Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Almina Verenika - Volkan Bay (Öykü)

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski28-10-06, 13:08  #1
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
Almina Verenika - Volkan Bay (Öykü)



I



Lorin’le konuştun mu? Dedi İlyaka. Mümkün olduğunca kendine umursamaz bir tavır takınan Valiçkin Odanın ortasında durmuş tavana bakıyordu.
-Rusya çok soğuk bir ülke doğrusu. Yolda gelirken bir an donacağımı sandım. Neyse ki tedarikliydim. Yanında votkası olmayan rus rus değildir değil mi? Özellikle –40 derece soğukta yanında votka olmadan dolaşıyorsan çıplak gibi hissedersin kendini,yürüyen bir buz kütlesi olman an meselesidir. Lorin demiştin değil mi sevgili İlyaka? Evet Lorin’le konuştum. Bütün bunları ondan öğrendim zaten. Ne de olsa ilk defa Rusya’ya geliyorum. Rusya hakkında ne biliyorsam Lorin’in eseri.
Gerçekten de Valiçkin Lorin’in sözlerini harfiyen söylemişti. Hatta bütün bunları söylerken adeta Lorin’in kişiliğine bürünmüş,onu taklit etmişti.
Valiçkin’in hareketleri İlyaka’nın gözünden kaçmamakla birlikte bunu belli etmedi. Sadece onun ne kadar küstah ve güvenilmez olduğunu düşündü.
İlyaka:Veranika’nın mektubunu iletmişsindir umarım
-Evet tabiki, mektubu verdim. Fakat pek memnun görünmüyordu. Verenika ile aralarında bir sorun mu var sevgili İlyaka. Lorini hiç böyle görmemiştim doğrusu.
Valiçkin’in sözleri karşısında oldukça endişelen İlyaka bir iskemle çekerek oturdu. Onyedinci yüzyıldan kalma antika masa üzerindeki kitaba gözlerini dikti. Dostoyevski’nin ünlü Suç ve Ceza’sı idi bu. Son derece dağınık olan masada,üst üste yığılmış çeşitli önemsiz belgeler,not defteri,Verenika’nın karakalemle çizilmiş bir portresi ve değersiz gibi görünen fakat İlyaka için ayrıca bir ehemniyeti olan dönemin ünlü şairlerinden Bronkovski’nin mısralarının yer aldığı bir çerçeve bulunuyordu. İlyaka hemen hepsi soylu ailelerden olan arkadaşlarının katıldığı toplantılarda laf edebiyattan açıldığında Bronkovski’ye değinmeden geçemez,ünlü şairin mısralarındaki etkinin insan ruhunu derinden sarsarak her geçen gün arttığını ,bunun ileride daha iyi anlaşılacağını anlatırdı. Arkadaşları ise İlyaka’ya hak verir görünmekle birlikte aslında bu şairi pek etkileyici bulmazlardı. Bir keresinde İlyaka’nın okuldan arkadaşı Çikov şairin ‘kuşların ötesinde daha ne olabilir ki’ mısrasını ‘tavukların ötesinde daha ne olabilir ki,sadece birkaç yumurta’ şeklinde değiştirerek dalga geçmiş, İlyaka , Çikov ve ona kahkahalarla gülen diğer arkadaşlarıyla uzun süre konuşmamıştı.
İlyaka Valiçkin’e dönerek: Demek sevgili Lorin pek memnun görünmüyordu ha? Kendileri burada iken Verenika için ölmeye hazırdılar halbuki. Kimsenin benim güzeller güzeli kızım Verenika’yı, -ki onun asıl güzelliği ruhunda saklıdır-üzmeye hakkı yoktur. Son sözleri Bronkovski’nin mısralarından alan İlyaka devam etti: İnsanoğlu açtır,insanoğlu nankördür sevgili Valiçkin. Her zaman için daha fazlasını ister. Ve öyle bir gün gelir ki elinde hiçbir şey kalmaz. Tanrı ,doymak bilmeyen,şükretmesini bilmeyen kuluna verdiklerini almasını da bilir azizim. Ah sevgili Verenikam sen bunlara layık bir kız değildin. Öyle değerlisin ki kızım. Bu dünyada senin değerini bilecek o kadar az insan var ki. Bu bile senin ne kadar değerli olduğunu gösterir. Anlamıyorlar,bilmiyorlar.. Çünkü içlerinde kötülük var kızım Yaşlı baba İlyaka’nın gözlerinde birkaç damla yaş belirdi ve yanaklarından usulca süzüldü. Uzun zamandan beri Verenikam göderdiği mektuplara bir karşılık alamıyordu dedi İlyaka ve sözlerine devam etti: Verenika’yı bir görseniz sevgili Valiçkin. Üzüntüden,ağlamaktan gözlerinin altında çizgiler oluştu yavrumun. Ama bu bile onun güzel yüzünü eskitmedi.
Bu sırada kapı açıldı ve içeriye güzeller güzeli Verenika girdi. Baba İlyaka aceleyle gözyaşlarını sildi ve Verenika'’a dönerek: Tanıştırayım kızım,İvan Valiçkin,kendileri Lorin’in Fransa’daki okul arkadaşı. Valiçkin Verenika’nın yanına gitti ve elini öptü. Kızın bir gözünün mavi diğerinin ise yeşil olduğunu gördü ve bu özelliğinin ışıkta daha da belirginleştiğini düşündü. Valiçkin gözlerini kızın gözlerinden alamıyor,kalbi hızla çarpıyordu.Valiçkin sinsice; Lorine gönderdiği, karakalem ile çizilmiş portresinden çok daha güzelmiş diye düşündü.






