| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
Mesajlar: n/a
| Hikmet, belediyeye ait ekmek fabrikasinda çalisan bir isçiydi. Isine çok dikkat eder, vazifesini ihmal etmemeye çalisir, kazancinin helal olmasini isterdi. Fabrikayi hemen her aksam en geç o terk ederdi . Her gün binlerce ekmek çikaran firin oldukça büyüktü. Belediyenin ekmegi biraz daha ucuz oldugu için halk ragbet ediyordu. Kocaman firinin içini ara sira temizlemek ihtiyaci hasil olur, onu da genellikle Hikmet yapardi. Dini bir bayramin son günüydü. Ertesi gün ekmek çikarilacakti. Hikmet, temizlik yapmak için fabrikaya gitti. Dis kapiyi kilitledi . Isiklari yakti, firinin kapagini açip içerisine girdi. Gerekli temizligi yaptiktan sonra gidecek, sabaha karsi dörde dogru gelen isçiler gelir gelmez elektrikle çalisan firinin dügmelerini açacak, onlar hamuru yogurup hazir hale getirene kadar da firin güzelce isinmis olacakti. Hikmet temizlige dalip gitmisti. Bir taraftan da kendi yakistirdigi seyleri mirildaniyordu. Tam o saatlerde firinin genç ustalarindan Cengiz fabrikaya geldi. Kirlenmis olan beyaz önlügünü almak için ugramisti. O aksam yikatip ertesi gün temiz temiz giymeyi düsünüyordu. Dis kapiyi açti. Hayret, içerideki lambalar açik unutulmustu. Gidip önlügünü aldi. Firinin önünden geçerken açik unutulan firin kapagini eli ile söyle bir iteledi. Çikarken, isiklari söndürmeyi ihmal etmedi. Elektriklerin sönmesi ile Hikmet hemen firin kapagina kostu. Fakat, heyhat kapak üzerine kapatilmisti. Var gücü ile bagirmaya basladi. Firinin kapagini yumrukladi. Çirpinmasi fayda vermiyor, sesini kimseye duyurmasi mümkün olmuyordu. Tüyleri diken diken oldu. Dehsete kapilmisti. Uzun müddet kendisine gelemedi. Birazcik sakinlesince saatine bakti. Saat 23.05'i gösteriyordu. Yaklasik 5 saat kalmisti. Bir anda ölümle burun buruna gelmisti. Yanmak onun için bu dünyada baslayacakti. Yavas yavas isinacakti firin... Evvela terledigini hissedecek, sonra bunalacak, sicaklik artacak, yavas yavas sürekli artacak, artacak, artacak... Vücudundaki yaglar erimeye baslayacak, etler kizaracak ve daha bütün bunlar olmaya baslamadan belki de o kalpten gidecekti. Belki de çildiracakti. Çilgin çilgin gülecekti... Ah, o en güzeli idi. Bir delirebilse idi. Düsüncenin kezzap gibi yakiciligindan kurtulacakti. Kim bilir bütün vücudu nasil sizlayacakti? Vücudunda agriyi siziyi duyuran bütün sinirler feryat ü figan edeceklerdi. Dayanilir miydi, dayanabilir miydi buna? En uç noktadaki sinir hücresine varana kadar ulasan o müthis siziya... Firindan yeni çikan ekmekleri eline alinca parmaklarinda duydugu yanik acisi aklina geldi. Sadece o kadari... yanigin ilk safhasi bile degildi ama, hemen elinden birakirdi. Simdi ekmekler gibi kendisi pisecekti. Birkaç gün önce idi. Isçilerle açikmislar, küçük tüpün üstünde yemek pisirmislerdi. Bir aralik tüpün kizgin demirine degmisti eli... Hemen nasil da kabarmis, su toplamis, sizladikça sizlamisti. Sadece iki parmagin acisina dayanamamis, soguk suyun içinde saatlerce tutmustu. Ya simdi?.. Yanan iki parmak ucu degil, bütün vücudu olacakti. Gözlerinin önünde filmlerde gördügü yanan adamlar canlandi. Hikmetin hali daha zordu. Bir anda yanmak degildi ki bu... Adim adim, hissede hissede... Terleye, çildira, dövüne dövüne... Içerisinin isindigini hissetti. Kapiyi kapatan her kimse firini yakmis miydi yoksa? Bu hararet böyle sürekli niçin artiyordu? Aman Allah'im! Beklenen an ne çabuk gelmisti. Saatine bakti, saat gecenin 01.00'i olmustu. Nasil geçmisti iki saat? Zaman su gibi akmisti. Bir ömür gibi... Ömürleri yanmak vaktini meyve veren insanlar gibi... Elleri ile duvarlara, demirlere dokundu. Yok canim... Korkusundan firinin yanmaya basladigini zannetmisti. Demirler soguktu iste... Biraz sakinlesti. Evini düsündü. Hanimi, oglu merak ediyor olmaliydi. Hanimini niçin azarlamisti sanki