Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.

2. Geleneksel Yaziyaz Amator Şiir Yarışması



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Şiirleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

İçli Şarkılar Ölümlü Ezgiler / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Şiir denemeleriniz...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski30-10-06, 15:58  #1
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
İçli Şarkılar Ölümlü Ezgiler



Giriş

1. Kırık Anlamlar Kenti

Bir gece ansızın sapıverdiğin bir sokak gibiyim!

Mea culpa!..



Herhangi bir eylül değildi o. Bir daha yaşanmadı…




başlarken

kısaca özetleyelim isterseniz:
bir kent gibi yere çakılı,
ve bir parça buz gibi kaygan bir hayatın
kanayan damarlarından birisiyim.
Ne kadar açık olursam
Hayat o kadar kan kaybediyor!


Nereden öğrendim bilmiyorum,
Belki en sıkı sarıldığım gerçektir:
Hiçbir savaşın tarafları
Kendi cürümlerinden dolayı hesap vermez.

Sana cehennemin öte yakasından aldıklarımı gönderiyorum
kırmızı karanfil bulutları!
al bunları ve elveda de,
elveda hayat...
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-10-06, 16:11  #2
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

Belirtmeliyim ki;
Ben bir üçüm
Ve herhangi bir üç beni ifade edemez.

"………
Kendi suretimden çekindiğim yıllar, sesimden korkuyorum, duruşumdan…
Gencim, pek de sinirliyim, birine bir şey yapacağım diye uykularım bölünüyor.
Sabahları apar topar kalkıp istasyona gidiyorum, akşamları apar topar yine istasyona
Oraya uğramayan trenlerin yerine ben istasyona gidiyorum, bekleme salonlarında ayakları çamurlu yolcu adam ve kadınların ve uykulu çocukların yüzleri için.
O zamanlar anastra pek meşhur, ihtiyar adamların elinde kesilecek deste oluyorum,
Gece yarısına kadar aralıksız dövüyorlar masaları

Kendi suretimden çekindiğim yıllar, sesimden korkuyorum, suçumdan bihaber
En genciniz benim, beynimde bir revolver, geceleri kemiriyorum
Kanım bir şeyleri anımsatıyor sessizliğe,
Ben sessizliğe abanıyorum, ağzımı koynuma döküyor, dilimi döşüme yapıştırıp yayan yapıldak bir yol türküsü tutturuyorum,
O kente gelmesi gerekenler gelsin, kehanet gerçekleşsin, eylül hüzne yenilmesin diye,
Yenilmesin diye kalabalıkta çırpınan eller, kuşlara kanat, ağaçlara yaprak, hüzne eylül,
Yüksekte mavi, yarada sızı, çalıda çekirge yenilmesin diye
Bir tarafımdan başlayıp kendimi yiyorum, kendimi eğiyorum.”

Kendime kefilim…
1.
Kefilim;
yeterince yüksekten düşersen
cesedinde keyifli bir gülümseme bulunmaz
ama hiç değilse
cesaretin geride bir anlam bırakabilir…

Deniz kadarım, sakıncasız kararım suni
Kapana düşmüş keklik gibi çırpınmaktayım.
Sesimdeki yavan haykırış aynanda yansımazken
Baki bir karanlıkta sebepsiz yanılmaktayım.

Bir derin yanılmaktayım, âsam kafama değiyor,
Kemik gibi günahlar parmaklarımda,
Yarına ramak kalmış, darağacında sicim sabırsız,
Sicimde düğüm, düğümde ilim sabırsız,
Bir dinim, bir dilim ve çenesi paçama kilitli köpek sabırsız,
Yamacımda surat, sûret de sahte sabırsız…

Ben cismimde bir çisi gördüm,
Göğümde bir dizi kanat, bir dizi kainat gördüm,
Elifimi kambur, lâ’mı engin, kendimi tabiat gördüm.
Ben kendimi bir dün, bir yarın,
Korkusuz iki kere gömdüm.
Kalbim kıbleye çalık…

Şimdi durduğum yerde amacına uygun bir batıyım
Vuslatım geçmiş baharlarda
Kırbacım sırtımı şaklatıyor,
Kabaran yerlerimde ak bir sızı
Varılabilecek yerlerin çok gerisinde
Geçilmişlerin tarihindeyim
Yüzümde kan, dilimde kelam, elimde derman yok.

