"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." Lütfen forum kurallarını okuyunuz. |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| İçli Şarkılar Ölümlü Ezgiler / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Şiir denemeleriniz... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| Giriş 1. Kırık Anlamlar Kenti Bir gece ansızın sapıverdiğin bir sokak gibiyim! Mea culpa!.. Herhangi bir eylül değildi o. Bir daha yaşanmadı… başlarken kısaca özetleyelim isterseniz: bir kent gibi yere çakılı, ve bir parça buz gibi kaygan bir hayatın kanayan damarlarından birisiyim. Ne kadar açık olursam Hayat o kadar kan kaybediyor! Nereden öğrendim bilmiyorum, Belki en sıkı sarıldığım gerçektir: Hiçbir savaşın tarafları Kendi cürümlerinden dolayı hesap vermez. Sana cehennemin öte yakasından aldıklarımı gönderiyorum kırmızı karanfil bulutları! al bunları ve elveda de, elveda hayat... __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| Belirtmeliyim ki; Ben bir üçüm Ve herhangi bir üç beni ifade edemez. "……… Kendi suretimden çekindiğim yıllar, sesimden korkuyorum, duruşumdan… Gencim, pek de sinirliyim, birine bir şey yapacağım diye uykularım bölünüyor. Sabahları apar topar kalkıp istasyona gidiyorum, akşamları apar topar yine istasyona Oraya uğramayan trenlerin yerine ben istasyona gidiyorum, bekleme salonlarında ayakları çamurlu yolcu adam ve kadınların ve uykulu çocukların yüzleri için. O zamanlar anastra pek meşhur, ihtiyar adamların elinde kesilecek deste oluyorum, Gece yarısına kadar aralıksız dövüyorlar masaları Kendi suretimden çekindiğim yıllar, sesimden korkuyorum, suçumdan bihaber En genciniz benim, beynimde bir revolver, geceleri kemiriyorum Kanım bir şeyleri anımsatıyor sessizliğe, Ben sessizliğe abanıyorum, ağzımı koynuma döküyor, dilimi döşüme yapıştırıp yayan yapıldak bir yol türküsü tutturuyorum, O kente gelmesi gerekenler gelsin, kehanet gerçekleşsin, eylül hüzne yenilmesin diye, Yenilmesin diye kalabalıkta çırpınan eller, kuşlara kanat, ağaçlara yaprak, hüzne eylül, Yüksekte mavi, yarada sızı, çalıda çekirge yenilmesin diye Bir tarafımdan başlayıp kendimi yiyorum, kendimi eğiyorum.” Kendime kefilim… 1.Kefilim; yeterince yüksekten düşersen cesedinde keyifli bir gülümseme bulunmaz ama hiç değilse cesaretin geride bir anlam bırakabilir… Deniz kadarım, sakıncasız kararım suni Kapana düşmüş keklik gibi çırpınmaktayım. Sesimdeki yavan haykırış aynanda yansımazken Baki bir karanlıkta sebepsiz yanılmaktayım. Bir derin yanılmaktayım, âsam kafama değiyor, Kemik gibi günahlar parmaklarımda, Yarına ramak kalmış, darağacında sicim sabırsız, Sicimde düğüm, düğümde ilim sabırsız, Bir dinim, bir dilim ve çenesi paçama kilitli köpek sabırsız, Yamacımda surat, sûret de sahte sabırsız… Ben cismimde bir çisi gördüm, Göğümde bir dizi kanat, bir dizi kainat gördüm, Elifimi kambur, lâ’mı engin, kendimi tabiat gördüm. Ben kendimi bir dün, bir yarın, Korkusuz iki kere gömdüm. Kalbim kıbleye çalık… Şimdi durduğum yerde amacına uygun bir batıyım Vuslatım geçmiş baharlarda Kırbacım sırtımı şaklatıyor, Kabaran yerlerimde ak bir sızı Varılabilecek yerlerin çok gerisinde Geçilmişlerin tarihindeyim Yüzümde kan, dilimde kelam, elimde derman yok. Ben aynı yerin ayrı bitmiş otlarıyla bireysel Ayrı yerlerin birlikte kurumuş boklarıyla sosyal bir ilişkideyim Arifesi geçmiş bir kinin peşindeyim, Sayım eksikse suyuma, soyum eksikse huyuma versinler, Ve bilsinler ki; Her yiğidin bir kuşağı olmaz, Ama her kuşakta bir yiğidin göz nuru vardır. Beni benden, kefeni benden, kelamı senden sorup Eğri diktikleri her dikişi bari doğru söksünler, Ki akacak kan damarda durmadığı gibi Her zaman toprağa da ağmaz. 2. Kefilim; Yeterince derinsen İçinden düşeceklerin yüzlerinde keyifli bir gülümseme olmayacaktır Ama en azından derinliğin ölümlerini gizler. Deniz kadarım, kaderim mavi, suyum tuzlu. Bir düşe uyanırım da, düşüm tuzlu Bu eli kolu bağlı sinik derinlik Bu uşak kelimeler Ne maviden ne tuzlu bir geçmişten iz taşır. Sen şimdi Palyaço’yu bekleme… Deniz kadarım; aklım eriyor ayaklarımda ermeni hevesi çark edip duruyorum sevda, kafesi mi yokladı mı kefende delik arıyorum… bu beyazlık, bir sicim uzağı bu beyazlık tenimde tadı doyulmaz bir sitem bırakıyor. Adımdan usandığım kadar usanıyorum kentimden Kendimden uzak kalabildiğim kadar firari Bir Arnavut kaldırımına taş, bir ıssız köye baş oluyorum Heybemde kesik bir çene, iki çift el, bir çekim mavi Senden bana kalan efkarlı günlerde Beyaz kahırlar ile beyaz bağırmalar bana komşu oluyor Birlikte “yedi”nin kerameti ile “dokuz”un hıyanetini düşlüyoruz Elimde kalan son serçeye kuyruk takmak Kuyruğuna “denge” yazmak, Ve arifane bir tavırla kendimi hatırlatmak istiyorum bu as’ra Bu as’rın çitlerine takılan paçamdan Bin dokuz yüz küsur kan akıyor, Bari efkara biraz tuz atıp Öyle çekseydin kapıyı içerden Yüzümden bir uzuv akıyor, Jiletten bir anlam kayıyor Ben sakallarıma sakallarım fayansa batıyor. Bu taş gibilik dünyanın bir tarafını aşağı eğer de Ben herkesten önce kusarım diye korkuyorum, Malum sağlam bir zemin değil bizimkisi Bir tarafında kaynağı kuru bir artezyen Bir tarafında kanı süzülmüş bir et yığını Kaç şimdi, arkana bakmadan Arkana bakmadan kaçmalar kaç şimdi?! 3. Kefilim; İçinde yeteri kadar ceset birikirse Mezar yerlerinin acısı da birikir Ama en azından Asude bir su kıyısı gibi olursun Hüzünlü berrak ve dingin… Deniz kadarım, Bu kente yabancı Kendi suyunda ürkek Uzaktan uzağa ufuk biçer bir yokuş gibi… Toy boynundan akan terlere özendim İşte her şey ortada, deniz kadarım Bir tarafım pasaklı Bir tarafım hadım Kıdemine vakıf bir mezar taşı yeterince çürüdüğünde Taze ölüm serpilmiş bir beden için yeniden kazarlar toprağı İnceden hesaplarlar, inceden bir eğimle Yine de ben, Yatanın yerinde değil de Kazanın yerinde olmak istemem İşte bu yüzden Bu kez suyu yatağına bıraktım direnmekten çekmeden ellerimi Kimyasında boğulduğum o suların yakasını toplamaktan geçmeden Akarını yatağına bıraktım Yatağına bırakılmış her su gibi Başını eğime kurban edeceğini bile bile Yaraları parmak kadar kabuk bağlamış tanrılar Senin eksik yerini benim en olmayanıma tamamlarsa Bu şapkadan çıkan tavşanın Bir kulağında zulüm Bir kulağında köpüklü bir dalga yatar. İyisi mi her cevizi kendi dibine düşürmeli Kendi dibine kefildir zaten her yüksek Ben ne derinin derdindeyim Ne sığdan şikayetçi bir halim var Elimde kalan gidenin katma değeri Bilinmelidir ki toprağın çektiği toprağa değer Bilinmelidir ki toprağın çektiği keyfi belası Aşikar ben de deniz kadarım, Bir yanımda yosun, bir yanımda rum mavisi Çalkalandığım yerlerimdeki yanıkları bilsen Ne sen imrenirdin kederime Ne ben soyunurdum mehtabına __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| 4. Kefilim; Bir kerede birden fazla ölünebilir Ancak birden fazla dirim olmaz Ancak bilinir ki Bir dirim yeterince ölüme bedeldir Yetim orospuların koynunda Deniz gibi kederim, Mirasımda yokluk, sınırımda çokluk çizili Elin ellerin heybesinde iken ben Ellerin dev aynasında gizli bir simim Bu taraftan bakarsan beyhude bir ömür ederim Ne taraftan baksan kendime bir deniz çizerim Ki kederi kıvamında, Ederi derin, dingin ve sağlam bir ölümdür. Herkesin repliği kadar kolay olsaydı benimki de Bu sahnenin orta yerinde çakılı kalmazdım, Şimdi biliyorum ki kemiklerim bile ağrıyor Kulaklarımda kainat ve kanat uğultuları “siz”den ve sözden uzakta, kendi kabrimin anı defterini çiziyorum Senin de kulağına çalındı mı? Bu kadehe başka şarap gerek… yersiz bir karmaşayım, köpüğümde telaş telaşımda hararet var yedi doğrulu bir kehanetim işte, yatağım yatay, eteğim tüm insanlık benim… “her sıfat bir zıttını var kılar” doğrusu benim!.. yeterince sağlam bir ispat değilsem özür dilerim “zıtlar arası mecburiyet bir mecburiyettir” doğrusu kefaletim var olduğum damladan beri ödemekteyim “sayılar değillenebilir, değiller sayılabilir” doğrusu ertelenmiş suretim yerli yersiz andığım, umduğum, neticelenmemiş beklentim “mecburi varlarını sayarsan yokluğunu ölçersin” doğrusu gözü kapalı, ileri sürülmüş delilim bir günden bir güne yanılmadığım, eksilmediğim, sınamaktan çekinmediğim yegane bilgim "olmadığın yer senin değildir, olduğun bile değilken” doğrusu doğuştan öğretilmiş, sonradan edinmişim, zorla kafama vura vura “senin olmayan yerde durmak işgaldir” doğrusu öğretilene verdiğim tepkim, kendimden çekip gitmeme sebep, kendime öğüt altı saydım, bir sustum, ki kendi kinim de kana bulanmasın erkenden erkenden bir sızı ile dalgalanmasın keder. Çünkü bilirim tarih imece usulü yazılır, Ceza tek tek verilir. 5. Kefilim; Dışarıdaysan içeriyi İçerdeysen dışarıyı keser gözlerin Gözlemek bir fani düğümüdür Çözebilmek için didindikçe Birkaç kez sıklaşır boğumu Deniz “kaderim”, beni iyi dinle: iki tip ermek vardır yeryüzünde, Birinde delil-i mutlak olursun, mutlak bir enginlik içinde huşu ile Birinde zelil-i mundar olursun, mutlak bir sessizlik içinde kin ile. Ve sevgili deniz “kaderim”, Mavine mavi değerse lekelenirsin bilirim Amma içinden taşanla sen Tekilliğini idare edebilecek gibi değilsin Dalganda bir kırgınlık, Dalgınlığında bir insan eli istemiyorsan Derinine ışık değdireceksin. Bilirsin Dört duvar arasında kanlı canlı bir nesneyim Nesnem nuruna hasret, kasvet başa bela Yersem ben kendi başımı yerim Bir döşümde mezar taşım eksik Bir de çukurcanın yolu uzak Onun için kendi kasvetin içindeyken sen Benden yana coşmasın suların, dingin ol Yeteri kadar eğilmişsem, Kırılmayı göze aldığımdandır, Yoksa esnek olmayanın ne haddine bel bükmek Bir de adımın hıdır olması kudurduğumu anımsatırsa Sevgilim deniz “kader”im El vurduğun yaranın sahibi değil Mirasçısı olduğunu bilmeni isterim. Zaten sırat ile ateş bir kişi için değil Kendi gözünü alemin aynası sanan her fani için O yüzden sen ve ben deniz kaderim Boşa çekişilen yılların bedelini sayarken, Hayat kendi ilmini dokumaya devam eder. her ekimin sonbahara değmesi her kışın bir kardelene yenilmesi hep bundandır. Hep bundan dilime sus Gözlerime kan çöreklenir, Engereğin dili hatırına… 6. kefilim; her kefilin garantisi kendinden makbul bir yaşanmışlığın kanlı kentine uğrar ama en azından hatırlamak yaşamı besleyen damarlardan biridir unutmak cabası… deniz, kader ve kefenim, eni boyundan büyük her cisim geniş tabanı üzerinde sağlam durur zannetme… ben bir dengesizliğin kendisiysem, beslediğin, o dengesizliğin mehdisidir Senden bana kalan kederli günlerde Beyaz kahırlar ile beyaz bağırmalar bana komşu oluyor Birlikte “yedi”nin kerameti ile “dokuz”un hıyanetini düşlüyoruz Elimde kalan son serçeye kuyruk takmak Kuyruğuna “denge” yazmak, Ve arifane bir tavırla kendimi unutturmak istiyorum bu as’ra Bu as’ra ait ne varsa bedenim ve zihnimde Kanlı bir topak yapıp kusmak istiyorum Kederin ve kanın kızıla çalan denginde Benden kalan ne varsa, unutulsun, Bana kalması gereken ne varsa atılsın istiyorum Görüldüğüm yerde vurulmak, Vurulduğum yerde kendime kalmak istiyorum Onun için sen şimdi palyaço’yu bekleme Kefilim Yediveren bir bahta sahip her yürek Ardına kadar açık bir kapıdır karanlığa Kendi kara, elleri kara adamlara Denizden ve yağmurdan hayır gelmez Kefillikten de… __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| 2. Kırık Anlamlar Memento! Üzgünüm, Üzüldüğüm ve hâlâ üzülebildiğim için… Eylülde iki şekli vardır hayatın, Biri köprü bacaklarından aşağı akan Biri köprücük kemiğimi sızlatan Sen bunlardan ikincisinde doğdun Ben bunlardan birincisinde öldüm. Başka hayatların başka ihtimalleri de vardır elbet Ben herkes gibi kendi payıma düşende harlanıp Kendi tarafımda yaktığım ateşte söndüm Kaktüs çiçekleri ile konuşan adamlar duydum ben Şöyle diyorlardı: Sizi kimseler bilmez, ama ben seviyorum… 1. Bilsem ki böylesin İhtiyatsız düşler neyime… Uzunca bir zaman kendi payıma düşene ses çıkartmadım Tanrı ile keyfi imzalanmış anTlaşmalardan birisinde O bana bir illet sözü verdi, Benden bir şey beklemedi. Ben de ne zaman birisini kaybetsem Kendi sessizliğimi anımsattım ona Şimdi seneler boyunca içimin boşaldığını anlıyorum. Gizlendiğin yerden çıkardığımda seni Dokuz yaşında bir çocuktan daha çok Orta yaşlarını yeni tamamlamış biri gibiydin Kucağında kırık anlamlar… Kırılmadan önce, O anlamlar getirmişti seni bu kente Kırıldıktan sonra Hayatın kıyısında bırakıvermişlerdi seni Yaman bir kadavraydın sen, Kadavrasından kan damlamayan bildiğim tek ceset… Arnavut ayında yas tutulmadığını öğrendiğimde “karmaşa”nın insanın kendisi olduğunu gizlemişler benden kendi defnimde sızdı bu gövdeme o yüzden melaik bir çehre ile kıpırtısız küfredivermiştim, yaram yanımda, yanım yere dayalı eskicilerden sakladığım en önemli şey de bu oldu zaten, kendi vasiyetime henüz bilmediğim bu sırrı eklerken Anadolu’da bir kentte on bir yaşında idim Kuru kalmak kadar anlamlı idi ıslanmak Yasak olduğu sürece keyifli… Ağzımın elma kokusunu yadırgarken Elmada izi olan el koynumda gezindi İlk o zaman hissettim seni! Her tecrübenin bir perişanlığı vardır derler Olmazsa olmaz bir kafiyedir. Ben terli alkolü ile paslı kederi aynı kafeste Bıyıklı, bıyığı sedefli bir devrimci iken Harmani bir yalnızlık oturuverdi göğsüme Kederi o zaman saldım, Alkolü o zaman pişirdim cezvede Yalnız bir seyir adamı gibi kaldım Yatağımdaki kahve kokusu Avucumdaki baygınlık Yüzümdeki güldüren ifade O dünden beri demirbaşımdır. Kıymetini bilenlerin kıymetine kefil olunsun. 2. ihtiyatsız düş ile yola düşenin ihtiyar şakakları, intihar adımları, imtihan zamanları olurmuş. Sen bilmezsin, On bir ile dokuzun ilişkisi sadece sayısal değildir. Ve farkında değil misin? Yüzüm yalnız gündüzleri esmerleşir, Dışarı gelip bana hoşça kal demelisin. Hoşça kal demelisin çünkü; 2.1 Ben senden küçüğüm… 2.1 bir yerlerimde gitmelerin sızısı şakağımda erken düşen bir çiğ damlası var şakasına değil, ayaklarımı toprak çekiyor bu sefer sahiden sahiden eğimli bir dünyada yirmi üç derece kendimdeyim 2.1 hiçbir gece sensiz terlemedim tenimdeki saltanat senin ihtilalinle yıkılırken ben kentimde ateşe verilen kırkayaklardan sorumlu bilindim ve ne pahasında olursa olsun ilk giden değildim, hiç giden değildim… 2.1 her ruhuma değenin ruhuna kanımı değdirse idim şimdi ne kefile ihtiyacım olurdu ne kefilliğe benden sana bir bu kalır bir de kendimden ayırdığım maharetim öyle ise sen amacından kuşku duy, kendinden yana geç hiç değilse, kendinden yana ve kendine değin ne varsa olgun bir yorgunlukla karşıla kelimelerdeki esaret boynunu bükmesin. 2.2 Hoşça kal demelisin çünkü, Aklın üretebileceği, Dilin tüketebileceği her sözü tükettin, Hem de her dilde… Bu son sözün gereğine kefil olunsun. 3. İntihar ile insan kendini imtihan eder Ve tanrıyı itham eder… Ve kendini imha eder… Sivil bir mahkemede!.. En iyi bildiğim iş, Konuşmamayı bir meziyet haline getirmektir Çenemin en çok çalıştığı zamanlarda. Yabancı bir kentte Sahip olmadıklarımla övünerek yaşamaktansa Kefilliğime inanmayan “benim”lerle bir ömür edindim. Ne aşina olmadığım bir keyfe kurbanım Ne de hasbelkader gidilmiş bir yolun kurbanı O nedenledir ki Yularından eğik bir dünyada Maharetine malik bir divaneyim. Ben nisan ile mayısın küs olduğu bir kentin İnsanı ile kederinden üremeyim Ömrüm çığlıklar atan yeşillerle Güneşte kavrulan kızıllıklar arasında geçti. Birden buldum kendimi hayatın ortasında Yedi kuşaktır saklanan bir kahrı Göğsümün en hassas yerinde hissettiğimde Onların elleri tutulamayacak kadar uzak Varolduğum zemin beni taşıyamayacak kadar çıplaktı. Ben de kederi, Saçakları ayak parmaklarıma değen bir gölgelik bildim Öyle geçtim bu kurak kentleri, Öylece geçtim kurak kendimden. Kentimden bunca zaman sonra geriye kalan İstilacıların ayak izleri ile Gözlerden gizlenmeyi başarmış biraz masumiyet oldu (devam edecek) __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #5 | |
Ayrıldı
Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 710
| Bu gerçekten çok iyiydi. Kaç dakika içinde okudum acaba Rekor kırmış olabilir miyim?__________________
Zaman hiç bir şeyi silmiyor, kimi anları örtüyor, yalnızca... |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: Bursa
Mesajlar: 14
| Kırık Anlamlar Kenti için...Hakkınız yok buna..Beni darmadağın ettiniz.Eve koşup yazmak istiyorum.. __________________
YalınAyak |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| 4. öldüğümü söylemedim, aralarından ayrıldım sadece, kente veda etmedim, sana veda etmedim... öldüğümü söylemedim... parmak uçlarımda suçlu bir kelebek buldular, içimi kemiren kurtun dölü! çenemi bağladılar, dişlerim sevimli değil zaten. oysa bahar gibi ölmek isterdim, elma ağaçlarından ak çiçekler salarak. Ağzımda salyalar saçarak "tarlalarda kızana gelmiş itler gibi", ayağım çorak bir anadolu, avazım sinsi bir esinti, semerim nallarımın üzerinde sırtüstü... ben ölmek isterdim, keyifli bir şekilde... yine de öldüğümü söylemedim. (07.11.2006 - 16.07) __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| 4. öldüğümü söylemedim, aralarından ayrıldım sadece, kente veda etmedim, kendime veda etmedim... öldüğümü söylemedim... bir gece elim kasığımda sokak ortasında sustular yüzüme. duymadıklarım, duyamadıklarım şok etti beni. kendi omurgamdan çatladım, kendi onurumdan utandım, öldüğümü söylemedim. oysa bir sac ayağı girmişti gözüme, anam sacın üzerinde gezen oklavayı kollarken. hiç mi gün görmedik, hiç mi değmedi tenimize güneş? bunca kokuşmuşluk içinde ne gezer elim elinde? ben senden öldüm, senden geçti bana bu illet. terli teninden sızdı soyuma, ben erken öldüm, öldüğümü söylemedim! (07.11.2006 - 16.13) __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 645
| 4. öldüğümü söylemedim, aralarından süzüldüm sadece, eğmedim bedenimi, sağmadım tutamımı... öldüğümü söylemedim! duymayın, duyamayın! acımdan soysuz bir irin damağımda, tadı sizden iyi, simden parlak, sırdan gizli... kent ile yürekli bir yarıştı benimkisi, öylece ölmek istedim bitmeden. sırtımda kuruduğunda ter, dudaklarım toprağa değdi, iyi ki sürüklediniz beni, etim silindi, eteğim sıyrıldı, mülkün talan edildi. ben kendimin orta yerinde bir ölüm istedim dilsiz, dişlerimle çiğnerken etimi kırık dişli taraklarım döküldü cebimden. en çok onları istedim mezarıma tufandan geriye kalan bedenimi kanırtabilmek için kendi başıma. ben öldüm, söylemedim! duymayın, duyamayın! (07.11.2006 - 16.23) __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,761
| Sevgili merham yine dağıttınız beni,yandım ve savurdunuz küllerimi.Sahi biz önceden tanışmış mıydık?Çünkü beni anlatıyorsun ya da kendini.Ama ne farkeder.Aslolan şiir değil midir zaten. __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|