay, sonraları Demokrat Parti hükümetinin bir 'komplosu' olarak anıldı. ERDAL ERENİN İDAMI (13 Aralık 1980) YALAN: 17 yaşındaki Erdal Eren'in Zekeriya Önge isimli askeri öldürdüğü. Erenle ilgili hafızalara kazman bir başka yalan da yaşının 18 diye gösterilmesiydi. GERÇEK: Erdal Eren'in Zekeriya Önge'yi öldürdüğüne dair herhangi bir delil ortaya konamadı. Eren'in avukatlarının olayın ispatına yönelik talepleri yerine getirilmedi. Erdal Eren idam edildiğinde 17 yaşındaydı. VEYSEL GÜNEYİN MEZARI ditaii) YALAN: Devrimci Yol davasının idam edilen ilk sanığı olan Veysel Güney'in mezarının nerede olduğu 25 yıl boyunca ailesinden ve kamuoyundan saklandı. 78'liler Derneği ve ailesi yıllar süren aramalarda yetkililerden yalnızca "böyle bir kişinin mezarına rastlanamamıştır" yanıtı alabildiler. GERÇEK: Nihayet geçen ay, Güney'in mezarının Gaziantep Mezarlığı'nın kimsesizler bölümünde olduğu belirlendi. Mezarda "Kimliği: meçhul, Ölüm nedeni: idam, Geldiği yer: Orduevi" yazılıydı. Devlet idam ettiği bir yurttaşın mezar yeri hakkında bile doğru bilgilendirme yapmamıştı. KÜRT YOKTUR DAĞ TÜRK'Ü VARDIR YALAN: Özellikle 1980'lerde ve PKK'nin ortaya çıkışından sonra devletin resmi söyleminde 'Kürt yoktur, dağ Türk'ü vardır' ifadesi geçerli oldu. Bu ifade hem medyada hem de diğer kamusal alanlarda sıklıkla kullanıldı. Bu söylemin silikleşmeye başladığı zamanlarda ise bu defa bir Kürt sorununun olmadığı, ekonomik yetersizlikten kaynaklı bölgesel bir sorun olduğu söylemi öne sürüldü. GERÇEK: Kürtlerin 'varlığı' Süleyman Demi-rel'in 1992'de 'Kürt realitesini tanıyoruz' açıklamasıyla ilk kez siyaseten kabul edilmiş oldu. Kürt sorununun varlığı da ilk kez geçen yıl Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'Kürt sorunu benim de sorunum-dur' şeklindeki konuşmasıyla 'teyit' edilmiş oldu. ÇERNOBİL FACİASI (26 Nisan 1986) YALAN: Tüm Karadeniz bölgesini etkileyen Çernobil faciasıyla ilgili en büyük yalan radyasyonlu çay içen, dönemin bakanı Cahit Aral'dan gelmişti. Aral, gazetecilere poz vererek çay içmiş, bölgede radyasyon emarelerinin olmadığını iddia etmişti. Bu konuda açıklama yapma yetkisine sahip tek yetkili olan Aral "24 Haziran 1986'da "Türkiye'de radyasyon yok. Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye'de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir" demişti. GERÇEK: Faciadan sonra Karadeniz bölgesinde binlerce kanser vakası yaşandı. Kazım Koyuncu gibi sanatçıların da içinde bulunduğu çok sayıda kanserden gerçekleşen ölüm yaşandı. Bölgede 1988'den sonra kanserden yaşanan ölümler yüzde 15 artış (verilen bu rakamlar da gerçekse eğer) göstererek, kalp ve damar hastalıklarından sonraki ikinci sıraya yükseldi. UĞUR KAYMAZ-AHMET KAYMAZ ((21 Kasm 2004- Mardin) YALAN: Baba-oğul Kaymazların öldürülmesi "Yasadışı örgüt üyelerine operasyon" diye sunuldu. Olayla ilgili Emniyet, baba-oğu-lun silahlı çatışmadan sonra öldürüldüğü iddiasında bulundu. İddiaya göre 12 yaşındaki Uğur Kaymaz da çatışmaya girmişti. GERÇEK: 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası evlerine yapılan baskın sonucunda öldürülmüştü. İkisinde de silah yoktu. Herhangi bir çatışma da yaşanmamıştı. Uğur'un bedenine 13 mermi isabet etmişti. Bunlardan 9'u yakın mesafeden atılmıştı. Baba Ahmet Kaymaz'a da 8 tane mermi isabet etmişti. 8'i de yakın mesafeden yapılan atışlarla olmuştu. Cinayetle ilgili açılan dava hâlâ sürüyor. Cinayeti gerçekleştiren polislere herhangi bir ceza verilmiş değil. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #2 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609