Ben aynı yerin ayrı bitmiş otlarıyla bireysel
Ayrı yerlerin birlikte kurumuş boklarıyla sosyal bir ilişkideyim
Arifesi geçmiş bir kinin peşindeyim,
Sayım eksikse suyuma, soyum eksikse huyuma versinler,
Ve bilsinler ki;
Her yiğidin bir kuşağı olmaz,
Ama her kuşakta bir yiğidin göz nuru vardır.
Beni benden, kefeni benden, kelamı senden sorup
Eğri diktikleri her dikişi bari doğru söksünler,
Ki akacak kan damarda durmadığı gibi
Her zaman toprağa da ağmaz.


2.
Kefilim;
Yeterince derinsen
İçinden düşeceklerin yüzlerinde keyifli bir gülümseme olmayacaktır
Ama en azından derinliğin ölümlerini gizler.

Deniz kadarım, kaderim mavi, suyum tuzlu.
Bir düşe uyanırım da, düşüm tuzlu
Bu eli kolu bağlı sinik derinlik
Bu uşak kelimeler
Ne maviden ne tuzlu bir geçmişten iz taşır.
Sen şimdi Palyaço’yu bekleme…

Deniz kadarım;
aklım eriyor
ayaklarımda ermeni hevesi çark edip duruyorum
sevda, kafesi mi yokladı mı
kefende delik arıyorum…

bu beyazlık, bir sicim uzağı bu beyazlık
tenimde tadı doyulmaz bir sitem bırakıyor.
Adımdan usandığım kadar usanıyorum kentimden
Kendimden uzak kalabildiğim kadar firari
Bir Arnavut kaldırımına taş, bir ıssız köye baş oluyorum
Heybemde kesik bir çene, iki çift el, bir çekim mavi

Senden bana kalan efkarlı günlerde
Beyaz kahırlar ile beyaz bağırmalar bana komşu oluyor
Birlikte “yedi”nin kerameti ile “dokuz”un hıyanetini düşlüyoruz
Elimde kalan son serçeye kuyruk takmak
Kuyruğuna “denge” yazmak,
Ve arifane bir tavırla kendimi hatırlatmak istiyorum bu as’ra

Bu as’rın çitlerine takılan paçamdan
Bin dokuz yüz küsur kan akıyor,
Bari efkara biraz tuz atıp
Öyle çekseydin kapıyı içerden
Yüzümden bir uzuv akıyor,
Jiletten bir anlam kayıyor
Ben sakallarıma sakallarım fayansa batıyor.

Bu taş gibilik dünyanın bir tarafını aşağı eğer de
Ben herkesten önce kusarım diye korkuyorum,
Malum sağlam bir zemin değil bizimkisi
Bir tarafında kaynağı kuru bir artezyen
Bir tarafında kanı süzülmüş bir et yığını
Kaç şimdi, arkana bakmadan
Arkana bakmadan kaçmalar kaç şimdi?!

3.
Kefilim;
İçinde yeteri kadar ceset birikirse
Mezar yerlerinin acısı da birikir
Ama en azından
Asude bir su kıyısı gibi olursun
Hüzünlü berrak ve dingin…

Deniz kadarım,
Bu kente yabancı
Kendi suyunda ürkek
Uzaktan uzağa ufuk biçer bir yokuş gibi…
Toy boynundan akan terlere özendim
İşte her şey ortada, deniz kadarım
Bir tarafım pasaklı
Bir tarafım hadım

Kıdemine vakıf bir mezar taşı yeterince çürüdüğünde
Taze ölüm serpilmiş bir beden için yeniden kazarlar toprağı
İnceden hesaplarlar, inceden bir eğimle
Yine de ben,
Yatanın yerinde değil de
Kazanın yerinde olmak istemem

İşte bu yüzden
Bu kez suyu yatağına bıraktım direnmekten çekmeden ellerimi
Kimyasında boğulduğum o suların yakasını toplamaktan geçmeden
Akarını yatağına bıraktım
Yatağına bırakılmış her su gibi
Başını eğime kurban edeceğini bile bile

Yaraları parmak kadar kabuk bağlamış tanrılar
Senin eksik yerini benim en olmayanıma tamamlarsa
Bu şapkadan çıkan tavşanın
Bir kulağında zulüm
Bir kulağında köpüklü bir dalga yatar.
İyisi mi her cevizi kendi dibine düşürmeli
Kendi dibine kefildir zaten her yüksek
Ben ne derinin derdindeyim
Ne sığdan şikayetçi bir halim var
Elimde kalan gidenin katma değeri

Bilinmelidir ki toprağın çektiği toprağa değer
Bilinmelidir ki toprağın çektiği keyfi belası
Aşikar ben de deniz kadarım,
Bir yanımda yosun, bir yanımda rum mavisi
Çalkalandığım yerlerimdeki yanıkları bilsen
Ne sen imrenirdin kederime
Ne ben soyunurdum mehtabına
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-10-06, 16:11  #3
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

4.
Kefilim;
Bir kerede birden fazla ölünebilir
Ancak birden fazla dirim olmaz
Ancak bilinir ki
Bir dirim yeterince ölüme bedeldir
Yetim orospuların koynunda

Deniz gibi kederim,
Mirasımda yokluk, sınırımda çokluk çizili
Elin ellerin heybesinde iken ben
Ellerin dev aynasında gizli bir simim
Bu taraftan bakarsan beyhude bir ömür ederim
Ne taraftan baksan kendime bir deniz çizerim
Ki kederi kıvamında,
Ederi derin, dingin ve sağlam bir ölümdür.

Herkesin repliği kadar kolay olsaydı benimki de
Bu sahnenin orta yerinde çakılı kalmazdım,
Şimdi biliyorum ki kemiklerim bile ağrıyor
Kulaklarımda kainat ve kanat uğultuları
“siz”den ve sözden uzakta,
kendi kabrimin anı defterini çiziyorum

Senin de kulağına çalındı mı?
Bu kadehe başka şarap gerek…

yersiz bir karmaşayım,
köpüğümde telaş
telaşımda hararet var

yedi doğrulu bir kehanetim işte,
yatağım yatay, eteğim tüm insanlık benim…

“her sıfat bir zıttını var kılar” doğrusu benim!..
yeterince sağlam bir ispat değilsem özür dilerim

“zıtlar arası mecburiyet bir mecburiyettir” doğrusu kefaletim
var olduğum damladan beri ödemekteyim

“sayılar değillenebilir, değiller sayılabilir” doğrusu ertelenmiş suretim
yerli yersiz andığım, umduğum, neticelenmemiş beklentim

“mecburi varlarını sayarsan yokluğunu ölçersin” doğrusu gözü kapalı, ileri sürülmüş delilim
bir günden bir güne yanılmadığım, eksilmediğim, sınamaktan çekinmediğim yegane bilgim

"olmadığın yer senin değildir, olduğun bile değilken” doğrusu doğuştan öğretilmiş, sonradan edinmişim,
zorla kafama vura vura

“senin olmayan yerde durmak işgaldir” doğrusu öğretilene verdiğim tepkim,
kendimden çekip gitmeme sebep, kendime öğüt

altı saydım, bir sustum,
ki kendi kinim de kana bulanmasın erkenden
erkenden bir sızı ile dalgalanmasın keder.
Çünkü bilirim tarih imece usulü yazılır,
Ceza tek tek verilir.

5.
Kefilim;
Dışarıdaysan içeriyi
İçerdeysen dışarıyı keser gözlerin
Gözlemek bir fani düğümüdür
Çözebilmek için didindikçe
Birkaç kez sıklaşır boğumu

Deniz “kaderim”, beni iyi dinle: iki tip ermek vardır yeryüzünde,
Birinde delil-i mutlak olursun, mutlak bir enginlik içinde huşu ile
Birinde zelil-i mundar olursun, mutlak bir sessizlik içinde kin ile.

Ve sevgili deniz “kaderim”,
Mavine mavi değerse lekelenirsin bilirim
Amma içinden taşanla sen
Tekilliğini idare edebilecek gibi değilsin
Dalganda bir kırgınlık,
Dalgınlığında bir insan eli istemiyorsan
Derinine ışık değdireceksin.

Bilirsin
Dört duvar arasında kanlı canlı bir nesneyim
Nesnem nuruna hasret, kasvet başa bela
Yersem ben kendi başımı yerim
Bir döşümde mezar taşım eksik
Bir de çukurcanın yolu uzak

Onun için kendi kasvetin içindeyken sen
Benden yana coşmasın suların, dingin ol
Yeteri kadar eğilmişsem,
Kırılmayı göze aldığımdandır,
Yoksa esnek olmayanın ne haddine bel bükmek
Bir de adımın hıdır olması kudurduğumu anımsatırsa
Sevgilim deniz “kader”im
El vurduğun yaranın sahibi değil
Mirasçısı olduğunu bilmeni isterim.
Zaten sırat ile ateş bir kişi için değil
Kendi gözünü alemin aynası sanan her fani için

O yüzden sen ve ben deniz kaderim
Boşa çekişilen yılların bedelini sayarken,
Hayat kendi ilmini dokumaya devam eder.
her ekimin sonbahara değmesi
her kışın bir kardelene yenilmesi hep bundandır.
Hep bundan dilime sus
Gözlerime kan çöreklenir,
Engereğin dili hatırına…

6.
kefilim;
her kefilin garantisi kendinden makbul
bir yaşanmışlığın kanlı kentine uğrar
ama en azından hatırlamak
yaşamı besleyen damarlardan biridir
unutmak cabası…

deniz, kader ve kefenim,
eni boyundan büyük her cisim
geniş tabanı üzerinde sağlam durur zannetme…

ben bir dengesizliğin kendisiysem,
beslediğin, o dengesizliğin mehdisidir

Senden bana kalan kederli günlerde
Beyaz kahırlar ile beyaz bağırmalar bana komşu oluyor
Birlikte “yedi”nin kerameti ile “dokuz”un hıyanetini düşlüyoruz
Elimde kalan son serçeye kuyruk takmak
Kuyruğuna “denge” yazmak,
Ve arifane bir tavırla kendimi unutturmak istiyorum bu as’ra

Bu as’ra ait ne varsa bedenim ve zihnimde
Kanlı bir topak yapıp kusmak istiyorum
Kederin ve kanın kızıla çalan denginde
Benden kalan ne varsa, unutulsun,
Bana kalması gereken ne varsa atılsın istiyorum
Görüldüğüm yerde vurulmak,
Vurulduğum yerde kendime kalmak istiyorum

Onun için sen şimdi palyaço’yu bekleme


Kefilim
Yediveren bir bahta sahip her yürek
Ardına kadar açık bir kapıdır karanlığa
Kendi kara, elleri kara adamlara
Denizden ve yağmurdan hayır gelmez

Kefillikten de…
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-10-06, 16:31  #4
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

2. Kırık Anlamlar


Memento!


Üzgünüm,
Üzüldüğüm ve hâlâ üzülebildiğim için…



Eylülde iki şekli vardır hayatın,
Biri köprü bacaklarından aşağı akan
Biri köprücük kemiğimi sızlatan
Sen bunlardan ikincisinde doğdun
Ben bunlardan birincisinde öldüm.
Başka hayatların başka ihtimalleri de vardır elbet
Ben herkes gibi kendi payıma düşende harlanıp
Kendi tarafımda yaktığım ateşte söndüm


Kaktüs çiçekleri ile konuşan adamlar duydum ben
Şöyle diyorlardı:
Sizi kimseler bilmez,
ama ben seviyorum…



1.
Bilsem ki böylesin
İhtiyatsız düşler neyime…



Uzunca bir zaman kendi payıma düşene ses çıkartmadım
Tanrı ile keyfi imzalanmış anTlaşmalardan birisinde
O bana bir illet sözü verdi,
Benden bir şey beklemedi.
Ben de ne zaman birisini kaybetsem
Kendi sessizliğimi anımsattım ona

Şimdi seneler boyunca içimin boşaldığını anlıyorum.
Gizlendiğin yerden çıkardığımda seni
Dokuz yaşında bir çocuktan daha çok
Orta yaşlarını yeni tamamlamış biri gibiydin
Kucağında kırık anlamlar…
Kırılmadan önce,
O anlamlar getirmişti seni bu kente
Kırıldıktan sonra
Hayatın kıyısında bırakıvermişlerdi seni
Yaman bir kadavraydın sen,
Kadavrasından kan damlamayan bildiğim tek ceset…


Arnavut ayında yas tutulmadığını öğrendiğimde
“karmaşa”nın insanın kendisi olduğunu gizlemişler benden
kendi defnimde sızdı bu gövdeme
o yüzden melaik bir çehre ile
kıpırtısız küfredivermiştim,
yaram yanımda, yanım yere dayalı

eskicilerden sakladığım en önemli şey de bu oldu zaten,
kendi vasiyetime henüz bilmediğim bu sırrı eklerken
Anadolu’da bir kentte on bir yaşında idim
Kuru kalmak kadar anlamlı idi ıslanmak
Yasak olduğu sürece keyifli…

Ağzımın elma kokusunu yadırgarken
Elmada izi olan el koynumda gezindi
İlk o zaman hissettim seni!

Her tecrübenin bir perişanlığı vardır derler
Olmazsa olmaz bir kafiyedir.
Ben terli alkolü ile paslı kederi aynı kafeste
Bıyıklı, bıyığı sedefli bir devrimci iken
Harmani bir yalnızlık oturuverdi göğsüme
Kederi o zaman saldım,
Alkolü o zaman pişirdim cezvede
Yalnız bir seyir adamı gibi kaldım
Yatağımdaki kahve kokusu
Avucumdaki baygınlık
Yüzümdeki güldüren ifade
O dünden beri demirbaşımdır.

Kıymetini bilenlerin kıymetine kefil olunsun.

2.
ihtiyatsız düş ile yola düşenin
ihtiyar şakakları,
intihar adımları,
imtihan zamanları olurmuş.



Sen bilmezsin,
On bir ile dokuzun ilişkisi sadece sayısal değildir.
Ve farkında değil misin?
Yüzüm yalnız gündüzleri esmerleşir,
Dışarı gelip bana hoşça kal demelisin.


Hoşça kal demelisin çünkü;

2.1
Ben senden küçüğüm…

2.1
bir yerlerimde gitmelerin sızısı
şakağımda erken düşen bir çiğ damlası var
şakasına değil,
ayaklarımı toprak çekiyor bu sefer sahiden
sahiden eğimli bir dünyada
yirmi üç derece kendimdeyim

2.1
hiçbir gece sensiz terlemedim
tenimdeki saltanat senin ihtilalinle yıkılırken
ben kentimde ateşe verilen kırkayaklardan sorumlu bilindim
ve ne pahasında olursa olsun
ilk giden değildim,
hiç giden değildim…

2.1
her ruhuma değenin ruhuna kanımı değdirse idim
şimdi ne kefile ihtiyacım olurdu ne kefilliğe
benden sana bir bu kalır
bir de kendimden ayırdığım maharetim
öyle ise sen amacından kuşku duy,
kendinden yana geç hiç değilse,
kendinden yana ve kendine değin ne varsa
olgun bir yorgunlukla karşıla
kelimelerdeki esaret boynunu bükmesin.

2.2
Hoşça kal demelisin çünkü,
Aklın üretebileceği,
Dilin tüketebileceği her sözü tükettin,
Hem de her dilde…
Bu son sözün gereğine kefil olunsun.

3.
İntihar ile insan kendini imtihan eder
Ve tanrıyı itham eder…
Ve kendini imha eder…
Sivil bir mahkemede!..


En iyi bildiğim iş,
Konuşmamayı bir meziyet haline getirmektir
Çenemin en çok çalıştığı zamanlarda.

Yabancı bir kentte
Sahip olmadıklarımla övünerek yaşamaktansa
Kefilliğime inanmayan “benim”lerle bir ömür edindim.
Ne aşina olmadığım bir keyfe kurbanım
Ne de hasbelkader gidilmiş bir yolun kurbanı

O nedenledir ki
Yularından eğik bir dünyada
Maharetine malik bir divaneyim.

Ben nisan ile mayısın küs olduğu bir kentin
İnsanı ile kederinden üremeyim
Ömrüm çığlıklar atan yeşillerle
Güneşte kavrulan kızıllıklar arasında geçti.
Birden buldum kendimi hayatın ortasında
Yedi kuşaktır saklanan bir kahrı
Göğsümün en hassas yerinde hissettiğimde
Onların elleri tutulamayacak kadar uzak
Varolduğum zemin beni taşıyamayacak kadar çıplaktı.

Ben de kederi,
Saçakları ayak parmaklarıma değen bir gölgelik bildim
Öyle geçtim bu kurak kentleri,
Öylece geçtim kurak kendimden.
Kentimden bunca zaman sonra geriye kalan
İstilacıların ayak izleri ile
Gözlerden gizlenmeyi başarmış biraz masumiyet oldu


(devam edecek)
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-10-06, 17:27  #5
Dilara
Ayrıldı
 
Dilara'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 710

Bu gerçekten çok iyiydi. Kaç dakika içinde okudum acaba Rekor kırmış olabilir miyim?
__________________
Zaman hiç bir şeyi silmiyor, kimi anları örtüyor, yalnızca...
Dilara is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-10-06, 21:19  #6
Gülay Işık
 
Gülay Işık'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Ülke / Şehir: Bursa
Mesajlar: 14

Kırık Anlamlar Kenti için...Hakkınız yok buna..Beni darmadağın ettiniz.Eve koşup yazmak istiyorum..
__________________
YalınAyak
Gülay Işık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-11-06, 16:07  #7
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

4.
öldüğümü söylemedim,
aralarından ayrıldım sadece,
kente veda etmedim,
sana veda etmedim...

öldüğümü söylemedim...

parmak uçlarımda suçlu bir kelebek buldular,
içimi kemiren kurtun dölü!
çenemi bağladılar, dişlerim sevimli değil zaten.

oysa bahar gibi ölmek isterdim, elma ağaçlarından ak çiçekler salarak. Ağzımda salyalar saçarak "tarlalarda kızana gelmiş itler gibi", ayağım çorak bir anadolu, avazım sinsi bir esinti, semerim nallarımın üzerinde sırtüstü...

ben ölmek isterdim, keyifli bir şekilde...

yine de öldüğümü söylemedim.

(07.11.2006 - 16.07)
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-11-06, 16:13  #8
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

4.
öldüğümü söylemedim,
aralarından ayrıldım sadece,

kente veda etmedim,
kendime veda etmedim...

öldüğümü söylemedim...

bir gece elim kasığımda sokak ortasında sustular yüzüme.
duymadıklarım,
duyamadıklarım şok etti beni.
kendi omurgamdan çatladım,
kendi onurumdan utandım,
öldüğümü söylemedim.

oysa bir sac ayağı girmişti gözüme, anam sacın üzerinde gezen oklavayı kollarken. hiç mi gün görmedik, hiç mi değmedi tenimize güneş? bunca kokuşmuşluk içinde ne gezer elim elinde?

ben senden öldüm,
senden geçti bana bu illet.
terli teninden sızdı soyuma,
ben erken öldüm,
öldüğümü söylemedim!

(07.11.2006 - 16.13)
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-11-06, 16:23  #9
MeRHaM FoRaL
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645

4.
öldüğümü söylemedim,
aralarından süzüldüm sadece,

eğmedim bedenimi,
sağmadım tutamımı...

öldüğümü söylemedim!

duymayın, duyamayın!
acımdan soysuz bir irin damağımda,
tadı sizden iyi,
simden parlak, sırdan gizli...

kent ile yürekli bir yarıştı benimkisi, öylece ölmek istedim bitmeden. sırtımda kuruduğunda ter, dudaklarım toprağa değdi, iyi ki sürüklediniz beni, etim silindi, eteğim sıyrıldı, mülkün talan edildi.

ben kendimin orta yerinde bir ölüm istedim dilsiz,
dişlerimle çiğnerken etimi
kırık dişli taraklarım döküldü cebimden.
en çok onları istedim mezarıma
tufandan geriye kalan bedenimi
kanırtabilmek için kendi başıma.

ben öldüm, söylemedim!
duymayın, duyamayın!

(07.11.2006 - 16.23)
__________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka
MeRHaM FoRaL is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-11-06, 16:29  #10
sosyologgg
 
sosyologgg'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,761

Sevgili merham yine dağıttınız beni,yandım ve savurdunuz küllerimi.Sahi biz önceden tanışmış mıydık?Çünkü beni anlatıyorsun ya da kendini.Ama ne farkeder.Aslolan şiir değil midir zaten.
__________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim...
sosyologgg is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 06:06.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz