| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Anılar...hatıralar./konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Çoğu zaman hayal kırıklıkları yaşansa da acı tatlı bütün hatıralar iz bırakır ardımızda. Bize kalan, bizde kalanları da kutsal emanet titizliği ile saklarız. Ben yaşadım diyebilmenin kanıtlarıdır onlar. Anılar.. hatıralar... Unutmamak için sürekli tekrarlanan... Edebiyat bölümünde, şiir, öykü, denemeler için açılmış 'başlıklar' var. Bu başlık altında, anılarımızı hatıralamızı paylaşalım istedim. Saygılarımla. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 646
| bazen gerçeği anlatmak zor sayın mderin. anılarımı en çıplak hali ile paylaşabilir miyim bilmiyorum. keşke bunu yapabilse idim. ![]() __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| -Baba, akaşam piyizine bi yolluk peynir şetsen ! -Al bakalım oğlum. -Helal et baba -Peynir helal olsunda... -Tamam baba .... Anladım. Çarşamba pazarının delikanlıları serseriydi sadece. Delikanlılığa itlik bulaşmazdı çarşamba pazarında. Yalan dolan giremezdi pazara. Yalan söylediği bilinse bile, kimseye yalan söylüyorsun denilmezdi. Hırsızlık yapılmazdı. Sormadan alanlarda mahcup edilmezdi. Fatih camii'nin gölgesine kurulduğunu bilirdi çarşamba Pazarı, edeb'li idi. İstanbulun en büyük alış-veriş "merkezi" idi. O zamanlar alış veriş "merkez"lerde değil çarşılarda pazarlarda yapılırdı. Türkiye "çağ"a balıklama atlamamişti henüz. Kapitalist ahlaksızlık, hayatı sanal'laştırıp, insanı robotlaştıramamıştı daha. Yitirdiklerimiz bir yana, özenle koruduğumuz değerlerimiz vardı hala. Bir çocuk, tezgahın önünde annesini çekiştiriyorsa, istediği verilirdi. "Helal hoş olsun abla, karşılığını görürüz biz sen tasalanma ! "Annelerde bilirdi, iyiliklerin karşılığını çok'ca vereni; Tasalanmazlardı, mahcup'da olmazlardı. Esnaf özenle doldurdukları kesekağıt'ları bir kenara ayırır "hatırlı müşteri" gözlerdi! -Buyur kardeş afiyet olsun -Allah razı olsun abi... Annelerimizin meyve, sebze alırken birbirine danışmasını pek anlıyamazdık önce. -Ayşe hanım sen ne alcaksın? -Elma alacağım Kezban'cım -Ben de mandalina alayım öyleyse... Akşam soframızda, hem elma olurdu, hem de mandalina! İğneden ipliğe her şey satılırdı çarşamba pazarında, halısına battaniyesine kadar. Taksitle satılırdı çoğunlukla, ama kimseye kefil sorulmazdı, senet sepet yapılmazdı. Borcunu geciktirenden faiz alınmazdı. Faiz almak, yüz kızartıcı bir suç gibiydi; ayıplanırdı. Borcunu ödeyemeyenlere, helal edilirdi. "Dara düşmüştür muhakkak helal hoş olsun". Çarşamba pazarı güvenilir bir dost idi. Herkesin sırrını bilir, asla ifşa etmezdi. Yavuklular birbirlerini görmek için çarşamba pazarının örtüsüne sığınırlardı; Edeb'lice. İğneden ipliğe her şey satılırdıda, onurlar, haysiyetler satılmazdı. Birde mevsimi gelmeyen meyvalar sebzeler satılmazdı. Okumuş yazmış olanlar bile, hormon mormon bilmezdi. Yenilirdi içilirdi, israf edilmezdi. Mahsül fazlaysa turşusunu kurardı, annelerimiz! Sebzelerin meyvaların mevsimi beklenirdi iştahla. Bazı yemekleri tadabilmek için Ramazan ayını