II

Valiçkin’in elini öpmesini reveransla karşıladı Verenika. Valiçkin sanki ilk defa farkına varıyormuşçasına ne kadar masum,duru bir güzellik diye geçirdi aklından. Ardından şunu düşündü: “Yalnızken de güzel demek ki” Almina Verenika’nın ev kıyafetiyle,yapayalnız bir şekilde karşısında durması Valiçkin’de tuhaf bir duygu oluşturmuştu.. Bir an için Almina’nın sadece o an için güzel göründüğünü düşündü. Daha önce kendisinin olmadığı bu evde Almina Verenika gibi bir güzelliğin yaşadığını kendisine kabul ettiremiyordu. Almina’nın çok güzel olmasına rağmen çaresiz,yalnız hali Valiçkin’i çok etkiledi. Bütün bu düşünceler Valiçkin’nin aklından birkaç saniye içerisinde,yıldırım hızıyla geçmişti ki Verenika lafa girdi:
-Demek Lorin’in Fransa’daki okul arkadaşı sizsiniz Valiçkin. En son gönderdiği mektupta sizden bahsetmişti. Siz de burada,Leningrad’da oturuyormuşsunuz. Daha doğrusu aileniz burada, ilk defa Rusya’ya geliyorsunuz değil mi?
Evet diyebildi Valiçkin ve güçlükle ekledi:
-A,Fransa’da halamın yanında kalıyorum. Ailem sıklıkla Fransa’ya gelir. Daha iyi bir eğitim almam için ailem böyle uygun gördü. Valiçkin son söylediği cümle üzerine utandı ve keşke söylemeseydim dedi içinden. Bu sırada baba İlyaka lafa girdi:
-Çok afedersiniz sayın Valiçkin yol yorgunusunuz ve karnınız da acıkmıştır. Marya yemeği hazırlayana kadar dinlenebilirsiniz. İzin verin size odanızı göstereyim.
Valiçkin evet anlamında başını salladı ve İlyaka ile birlikte çıktılar. Baba İyaka’nın bu davranışı Verenika’nın yüzünde endişeli bir ifadenin oluşmasına vesile oldu. İlyaka Valiçkin’e kalacağı odayı gösterdikten sonra, Marya’ya yemeği hazırlamasını söyledi ve kızının yanına döndü.
İvan Valiçkin odasında dinlene dursun biz baba İlyaka ile sevgili kızı (genelde ona böyle hitap ederdi) arasındaki konuşmaya dönelim. Sesindeki tedirgin tınıyla konuştu Verenika:
-Babacığım seni hiç böyle görmemiştim. Odaya ilk girdiğimde anlamıştım bunu. Ne var ki duygularım beni yanıltmadı. Valiçkin ile konuşurken birden araya girdiğinde, ters giden bir şeylerin olduğuna kanaat getirdim.
Gözkapağı seyiren İlyaka, sanki yüzündeki tüm çizgileri alnında toplamak istiyormuş gibi kaşlarını kaldırdı. Yüz hatları daha belirgindi artık. Öyle ki, bu hüzünlü çizgiler en son Verenika’nın annesi öldüğünde böylesine belirgin olmuştu yaşlı İlyaka’nın yüzünde. İlyaka hırıltıya benzer kaygılı sesiyle konuştu:
-Sevgili Verenikam,doğrusunu söylemek gerekirse -seni üzmek istemem- Valiçkin’i gözüm tutmamakla birlikte söyledikleri oldukça canımı sıktı. Söylediğine göre,senin mektubunu iletmesine rağmen Lorin’den bir tepki alamamış,aranızda bir sorun olduğunu düşünmüş o anda. Ancak dediğim gibi, Valiçkin’i hiç gözüm tutmadı.
Almina Verenika olup bitenleri anlamaya çalışır gibi bakıyordu babasına. Sarı,bukleli saçlarını tuttu. Gözlerini babasından kaçırdı. Odadaki değişik noktalara kenetledi gözlerini,fakat her defasında bakışlarını değiştirdi. Nihayet, mavi gözünde bir damla yaş belirip düştü. Onu yeşile çalan diğer gözünden inen ılık yaşlar izledi. Şimdi cam gibi parlayan gözleriyle babasına bakıyordu. Baba İlyaka kasvetli sesiyle konuştu:
-İzin ver Verenika, sileyim gözyaşını...











Yazan: volkan bay
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-10-06, 13:10  #2
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
ALMİNA VERENİKA-II (Öykü)