| PKK'NİN HELİKOPTERLERİ VAR (26 Ekim 1994) YALAN: Tarih; 26 Ekim 1994. Başbakanlık koltuğunda Tansu Çiller oturuyor. Çiller, Tunceli'nin Ovacık ilçesinden gelen on köyün muhtarını kabul ediyor. Muhtarlar köylerinin askerlerce yakıldığını, helikopterlerle bombalandığını söylüyor. O dönemin çok konuşulacak sözleri, Çiller'den geliyor: "Devletin köy yaktığını gözümle görsem bile inanmam. Her gördüğünüz helikopteri bizim sanmayın. PKK helikopteri olabilir. Hatta Rus, Afgan veya Ermeni helikopteri de olabilir." Bu sözlerin ardından medya da inanmış olacak ki; PKK'nin helikopterle köy bastığına dönük yayın yapmıştı. GERÇEK: PKK'nin helikopterleri olduğuna dair Çiller'in bu beyanı dışında hiçbir 'bulgu'ya rastlanmadı. HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONU (19 Aralık 2000) YALAN: Bu olaydaki yalan, operasyonun isminde gizliydi. "Hayata Dönüş" ismiyle yapılan operasyon 32 insanın ölümüne yol açtı. Ama bir başka bariz yalan; öldürülen insanların örgütlerinden talimat alarak kendilerini yaktıklarıydı. Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, ayrıca askerin öldürdüğü tutukluların askerle çatışmaya girdiğini, bazı ölümlerin tutuklular arasındaki çatışmadan çıktığını iddia etmişti. GERÇEK: Resmi ağızların operasyonla ilgili dile getirdiklerinin gerçekleri yansıtmadığı Adli Tıp uzmanlarının raporlarıyla ortaya kondu. Rapor, 'Kalaşnikofla ateş ettiler, kendilerini yaktılar' diyen bakan Türk'ü yalanlanıyordu. Koğuşlardan ateş edilmemiş, Öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştı. ANDIÇ OLAYI (25 Nisan 1998) YALAN: Genelkurmay tarafından Hürriyet ve Sabah gazetelerine eski PKK yöneticilerinden Semdin Sakık'ın 'itirafları' verildi. 'İtiraflarda Cengiz Çandar, Mehmet Altan ve Mehmet Ali Birand gibi gazeteciler ile İHD genel başkanı Akın Birdal'ın PKK'ye yardım ettikleri öne sürülüyordu. Andıç'tan sonra Akın Birdal silahlı saldırıya uğradı, üç gazeteci de hedef gösterildi ve işlerinden oldular. GERÇEK: Semdin Sakık olaydan sonra çıkarıldığı mahkemede böyle bir açıklama yapmadığını, kendisine mal edilen sözlerin gerçek olmadığını söyledi. 25 Nisan 1998'de iki büyük gazetenin manşetlerine yansıyan 'itiraflar'ın, Genelkurmay İstihbarat Dairesi'nde hazırlanan ve 'Andıç' denilen bir çalışmanın türevi olduğunu bir başka gazeteci, Nazlı Ilıcak ortaya çıkardı. Amaç, etkili köşe yazarlarını ve şahsiyetleri yıpratmaktı. 'Operasyon'un başında Genelkurmay ikinci başkanı Çevik Bir bulunuyordu. İKİ ANAHTAR VAADİ (20Ekim 1991) YALAN: Türkiye'de seçim vaatlerinin çok önemli kısmı gerçekleşmedi ama bunlardan biri vardı ki; hâlâ seçmenlerin içinde ukte olarak kalmıştır; iki anahtar vaadi. Vaadin mucidi Tansu Çiller, piyasaya süreni Süleyman Demirel'di. 91'deki genel seçimlerde DYP'den başbakanlık yarışındaki Süleyman Demirel seçildikten hemen sonra herkese biri ev, biri araba için iki anahtar vaadinde bulunmuştu. Aynı vaadi mucidi Çiller dört yıl sonra bu defa koz olarak kullanmıştı. GERÇEK: Demirel muhalifleri o seçimin "iki anahtar" vaadiyle kazanıldığından eminler. Şimdi her seçim mitinginde mütemadiyen hatırlatıyorlar: Hani nerede? 