beklerdik hasretle! Başka zaman bulamadıklarımızı buldururdu bayramlar. Sabretmeyi öğrenirdik. Özlemeyi öğrenirdik, kavuştuğumuz'dada sevinmeyi şükretmeyi. Toplum, tüketmek üzere trans'a geçmemişti daha. Kapitalist ahlaksızlık, Tüketim tarikatını örgütlememişti henüz. Müridler 'süekli ayin'e başlamamıştı yani. Bisikletçi Hamdi baba'dan bisiklet kiralamak için harçlık biriktirirdik. Bisiklete binmek, uzay mekiğine binmek gibiydi. Pedal çevirirken başka dünyalara sürerdik bisikleti. Şimdiki çocukların, pek yolunun düşmediği! Başka dünyalara.. Yolunuz o taraflara düşerse bir çarşamba günü; Kurulan tezgahlara bulaşmadan teyet geçin. Fatih camiinin avlusunda, bir taşın üzerine oturun. Selam verin çarşamba pazarına. Oralarda ise hala! |
|
| #4 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| sayın merham "anılarımı en çıplak hali ile paylaşabilir miyim bilmiyorum. keşke bunu yapabilse idim" demişsiniz. ___________________ Ben yapabileceğinize inanıyorum.... |
|
| #5 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Yıl 1968, ilkokul 5. sınıftaydım. Evimiz Fatih Çarşamba da. Çarşamba ile Balat'ı birbirine bağlayan Kiremit caddesinde oturuyoruz. Okulumuz da Kiremit caddesinin sonunda, haliç tarafında; Tarık Us İlkokulu. Çalışkan ve aktif bir öğrenciydim. Biraz aktif olan çocuklara, o zaman da "yaramaz!" denirdi. Gerçeği, biz de az "fırlama" değildik hani! Öğretmenimiz Rafet Kubat; Rafet öğretmen, aynı zamanda okul kooperatifinin yöneticisiydi. Bir yıl önce, 4. sınıftayken kantinin sorumluluğunu bana vermişti öğretmenimiz. Kantin sorumluluğu, yalnız sınıfta değil bütün okulda itibarı olan bir statü gibiydi. Karizma'mız! sağlamdı yani. Kantine, açma, poğça, simit, gazoz temin eden pastahaneci Ziya abi, her çeşitten beşer onar fazladan "eşantiyon" olarak bırakırdı her gün. Yardımcı arkadaşımla, yiyemediklerimizi çocuklara verirdik beleş! olarak. "Rüşvet" lede olsa sevilirdik herkes tarafından. Okullar yeni açılmışdı. Güz mevsimi; O zamanlar sonbahara güz denirdi.İncirlerin en tatlı zamanıydı. Siz incir severmisiniz? Anlatacağım olay, benim başıma incir yüzünden gelmişti de. 'Barbo'nun bahçesi' derdik oraya. Çok eskiden manastır imiş. İçinde enfes incirleri olan yemyeşil büyük bir bahçe. Patrikhanenin görevlendirdiği bir rahible iki bekçiden başka kimse yaşamıyordu içinde. Etrafında çevrili taş duvarların diplerinde açtığımız deliklerden girer, patlayıncaya kadar incir yerdik. Tabi bekçilere yakalanmadan. O gün okul çıkışı, yine daldık barbonun bahçesine! Sırt çantası yok o zaman, çantalar elimizde. En olmuş incirleri arıyoruz, gözlerimiz dallarda. Yanımıza kadar gelen bekçiyi farketmemişiz. Ali Şivil'in "Bekçiii" diye bağırmasıyla, tabanları yağladık! Bahçeden çıkıp biraz uzaklaşınşa, soluklanmak için durduğumuz da; O ne! Birde baktım benim çanta açılmış, içinden birkaç kitap, defter düşmüş. Sardımı? bizi bir telaş. Döndük geri, yollara baktık kitaplar yok! İşte şimdi papazı bulduk dedim! Kitapların üzerindeki etiket' lerden, kabak gibi anlaşılacak kim olduğumuz. Dayak korkusu değil benimkisi. Okulun kooperatif sorumlusu, çalışkan öğrencinin yaptığına bakın! Hele hele öğretmenime karşı mahcubiyetimi düşündükçe...! Çare olsa.. okula bile gitmeyeceğim. Sabaha kadar uyuyamadım. Sabah oldu gittim okula. Arkadaşlarım, öğretmene söyleyelim dediler. Biz söylersek çok kızmaz belki! Tamam dedim, ben söylerim. Üçüncü dersteyiz, Ben öğretmenimize söylemek şöyle dursun; yüzüne bile bakamıyordum. Dersin bitmesine beş dakika kala, arkadaşımla kantini açmak için izin isteyince, öğretmenimiz de kapıya doğru yöneldi. Bana, anahtarı ver Ömer'e kantini açsın deyince; Eyvah! dedim, şimdi yandık! Kızardım, bozardım! Kendimi en azından, sözlü olarak sert bir tepkiye hazırlamışken; Rafet öğretmenin elini hissettim omuzumda. Öğretmenler odasına kadar, eli omuzumda konuşmadan yürüdük. Dolabından kitaplarımı! çıkarıp bana uzatarak; -Karşı kilisenin bekçisi getirdi. Dün bahçede düşürmüşün galiba! dedi. Keşke iki şamar atsaydı! Utanç ve eziklikle, başım önümde kitaplarımı aldığımda, yine elini omuzuma atarak; -Teneffüsten sonra derse girmeden...git. rahip efendiye teşekkür et. -!........... Teneffüsten sonra barbonun bahçesine koştum. Koştum da, şaşkınlık mı? Alışkanlık mı!? Yine bizim açtığımız delikten dalmışım içeri! Her zaman kaçtığımız bekçiyi arıyorum bu defa. Bahçenin içindeki eski binaya yaklaşınca bekçi gördü beni. -Ne arıyorsun burda? -Rahibi göreceğim. -Ne yapazaksın pederi -Rafet öğretmen gönderdi beni. Görmem lazım. -Haa! Sen o sozuksun -!......... -Sen bekle...ben sağırayım pederi Beş on dakika sonra, rahip önde bekçi elinde bir tepsi incir! geliyorlar. Yanıma geldiklerinde, rahip tepsiyi bekçiden alıp bana uzatarak; -Senin gibi bir sozuk bahçeye hırsız gibi girer mi? Ayıp değil! seni sok seven öğretmenini üzersin. Ne zamaan inzir yiyezeksin, Yani amzan sana verezek tamam -Tamam efendim, teşekkür ederim... Barbonun bahçesine son girişim olmıştu! Sınıfa geldim dağıttım incirleri arkadaşlarıma. Rafet öğretmen bu konuyu benimle hiç konuşmadı. Hiiç! Siz incir severmisiniz?! ben hala bayılıyorum merete...... |
|
| #6 | |
Onay bekleyen
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 254
| İncir Belasına..! Sayın mderin ne kadar hoş bir hatıra böyle, hemde medeniyetler çatışmasının kulağına su kaçırmış ![]() eee bunca reklamdan sonra benim gibi bir incir canavarını da burda tutmak zor, şimdi çıkıp incir alıcam... __________________
Bir yanda hiç susmadan konuşan dudaklar Bir yanda küsüp susmuş sessiz akıllar Dibe vurduysak ne olmuş elbet çıkarız Bir gün var bir gün yokuz |
|
| #7 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| Anı deyince sadece acılar geliyor nedense insanların aklına. Geçekten sevecen bir dille, samimiyetle anlatılmış hayatın içinden bir anı. |
|
| #8 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| sayın NSC sayın lamira, teşekkür ederim..de.. Sizler birer hatıranızı paylaşmayacakmısınız bizimle! |
|
| #9 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| sadede gelin diyorsunuz sayın mderin. geleceğim söz. |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 153