III

Almina,babasının Lorin hakkındaki sözleri karşısında adeta yıkıldı. Bir an için her şeyin bittiğini düşündü Nitekim Marya’nın hazırladığı enfes akşam yemeğinde oldukça durgun görünüyordu. Her ne kadar Lorin’in Valiçkin’e söylediği sözlere karşı umursamaz bir tavır takınmaya çalışsa da, adeta üzgün olmadığını Valiçkin’e –dolayısıyla Lorin’e- ispatlamaya çalışsa da, Verenika’nın hali ortadaydı. Bu durum yemek masasında bulunanların gözünden kaçmamıştı. Ortada hiçbir neden yok iken Almina Verenika’nın attığı kahkahalar içinde bulunduğu psikolojik durumu ne kadar da güzel yansıtıyordu! Sinirlerinin yıprandığı belliydi. Durgun halini isterik kahkahalarla örteceğinin sanıyordu sevgili Almina. Masada bulunan İlyaka,Valiçkin,Marya ve son anda yemeğe dahil olan Çikov sahte gülümsemelerle Almina’ya karşılık veriyorlardı. İlginç olan, herkesin bu sahteliğin,yapmacık davranışların farkında olmasıydı. Verenika, kahkahalarıyla, aslında çok mutlu olduğunu göstermeye çalışıyor,ev halkı ise bu numarayı yemiş gibi ona gülümsüyordu. Verenika ise ev halkının sahte gülümsemeleri karşısında yapmacık davranışlarının herkes tarafından anlaşıldığını ve daha rahat davranması gerektiğini düşünüyordu. Çikov, Valiçkin’in sahte gülücüklerine gülmemek için kendini zor tutuyor, “benim gülücüklerim kesinlikle daha gerçekçi” diye düşünüyordu. Bir çoğumuz böyle durumlarla karşılaşmışızdır. Fakat nedense gerçekleri bir türlü görmek istemeyiz. Çünkü gerçekler insana acı verir. Karşımızdakinin sahte davranışını zihnimizde kınarken,ona yapmacık bir davranışla karşılık verdiğimizi ne de çabuk unuturuz!
Akşam yemeğine ilişkin daha bir çok şey söylenebilir. Örneğin Çikov’un ,yemeği kendisinden çok gömleğinin yediğine,Bronkovski konusunda İlyaka ile dalga geçmeye devam edince, İlyaka’nın, Çikov’un bu davranışına bir kaşık çorbayla cevap verdiğine, Çikov’un gömleğindeki çorba lekelerini göstererek, bu deseni beğendiğini belirtmesine değinilebilir. Ama biz konuyu daha fazla uzatmamak için,yemekten sonra Çikov ile İlyaka arasında vuku bulan sohbete geçeceğiz.
Zavallı Raskolnikov dedi Çikov Dostoyevki’nin Suç ve Ceza’sını eline alarak:
-Adam katilin teki. Düşünsenize İlyaka, savunmasız, yaşlı bir kadını baltayla öldüren Raskolnikov’u! İlk anda insanın içi ürperiyor. Ama ne var ki romanın sonlarına doğru hiçbir okur Raskolnikov’a acımaktan kendini alamaz.. Hatta onun aslında çok iyi bir insan olduğu düşüncesi belirir akıllarda. Halbuki Raskolnikov son ana kadar kendini haklı görmektedir! Hiç kimseye yararı dokunmayan yaşlı ve zengin bir kadını ödürmek ve parasını fakir insanlara dağıtmak ona göre suç sayılmamalıdır! Ayrıca kendi de zor durumdadır. Paraya ihtiyacı vardır. Fakat işler umduğu gibi gitmez. Kadını öldürdükten sonra derin bir vicdan azabı çekeceğini, çaldığı paranın meteliğine bile dokunmayacağını nereden düşünebilirdi ki! Bütün bunları ruhunda hissederken şunu da sürekli düşünmektedir: “Sadece yararsız bir kadını öldürdüm. Onun parasıyla fakirlere yardım edeceğim. Aslında insanlara ne kadar iyilik yapıyorum.” Evet sevgili İlyaka, sizin düşünceleriniz neler bu konuda?
-Bir kere hiç kimse Raskolnikov’un yaptığını tasvip etmez. Önemli olan onun çektiği vicdan azabını idrak etmektir. Dostoyevski’nin büyüklüğü de buradadır zaten. Raskolnikov’un ruhunu o kadar iyi yansıtmıştır ki,okurlar Raskolnikov’ a acır, onun iyi bir insan olduğunu düşünür ama kesinlikle onun durumuna düşmek istemez. Yani her ne kadar onun durumunda olmak istemeseniz de içinde kötücül düşünceler olan insanı bile seversiniz. Dostoyevski ,hümanizm duygunu, şırıngayla enjekte eder damarlarınıza..Sayfaları çevirdikçe,yavaş yavaş, harf harf...Bu konuya nereden geldik Çikov! Ben Raskolnikov’u değil Verenika’yı düşünüyorum.


IV

Lorin'in üniversitedeki eğitimi başarılarla doluydu. Fizik çevreleri ve saygın bilim dergileri tarafından gelecek vaad eden genç olarak anılıyordu. Katı hal fiziğine getirdiği yeni yaklaşım ve geliştirdiği matematiksel modelle hocaları tarafından defalarca takdir edilen bu parlak genç şimdi çalışma masasında oturmuş kahvesini yudumluyor bir yandan da düşünüyordu. Matematik formülleri gözlerinin önünde dönüyordu. En ufak bir fiziksel olay bile aklına bir sürü formülün gelmesi için yeterliydi. Bu bazen o kadar can sıkıcı hale geliyordu ki bir çok kez bağırıp çağırmak zorunda kalıyor; kendisini kontrol edemiyordu. Yine böyle bir ruh hali içinde elindeki kahve fincanını duvara fırlattı ve kahkahalarla gülmeye başladı. Tam bu sırada kapının çaldığını sandı ve gözlerini kapıya çevirdi. Ayak seslerinin yavaş yavaş uzaklaştığını duydu. Lorin kalkarak kapıya yöneldi ve yavaşça kapıyı araladı. Kapının gıcırtısı koridorda yankılandı ve o anda birinin gölgesinin duvara yansıdığını hissetti. Ürkek adımlarla kolidorda ilerlemeye başladı. Koridor karanlık olduğundan önünü tam olarak göremiyordu fakat koridorun sonunda biri olduğuna bahse girebilirdi. Yavaş adımlarla ilerlerken,kalbi hızla atmaya başladı. Birden karanlıktan birinin üzerine doğru koştuğunu fark etti ve koşar adımlarla kaçmaya başladı. Arkadakinin nefesini tüm benliğiyle hissediyordu. Kendi nefesini bile bastırıyordu sanki. Lorin hızlıca odasına girdi ve kapıyı var gücüyle kapattı. Kahve fincanını neden duvara attığını düşündü ve anlamsız bir gülümseme yüzünde belirdi. Bu sırada diğeri hızlıca kapıya vurmaya başladı. Lorin kapıyı alttan üste süzdü. Sesine huzurlu bir ton vermeye çalışarak; Kimsiniz? Gecenin üçünde neden rahatsız ediyorsunuz beni? Diğeri yanıtladı: Kapıyı aç Lorin benim Almina.

Lorin bir anda neye uğradığını şaşırdı ve süratle kapıyı açtı. Karşısında Almina’yı gördü. Ellerini tuttu kızın. Sonsuza kadar bu şekilde durmak düşüncesi geldi aklına. Neredeydin? dedi. Neredeydin Almina neden daha önce gelmedin? Mektubuma neden cevap vermedin?

Şu Valiçkin’in gönderdiği mektuptan mı bahsediyorsun? Mektubu okudum Lorin. Gerçekten çok güzeldi. Sana yazacaklarımı yanlış anlayacağına o kadar emindim ki. Kendim geldim. İşte karşındayım. Şimdi birbirimize çok yakınız. Ne kadar uzak olduğumuzu anlama zamanı Lorin. Gerçekleri görmek, gerçeği görmeyi, acı yönlerini görmeyi gerektirir. Hangimiz samimi olduk bir başkasına, kendimize gerçekçi olduğumuz kadar. Ve daha da önemlisi kendimizi kandırmadığımız zaman var mı? Aşık olduğunu söylediği zaman, aşkının biteceği gerçeğini neden göz ardı eder insan. Ve neden kandırır aşkını. Neden demez, bu aşk bitecek sevgilim biliyorsun değil mi? Ama sana olan sevgim devam edecek. Ruhunun değişmeyeceğine o kadar eminim ki. Ve şunu neden eklemez: Kendi ruhumun değişmeyeceğinden emin miyim peki? Lorin sana söylemek istediklerimi yanlış anlama. Seni sevdiğim için, ruhumu yücelttiğin için bu ilişki bitmeli. Aşkı biz öldürmeyelim, onlar ölürler Lorin. Ruhumuzu kandıramayız.

Lorin bu sözler karşısında donup kaldı. Bir anda Almina fizik teorilerinden bahsetmeye başladı. Parçacık hızlandırıcılarından ve kuantum teorisinden ve atom altı parçacıklardan.

Lorin gözlerini yere kenetlemişti. Kafasını kaldırdığında Almina’nın gittiğini fark etti.

Lorin’in içinde bulunduğu durum iyi değildi. Almina’nın gittiğini sanıyordu. Halbuki hiç gelmemişti. Almina Leningrad’daki evinde Lorin’in mektubunu özlemle bekliyordu.


(devam edecek)
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-10-06, 13:13  #3
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
ALMİNA VERENİKA-III (Öykü)

V


Akşam yemeğinden sonra odasına çekilen Almina erkenden yattı.Fakat gördüğü bir rüya aniden uyanmasına neden oldu.Rüyasında biri tarafından sürekli izlendiğini hissediyordu.Etrafına baktığında yapayalnız olduğunu görüyordu.Almina kahvenin ve yeşilin bütün tonlarının bulunduğu dev ağaçların arasından geçerek ormanlık alanda ilerliyordu.Bir şey arıyordu fakat ne aradığını bilmiyordu.Ormanda bulunan tüm kuşlar ilginç biçimde Almina’nın sevdiği şarkıları mırıldanıyordu.Almina kuşlara baktığında hepsinin gülümsediğini gördü. Almina da güldü; kendini mutlu hissetti.Bunun üzerine kuşlar Almina’nın etrafında uçmaya başladı.Bazıları omuzlarına konmuştu.Almina bir tanesini avucuna alıp sevdi.Hiç bir zaman bu kadar mutlu olduğunu hissetmemişti. Almina o anda uçmaya başladı. Bir adım attığında uzun bir mesafe uçuyor yere inip bir adım daha atıyor; yine uçuyordu. Ne kadar mutlu olduğunu bir kere daha hatırladı. Fakat biri tarafından izlendiği duygusu hala belirgindi içinde. Almina bir an için avucunda tuttuğu kuşa baktığında Lorin’ni simasını gördü. Diğer tüm kuşlarda da Lorin’in yüzü belirmişti. Fakat bu yüzler gülmüyordu kuşların ki gibi.Bu sırada avucundaki kuş uçtu ve diğer kuşlar da onu izledi. Orman ölüm sessizliğine büründü.Almina gece uyandı; gördüğü rüyanın etkisiyle sabaha kadar gözüne uyku girmedi.
Verenika kalktığı gibi mutfakta kahvaltı hazırlamakta olan Marya’nın yanına gitti ve gördüğü rüyayı anlatmaya başladı. Bu sırada ev halkı da uyanmış ve masadaki yerlerini almışlardı. Baba İlyaka,Valiçkin ve Çikov sabah sabah devletin yönetim biçimiyle ilgili koyu bir sohbete girişmişlerdi.Köylüyü yoksulluğa iten nedenler, devletin vermesi gereken destek üzerine konuşan üçlü ,birbirlerinin fikirlerine gereken saygıyı göstermeden yüksek sesle tartışırlarken Verenika rüyasını Marya’ya anlatmaya devam ediyordu.Verenika sanki olayları o anda yaşıyormuş gibiydi. Duyguları canlıydı. Anlatımının belirli bölümlerinde ellerini kenetleyip göğsüne yaslıyordu. Heyecanlanan Verenika gözlerini kıstı, sesi boğuklaştı; olduğu yere yığıldı.
Baba İlyaka Kızım! diye bağırarak Almina’sının yanında bitiverdi. Avuçları arasına aldı avuçlarını.Yanağını okşadı.Durmadan ne oldu sana kızım diyen İlyaka kendini tutamadı. Gözlerinden yaşlar boşaldı.Kızının ellerini gözyaşlarıyla yıkayan İlyaka’nın hali herkesi duygulandırmıştı. Neşeli bir kişiliğe sahip olan Çikov’un ağzını bıçak açmıyordu. Valiçkin’in tüm üzüntüsü yüzüne vurmuştu. Marya durmadan ağlıyordu.Almina anlamsızca bir şeyler sayıklıyordu. İlyaka kızını kucaklayarak odasına götürdü. Verenika’nın yanı başından ayrılmayan İlyaka bir anda birkaç sene yaşlanmıştı sanki. Marya’ya Çikov’un doktor çağırmasını tembihledi. Marya ise Valiçkin’in biraz önce doktoru çağırmak için çıktığını söyledi.İlyaka bir an önce doktoru çağırmayı aklına getiremediği için kendine kızdı.Nasıl olur da bunu düşünemezdi. Bir dakika bile sevgili kızı için çok önemli olabilirdi. Valiçkin’in bile aklına geleni, kendisi nasıl düşünemezdi. Kızını en çok seven kendisi değil miydi? İlyaka acımasızca yargılıyodu ruhunu.




VI

Baba İlyaka’yı kızının yanı başında kendi ruhunu acımasızca eleştirir vaziyette bıraktığımız sıralarda Fransa’da bulunan Lorin,iyice garipleşen davranışlarından dolayı arkadaşları tarafından doktora görünmesi konusunda ikna edilmeye çalışılıyordu.Öyle ki çoğu kez odasında kendisini ziyaret eden arkadaşları ile değil de orada olmayan hayal ürünü şahıslarla konuşmaya başlamıştı. Arkadaşları Lorin’in şaka yaptığını düşünmüşlerdi önceleri. Ne var ki Lorin’in davranışlarından böyle olmadığı aşikardı. İşte, boş sandalye ile konuşuyordu Lorin:
Bu konuda kesinlikle size katılıyorum efendim.. Yaptığım çalışmaların tarafınızdan takdir edilmesi hususunda müteşekkirim.. Ayrıca bana karşı göstermiş olduğunuz destek için binlerce kez teşekkürler.. Sağ olun profesör..
Lorin birden masadan kalkarak boş sandalyenin karşısında durdu.Bir şeyleri almak için elini uzattı. Bir ara boş eline baktı. Masasına dönerek oturan Lorin bir yandan sayfa çevirir gibi hareketler yaparken bir yandan da parmağını diliyle ıslatıyordu. Sonra tekrar boş sandalyeye bakarak teşekkürlerini bildirdi:
Sağ olun profesör.. Çalışmalarınızın bana büyük katkısı olacağına eminim..
Bu anda Lorin’in okul arkadaşı Pietro araya girerek:
Lorin!Yeter artık! Neler saçmalıyorsun? Kes şunu!Senin acilen doktora görünmen gerekli. Belli ki sinirlerin son günlerde çok yıpranmış.
Lorin yüzünde beliren mahçup ifadeyi gizlemeye çalışarak yanıtladı:
Ne’n var Pietro.Biraz nazik olur musun?Profesörün karşısında bu şekilde konuşma cesaretini kendinde nasıl buluyorsun?Başarılı çalışmalarımdan dolayı değil mi?Benim kadar başarılı olamadığın için değil mi?
Lorin tekrar profesöre daha doğrusu boş sandalyeye dönerek arkadaşının nezaketsizliği için binlerce özürde bulundu.Masadan kalkan Lorin elini boşluğa uzatıp toka etti:
Kusura bakmayın profesör çok üzgünüm..
Lorin odadan çıkarken hayalindeki profesöre yol verdi;ardından kendisi çıktı.Arkadaşları kapının ardından bakakaldılar. Lorin kolidor boyunca kendi kendine konuşmaya devam etti ve gözden kayboldu.Son derece üzgün görünen Pietro o ana kadar konuşmayan Lila’ya dönerek:
Bir an önce doktora görünmeli Lila.Kısa sürede hastalığın bu safhaya ulaşması korkunç. Dün de bana Almina adında bir kızdan söz etmişti.Söylediğine göre kız bundan ayrılmış. Benim yanımda gururunu bir kenara bırakıp onca gözyaşı döktü. Kızın gecenin üçünde sırf bu yüzden,kendisinden ayrılmak için gelmiş olduğunu söyledi. İşin ilginci kız Leningrad’da oturuyormuş. Birden çıkıp gelivermiş. Bir sürü şeyden bahsetmiş. Ben bunların da hayal ürünü olduğunu, aslında Almina’nın Fransa’ya hiç gelmediğini ve kendisini çok sevdiğine inandığımı söyledim. Fakat Lorin söylediklerimin çok saçma olduğunu, kendi gözleriyle gördüğünün nasıl hayal olabileceğini söyledi.Gördüğümüz rüyaları o anda nasıl gerçek sanıyorsak. Lorin de yaşadıklarını gerçek sanıyor. Gerçekle hayali ayırdedemiyor. Kısacası, korkarım Lorin bir şizofren hastası Lila.
Lila iç geçirerek Pietro’nun ellerini tuttu. En kısa zamanda Lorin’in hastaneye yatması gerektiğini anlattı. Yoksa Lorin’in kendisine veya çevresindeki insanlara zarar verebileceğini söyledi. Bu sırada kapı açıldı ve Lorin içeriye girdi. Pietro’nun ilk aklından geçen şuydu:
Nasıl oldu da yalnız başına dışarıya çıkmasına izin verdim..









VII (SON)

