"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
![]() |
| |||||||
Teknolojiden Kurtulmak/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005 Ülke / Şehir: 23185
Mesajlar: 3,834
| Uzun süredir beni düşünmeye sevkeden bir konu. Yaşam nereye doğru kayıyor, biz onun neresindeyiz, bu teknoloji ve yapaylık da ne oluyor, bu meretin sınırı nedir, diye düşünmek beynimi meşgul ediyor. Trafiğe çıktığımızda egzoz dumanı altındayız. Dört bir yan arabalarla dolup taşıyor. Acıkıyoruz, atıştırmak için mikrodalgada ısıtılmış hamburgerleri yiyoruz. Eve geliyoruz. Televizyon seyrediyoruz, internette surf yapıyoruz, MSN'de arkadaşımızla konuşuyoruz. İletişim kurduğumuzu sanıyoruz ama aslında bu bir iletişim değil. Tam anlamıyla bir soyutlanma işlemi. Monitör karşısında ve klavye üstünde bir şeyler tıkırdatıyoruz. Dört duvar arasında kendi dünyamızı oluşturuyoruz. Televizyon, İnternet, Cep telefonları... Gerçekten bunlara muhtaç mıyız? Toplumsallaşamıyoruz. Ama bu arada iletişim kurduğumuzu sanmayı da ihmal etmiyoruz. Tüketiyoruz, sürekli tüketiyoruz. Nokia'nın yeni modeli çıkmış, almazsak olmazmış. Coca Cola içen yaşlılar aslında gençleşiyormuş, bakın adam kaç metreden havuza atlıyor. Aaa, ama kilo almışız! Durun, Filanca spor aleti 20 günde zayıflamayı garantiliyor. Ama kendimi iyi hissetmem için de Marks and Spencer'dan giyinmem gerekiyor. Tüketen, birey olmanın birer gerekliliği olarak teknolojiye hayat boyu entegre olmamız isteniyor. Cep telefonunuzu kapatıp hiç bilgisayar kullanmadan, şehirden uzaklaşıp bir doğa gezisine çıktınız mı? Biyolojik olarak asıl yerimiz doğa ve diğer insanlarla canlıların yanı. Egzoz dumanlarının yayıldığı caddelerin çevresine dikilmiş Gökdelenler ve plazalar değil. Asıl iletişim organımız ağzımız, klavye değil. Kendimizi sürekli yapay bir dünyanın içine konuşlandırıyoruz. Ama sanmayın ki Teknolojiye de düşmanım. Elbette değil. Ama ölçü biraz kaçtı gibi. Artık teknolojiyi gereklilikten çok eğlence için kullanıyoruz belki de. Daha az zehirli gaz, daha samimi insan ilişkileri, daha doğayla içiçe bir yaşam özlemi kuruyorum. Acaba geri dönülemez bir şekilde, bunlar da birer ütopya haline mi geliyor? |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 48
| dogru bir konuya deginmisiniz.cok insanin sordugu bir soru bu, ne oluyoruz.istesekte,istemesekte teknoliginin parcasiyiz geri dunusu olacagini da sanmiyorum. onemli olan geri kalmamak.teknlojiyle beraber kendimisi ve ulkemizi gelistirip,dogamizi,sagligimizi,kultur ve gelenek goreneklerimizi tahrip etmemesine firsat vermememiz gerek |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 656
| Haklısınız gerçekten belki birçoğumuz söylüyoruzdur bunları ama hala daha vazgeçemiyoruz teknolojiyi sınırsız kullanma hevesimizden ve düşünmeden tüketmekten. Kendi adıma konuşursam bilgisayarsız internetsiz telefonsuz yaşayabilirim.Tabiki yapmam gereken işlerim kalabilir ama sadece eğlence,zaman geçirmek ve zevk için onlarsız yaşanabilir.Hatta bazı zamanlar ihtiyaç duyuyorum buna. Ama yaşamın ve zamanın getirdiği yenilikler yaşam biçimini belirliyor.Bir kere alışıldıktan sonra vazgeçilmesi imkansızlaşıyor.Anlayamadığım tek şey neden yaşamın kendisiymiş gibi görülüyor.Teknolojinin yaşamımız için araç olduğunu unutuyoruz.Yeryüzünün mahvolması,insanların duyguları,gelecekleri hiç kimse için bir şey ifade etmiyor. |