| ... Aranızda yatılı okuyanınız oldu mu bilmem? Yatılı okumak nedir derseniz içi boş gelmesinde asla gocunmayacağım bir yığın cümle kurabilirim. Arkadaşınız gerçekten sırt sırta olabileceğiniz arka çıkanınızdır. Arkada küfe olan hamallarız belki de. Küfemizde arkadaşımız vardır. Dostumuz arkadaşımızdır, annemiz, babamız, doktorumuz, rehberimiz arkadaşımızdır. O yük ki hiç yormaz bizi. Endişe duyarsın gizliden gizliye, ya küfemden inerse diye. Daha o yaşlardan aslında "boşluk" taşımanın dünyanın en ağır yükü olduğunu biliriz. Öğretmenlerimiz mi, en makbulü arkadaş olabilenleriydi. Beş parmağın beşi bir olmaz. Annelik, babalık iddiasında olanlarındansa arkadaş olabilenler en güzel olanları gelirdi bize. Sanki bilirlerdi arkadaşa her bir şeyi yükleyip de arkamıza aldığımızı... Ner neyse, dedim ya; yatılı okumak nedir diye sorsanız, içi boş gelmesinden asla gocunmayacağım bir yığın cümle kurabilirim. Topik'in (genelde form acemisi olarak topik yazma konusunda, topik açabirim ya, topikimiz bu değil.) konusuna (topikin konusuna gelirsem, konunun konusuna !) gelirsem, cımbızla bir anı çekip, cümlelere renk, koku yükleyerek tekrar yaşayabilirsem, mutlu olacağım. Mevsim sonbahar. Kışa yakın sonbahar. Sonbahar ofansif oynayan defans oyuncusu kıvamında. Mevsim kış desem, takvim aleyhimde şahitlik eder. Hava yeterince soğuk. Yıl 1986. Yer Gümüşhane. Öğle sonrası dersinden çıkmış beş arkadaşız. Akşama yemeğine dek, zaman katlediyoruz. E 97 Trabzon-İran transit yolu üzerindeyiz. Geçen arabalarda plaka kontrolü yapıp, kendimize pay çıkarıyoruz. En şanslımız Derdiyok. Çünkü Erzurum'lu. 25 plaka geçiyor. Sonra Erkan ve Selahattin, çünkü Samsun'lular. Bilgin ve ben ise avlayacak sinekten yoksunuz. Söz memlekete gelirse, anılar biter mi hiç. Nazım'ın Gülhane Parkı herbirimizde memleketimizden bir yerle özleşir. Gönlümüz orada kalır. Anlatırız, anlatırız. -Siz hıngeli duydunuz mu? -O ne la. -Olm yemek, hamur yemeği. Böle hamuru muska gibi yapıyorlar, içine pattiz ya da kıyma koyorlar. ... -Haaa sen mantıyı diyon... Hıngelin ortak payda olmasını nasıl da isterdi, topiki açan arkadaşımız. Belki o ortak payda da dindirilecek hasretleri olacaktı. Erkan'ın sözü aldığını çok iyi hatırlıyorum. -Yusuf ne yapıyordur acaba? Yusuf ana kuzusuydu. İlk yıl sonunda ailesinin oğullarının yatılı okulda okumasına içleri varmamıştı. Erkan ile çok iyi anlaşırlardı. Yozgat'lıydı. -Yusuf'la bir gün geziyduk. Demesin mi tezek burnumda tütüyor Erkan. Tezek ne dediğimde ne dese beğenirsiniz? Bilenler, bildiğinini satma kaygısında olmaksızın, susmuştu. Bilmeyenlerin keyfine varacağına ket vurmamak için. -Bokmuş lan. Kuru bok ha. Onu toplayıp, sobada yakıyorlarmış. Ulan gülemedim de Yusuf'un yanında. derken biz bilenlerin yanında güldüğünün farkında değildi. -Lan Bilgin, sen de Yozgat'lıydn değil mi? Kendince pot kırmıştı. -Valla merak ediyom bak, sen güldüğüme aldırma. Bilgin iç geçirmişti. -Ahhh ahhh sobada tezek, üstünde demlik..burnumda tüttü lan... (bu anı burada bitmez) |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|