| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Sederim'in Adsız Yazıları/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Uyanık halinde bir düşün ortasına atıldı. Mekan kaçkını, bilemedi nerede olduğunu. Ne düş, ne uyanıklık. Cümlelerden bir kalenin, kelime haznesine girmişti. Zıt anlamlı kelimelerin bıktırıcı kavgasının ortasındaydı. Özgürlüğünü isteyen her kelime onunla çıkmak istiyordu dışarı. Tutsaklık özgürlüğünü istiyordu. Özgürlük engeldi. Hangisine yaklaşsa diğerinden uzaklaşıyordu. Hayat ve ölüm misali... İkili sistemin ortasında zamandan kaçıyordu. Yeni ile eskinin savaşını izledi bir an. Eski devrimciydi. Bilinmedik bir zamanda çıkagelip, yüreğe giden damarlardan bir kaçını tıkıyordu. Eski’ler içi boşaltılmamış, hor kullanılmamış gibiydi. Eski ölmüştü. Onunla artık tarih ilgilenmeliydi. Ama eski, bitmiş bir oyun alanını terk etmemekte ısrarlıydı. Oysa kiminle olduğu, kimden yana olduğu belirsizdi. Yeni bypass niyetiyle yaklaşıyor, yüreğe giden damarları kanırtıyordu. Adı yeniydi. Gericiydi. Yolculuğu hep yaşanmış zamanlaraydı. Yeninin, yeniliğine rağmen eskiden dolayı sicili bozuktu. Günah keçisiydi. Bakirken içi boşaltılmış, hor kullanılmıştı. Yeni yaşıyordu. Onu yaşatan eskiydi.. Oyun alanına bir türlü giremiyordu. Oyun her defasında başlamadan bitiyordu. Kendiyle olduğu, kendinden yana olduğu besbelliydi. Eskiyi hasretle sevdiğini, yeniye ise katlandığını düşledi. Eskiyi hasretle sevmesi, yeniye katlanması kadar anlamsızdı. Anlamsızdı bir zıttan hangisini yanına alsa... Oysa o kadar çok zıt kelime vardı ki, etrafında pervane olmuş, üzerine yapışmak isteyen. Tüm pozitifleri ya da tüm negatifleri seçip kaçsam, kapıyı dönmeyecekmişçesine çarpsam düşündü. Eski mi pozitif, yeni mi, açmazdı. Kesinliği yoktu kelimelerin. Sayılara benzemiyordu.Bilen bilir düşündü. “Bilen bilir”i düşündü. Bilmeyenin bilmezliği kesindi. Bilenin bildiği sırlıydı. Bilen bilirdi, bildiğini belli etmezdi. Ne pozitif ne de negatif olurdu, nötr kalırdı. O halde dedi; Tüm nötr kelimeler buraya bağırdı. İlk Araf geldi. ... |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 2,255
| Allegoriler, metaforlar... Söz sanatları etkili kullanılmış gördüğüm kadarıyla, Kişileştirmeler de ayrı bir hayat katmış, çok beğendim kurgulamayı ve teknikleri, Kaleminize sağlık, Sevgiler __________________
Senden vazgeçmeden ölürüm belki... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... İnsanın ateşi bulması tarihin en bilindik evrelerindedir. Meşhur epopesi, iki taşın ürettiği kinetiğin çıngıya dönüşmesidir ilk ateş. Bulunuşu insanın ilkelliğinden kurtuluşu sayılır. Hızla buluşlar gelir peşi sıra. Her buluş arasındaki zaman dilimi hızla azalır. İvmesi artan keşfine başlar insan. Her şeyin eskisi gibi olmadığı, paralel bir hızla insanın yakasına yapışır. Yeni buluşlarla değişmeyen yakınmalar, şikayetlerdir. Eski bir tapınakta bulunan, çevrilen bir yazının günümdeki şikayetlerle aynılıklar olması bu yüzden kaçınılmaz. Nerede o eski “şey”ler, her zaman diliminde tazeliğini koruyan beyin jimnastiğimiz olagelmiştir. İnsanlık tarihini benimle başlatıp, benimle bitiren megalomanım. Ateşi bulmam tarihimin en bilindik evresidir. İki yüreğin ürettiği kinetiğin çıngıya dönüşmesiydi ilk ateş. Kurtuluşumuz saymıştık. Hızla buluşlar geldi ardı sıra. İlk özlemi bulmuştuk. Sonra ayrılığı. Her buluş arasında zaman dilimi hızla azalmıştı. Çeşidi sınırsızlaşmıştı. Ben onsuzlukta onu buldum. O bensizliği buldu. İlk ateşi bulmamız dışında hiç bir şeyin eskisi gibi olmadığı yakamıza yapıştı. Değişmeyen ise ateşi bulduktan sonraki keşiflerle artan şikayetler.Eski bir ayrılık şiiri ile, günümüzdeki ayrılık şiirinde aynılıklar olması bu yüzdendir. Yeni yeni duygudaşlara yelken açtık da nerede o eski sevgili, umut jimnastiğimiz olageldi. Tarihte ateş artık iki benzemezin kinetiğinin çıngısıdır. Çark ile çakmak taşı misali. Daha kötüsü eldeki yanan meşalenin yakmasıdır. Kendini yakanı unutmuşluğu ile... Özeti; Tarihin yaşadığımız diliminde ateşin yeniden keşfi, abesle iştigal dedikleri... Yandık Yandıkta tutuştuk Gölge oldu Oynadık Işık vurduk Silindi gölge Silindi gölge Bitti mi karanlık? Yandık Yandıkça tutuşturduk Külümüzü... ... |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... (Sanal Aşka haklı olarak çatanlara…) “Mail oldum gözlerine” diyen türküde, söyleyenin meyli gözlere değildir aslında. Yollar vardır. Gizli. Gizli yani sırlı. Bir insandan bir insana. Vasıtasız rabıta olmaz. Vasıtası aşikar, rabıtası gizli. Vasıtası göz olmuş, rabıtası aşk. Durmaksızın. Durmak da ne? İçimize hareket kaçmış. Duruyorum deriz. Durmasını becerebilene aşk olsun. Etkiye mail kabımız var. Tepkiyi savurmaya adaydır meylimiz. Kanımız var. Kaynayan. Yaralarımız var. Kanayan. Altındaki maziyi sürgit devşiren nağmelerimiz var. Anın farkındalığına vardıran. Ah bir bilsek ! Varlar mı derdimiz yoklar mı, ah bir bilsek! Yoka mail oluruz, vara meylimiz bitmez. Mutluluğu yoku bulmak biliriz. Bulmakla aramak arası moladır mutluluğun miadı…kimimiz buna, kanaat deriz. Oysa kanaat vargıdır. Vargı ile molanın yan yana yazımı yakışıksız bir kere. Her mola farklı bir yolculuğu, daha dinç bir yolcuyu gerektirir. Aramalı, çoğullaştırmalı mutluluğu, her yerde aramalı, bulmalı. Ene-l Mutluluk demeli, şırınga edilirken acılar. Acıyı şırınga edenlere gülümsemeli. Velhasıl oyunumuz çoktan seçilmiş…engebeli. Mutlululuğun mail olurken tekiline , çoğul mutluluklar aramaya meylimiz gel-gel-li. Varı da aramalı, yoku da…varsın desinler deli. Zaman kıt, belli. Hem zaman çizelgesinin neresindeyiz? Her neresindeysek, bize göre güzelliğin en uygun yerindeyiz. “Nerede o eski aşklar? “ a mail olsak da, meylimiz çağdaş aşka. İştiyakımızı dürsek ; zamanı görsek. Asılıyız zamanın bu anına. Ah bir bilsek ! Sonuç bu ya; Çok şey değişir, zamanın potasında… Konu bu ya; İnsanın vasıtası e-mail olmuş artık, rabıtası hala aşk. E-mailler ki, aşkı meyiller… Değişen vasıtadır, değişmeyen rabıta. Alkışla. Alkışlıyorum. Alkışım değişmeyen aşka. Bir vara ya da yoka, o başka. ... |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Damla. Kendini her tümleyişinde damlar. Odaklanır. Sonra bir prizmada ayrışır. Kırılır bir gözyaşında, içte sonsuz bir gökkuşağı doğar. İç yangınında uyumsuz frekanslarla nice rengi gösteren. Altından geçilmeyeceğini bile bile umut köprüsü sanılan. Yankısı benimsenir zamanla. İçte olmakla aslı yok sanılır. Kimlik perdesi kalkar an be an. İki hidrojen, bir oksijenin varlığı umursanmaz, kendini tümlemeden önce. Zihin ıraksarken görüntüsünü, yürek içten içe yakınsar sessizce. Bir acının, hatta bir sevincin şaşmaz hassaslığında bir odak, damlayı tümler. Damlar. Nasıl da becerir? Buz kesilmeyi, buhar olup uçmayı, nehir olup akmayı, okyanusa katışmayı...ve dönüp dolaşıp içten içe çöreklenmeyi. Tortusunu içe bırakıp, arı, berrak seyri sefer eylemeyi. Sapmalar ürkütür insanı. İnsanı içteki damla ürkütmez. Akışı devam ederken dışına sıvı, damla ummanı bulmanın tezidir. Duygusu ile yaşamışlığının sentezidir. Beklenilmeyen bir anda oluşu gibi beklenenin, beklenilmeyen bir anda isyanını başlatır damla... İnsan kendini yüklerken başkasına arsızdır. Bir damlaya yüklediğinde ar damarı kabarır. Oysa göz damla attığında , insan yansır kendisine. Eller gözdeki damlayı siler, görülsün istemez. Göz ele yardım eder, sakınır ağlamaya. Sakınsa da göz, bu kez duygular içe damlar. İyi okudun mu, yine seni yazdım. Damlam. ... Sederim Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-10-06 03:47 . |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Özlem. Gözlemin silueti çekip gidince,gözlemden harf düştü, oldu özlem. Bu bir eksilmeydi. İlk eksilmeydi. Eksilen çoğaldıkça, büyüdü özlem. Gitmek, yitmek, kaybolmak isterken gözlenen, gölgeler tutundu bir yerlere. Gölge ki, içi allak bullak. Oysa gözlenen hep gözükürdü şen şakrak. Gözlediğimi korumak sandım. Kundakladım. Kundakçılık cürümmüş meğer, mücrimim. Özlemse cürümümün hükmü. Kundakçılığın cezası yoksa güdük mü? Sanmam. Taş bağlı kanatları özlemin. Yetmiyor özleme yaslanmak. Özlemin yolculuğu, gidemediğinde kalmak. Bilsem de var saymaktan yeğ oluşunu yok saymanın, olanda olmayanın devinmesi özlem. Çırpınsa da içimde gizlenen, ses vermiyor özlem. Dışa sızmaz güzellik, duysan da güzelliğe özlem. Artık yeni düşler yüklemek istemiyorum sana. Sana bağımlı öyküm, gelişme bölümünde gelişmeksizin, sonuçsuzluğa sürüp gitmesin. Sızım rahmine düşsün, sancı döllensin rahminde. Öncesiz zamanlara doğur beni. Sonrasız zamanlarıma esin ol. Seni seviyorum özlem... Çünkü; Anlamın adında saklı, öz’ lem. Kendimle cemde, demdeyim. Demlendim. Yeter artık çağır beni; bana, gel de özlem... ya da yetti artık...de gel özlem... sana çağrım bu...sustum...artık senin gelişini dahi göz’lemeyeceğim. öğrettin, öğrendim; seninleyken seni öz’lemekmiş özlem... ... |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Siz nereden bilirsiniz höllüğü , hazır bez çocukları. Bebekliğimiz kundaklanmıştı. Höl’ü şimdilerde Sayın Metin Uca’nın enfes yarışma programı Passaparola’da imkansız sözcüklerde bulabilirsiniz. Biz imkansızlığı yaşamayı bebekliğimizde başlattık.Sımsıkı, kaskatı ve tutuklu yaşamaya o günlerimizde başladık. Ses veremezdi hiçbir isyan. Kımıldayamazdı ataerkil bebekliğimiz. Bu yüzden sus çeken mirasyedileriz. Şifrelenen korkularımıza dokunuldukça korumak sanırız da kundaklarız kendimizi. İsyan çırpınır içimizde sessizce. Ses veremez. Kırılmaz kodlanan şifreler. Sorgu; içimize doğru işlenenlere sorgu, renk vermez. Önyargıdan arınık mağaralar aranır. Mağara höldür. Düşünce toprağını ısıtır höllük ederiz mağaraya. Ya kendinden kaçtığımız önyargının işgaline uğrarız, kendi karanlığımızda yaşarız. Ya da kırılır kabuk, başlar ikinci yaşam. Kendi karanlığımıza gömdüklerimizi, çıkarırız kendi güneşimize. Belki reddi miras eyleriz, belki de mirasa emek ekleriz, sermaye eder; büyütür, bizim ederiz. *** Siz nereden bilirsiniz hazır bezi, höllük çocukları. Yaşama bir hazırlıktı bizimki bir doğuş adına. Hazırcı olduğumuzu sansanız da göbek kordonumuzun kopartılışı kadar eşit değil miyiz hazırcılıkta? Sizin imkansızlığınız sizde düğümlü. Gücünüzü kendinize düğüm atmakta kullanmasanız, hazır, gücünüz sizi de büyütmeye. Bilgi sunana döner sizde, alıcı hazır değildir çünkü. Kodlanan şifrelerinize hackerleriz, bilseniz. Bırakın her değişimden höl kapmayı, hazır olun değişimin hızına. Zordur; kabullenmek yeniliğin kaçınılmaz anını. Size ancak şunu diyebiliriz, kendi seçimlerinizin farkına varın. Hazır bulmak da bizim seçimimiz değildi. Belki sımsıkı kaskatı ve tutuklu yaşamayı bebekliğimizde bulmadık. Belki isyanımız ses buldu. Ataerkilliği yıktık, çocukerkilliği başlattık. Biz seçtikçe , sustu seçimleriniz. Size seçilenlerdi, seçimleriniz. Bilseniz bize seçilenlerin de seçtiklerimiz olduğunu. Farkımız yok. Biz de kendimiz değiliz. Sahte ışıltılı popülizm peşinde seçimlerdeyiz. Biz reklam çocuklarıyız. İşiyoruz, işiyoruz ne hikmetse altımızın kuru kaldığına inandırılıyoruz. Marka düşkünlüğümüz, fast food sağlıksızlığımız, iletilmiş düşünceye tutkumuz, laçka ilişkilerimiz, ... Hazırız yine de kendi uçuşumuza, sizse hala paramparça... Çıkın karanlığınızdan, uzatın elinizi... Konuşacaklarımız var... *** Höl nedir, höllük nedir öğrenebiliriz. Hazır nedir, bilin yeter. Hazırız güneş misali günden vazgeçmeye, yeni güne doğma adına. Siz de hazır olun sizi bekleyenlere, size özel, sizin istediğiniz, tek istediğiniz armağanlarız. ... |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Çocukluğunda... Her zaman penceresi kirli,anlama çabasındadır çünkü....Defalarca temizlense de iz’ler,sanki temizlenmesini izler... defalarca ölür bildiğine,bilmediğine doğar her seferinde.Sonra dokunur; değişen ne, merak eder. Görülen görülebilen, bakılan pencere kadardır her defasında. O ise görmediği renksiz camdadır. Neyi, neden ayırır; o renksiz cam ? Dışı içten mi? Neyi, neden korur, o renksiz cam? İçi dıştan mı? Gözükmesi için kirlenmesi, çatlaması, renklenmesi, yansıtması şart pencere camları... Kirletir, boyar, çatlatır, yansıtır,... Yağmurun yağdığı, Arap kızının camdan baktığı noktada...tam o noktada , çıkar çocukluğundan.... bırakır çocuklara… ve kirlenir onu ondan ayıran Dokunup, kaçar Sessiz Sensiz Bensiz Bedensiz Mızıkçılık eder... Çocukluğunda(n) !... ... |
|
| #9 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| Seni burda görmek yazılarını okumak müthiş bir zevk dost. İyi ki geldin. |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| Alıntı:
Dost; iyi ki.... | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kırıkkanat ve yazıları hakkında! | ibra | Konu Dışı | 1 | 29-09-05 22:47 |