17 AĞUSTOS DEPREMİ (17 AĞUSTOS 1999) YALAN: Deprem esnasında dönemin hükümetinden doğru olmayan beyanlar geldi. Ecevit hükümeti yardım faaliyetlerinin aksaksız yürütüldüğünü duyurdu. Oysa ortada düzenli bir yardım ve kurtarma faaliyeti yoktu. Hükümetin ölü ve yaralı sayısı hakkında verdiği rakamlar da birbirini tutmuyordu. Sivil örgütler depremden sonra ölü sayısının 30 binin üzerinde olduğunu söylerken, devlet hala kesin bir rakam açıklamış değil. O günden bu yana bulunanamış insanlar varken, bunlara dair bir ölü kaydı yok. STK'lar devletin deprem bölgesini 'afet bölgesi' ilan etmemek için gerçek rakamı sakladığını iddia ediyor. ÜZEYİRGARİH CİNAYETİ (25 Ağustos 2001-İstanbul) YALAN: İşadamı Üzeyir Garih cinayeti hakkın da yine Emniyet kaynaklı bilgiler uzunca bir süre kamuoyunu yanılttı. Dönemin İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen daha cinayetin yaşandığı gün basına zanlı-nının yakalandığı bilgisini veriyordu. Söz konusu zanlı henüz Fuat N. ismindeki 13 yaşında bir çocuktu. Çocuk günlerce medyada Garih'in katili olarak yansıtıldı. Günler süren gözaltı süresinden sonra da uzun bir süre medyanın haber konusu olarak kullanıldı. GERÇEK: Katilin Fuat N. ismindeki çocuk olmadığı kısa süre sonra anlaşıldı. Cinayeti Yener Yermez isminde bir firari er işlemişti. Yener Yermez cinayetten on gün sonra Kayseri'de yakalanmıştı. MISIR ÇARŞISI DAVASI (9 Haziran 1998-İstanbul) YALAN: Mısır Çarşısı'nın girişinde 7 kişinin ölümüne 127 kişinin de yaralanmasına yol açan bir patlama yaşandı. Patlamanın PKK eylemi olduğu iddia edildi; fail olarak da sosyolog Pınar Selek gösterildi. Aynı yıl temmuz ayında gözaltına alınan Pınar Selek için gazeteler "Bombacı kız yakalandı", "Kadın teröristin avukat Alp Selek'in kızı olduğu anlaşıldı" "PKK'nın dişi teröristi" gibi manşetler kullandı. Pınar Selek bu haksız suçlama yüzünden 2.5 yıl hapis yattı. GERÇEK: Pınar Selek'in Mısır Çarşısı'nda-ki patlamayla bir ilgisinin olmadığı olaydan 8 yıl sonra, bu yılın haziran ayındaki beraat kararıyla teyit edilmiş oldu. Dahası, bir bomba padaması olduğuna dair de hâlâ kesin bir bilgiye ulaşılmış değil. İŞKENCE OLGUSU YALAN: Özellikle 12 Eylül darbesinden bu yana binlerce insan gözaltında işkenceye maruz kaldığını defalarca kez dile getirdi, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi çok sayıda davadan Türkiye'yi mahkum etti. Fakat tüm bunlara rağmen işkencenin ya olmadığı ya da münferit olduğu iddia edildi. GERÇEK: Türkiye'de işkencenin olduğuna dair ilk 'resmi' açıklama TBMM İnsan Hakları Komisyonu'nun 2000 yılında karakollara yaptığı baskınların ardından geldi. Dönemin komisyon başkanı DSP milletvekili Sema Pişkinsüt işkencenin yaygın olarak yapıldığını yerinde tespit ettiğini kamuoyuna duyurdu. Bunun yanında, Avrupa Birliği'nin çeşidi komisyonları ve uluslararası çapta çalışan insan hakları örgütieri de yayınladıkları yıllık raporlarda Türkiye'de işkencenin yaygın olarak yapıldığını ortaya koydular. BOŞALTILAN KÖYLER YALAN: 1984'ten bu yana hükümeder 3 bini aşkın köyün PKK tarafından boşaltıldığını öne sürdü. GERÇEK: 2006'ya dek 177 bin insan, "terörle mücadele kapsamında zarar gördüğü" gerekçesiyle Türkiye aleyhinde AİHM'e tazminat başvurusunda bulundu. BU başvuruların önemli bölümü köyünden uzaklaştırılan insanlar tarafından yapıldı. Bunlardan 12 bin başvuru hakkında çıkan kararların neredeyse tümünde Türkiye tazminat ödemek zorunda kaldı. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı da (TESEV) bir ay önce 'zorunlu göç' ile ilgili raporunda köy boşaltmalarla ilgili "Yerinden edilme sürecinde meydana gelen ve devletin sorumlu olduğu insan hakları ihlallerinin hükümet tarafından kamuoyu önünde kabullenilmesi" çağrısında bulunmuştu. GÖZALTINDA ÖLÜMLER YALAN: Yaşanan çok sayıda gözaltında ölümün nedeni olarak inandırıcı olmaktan uzak gerekçeler öne sürüldü. Ya öldürülen kişinin intihar ettiği ya da 'sandalyeden düştüğü' gibi açıklamalar yapıldı. Şimdiye dek kamuoyunu uzun süre meşgul etmiş üç önemli cinayet şunlardı: SÜLEYMAN YETER: 7 Mart 1999'da gözaltında işkenceyle öldürüldü. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir "İlk bulgular kalp krizini gösteriyor. Hem biz, hem savcılık idari soruşturma açtık. Gereken yapılır" açıklamasında bulunmuştu. Yeter'in gözaltında işkenceyle öldürüldüğü 10 Eylül 2004'te Yargıtay kararıyla kesinleşmişti. ALİ SERKAN EROĞLU: 24 Aralık 1997'de okulunda asılarak öldürüldü. İzmir Emniyet Müdürü Ahmet Demir olaydan hemen sonra bir açıklama yaparak Serkan'ın intihar ettiğini açıklamıştı. Ailesinin ısrarıyla yapılan kan tahlili sonucunda Eroğlu'nun kanında insanı bayıltacak ölçünün üzerinde kloroform olduğu saptanmıştı. Böylece Serkan'ın önce kloroformla bayıltıldığı, sonra da asıldığı belirlenmişti. Serkan Eroğlu aynı zamanda olaydan bir ay önce İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunarak tehdit altında olduğunu belirtmiş, "başıma bir şey gelirse bunun sorumlusu Terörle Mücadele Şube-si'ne bağlı polislerdir" demişti. HASAN OCAK: 21 Mart 1995'te gözalüna alındı. 26 Mart 1995'te cesedi jandarmalar tarafında bulunarak kimsesizler mezarlığına defnedildi. Emniyet, Hasan Ocak'ın gözaltına alındığını hiçbir zaman kabul etmedi. Dönemin İçişleri Bakanı, Emniyet Genel Müdürü, İstanbul Valisi ve İstanbul Emniyet Müdürü'nün resmi imzalarının olduğu yazıda Hasan Ocak'ın hiç gözaltına alınmadığı iddia edildi. METİN GÖKTEPE: 8 0cak 1996-İstanbul) YALAN: Metin Göktepe sandalyeden (daha sonra duvardan denildi) düşerek öldü. GERÇEK:: Habere giden Metin Göktepe basın kartı yok gerekçesiyle gözaltına alındı. Burada dövülerek öldürüldü. Gerçeğin ortaya çıkmasını olayın peşini bırakmayan gazeteci arkadaşları ve annesi Fadime Göktepe'nin çabaları sağladı. 4 yıl süren yargı sürecinin sonunda Türkiye Göktepe ailesine tazminat ödemek zorunda kaldı. Olayda adı geçen 6 polis 7 yıl 6'şar yıl hapis cezası çarptırıldı. devamı ve tamamı; http://birgun.net/index.php?sayfa=95...707#haber_basi __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,507
| Teşekkürler sn artena güzel bir çalışma yapmışsınız. Ne yazıkki bizim cumhuriyet tarihi yalanların tarihidir. |
|
| #4 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 820
| Artena buzdağının üstünü göstermiş....BUnlar bile yeter........ BF.... __________________
Kitleler sustuğunda ya da susturulduğunda, tarihi kişilerin yaptığı sanılır. Tarihi bizzat kitleler yapar, kişiler sadece kitlenin bilincine sahip figürlerdir. |
|
| #5 | |
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 5,454
| tesekkürler sayın artena gercekten cok güzel bir çalısma olmus... üzülerek okusakta bunları öğrenmeye ve öğretmeye ihtiyacımız var. saygılarımla... __________________
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine." Nazım Hikmet İnsanların Kanatları Yüreklerinde.. |
|
| |
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 116
| alıntı:artena YALAN: "Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patladığı" iddiasıyla başladı. 'Ha-ber'i önce radyolar verdi, sonra da Hürriyet ve İstanbul Express gazetelerinde manşetten duyurdu. Saldırılarda en az 15 Rum ve Ermeni yurttaş yaşamını yitirmiş, bu yurttaşlara ait 5 bin 538 dükkân ve evi ile 2 manastır, 8 ayazma ve 71 kilise tahrip edilmişti. Olayların ardından binlerce gayrimüslim yurttaş göç etmek zorunda kaldı. GERÇEK: Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba konduğu haberi yalandı. Olay, sonraları Demokrat Parti hükümetinin bir 'komplosu' olarak anıldı. Sayın artena Bu gerçeğii ortaya çıkaran kim. Sakın bu yalanı söyleyenler olmasın.... __________________
