| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Umudu Soldurmadan.../konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Bahçe, her zamanki gibi mahallenin çocuklarıyla cıvıl cıvıldı. Kızlar ip atlıyor, erkeklerin kimi top oynuyor, kimi topaç çeviriyor, kimi de misket yuvarlıyordu... Her biri bir alem... Daha küçükler kenardaki incir ağaçlarının arasına, araba lastiğinden yapılmış salıncakta sallanıyor. Yanlarında ablaları, anneleriyle... Yaşar’la annesini, çocukların topu o tarafa gidince farkettim. Hatice yenge, çemberinin ucuyla oğlunun terini siliyordu. Hastalığı olmasaydı, Yaşar’ı tutmak mümkün mü? Hepsinden çok koşardı topu görünce... Hasan, evlenmeden önce de bizim mahallede sevilen, tanınan bir insandı. Uzun süre çocuk sahibi olamamışlardı. Yaşar doğduğunda görmeliydiniz Hasan’ı. Hani ağzı kulaklarına vardı derler ya! Yaşar da hem sevimli mübarek, hem yaramaz. Nerde oyun var, nerde muzurluk var orda Yaşar. Eğer otururken görürseniz, ya annesinden dayak yemiştir ya da çocuklara kızıp hır çıkarmıştır. Yoksa mümkün mü, Yaşar oturacak!.. Ana-oğul onların, koşuşan çocuklara imrenerek baktıklarını görmek, canımı fena sıktı. Yanlarına gittim: - Ne haber Yaşar?.. Annesine bakıp sarıldı. Cevap vermekten, hastalığını hatırlamaktan sıkılmış gibi. Sanki annesine sen söyle diyordu. - Hasan nerelerde yenge hanım? - Evdeydi abi, biz de biraz önce geldiydik... Bahçe dediğim, belediyeye ait, büyükçe bir yer. Çocukların oyun oynayabildikleri tek alan. Öyle ağaçlık, yemyeşil değil, etrafı pirketle çevrili ya! çocuklar ondan herhalde bahçe diyorlar. Yoksa topu topu bir kenarda iki ceviz ağacı var. Birkaç gün sonra cevizler de yolcu, belediye burayı cami inşaatına tahsis etmiş. Cuma günü temel atma töreni yapılacak! Başta belediye başkanı, müftü, semtin zenginleri bütün ekabir, herkes oradaydı. Etli pilav, tatlı ve ayran dağıtıldığını duyan gelmiş. Çoluk çocuk hepsi orada, iğne atsan yere düşmez. Bu ziyafet kaçar mı? Tam panayır yani! Yenildi, içildi, millet dağılmaya başlarken belediye başkanı esas mesele için söz aldı. Bildik nutuklar, hele müftü efendi kendini öyle kaptırdı ki; insan ister istemez düşünüyor. Paran olacak anasını satiim, dikeceksin minareyi bin beş yüz metreye, bulutları gördün mü aşağıya inmeden, transit müftünün yolladığı yere! İyi de mülkün sahibi Allah, dilediğini dilediği kadar veren O. Parası olmayana müjde yok mu müftü efendi?! Biz bunları düşünürken alkışlar arasında, zenginler ceplerini boşaltacak sözleri verdiler. En son tekstilci hacı Metin, minareler benden deyince herkes mutlu ve keyifli bir şekilde dağıldı. Günler, haftalar, aylar derken seneyi de geçtik. Cami bitmek üzere, minareler de yükseliyor. İnşaat hızla ilerledi, Yaşar’ın hastalığı da... Babasını görmekten utanır olduk. Her karşılaşmamızda suçluluk duygusuna kapılıyoruz: - Ne haber Hasan, nasılsın? - Nasıl nasılız, nasıl olacağız ki, çocuk her gün biraz daha eriyor. Onunla beraber biz de, evde huzur kalmadı. Bazen nasıl olacaksa olsun diye Allah’a dua ediyorum. Tükendik abi tükendik! Kalbinde büyüme varmış Yaşar’ın, doktorlar ameliyatsız olmaz demişler. Çok para gerekiyor, bizler de çaresizliği onlarla yaşıyoruz. Mahallenin büyükleri, zenginleri birkaç kere dolaşmışlar. Birkaç kutu ilaç parasını ellerine sıkıştırıp, dua alabilmişler ancak. Adamlar da haklı! cami inşaatına tomarla para veriyorlar. Orası Allah'ın evi, öncelik orada olmalı! Kurgulanmış hayata tutunmak için, kendilerinden isteneni yapıyorlar. Aksi halde ne statüleri kalır, ne itibarları; Ne yapsın zavallılar! Piyangocu Nimet abla bile “cami” inşa ettirirken!.. Akşama yarım saat vardı. Büyük oğlum soluk soluğa dükkandan içeri girdi: - Baba, baba! Yaşar öldü. - Nee! Ne zaman oğlum? - Az önce baba, herkes ağlıyor... Ağlasın tabii, Yaşar ölmüş, ölür ölür! ne yapabiliriz ki? Bir yuva yıkılmış, gönüller parçalanmış kime ne? Birazcık sabır gerek, herşey Allah’tan değil mi? Amenna, amenna da... Koştuk evlerine teselli etmeye, başsağlığı dilemeye. Her birimiz çok şey söyledik. Hasan usta çökmüş yere, elleri başında bir tek şey tekrarlıyor, defalarca: “Beni sana isyan ettirme Allah’ım, beni sana isyan ettirme...” *** Yaşadığımız toplum, siyasi, iktisadi, içtimai, ahlaki, hukuki, kültürel bütün değerlerini kaybedip her alanda çöküş yaşarken, her yıl onlarca cami kapanıp yıkılmıyordu. Aksine yüzlerce yeni camiler inşa ediliyordu. Ne tuhaf ya da ne acı rastlantı, değil mi?! Keşke, çocuklara Yaşar için yapabileceğimiz her şeyi yaptık! diyebilseydik. Keşke.. camilerin yanında çocuklar için oyun alanları inşa edebilseydik..Keşke.. İki minare arasına salıncak kuramazlarki! Keşke 'insan'ın 'Kabe' den bile kıymetli olduğunu bilebilseydik! Keşke, acılarımızı, sevinçlerimizi paylaşabilseydik. Dertlerimize ortak olacak dostları bulabilseydik her aradığımızda... Ve hayatımızda, bu kadar keşke olmasaydı!....KEŞKE ! Rüzgar hangi yönden eserse essin, yağmur yukarıdan yağar ve toprağa düşer. Yağarsa! Hangi rüzgarsa, hangi fırtınaysa ve nereden esecekse essin... Umurumda bile olmayacak, umurumda bile... Ben....Umudumun yağmurlarını bekliyorum. mderin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-11-06 18:19 . |
|
| #2 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| Bazen yorum yapılmıyor, ama susmakta olmuyor. Bir el gelip ta yüreğinizi sıkıveriyor. |
|
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Edebiyat hocamız, Ömer Adil Dolay' a, " mangal gibi yürek" deyiminin anlamı nedir? Sorusunu sormuştum. " Hem kendisi yanar, hem dokunanı yakar" demişti. O günden bu yana, ne zaman "mangal gibi" yüregi olan biriyle karşılaşsam "dokunmaya" korkuyorum! Dokunmadan da duramıyorum. 'Ateş'i seviyorum galiba.....Su kadar. |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 13
| Çok güzel bir çalışma sn mderin. Can-ı gönülden tebrikler... |
|
| #5 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| sahilsiz okyanuslar yüreğimden çıkıp gidin yatağı kurumuş nehirler bir hışımla akıp gidin karanlığı örten geceler kirleneni atıp gidin bahşedilen an benim mesafeler çekip gidin muştular beklemeyin vakit tamam geliyorum heceler dur demeyin hoşca kalın...gidiyorum Hiç "giden"iniz yoksa, "kaybettiğiniz" yoksa, vefa duygunuz körelmişse şiir size ne söyliyecek! Aman gidersen git dersiniz elbet. Benim kılımı kıpırdatmayan şiir; sizin ayaklarınızı yerden keser. Yada dün anlıyamadığınız şiir, yarın yüreğinizi yerinden oynatır. Onun için şiir'dir. Onun için gizemlidir. Dil'i gönül dilidir, konuşulan hiç bir dile tercüme! edemezsiniz şiir'i. Şiir teklif etmez, talep etmez..fetheder. Ya açarsınız gönlünüzü, yada direnirsiniz! Gittiğiniz yer, oradakiler için 'geldiğiniz' yerdir. Geldiğiniz yer, arkanızda kalanlar için 'gittiğiniz' yerdir. Gelmeler...gitmeler gel-gitler ! "gelme! ler...."gitme!" ler. Bir yazımı " ölüm....senden korkan senin gibi olsun" cümlesiyle bitirmiştim. Hayatı ölümün ötesine, ebediyyete sonsuzluğa taşımakta buldum çareyi. Şiir'deki gitme' ler gelme'ler......Anlatabilseydim makale yazmaktı niyetim. Hece' ler dur deyince "şiir"e sığındım... "bahşedilen AN benim / mesafeler çekip gidin" Mesafelerin çekip gittiği ! O anlardaki gitmeler...gelmeler. Anlaşılmamaktan korksam da o makaleyi yazarım herhalde. "okyanuslarda" bir iki fırtına daha kopsun kimin umurunda. "Sahil"ler bize göre değil mi ne!! Bahşedilen "o an" geldiğinde, mesafelerin çekip gittiği "an" bütün bir ömrü kuşattığında "gitme"yip de "gelme"yip de ne yapacakdım. Bir şiirin anaforunda, karmakarışık duygular, darmadağın cümlelerle nasıl ifade edilirki? Dertsiz birisi olmak istermiydiniz. Dert yok keder yok, gam yok kasvet yok; İstermiydiniz ? Her şeyiniz var! Hiç bir beklentiniz yok. Özlemini duyduğunuz hiç bir şey yok, Hüzün yok, hasret yok. Kaygı, telaş öfke yok. Arzular, amaçlar, beklentiler, yok yok yok... istermiydiniz ? Hayal mi? Hayal etmediklerinize bile sahipsiniz! Ben istemezdim... Hayat bize bol gelir o zaman. İçinde kayboluruz, tutunamayız. Neden şikayet ediyoruz öyleyse? Bunca itiraz sitem ne! Nedir bu feveranlar, isyanlar? Haklıyız!... karmaşa bu işte! Haklıyız; Öbür türlü bize bol gelen hayat, şimdide dar geliyor. Bitmek bilmeyen isteklerimizi, arzularımızı, taleplerimizi, sığdıramıyoruz hayatımıza. Dar geliyor, sıkıyor, bunalıyoruz. Bu karmaşadan çikmak gerekir. Hayatı anlamlandıran değerler bulmak gerekir. "Hayatı anlamlandıran değerler" Herkes kendi öyküsünü kendisi yazar. Yazmadığınızla karşılaşmazsınız. Yazdıklarınızı yaşarsınız... mutlaka. Hayat dediğiniz nedir? Doğumla ölüm arasına sıkışmış, üç beş gün mü?! Hikayenizi sağlam kurun! Varsın yüreğinizdeki okyanuslar, kendi kıyılarını dövsün dursun. Varsın sahilsiz denizlerde, fırtınalar sizi vursun. Siz hikayenizi sağlam kurun. Yazdıklarınızı YAŞAYACAKSINIZ! kuşkunuz olmasın. "Hayatı anlamlandıracak değerler"le yazamazsanız öykünüzü; Hayat kendi öyküsünü yazar sizin için, boşluk bırakmaz. Hikayemiz bittiğinde, gitmiş oluruz. Gidiyorum demeden veda etmeden. Kavuşmayı umarız sadece. "Hayat" çok uzun. Biz hayatı, ölümün ötesine..sonsuzluğa taşıdık. Arkamızda bıraktığımız izlerden bilirler gittiğimizi. İzlerden tanınır gidenin kim olduğu. Sorduklarında o iyi bir adamdı diyerek şahitlik yapacak bir kaç doğru sözlü insan arıyorum. O iyi bir adamdı diyecek bir kaç doğru sözlü insan. Yaşamaksa... bunun için yaşamaya değer. Ölmekse bunun için; Ölmeye de.... Ölüm......senden korkan...senin gibi olsun! |
|
| #6 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| '' bir akıntının akış yönünün tersine doğru yön değiştirmesi'' Hayat bir akıntı olsun siz de bunun ritminde akın aniden geri dönün ya da durun; işte şiir işte yazı. Sizin şiiriniz, sizin hikayeniz. Yaşadıklarını yazmaktan, yazdıklarını yaşamaktan korkmayanlara... Bütün bir yaşamı en sade ama en anlamlı cümleye bağlamak. Daha önce de dedim ya naçizane fikrim'' daha sayın mderin'le karşılaştığımızı düşünmüyorum'' bilmem ki tam göründüğünüzde gözlerimiz ne kadar kamaşacak. |
|
| #7 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Bizim için ihtişam; Tevazu'dur. Övgüler sizin zerafetiniz. Ben ilginize çok teşekkür ediyorum sayın lamira. Teşekkürler. |
|
| #8 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Sn. mderin yazmanıın o değişilmez hazzını,önemini ve ademoğlundan çekip giden vefa duygusunu yeniden hatırlattığınız için sonsuz teşekkürler... __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 646
| tokatlı mısınız sayın mderin? betimlemeler... gerçi böyle bir hiyaeden sonra söylenecek onca söz varken yazarın nereli olduğunu soran kişinin nereli olduğunu merak etmek gerekir. ![]() anlayışla karşılayın, bu bana bir şey hatırlattı, babam bir halk grubunun (burada adını vermek istemiyorum) bir özelliğinden bahsetmişti. bu dağ köylüleri derdi rahmetli, bu dağ köylülerinin tuvaletlerinde kapı yoktur, perde asılıdrı, evin dışındaki tuvalette. eğer yanlışlıkla bir kadın içerde iken perdesini açarsan yüzünü örtmeye uğraşır, kıçı açık! anımsattı... babama hiç soramadım bunu nasıl öğrendiğini, ama kafamda kalmış, sizden bunu dinleyince birebir uyduğunu düşündüm. saygılarımla __________________
Av köpekleri henüz avluda oynaşıyor, ama avları, daha şimdiden ormanda ne kadar hızlı koşarlarsa koşsunlar, ellerinden kurtulamayacaklar. F. Kafka |
|
| #10 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 208
| Teşekkürler sayın sosyologgg. Edebiyat bölümünde, yazmakdan ve okumaktan haz alacağımız paylaşımların çoğalması dileği ile. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|