|
| #4 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Sn. Türker kaygılarınızı anlıyorum ve sonuna kadar katılıyorum.Fakat merak etmeyiniz durum o kadar da kötü değil.Eğer teknoloji olmasaydı bu forumunda varlık nedeni ortadan kalkmış olurdu.Yani hala birileri burada yazıp,çiziyor,okuyor,tartışıyor hatta dostluklar kuruyor.Bu forum yaşıyor yahu Saygılar...__________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005 Ülke / Şehir: antalya/ankara
Mesajlar: 1,178
| şu anda konu ile ilgisi olduğunu düşündüğüm bir kitap okuyorum ve bitmek üzere.. kitaptan alıntılar yaparak konuya katkıda bulunmaya çalışacağım.. __________________
öğrenci görünümlü müzik insanı |
|
| #6 | ||
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005 Ülke / Şehir: 23185
Mesajlar: 3,834
| Alıntı:
| |
|
| #7 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Ben sizin gibi düşünmüyorum sn. Türker.Başka nerede böyle kaliteli tartışmalar bulabiliriz.Bana göre buradaki insanlar egolarından daha çok arınmışlar. __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #8 | |||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 2,344
| Alıntı:
Bir kac yüzyil önce , bir degirmen tasini; un ögütmek icin, 6 köle cevirirmis. Simdi bir dinamo, ya da rüzgar gücü yeterli. Alıntı:
| ||
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2006 Ülke / Şehir: İsviçre - Zürih
Mesajlar: 25
| olcusu kacti dediginiz olusumun daha cok baslarindayiz ve gelebilcegi noktalari hayal etmeyi denemenizi oneririm su an sikayetci oldugunuz seyler daha hic birsey, ben bunlarin korkulacak ya da zararli olcak seyler olduklarina inanmiyorum, gocebe hayattan yerlesik hayata gecmek gibi ele alirsak, degisik bi yasam tarzina gecmektir, insanlarin hayatlarini dusunun, 60 yasindaki bir insanin bu teknolojiyi genc nesil kadar benimsemesi cok zordur, genc nesil kadar hayatinin her alanina sokmasi guctur, 30 - 40 yas arasi ya da belki biraz daha genc kesimin ise bunlari kullanmaya mecbur olduklarini dusunun, (informasyon cagindayiz, bilgiye hizli ulasmak cok onemli) bu kisilerin eskiyi aramasi ve yenilikleri kullamak zorunda olmasi sonucu arada kalmalari normaldir, bundan 100 sene sonra hayatina boyle bir ortamda baslamis birisinin simdi bahsettigimiz seyleri aramasi zordur, ve unutulmamasi gereken bu teknolojilerin, insanligin gelisimine ivme kazandirdigir, su forum icinde, ayni amacta toplanmis insanlari, bir kac saniye icinde bulabilmek ne kadar buyuk bir sanstir bunu en basit ornek olarak ele alalim, onemli olan dusunceler ve fikirler oldugunda, bunlarin sanal ortam da ya da gercek hayatta olmasi bi fark yaratmicaktir orneklerimin zayif noktalari var ama fikri anlatmaya yetcegini umuyorum. bazen daha basit bir hayati dusunsemde, oncelere gitmeyi hayal etsemde, vardigim sonuc yine bu gelismelerin yasanacagidir, insan mutlaka hayatini kolaylastirmak icin caba sarfedecektir, geriye donus mumkun olsa dahi ilerleme her zaman varolacaktir insan en buyuk faydayi arzuladigi icindir ki, yakinmalar olsada asla bunlardan vazgecmemektedir, eger belirli bir amacimiz varsa bunlari kullanmadan amaclarimiza ulasmamiz zordur, yani yasadigimiz cagin birer gereksinimidirler |
|
| #10 | |
Admin ![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 4,543
| Sn.Türker kaygılarınızı ve duygularınızı paylaşıyorum. Bize sunulanı o kadar içselleştirdik ki artık yeşil ve mavi bize yabancı. Yeşil ve maviyi gördüğümüzde içimizi bir sevinç kaplıyor. İstanbul'da yaşayanlar bilir. Köprü trafiği çekilmezdir. Ama aynı zamanda ilginç bir deneyim fırsatı verir insana. Boğaziçi köprüsü yoluna çıktığınızda ister Mecidiyeköy'den gelin ister Beşiktaş'tan yollarda görebileceğiniz iki sabit şey vardır. Beton binalar ve metal araçlar. Yeşil zaten çoktan oralardan silinmiştir. Maviyi ise çok zor seçersiniz. Binalar izin vermez gökyüzünü görmenize ve zaten sizde metal bir kutunun içindesinizdir. Köprünün ayağına geldiğinizde anca göz kırpar gökyüzü size. Siz istemeseniz de gözünüz kayar gökyüzüne. İnsan doğasının , doğaya olan özleminin bir refleksidir bu. Biraz daha ilerlediğinde metal kutu , önünüzde Ortaköy belirir. Gece ya da gündüz her daim parıldayan sahili tüm dikkatinizin orada toplanmasına sebep olur. Artık gözünüz kamaştığında kafanızı kaldırırsınız ve tam o sırada Ortaköy'ün iki üç katlı bitişik beton yığınları içinizi karartır. Tesadüf müdür bilinmez ama o beton yığınlarının sonunda belki de oradaki tek yeşil alan olan Hristyan mezarlığı bir anda dikkattinizi çeker. Ortaköy'deki beton yığınları yeşilin ölmekte olduğunu ve çoktan mezarlara kaldırıldığını anlatır size. Bunu onaylarcasına semtin yamacından bir başka mezarlık ve yeşil belirir. Yeşili kaybettiğinizin anladığınız o an , o yamacın ardından , boğaz tüm ihtişamıyla gözler önüne serilir. Masmavi deniz , hafif puslu da olsa maviliğinden bir şey kaybetmeyen gökyüzü , mavinin henüz kaybettmediğini haber verir. Bir anda mutlu oluverirsiniz. Gözünüz ufka kapılır. Mavilerin buluştuğu noktada her şeyi unutursunuz. Ta ki önünüzden köprünün koca koca demirleri geçip , bu eşsiz manzarayı bir kabusa çevirene kadar. Rüya sona ermiştir. Metal bir kutunun içinde , metal yığınları eşliğinde hareket ettiğinizi , denizdeki metal yığınlarını , Üsküdar'daki tüp geçit çalışmalarının Kız Kulesinin manzarasını katlettiğini ve mavinin de yeşil gibi yavaş yavaş insanı terkettiğini anlarsınız. Anlamasına anlarsınız ama Sanayi Devriminden bugüne o kadar şeyi içselleştirmiştir ki insan artık buna karşı yapılacak hiç bir şey yok gibi gelmekte. Artık yeşil ve maviyi görünce anlamsız bir sevinç duyuyoruz. Ama görmeyince de onları pek aramıyoruz. Hatta yeşil ve mavi çoğu insan için artık güzel göz renklerini ifade ediyor. Doğayı değil ! Teknoloji gelişim , doğa muhafazakarlık değildir ! İnsanoğlu bunun bir önce farkına varmalıdır. Doğa insanın yaşaması için her türlü olanağı sağlamıştır. Teknoloji doğa olmadığı zaman bir anlam ifade etmez. Çünkü insan yaşamını kolaylaştırmak için vardır. Teknolojiye karşı mutlak bir kabul , doğaya karşı ise mutlak bir kayıtsızlık , doğanın dolayısıyla insanlığın kaybetmesine neden olacaktır. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|