KORKMA!SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK... matraki Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-09-06 13:40 . |
|
| #7 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609
| Yalanın ortaya çıkması neden sayın Matraki? Ev bombalanmamışsa bu yalan ne kadar saklanabilirdi ki? Elbette, yağma ve katliamlara yetecek bir süre.. Sonuçta ev orda ve biri evin bombalanmadığını elbette bildirecekti, sorun bu gerçeği yeteri kadar saklamaktı, onu da başardılar.. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 116
| alıntı:artena ÇERNOBİL FACİASI (26 Nisan 1986) YALAN: Tüm Karadeniz bölgesini etkileyen Çernobil faciasıyla ilgili en büyük yalan radyasyonlu çay içen, dönemin bakanı Cahit Aral'dan gelmişti. Aral, gazetecilere poz vererek çay içmiş, bölgede radyasyon emarelerinin olmadığını iddia etmişti. Bu konuda açıklama yapma yetkisine sahip tek yetkili olan Aral "24 Haziran 1986'da "Türkiye'de radyasyon yok. Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye'de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir" demişti. GERÇEK: Faciadan sonra Karadeniz bölgesinde binlerce kanser vakası yaşandı. Kazım Koyuncu gibi sanatçıların da içinde bulunduğu çok sayıda kanserden gerçekleşen ölüm yaşandı. Bölgede 1988'den sonra kanserden yaşanan ölümler yüzde 15 artış (verilen bu rakamlar da gerçekse eğer) göstererek, kalp ve damar hastalıklarından sonraki ikinci sıraya yükseldi. sayın artena: Radyasyonun etkileyebileceği doğrudur.ncak şu ana kadar bu olayı destekleyen hiç bir bilimsel veri yoktur. Ayrıca sağlık bakanı recep ekdağın açıklamalarına göre türkiye de enfazla kanser görülen yer ege bölgesidir.Sakın karadenizdeki kanser artışı sigaradan kaynaklanıyor olmasın. __________________
KORKMA!SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK... |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 116
| ALINTI ARTENA UĞUR KAYMAZ-AHMET KAYMAZ ((21 Kasm 2004- Mardin) YALAN: Baba-oğul Kaymazların öldürülmesi "Yasadışı örgüt üyelerine operasyon" diye sunuldu. Olayla ilgili Emniyet, baba-oğu-lun silahlı çatışmadan sonra öldürüldüğü iddiasında bulundu. İddiaya göre 12 yaşındaki Uğur Kaymaz da çatışmaya girmişti. GERÇEK: 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası evlerine yapılan baskın sonucunda öldürülmüştü. İkisinde de silah yoktu. Herhangi bir çatışma da yaşanmamıştı. Uğur'un bedenine 13 mermi isabet etmişti. Bunlardan 9'u yakın mesafeden atılmıştı. Baba Ahmet Kaymaz'a da 8 tane mermi isabet etmişti. 8'i de yakın mesafeden yapılan atışlarla olmuştu. Cinayetle ilgili açılan dava hâlâ sürüyor. Cinayeti gerçekleştiren polislere herhangi bir ceza verilmiş değil. Sayın artena: Bu iddia bana da doğru gibi geliyor.Ancak bilimsel düşünmek gerek.Bu iddianızı neye göre sunuyorsunuz. Şunuda belirtmek isterimki buna benzer olaylara çok yakın tanıdığım insanlar şahit olmuştur. __________________
KORKMA!SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN ALSANCAK... |
|
| #10 | ||
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 5,454
| Alıntı:
sanırım cernobille ile ilgili hiç belgesel yada kitap okumadınız.binlerce kişi öldü.ve etkisini karadeniz üzerinde cok fazla hissettirdi.ama anlamadığım bu kadar gerçek bir olayı nasıl görmezden geldiğiniz... saygılarımla... __________________
"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine." Nazım Hikmet İnsanların Kanatları Yüreklerinde.. Elenorin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 10-09-07 00:32 . | |
|
| |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|