çikarken?.. Hayat arkadasina karsi daha nazik, daha hürmetli olmali degil miydi? Ya çocugunu... Keske dövmemis olsaydi onu... Bir gün evvel kaza ile kirdigi camdan ötürü dövmüstü. Keske, dövmeden evvel kirilsaydi eli, diye düsündü. Onlardan da mesul oldugu için onlarin hesabini da verecekti Allah'a... Keske haniminin dedigini yapsaydi. -Birlikte namaza baslayalim, demisti. -Hayir, biraz daha yaslanalim, diye cevap vermisti. Sanki sonrasinda bütün bir ömrün hesabini vermeyecek, sadece ihtiyarligin hesabini verecekti. Niçin sanki firina gelirken içeriye girmemisti? Müezzin, gönlünün derinliklerinden geldigi belli olan sesiyle yatsi namazina davet etmisti; Allah'in büyüklügünü, kurtulusun onun yolunda oldugunu haykirmisti. Hiç degilse ölmeden evvel son vakit namazini kilmis olacakti... belki Rabbi o son vakit hürmetine affeder, digerlerinin hesabini sormazdi. "Ah kafam ah!" diye inledi. Halbuki bes vakit namaz kilan bir insanin hali ne güzeldi. Kildigi bir vakti muhakkak onun eda ettigi son vakit olacakti ve Rabbi'nin huzuruna secdesiz bir alinla çikmayacakti. Öyle olmayi ne kadar isterdi. Ya oglu... Yedi yasina girmisti. Bir baba olarak onun üstüne , basina, yiyip içtigine dikkat ettigi kadar kalbine niçin dikkat etmemisti? Daha o yasta, her türlü pisligin televizyon ekranlarindan üzerine siçramasina nasil da razi olmustu? Çocuguna Allah'ini, Peygamberini niçin sevdirmemisti. Akli çocuguna gitti... Gençligine ugradi. Tek tek dolasti eski günleri... O günlerden elinde sadece pismanlik veren, utandiran günahlar kalmisti. En ince teferruatina kadar bütün günahlari aklina geldi. Demek bütün bu tespit edilen seylerin hesabini verecekti. Evlendigi yillar, annesini, babasini üzdügü günler... Ah, bilse hiç yapar miydi? Baskalarina söyledigi rahatsiz edici en küçük sözden bile rahatsizlik duydu. Insan bütün yaptiklarini tekrar karsisina çikacagini unutmasaydi hiç hata yapar miydi? Hatasiz olmasa da hatasizliga yakin olabilirdi. Aklina bir fikir geldi. Firinin içinde teyemmüm edip namaz kilsaydi. Toprak yoktu ki... Fakat olsun... Hiç kilmamaktan iyiydi. Belki, bir ihtimal kabul edilirdi. Ellerini firinin içinde yere vurarak teyemmüm aldi. Namaza durdu. Her seyin bitip tükendigi noktada baska kime dayanilabilirdi ki? Aslinda her namazda öyle hissetmeliydi. Kendisini hayatinda ilk defa Rabbi ile konusur gibi hissetti. Alemlerin Rabbine hamd etmeyi, ona dayanmayi, ondan yardim dilemeyi, dosdogru olmayi ilk defa iliklerine kadar duyarak. Yatsidan sonra kaza namazlari kildi. Rabbinden gelmisti ve ona dönüyordu. Ah dönüsün ona oldugunu hiç unutmamis olsaydi yoruldukça oturup tövbe etti, estagfurullah çekti. Dinlenince tekrar namazina devam etti. Nasil daracik yerde sikisip kalmisti. Firinda oldugunu hatirladikça vücudunu atesler basti. Cengiz, eve gidip yatmisti. Gece bir aralik yataktan siçrayarak uyandi. Saatine bakti. Saat 3.15'di. Acayip bir rüya görmüstü. Arkadasi Hikmet, Firinin içinde alev alev yaniyor, "Cengiz" diye bas bas bagiriyordu. Nasil bir rüyaydi bu böyle... Birden aksam aklina geldi. Olamaz! Firinin kapagini Hikmet'in üzerine mi kapatmisti yoksa? Hemen üzerini giyip sokaga firladi. Hiç durmadan kostu. Evleri de firina uzakti. 3.45'de firina geldi. Gece isçileri henüz gelmemislerdi. Kapiyi açti, Isiklari yakti. Hemen firinin kapagini açip içeriye seslendi "Hikmet!" birkaç defa bagirdi. Hikmet, aglaya aglaya namaz kiliyordu. Öyle dalmisti ki, adinin söylendigini duyunca irkildi Olamazdi. Yanlis duyuyor, hayal görüyor olmaliydi. Fakat yine duydu. Birisi "Hikmet" deyip duruyordu. Hem firinin isigi da yanmisti. Selam verdikten sonra kapaga dogru yürüdü. Karsisinda Cengiz'i gördü. Firindan çikti. Cengiz, bir anda hortlak görmüsçesine irkildi. Korkuyla "kimsin sen? Dedi. Hikmet'in Cengiz'e sarilmak için uzanan kollari bos kalmisti. Hikmet hala agliyordu. - Ne