Saçları dağılmış bir şekilde ve alnını kaplamış vaziyette , anlamsız ve de donuk bakışlarıyla dönmüştü Lorin. Ağzından ilk dökülen kelimeler: “Rusya’ya gidiyorum” oldu. Bir şey oldu evet kötü bir şey. Ona bir şeyler oldu,hissediyorum. Gitmeliyim,hemen şimdi, dedi. Yağmurda ıslanan saçlarından birkaç damla, alnı ile şakağı arasında sürüklenip kayboldu. Bakışları boştu. Ölünün açık kalan gözleri gibi. Lila ile Pietro ne diyeceklerini bilemez durumdaydılar. Oraya gitmekten başka çare kalmamıştı.
Birkaç gün içinde hazırlıkları tamamlayıp yola koyulmuşlardı bile. Lorin yol boyunca hemen hemen hiç konuşmadı. Konuşan, yüzündeki çizgiler oldu bazen. Bazen dile gelen, seyiren gözüydü. Sohbetin en koyu anı, derinleşen yüz ifadesiydi. Sanki o anda içine çöküp yok olacak gibi bir ifadeydi bu. Fakat, bazen şiirsel bir ifade belirip kayboluyordu yüzünde. Sanki, bir an, o değil de başkasının yüzü geçiyordu yüzüne. Ama bu çok kısa sürüyor ve eski halini alıyordu. İnsanın hayatı boyunca yaşadığı iyi ve kötü şeyler onun yüzünde birkaç saniye içinde yanıp sönüyor, ikircikli bir anlam katıyordu yüzüne. Neredeyse bütün bir yolculuk böyle geçmişti. Lila ve Pietro , hiç konuşmadılar.
Şimdi , Rusya’nın dondurucu soğuğunda bir şey hissetmeden ilerliyordu. Soğuk çelik gibiydi, bıçak gibiydi. Kesiyordu. Ama anlamını yitirmişti. Lorin’in karamsar ruh hali çökmüştü her yere, beyazlanan, buzlanan yolları kaplamıştı karanlık. Verenika’nın yaşadığı eve yaklaştıkça Lorin’in kalp atışları hızlanıyor sanki kulağında atıyordu. Heyecandan titremeye başlayan ellerini gizlemeyi düşündü. Bir an, ne gerek var ki dedi kendi kendine. Bu düşüncesine kendi de şaştı. Ayakları , elleri , beyni başka birine ait gibi gelmişti. Ayakları yabancı, yalancıydı. Kendinin olamazdı bunlar. O an geri dönmek istedi. Korkmuştu, bu korku ayaklarındaki gücü yavaş yavaş , sinsice emiyordu. Lila ve Pietro’nun neden yanında geldiklerini düşündü. Bütün bunlar her şeye daha da kötü bir anlam katıyordu sanki. Neden onlar da benimle geliyorlar ki?
Nihayet Verenika’nın evine geldiklerinde, Lorin’in artık gizleyemeyeceği kadar büyüyen heyecanı , gizleyemeceği büyük aşkı adına, gözler önündeydi. Ne kadar büyük bir sevgi..
Kapıyı çaldı, yavaşça birkaç kere tıklattı. Bekledi. Bir daha, bir daha. Seri bir şekilde çalmaya devam etti . Sonunda kapı açıldı, yavaştan. Kapıyı açan Marya idi. Marya ve Lorin öylesine,ölesiye bakakaldılar. Donmuş bir film karesi gibi. Marya , Lorin’e sarılıp ağlamaya başladı. Lorin bir şey diyemeden içeriye girdi ,koşarak bağırmaya başladı: Verenika!Verenikaa!!
Merdivenleri aceleyle çıktı. Verenika’nın odasına yöneldi. İçeride bir kalabalık onun yatağının başında toplanmıştı. Baba İlyaka, Çikov ve yakın arkadaşları komşuları ve doktoru oradaydı. Marya, Lila ve Pietro da Lorin’in arkasından odaya geldiler. Lorin kalabalığı yararak Verenika’nın yanına geldi. Verenikam dedi, Verenikam. Elini tuttu kızın:”Ne oldu sana. Konuş benimle.” Herşeyin anlamını tekrar tekrar yitirdiği o anda , Lorin, soğuğu gerçekten hissetmişti. Elindeki soğuk eli.

-bitti-

Yazan: volkan bay
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-11-06, 20:10  #4
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
Kelebek Zamanı

2007 yılı, Haziran ayının 7’sinde bir kız çocuğu ......... köyünün tozlu sokaklarında annesinin elini sıkı sıkı tutmuş vaziyette ilerliyordu. Küçük,fakat seri adımlarıyla annesine ayak uydurmaya çalışan kız birden durdu.
“Anne, hatırlıyor musun? Geçen sene buraya geldiğimizde bana bir söz vermiştin. Benimle kelebek toplamaya gelecektin. En iyilerinden hem de. En renklilerinden. Desenleri çok güzel değil mi anne? Renkleri? Işıktan ışığa değişen renkleri? Işıktan ışığa güzelleşen kelebekler? Üzerinde pullar varmış ya anne. Bu pullar yüzündenmiş. Hava boşlukları oluyormuş bu pullarda. Işık kırılırmış değince üstüne. Renkten renge girermiş kelebekler. Bir güzelleşirmiş, bir güzelleşirmiş. İşte onlardan toplayalım anne. Çok toplayalım. Ama sonra hepsini birden salalım havaya”
“Tabi kızım, tabi yavrum. Unutur muyum hiç. Kelebekleri koymak için kafes bile hazırlattım. Ağ aldım bir de hepsi hazır. Fatma teyzenin evine gidelim hele bak. Biraz dinlenir, hemen çıkıveririz toplamaya kelebekleri”
“Annem benim. Bümbüyük kafes değil mi anne. Çok toplayalım,sonra hepsini salalım”
“Bümbüyük kafes kızım, çok büyük”
Bu konuşmadan sonra , kız ve annesi tekrar yürümeye başladılar. Toz renkli iki çift ayakkabı, kimi hüzünlü, kimi şirin görünen evlerin serpiştiği dar sokaklardan geçti. Büyüyüp küçülerek ilerlediler evlerin arasından. Nihayet, tek katlı, büyükçe bahçesi olan evin önünde durdular. Evin penceresinde bir perde kıpırdadı; akabinde aralandı. Pencerenin arkasındaki bir çift gözde, gelenleri tanıdığına dair anlam oluşuverdi. Anne, uzun süre görüşmeyen insanlara mahsus bir sevecenlikle karşılık verdi bu bakışa. Evin kapısı hızlıca açıldı:
“Nermin, Eylül. Eylül, kızım. Hele, hele.Gelin geçin hele”
Nermin ve kızı Eylül, hasret giderdikten sonra kelebek toplamaya çıktılar. Günlerce renk renk kelebeklerden topladılar. Kelebeklerin en güzellerinden topladılar. Ardından, bir süre, bu işe ara vermek zorunda kaldılar. Sonunda anne kızına beklenen günün geldiğini müjdeledi. Kızının daha çok kelebek toplayalım ısrarına aldırmadı. Kızı da fazla üstelemedi ve durumu kabullendi. Bir sabah kelebekleri salmaya karar verdiler.
Eylül:
“Anne,şimdi kafesin kapısını açalım ve kelebeklerin hepsini salalım”
Anne , dev kafesin kapısını araladı ve kelebekleri saldı. Fakat sadece birkaç tane canlı kelebek vardı kafeste. Kafesin içinde ise yüzlerce ölü kelebek üst üste yığılmıştı.. Uzun zamandan beri kelebek tutamamışlardı; diğer kelebekler de kısa ömürlerini yitirmişti.
Kız heyecanla bağırdı:
“Nasıl anne? Renk renk güzel kelebekler,yüzlerce.. Gökyüzü renkli kelebeklerle dolu;ne güzel değil mi? Hep bu anı beklemiştim. Çok güzel mi anne? Anlat anne, nasıl? Anlat anne..
Anne, havada uçan birkaç kelebeğe sapladığı gözlerini yavaşça kızının görmeyen gözlerine çevirdi:
“Çok güzel kızım” diyebildi ve koşarak oradan ayrıldı.
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-01-07, 12:17  #5
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
EL

EL
.....................
Kişiliğimi; şu yüceltip de yücelttiğim kişiliğimi kaybettim. Gecenin bir anında yüzleşmekten korktuğun, saklayıp da susturamadığın şeyler konuşur içinde. İçindeki karanlık azizim,gecenin karanlığından daha siyahtır. Bir efendin vardır sana çoğu şeyi olduğundan iyi gösteren. Çalmayan insan iyidir der;çalmayan ve çaldırmayan insan ise daha iyidir. Cesaretsizliğini bildiği halde saklayan insanlar mutsuzluğa mahkumdurlar. Vicdanınla baş başa kaldın. Gerçeklerden uzaklaştığını anladın. Oysa ki iyi biriydim. Fakat şimdi anlıyorum ki dışkı kadar değerim yokmuş dedin. Konuşmayı sevmeyen,utangaç insanlar vardır ya. Bunlardan bazıları gırtlaklarını patlatırcasına bağırıp dururlar zamanın bir anında. Haksızlığın olduğu yerde,cesaretin doğduğu an o andır. Sonra yine eski hallerini alırlar. Ne kadar aptal dersiniz bunları görünce. Hiçbir şey de bilmiyor galiba. Baksana konuşmuyor. Zavallı, tam bir zavallı der birisi. Diğeri der ki: Muhabbetinize de doyum olmuyor doğrusu! Bunları söyleyen insanlar boş konuşmayı sevmeyen insanlardır değil mi? İçi dolu cümleler saçarlar çevrelerine! Ben azizim sana gerçeği göstereceğim. Gerçeği söyleyeceğim.
Polis memurunun yüzündeki yapma gülümseme yerini tedirginliğe bıraktı. Ucunda kül olmayan sigarasını sık sık küllüğe vurması rahat bir halde olmadığının göstergesiydi. Belki de karşısındaki insanı pek de dikkate almadığının işareti. Polis memuru karşısındaki adamın sözlerinden duygusal bir sarsıntı geçirdiği kanaatine vardı. Yarım sigarasını söndüren memur lafa girdi:
-Neden beni buraya getirdiniz?
-Bir ay önce, evet tam bir ay oldu. O kadar eminim ki! Gecenin geç saatiydi. Karanlık. Karanlıktı evet. Sanayii sitesindeydim. İş yerlerinin çoğu kapalıydı. Bir ses duydum,acı bir ses. Yolun karşı tarafına baktığımda , bir dükkanın açık olduğunu fark ettim. Hemen oradan ayrılmak istedim. Korkmuştum. Fakat cesaretimi toplayıp gittim. Kapı açıktı. İçeriye girdim. Bir adam yüzü koyun yerde yatıyordu. Çevresinde çokça kan vardı. Adamı kendime doğru çevirdim. Yüzünde acı bir ifade vardı. Hızlı hızlı nefes alıyordu. Ne olduğunu soracaktım ki adam birden bayıldı. Sağ eli kopmuştu. Hemen yanında bir makine vardı. Elini oraya kaptırdığını anladım. Kopan elini bir poşetin içine, poşeti de paltomun cebine koyup koşarak dışarıya çıktım. Acilen bir araç bulmam gerekiyordu. Bir süre koşuşturdum çılgınlar gibi. Nihayet bir araç buldum. Geri dönerek adamı aldım araca. Hastaneye götürdüm. Adamı ameliyata aldılar. Doktor kopan elin nerede olduğunu sordu. Burada dedim elimi cebime attım. Fakat cebimde yoktu. O an koşuşturma sırasında cebimden düştüğünü korkunç bir şekilde anladım. Hemen geliyorum diyerek oradan ayrıldım. Olay yerine gittim. Her yeri aradım. Sonunda eli bulmuştum. Fakat artık gün aydınlanmıştı. Büyük bir suçluluk duydum. Hastaneye gitmeye cesaretim yoktu. Zaten gitsem de bir işe yaramayacak diye düşündüm. Çok fazla zaman geçmişti. Yerine dikemezlerdi eli. Olanları nasıl anlatabilirdim? Bir anlık dikkatsizliğim,aptallığım bunlara neden oldu. Özür dilerim efendim mi diyecektim. Eli kopan adama ne diyecektim? “Aptallığım elinizi kaybetmenize neden oldu. Fakat en azından hayattasınız. Ben olmasaydım belki de.. “ Tüm bu düşüncelerle memur bey, size gerçeği söyledim. Şimdi de gerçeği göstereceğim.
Adam ayağa kalkarak buzdolabına yöneldi. Buzluktan bir poşet çıkarıp, polis memurunun oturdu masaya usulca bıraktı.
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-06-07, 12:55  #6
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43
Ayakabı Boyacısı.


Hilmi Efendi,ayakkabı boyacısı. Bu civarda herkes ayakkabısını ona boyatır.
Bilmem kaç gün sonra yağan yağmur,
Caddeler çamur deryası
Hilmi Efendi
Ayakkabı boyacısı
Okulun ilk günlerinde öğretmen sormaz mıydı ne iş yaptığını velilerin. Kiminin babası doktordur,kimi öğretmen. Kimi der benim babam seyyar satıcı diye. Öğretmen sorar,ne satıyor. Cevap, köftedir. Gülüşmeler..Ayşe de buna maruz kalanlardandır.
“Benim babam ayakkabı boyacısıdır” Gülüşmeler..
”Ama,,iyi bir ayakkabı boyacısı.”
Ayşe okuldan sonra babasının dükkanına uğradı. İşler biraz birikmiş gibiydi. Yardımcı oldu . Eve döndüklerinde geç olmuştu. Yemek yiyip, televizyon seyrettikten sonra Hilmi Efendi odasına çekildi. Ayşe’ ye erken yatmasını tembihlemişti yine. Ayşe de öyle yaptı;erkenden yatıverdi. Bir ara su içmek için kalktı; mutfağa gitti. Babasının odasının önünden geçerken şöyle bir gözledi. “Yine” dedi.Yine.. Babası kendi ayakkabılarını boyuyordu yine,birkaç damla yaş boyaya karışıyordu,boyuyordu,kayboluyordu,boyuyordu,damlı yordu.
Kazada yitirmişti bacaklarını.
Boyuyordu
Damlıyordu
Kayboluyordu
Damlıyordu
Hilmi Efendi iyi bir ayakkabı boyacısıydı
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-06-07, 23:37  #7
martineden
 
martineden'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2007
Ülke / Şehir: kırık kalpler sokağı
Mesajlar: 37

güzel bir hikaye paylasım için tesekkürler...
__________________
dünyadaki her şey gele gele bir adiliğe dayanıyor.kendi tutkusu ya da ihtiyacı olmaksızın para, şan, şeref ya da başka bir şey uğruna didinen biri, her zaman budaladır...
martineden is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-06-07, 13:05  #8
volkanbay
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 43

teşekkürler yorumunuz için,diğer hikayelerimi de bu başlık altında topluyorum

KELEBEK ZAMANI

2007 yılı, Haziran ayının 7’sinde bir kız çocuğu ......... köyünün tozlu sokaklarında annesinin elini sıkı sıkı tutmuş vaziyette ilerliyordu. Küçük,fakat seri adımlarıyla annesine ayak uydurmaya çalışan kız birden durdu.

“Anne, hatırlıyor musun? Geçen sene buraya geldiğimizde bana bir söz vermiştin. Benimle kelebek toplamaya gelecektin. En iyilerinden hem de. En renklilerinden. Desenleri çok güzel değil mi anne? Renkleri? Işıktan ışığa değişen renkleri? Işıktan ışığa güzelleşen kelebekler? Üzerinde pullar varmış ya anne. Bu pullar yüzündenmiş. Hava boşlukları oluyormuş bu pullarda. Işık kırılırmış değince üstüne. Renkten renge girermiş kelebekler. Bir güzelleşirmiş, bir güzelleşirmiş. İşte onlardan toplayalım anne. Çok toplayalım. Ama sonra hepsini birden salalım havaya”

“Tabi kızım, tabi yavrum. Unutur muyum hiç. Kelebekleri koymak için kafes bile hazırlattım. Ağ aldım bir de hepsi hazır. Fatma teyzenin evine gidelim hele bak. Biraz dinlenir, hemen çıkıveririz toplamaya kelebekleri”

“Annem benim. Bümbüyük kafes değil mi anne. Çok toplayalım,sonra hepsini salalım”

“Bümbüyük kafes kızım, çok büyük”

Bu konuşmadan sonra , kız ve annesi tekrar yürümeye başladılar. Toz renkli iki çift ayakkabı, kimi hüzünlü, kimi şirin görünen evlerin serpiştiği dar sokaklardan geçti. Büyüyüp küçülerek ilerlediler evlerin arasından. Nihayet, tek katlı, büyükçe bahçesi olan evin önünde durdular. Evin penceresinde bir perde kıpırdadı; akabinde aralandı. Pencerenin arkasındaki bir çift gözde, gelenleri tanıdığına dair anlam oluşuverdi. Anne, uzun süre görüşmeyen insanlara mahsus bir sevecenlikle karşılık verdi bu bakışa. Evin kapısı hızlıca açıldı:

“Nermin, Eylül. Eylül, kızım. Hele, hele.Gelin geçin hele”

Nermin ve kızı Eylül, hasret giderdikten sonra kelebek toplamaya çıktılar. Günlerce renk renk kelebeklerden topladılar. Kelebeklerin en güzellerinden topladılar. Ardından, bir süre, bu işe ara vermek zorunda kaldılar. Sonunda anne kızına beklenen günün geldiğini müjdeledi. Kızının daha çok kelebek toplayalım ısrarına aldırmadı. Kızı da fazla üstelemedi ve durumu kabullendi. Bir sabah kelebekleri salmaya karar verdiler.
Eylül:
“Anne,şimdi kafesin kapısını açalım ve kelebeklerin hepsini salalım”

Anne , dev kafesin kapısını araladı ve kelebekleri saldı. Fakat sadece birkaç tane canlı kelebek vardı kafeste. Kafesin içinde ise yüzlerce ölü kelebek üst üste yığılmıştı.. Uzun zamandan beri kelebek tutamamışlardı; diğer kelebekler de kısa ömürlerini yitirmişti.
Kız heyecanla bağırdı:
“Nasıl anne? Renk renk güzel kelebekler,yüzlerce.. Gökyüzü renkli kelebeklerle dolu;ne güzel değil mi? Hep bu anı beklemiştim. Çok güzel mi anne? Anlat anne, nasıl? Anlat anne..

Anne, havada uçan birkaç kelebeğe sapladığı gözlerini yavaşça kızının görmeyen gözlerine çevirdi:
“Çok güzel kızım” diyebildi ve koşarak oradan ayrıldı.
volkanbay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-06-07, 13:38  #9
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Çok çarpıcı bir hikaye. Annenin durumu çocuktan daha vahim. Çünkü çocuk hem aslında tam kör değil, hem yaratıcı, hem düş kurabiliyor gerçek gibi. Kelebeklerin kanatlarındaki rengi ve sevinci görebiliyor. Görenlerin görüp de anlayamadığı, yaşayamadığı bir hisle hem de. Görüntüde körlerin, doğanın görkemini, rengini, sesini hiç bir zaman göremeyeceğini düşünmek, hislerini hafife almak ve bütün bunları mutsuzlukla bağdaştırıp onların adına acıma duygusuna gitmek ne büyük bir yanılgı... gerçek görenlerin göremediklerini görüyorken hem de...
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-06-07, 13:52  #10
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,123

sayın volkanbay, gerçekten iki hikaye de birbirinden güzel ve hüzünlü. Devamını bekliyoruz.... Tebrikler....
Ulukoca is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 17:51.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz