| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Proleterya Diktatörlüğü !!!/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 1,087
| Evet arkadaşlar; Proleterya diktatörlüğü ile ilgili neler düşünüyorsunuz? Gerekli mi?Gereksiz mi? |
|
| #2 | |
Onay bekleyen
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 833
| Mümkün mü? Değil mi? Tartışması yapılmadan ona geçmek bence anlmasız. |
|
| #3 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 1,087
| Alıntı:
Aslında bu başlıkta gerekliliğinden,gereksizliğinden çok bu kavram ile ilgili herşeyi tartısabiliriz. Proleterya Diktası ile ilgili tüm görüşlerinizi bu başlıkta belirtebilirsiniz arkadaşlar... | |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: Ankara
Mesajlar: 287
| Mümkün, gerekli... Bürokratik yapıda olmaması çok önemli. __________________
Eşitlik olmadan özgürlük, özgürlük olmadan eşitlik olmaz! |
|
| #5 | ||
Onay bekleyen
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 833
| Alıntı:
Yaşanmış bir örneği mevcut mu size göre? | |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: Ankara
Mesajlar: 287
| Alıntı:
![]() __________________
Eşitlik olmadan özgürlük, özgürlük olmadan eşitlik olmaz! | |
|
| #7 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 1,087
| Alıntı:
Arkadaşlar öncelikle Komün kelimesinin anlamını açıklayayım... Komün : Beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk. (tdk) 18 Mart 1871’de Paris sokaklarında coşkulu sloganlar yankılanıyordu: “Yaşasın Komün, Yaşasın Özgürlük” Paris komünü, 19. yüzyıl Avrupası’ndaki en büyük şehir ayaklanmasıdır ve yetmiş iki günlük Paris komününün yaratıcıları işsizler, mülksüzler, sanatçılar, zanaatkarlar, memurlar, küçük esnaf, rütbeli rütbesiz askerler, doktorlar, avukatlar, fahişeler ve 19. yüzyıl Avrupası’ndan akla gelebilecek diğer insan figürleridir. Komünün kendisini ilanı, hükümetin elindeki cephanelere el koyularak, iktidar kurumlarının dağıtıldığı 18 Mart 1871’dır. 1870 sonbaharında Bakunin’in anarşizm fikriyatından etkilenmiş ve doğrudan Bakunin’in de katıldığı iki komün ayaklanması, Paris Komünü’nü (özellikle başkaldırı perspektifi açısından) önceleyerek etkilemiş olan deneyimlerdir. Bunlar, ikisi de başarısızlıkla neticelenen Lions ve Marsilya ayaklanmalarıdır. Komünün karakteri hakkında kesin sınıflandırıcı bir tanımlama yapamayız, her şeyden önce kendi hayatı hakkında söz sahibi olmak isteyen geniş bir kesimin faal katılımıyla gerçekleşen komün, bir halk hareketiydi. Ayrıca ideolojik programların dayatılmasından çok yaşamsal ihtiyaçların karşılanması, komün pratiği açısından büyük önem taşıyordu. Hükümetin Paris’ten aceleyle canı kurtarma telaşıyla kaçmasından sonra 20 Mart’ta yayınlanan bildiri ile komünün genel seçimlerinin yapılması kararlaştırıldı. Komünün örgütlenmesinde, Enternasyonal’in Paris şubesine bağlı bürolarda oldukça hararetli geçen tartışmalar neticesinde geniş bir çerçeveye oturtulan belli ilkeler ortaya çıktı. Tartışmalara devrimci simaların katılımı yoğun ise de örgütsüz kişiler de sözlerini sonuna kadar sarf ettiler. Paris, yirmi bölgeye bölündü ve nüfus oranına göre seçilen temsilcilerden oluşan 85 kişilik bir Paris Komün meclisi oluşturuldu. Mecliste on komisyon bulunuyordu, komisyonlar ve meclis halkın denetimine tabi idi ve herkesin ulaşılabileceği bildiriler yayınlanmadan kararlar kesinleşmiyordu. Komünün aldığı ve uygulamaya soktuğu; polis teşkilatının, kilise iktidarının, kaymakamlığın, vergi dairesinin dağıtılması, savaş sırasında kapanan atölye ve fabrikaların işçileri tarafından tekrar üretime geçirilmesi, çalışma saatlerinin düşürülmesi evsizlerin kaçan burjuvaların evlerine yerleşmesi, İmparatorluk simgesi giyotinin, Napoléon heykelinin yakılması gibi kararlarda olduğu gibi... Paris komünün yayınladığı 18 Nisan tarihli bildiri sanki Proudhon’un kaleminden çıkmıştı. Komünün icraatları Proudhoncu karşılıkçılık ilkeleriyle oldukça fazla uyuşuyordu. Zaten komünün inisiyatif sahibi komisyonlarında ve meclisinde çok sayıda anarşist simaya rastlamak mümkündü. Gustave Courbet, Elie Reclus, Elisée Reclus, Paul Brousse, Artur Arnould, Benoit Malon, Emile Henry’nin babası Fortuna Henry, İtalyan Amilcare Cipriani, Loise Michel, Varlin gibi tanıdık anarşistler bunlardan bazılarıdır. 85 kişilik genel mecliste yirmisi Proudhoncu, on beşi Bakuninci, yirmisi Jacobenist, yirmisi Blanquist, biri Marksist ve geri kalan ise çeşitli siyasal eğilimlerden bağımsız insanlardan oluşuyordu. Tabii ki üye sayılarına bakarak Paris’te aynı oranda anarşist, Jacobenist ya da Marksist olduğunu iddia edemeyiz (ki yanlış olur); mücadeleleri, fikirleri ve fedakarlıklarıyla Parisliler’in desteğini alan insanlar genel meclisin örgütlülüğünde yer almışlardır. Bunun yanında, Proudhon’un anarşist fikirleri 1840’tan beri Fransa’nın geniş işçi kesimlerinde taraftar bulmuştu. Bakunin de Fransa’daki devrimci mücadelesiyle fikirlerinin yayılmasını sağlamıştır. Paris Komünarları kentin sosyal yaşantısının yeni baştan organize edilmesiyle uğraşırken diğer taraftan devrimin tüm Fransa’ya nasıl yayılacağı tartışılıyordu. Devrimin büyütülmesi genel bir kanıydı. Fakat Paris’in dış dünyayla bağlantısı Prusya kuşatması nedeniyle kesikti. Fransız hükümeti de devrimi bastırmak için fırsat kolluyordu. Komünarların özellikle Enternasyonal’e yaptıkları çağrılarla, devrimin yayılması için yardımlaşma güçlerinin kurulması sağlanmaya çalışılıyordu. Fakat ne Fransa şubesinden ne de diğer şubelerden Paris’le ciddi bir dayanışmaya gücü gelmedi. Zaten devrim öncesinde ve ilk ateşlenmesinde komüne mesafeli yaklaşan Marx ve yandaşları devrimin önemini görmezden geliyorlardı. Avrupa’nın değişik yerlerinden anarşist gruplar Paris’e sızdılarsa da kuşatma dolayısıyla sınırlı düzeyde kaldı. Paris Komünü, Fransız Hükümeti’nin aralarında bitmemiş bir savaş olan Prusya Krallığı ile anlaşma yapmasıyla bastırılma sürecine girdi. Prusya, anlaşma gereği elinde bulunan 190 bin Fransız esir askeri ve yanında 90 bin Prusya askerini devrimi bastırması için Fransız Hükümeti’ne verdi. Devrim yarattığı atmosfer ve kapitalist sömürü sistemine karşı gerçekleştirdiği atılımlarla başta Prusya olmak üzere diğer Avrupa Devletleri’ni tedirgin etti. Nisan ayı boyunca süren çarpışmalar askeri desteğin gelmesiyle hızlandı. Paris kenti surlarının 20 Mayıs’ta içeriden bir hain tarafından açılmasından sonra kentin sokakları kan gölüne dönüştü. 200 binden fazla karşı-devrimci hükümet askerinin karşısında 50 bin civarındaki silahlı devrimci güçler, Paris’in her karışını kanlarının son damlalarına kadar savaşarak savundu. Tarihe “Kanlı Hafta” olarak geçen 21-28 Mayıs arası binlerce komünar (kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden) kurşuna dizildi. Komün, 28 Mayıs 1871’de saat bir sularında artık yoktu. Bilanço açıklandığında, olay daha iyi anlaşılmıştı; 25 binden fazla ölü, 50 bin tutuklu (14 bini mahkum edildi, hemen hepsi işkenceden geçti), 5 bin sınır dışı. Komünarların bu durumunun karşısında Fransız Devleti 3 bin civarında askeri kayıp vermişti. Paris Komünü fiili olarak sonlansa da, hem 20. yüzyılda birçok devrimci kalkışmaya vesile olmuş, hem de, hemen ardında, karşısında alınılan tavra göre 19. yüzyıl toplumsal hareketlerinde bir ayrışmanın vesilesi olmuştur. Anarşistler, özellikle de Bakunin, ilk gününden itibaren komünü desteklemiştir ve onu, devletin yadsınarak federatif bir tarzda örgütlenilmesine örnek teşkil etmesi bakımından oldukça kıymetli bir deneyim olarak kabul etmiştir. Kropotkin ve Malatesta gibi dönemin etkin simaları Paris Komünü’nden etkilenerek anarşist mücadeleye katılmışlardır. Marx, komün esnasında devrimci coşkuyu görmezden gelmiş ve devrimin sonlanmasından sonra, kendi otoriter-sosyalist fikirlerini açıklamak için komünü ele almış ve onu bir işçi hükümeti olarak adlandırmıştır. Devrimin yenilmesinin sebebi olarak, otoritesinin zayıf olmasından bahsetmiştir. | |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 1,549
| Marksist kurama çok fazla önem vermesemde Marx proleterya diktatörlüğünü şöyle açıklar;Toplumlar sosyalizmden komünizme geçişleri esnada toplumdaki her kesim üreten birey yani (proleter,emekçi) olacağı için hem sınıf olmayacak hemde bu diktatörlük birdenbire halk diktatörlüğüne dönüşmüş olacak.Halkın diktatörlüğü,yani halkın yöneten kesim olacağını düşünürseniz bu, Markist ideolojide halkın demokratik yönetim şekli olacaktır!Şu an hali hazırda halkın toplumu yönettiği siyasal rejimlere ne ad verildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz ![]() |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 1,028
| Kapitalizm ile komünizm arasında siyasal geçiş dönemi olan proletarya diktatörlüğü sınıfsız bir dünya için mutlaka gereklidir. Çünkü sınıfların ortadan kaldırılmasının nesnel koşulu olan sermayenin burjuvaziden yavaş yavaş alınması ve üretim araçlarının kolektifleştirilmesi sorunu kendiliğinden çözülmez. Proletaryanın birleşik-ortak eylemi ve örgütlü eylemi gerekir. Ve proletarya önce kendi üzerindeki baskıyı yok etmelidir. Yani kapitaist devlet aygıtını parçalamalı, sonra yerine kendi (sovyet tipi, komün tipi) demokrasisini kurmalıdır. __________________
“İşçinin milliyeti ne Fransız, ne İngiliz ne de Alman’dır, onun milliyeti emektir, özgür köleliktir.” "İşçinin vatanı yoktur" (Karl Marx) |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2006 Ülke / Şehir: Denizli
Mesajlar: 1,087
| Diğer fikirleri de alalım lütfen... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Komünizm Hakkında | küçükkarabalık | Siyasi İdeolojiler | 150 | 24-04-08 12:43 |
| Komünizm nedir, ne değildir? | küçükkarabalık | Siyasi İdeolojiler | 202 | 16-04-08 23:20 |
| Yeryüzünün Geleceği: Sosyalizm! | melnur | Siyasi İdeolojiler | 437 | 01-12-07 19:49 |
| Devlet nedir? | canugur | Siyasi İdeolojiler | 49 | 04-08-07 01:41 |
| Marksizm | Antioksidan | Atölye Arşiv | 1 | 12-06-06 09:35 |