demek, dedi, sen kimsin? Hikmet'im iste görmüyor musun? Dün aksam temizlemek için girmistim. Birisi üzerime firinin kapagini kapatti. - Olamaz, diyordu Cengiz. Sen Hikmet degilsin. Hikmet Cengiz'i anlayamiyordu. Nasil böyle söyler, Nasil taniyamazdi? Aklina geldi. Hemen aynaya dogru kostu. Bakti... Hayir, bu yüz, bu saçlar kendisinin olamazdi. Ellerini, kirismis, solmus yüzüne, bembeyaz olmus saçlarina götürdü. Bir gecede ihtiyarlamisti. Hiçkiriklarla sarsiliyordu. Bir daha aynaya bakamiyordu. Kendisinden korkmustu. Yanmanin ne demek oldugunu bilseler, kim bilir bir gecede ne kadar insan ihtiyarlayacakti. Yarin denilecek kadar kisa bir süre yanmak ihtimali bu kadar hafife alinabilir miydi? Basi ellerinin arasinda kalakaldi. |
| #2 | |
Mesajlar: n/a
| insanları niye bu şekilde korkutuyorsunuz yaşamıda niye cehenneme çeviriyorsunuz. |
| #3 | |
Mesajlar: n/a
| Neden korkutalım. Bu hikayede insan ömrünün ne kadar kısa olduğu anlatılıyor. Sadece bunu hatırlatıyor. |
| #4 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Hayat sadece insanları mutlu eden güzelliklerle dolu değildir. Yaşam boyu, sevinçte vardır, acı da vardır. İnsan acıya bu kadar yakın. Bence bu insanları korkutmak değil. Aracınızla yolda giderken bir trafik levhasında gördüğünüz yolun birkaç km sonra biteceğini gösteren levhaya bakınca Karayolları'na, levhayı oraya yerleştiren yetkililere kızarmısınız? Halbu ki sadece bizi uyarıyorlar. Yalnış mı düşünüyorum Sayın Spartaküs? __________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023
| adam korku dan namaza başlıyor ya korkmasaydı? biri illaki korktuğu için mi iyi ve güzeli yapmalı?bu hikayeden çıkan sonuç bu.ayrıca korkunun kendisi tanrıyı yaratıyor bunu da görüyoruz. |
| #6 | |
Mesajlar: n/a
| Hayır korkudan değil. Yanlış anlamışsınız. Adam ölümün ne kadar yakın olduğunun farkına varıyor. Dünya'nın geçici olduğunu, mal, mülk vb. gibi şeylerin geçici olduğunu anlıyor. Ölümün acıda olsa kaçılmaz bir gerçek olduğunun bilincinde, inanan bir insanın ne yapması gerekiyorsa onu yapıyor. |
| #7 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
Bir sevgiden neler yartilir onun öykülerini yazanlar ciksa.... saygilar | |
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 54
| korkularla yüzleşmekten korkarsanız bir gün korktuğunuz şey başınıza gelir. Önemli olan çok geç kalmamaktır . |
| #9 | ||
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 2
| Alıntı:
Nedense inanç ile korkuyu her zaman aynı kefeye koyma taraftarı gib görünüyorsunuz. Neden hala gerçekten inanan birinin büyük bir sevgiyle inancını sürdürebileceğine inanmıyorsunuz anlayamıyorum... | |
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
Temmenninize katiliyorum ama, daha kutsal kitabin ilk sureleri cehennem azabi korkutmalari ile baslarsa, gerisini siz düsünün artik. Ayrica ilk caglardan beri tanri kavraminin korkulardan kaynaklandigini biliyorsunuzdur sayin capycom. Siz hic bir cicege güle, bülbüle vb güzel sylere tapildigini gördünüz ya da okudunuz mu? Hep azametli, kocaman, cezalandirici ve buyurgan tanrilar yaratilmistir sözleri dinlensin diye :-) Dünyanin her yerinde ilk önce, yildirimlara, simseklare, büyük ve derin nehirlere, yüksek daglara yirtici hayvanlara daha sonra da günese, yakici, bereket getirici diye misir da tapilmis, ve tanri kavrami insan düsüncesiyle birlikte evrimlestikce sonunda bu günkü tanriyi yarattik. Giderek bu elimizdeki de eskimekte. YCünkü blim teknik gelistikce bu tanrinin da buyruklari, söyledikleri bir bir gecersizlesmekte. Bunu herkes bildigi icin, yavas yavas uzaya ve ölümden sonra bu dünyada yine varolacagmiza iliskin yeni inanclar ve dinler, tanrilar coktandir gizli gizli örgütlenmekte. Haberiniz yok sanirim. saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal | |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|