Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

İlay hikayeler diyarından

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski27-11-06, 15:09  #1
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
İlay hikayeler diyarından



421985050607...



O özel bir günde doğdu. Ona bu özelliği veren doğum günü değil onun ta kendisiydi.

O seçilmiş olandı.

Seyrek kısa düz saçları çocukluğunda, çok çok gerilerde kalmıştı. Şimdilerde saçları kıvırcık uzun ve gürdü. İncecik elleri, bir zeytin dalını andıran o zarif ve her yerde değişmeyen asil duruşu ona bir soylu ailesine aitmiş gibi bir hava katmasına rağmen sıradan ailesinde bilinen üç dört kuşak ötesine kadar asilzadeler yer almıyordu.

Onun asilliği doğaldı, kendine hastı.

O minik ve saf yüreğinin küçük yaşta gördüğü acılar ve kederler o kadar çoktu ki herhangi küçük bir çocuğun yitip gitmesine neden olabilecek travmalardı onun yaşadıkları.
Yalnız ‘’O’’olanın sahip olduğu erdemlerin bulunduğu varlıklardan yayılan ışıktı ondaki. Farkında değildi olanların, tıpkı çevresindeki canlıların algılayamadığı gibi...
Sadece değişime uyumlular görebiliyor ve anlayabiliyorlardı. Onlarda konuşmuyorlardı. Susuyorlardı, bildikleri sonun konuşulmayınca gerçekleşmeyeceğini sanıyorlardı.

Gezegen üzerinde her gelişen olay yeni bir sonun habercisiydi. Bir kısım canlının deyimi ile ‘’kıyamet alametleri’’ yeni yeni haberleri getiriyordu. Başlangıca giden son yaklaşıyordu.

Anahtar oydu. Kendi ırkının geleceği onun ellerindeydi.
Bilinmezi bildiren bir öncü melek...

30 AĞUSTOS 2006
03.00 Suları
__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski27-11-06, 15:21  #2
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
ISRARCI KOMŞU

Tepesinden akan soğuk su ne yaz sıcağında bunalan bedeni ne de içinde eriyik lav gibi akan sıcakkanın ateşini söndürebilmişti.Kanı bedeninin merkezine doğru çekileceğine kan beynine hücum ediyor banyo aynasından net bir biçimde beliren siluetinde yeşilimsi renkte ortaya çıkmış damarlarına gözü takılıyordu.
Bugüne kadar bir rahatlama terapisi olarak banyosunda aldığı duşların yerinde yeller esiyor. Uzak bir şehirde okuyan sevgilisine duyduğu özlemi dile getiren, hayata bağlılığı ona olan sevgisini ifade eden şarkıları kendi yorumu ile seslendirdiği bir açık hava tiyatrosundaymışçasına doğala yakın ses akustiği olan banyosunda çıkardığı tok ve gür sesi, yerini suskun, bitik bir adama bırakıyordu.
Hayallerini kurduğu her şey bir anda yitip gitmişti. Sevgilisi hayatından kendi isteği ile çıkarken, adamın bir ömür çalışıp dizdiği domino taşlarından oluşan hayat çizgisini tek bir dokunuş ile yerle bir etmişti. Yıkılan sadece hayaller değildi, peşi sıra pek çok duyguda kaybolup gitmişti terk ediliş eşliğinde. Giden yârin ardından güven, sadakat, sevgi ve aşk duyguları sanki daha önce hiç yaşanmamış hisler gibi belleğinden silinivermişti. Ama geçmişi unutturmayan duygulara da sahipti bu adam kin, intikam, öfke hat saflarda yer kaplıyordu ruhunun en yüzeysel kısımlarından en derin karanlık köşelerine dek. Bir gelecek artık yoktu, umut tedavülden kalkmış geriye sadece acılara bir son verme aşamasına gelmiş bir yaşam biçimi bırakıyordu.
Sisler içinde kayıp, balta girmemiş bir ormanda hiç görmediği bir yerli ile karşılaşmış gibi buğulu aynada yitik kendini tanımaya çalışıyordu.
Her zaman tıraş olduğu usturasındaki jileti değiştirirken yeni taktığı jiletin elini kesmesine aldırmadan jileti usturaya iyice oturttu.
Vicdan muhasebesi yapılmış, suçlu bulunmuş ve sıra infaz vaktine gelmişti.
Bu yolu seçmek onun biraz kadınsı ruhu olduğunu göstereceğini düşündü ölü bedenini yerde kanlar içinde bulacak yetkililerce.
Belki de bu yüzden bu kadar kırılgan bu kadar ürkekti hayatın kendisine ve sunduklarına. Önce bileğinin üzerine derisini ezecek kadar bastırdı sağ elinde usturayı, bileğini sol yanından kayıp giden ince bir çizgiden kırmızı damlalar akıp giden suda soyut tablolar oluşturuyordu. Tek bir hamlede yapması gerektiğini önceden sıkıca tembihlemişti kendisine, usturayı bastırmamalıydı ilk eline aldığında yapmalıydı bu işi hâlbuki.
Bu sefer hızlı olacaktı yaşamı boyunca hiç olmayı başaramadığı kadar ruh ve bedeni ölümü seçme konusunda ortak bir karar alıncaya kadar biraz daha zaman geçmesini bekliyorken şiddetli ve ısrarcı bir biçimde kapı tokmağı vurulmaya başlamıştı.
Ve bir intihar girişimi daha ısrarcı bir komşu tarafından böylece engelleniyordu.

18.01.2006
İlay Demirer
__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski27-11-06, 22:53  #3
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
UÇMAK

Her zamanki gibi işinden aynı saatte çıkmıştı. Elinde pahalı olduğunu gösteren siyah deriyle kaplı Bond çantası ve üzerine hiçbir zaman yakıştıramadığı(rahatta hissedemediği)siyah Cacharel bir takım elbise ve tüm bunlara uyumlu son moda özel yapım deri ayakkabılarla bazılarına göre son derece önem arz eden bir bütünlüğü sergiliyordu. Birde bunları tamamlayan kadınların ona tapınmalarına neden olan o havalı(seksi)yürüyüşü, muhtemelen şimdi de arkasını dönüp baksa bir kaç kadının cadde üzerinde dönüp bir kez daha ona bakarken yakalayacaktı. Ama o öyle yapmadan uzunca bir süre yürümeye devam etti.
Yüksekçe bir binanın önüne gelip durdu. Hava iyiden iyiye kararmıştı. Kent, insanlarına güneşin etkisini yapay ışıklarıyla giderme gayretine girmişti. Bu akşamdan gün ışıyana kadar gerçekleştirilen rutin bir işti.
Şu anda önünde yükselen dev cüsseli binayı daha önceden mi gözüne kestirmişti. Yoksa bir tesadüf müydü? Doğrusu gerçeği kendi de bilmiyordu.
Yüksek binanın döner kapısından düzenle işleyen bir makinenin hareketli parçalarıymışçasına birileri giriyor bir diğerleri çıkıyordu. Girişe doğru adımı attı, gerisi daha kolay oldu. Artık binadan içeriye girmişti. Danışma sol taraftaydı,(ikisi de görev başındaydılar)danışmadaki görevli güvenlikle beraber koyu bir futbol sohbetine dalmışlardı.
Geniş ve büyük iki asansör vardı hemen yanı başında biraz gölgede kalmış olsa da üzerindeki yangın merdiveni yazısı okunabilen bir kapı bulunuyordu.
Merdivenlere doğru gitme isteği uyandı içinde, bu uyanışın pek çok nedeni ardı ardına kolayca sıralanabilirdi...
Acil çıkışlar için kullanılan lakin bugüne kadarki hayatında hiç kullanmadığı bir yoldan gidecekti şimdi.
Kapıyı yavaşça geriye doğru itti, bedenini içeri atabilecek kadar araladıktan sonra diğer tarafa geçti ve kapıdan çıkan ufak bir ``çıt``sesi birçok şeyin arkasında kaldığını ona gösterdi.
Merdivenler tam önündeydi ve onlar döne döne yukarılara doğru gidiyordu.
Onlara eşlik etmeye karar verdi ve bebeğin ilk adımlarını acemice attığı gibi bir kaç adım birbirini izledi, dengesini bulmakta bayağı zorlandı teknoloji onları çocukluğunda yaptıkları birçok hatırayı alışkanlığı unutturuyordu bu onlardan yalnızca çokta hissedilmeyen sadece biriydi. Asansörler, yürüyen merdivenler her yeri öyle sarmıştı ki normal merdiven bulmak için banliyölere kadar yol gitmeniz gerekiyordu. Basamakları teker teker çıkıyordu. Bunlar hayata karşı atılmış adımlardı. Hepsi başarılı, mutlu... Bir insan olmak için daha önce atılması gereken adımlardı. Artık amaçları için farklı olsa da ve kendisi için geçte olsa mutluydu. Çünkü kendini hiç böyle güçlü hissetmemiş ve bu derece önemli bir karar anında emin bir şekilde görmemişti. Kendiyle karşılıklı
bunun kutlamasını yapıyordu için için. Kat 45 yazısını görene kadar epeyce bir vakit geçmiş olması olasıydı. Terlemişti, kravatını yakasından gevşetti ve boynundan çıkartıp adeta ceketini sol cebine tıkıştırdı. Çantasıysa ne hikmettense hala elindeydi! sıkı sıkıya yapışmıştı ona, öyle alışmıştı ki çantasına ne de olsa önemli belgeler saklıyordu kendi bünyesinde, bir de yılların verdiği alışkanlıkta var tabi^.
Hep korkmuştu dış dünyadan; Çevresindeki insanlardan hırsızı, gaspçısı katili... Vb. Bu yüzden olmalıydı böyle sıkı sıkı tut(un)ması çantasına keşke tutunacak daha güçlü bağlar bulabilseydi. Hayata şöyle bir ``oh ``çekti derinden ve bu tür şeyleri düşünmeye gerek olmadığını hatırlattı kendi kendine.
İyiden iyiye yorulmuştu. Uzun süreden beridir egzersiz yapmamıştı. Bu da bedeninin çok çabuk yorulmasına neden oldu. Hedefe yaklaştığını esen rüzgârın sesinden çıkarabildi. Ve bir kat daha çıktıktan sonra nihayet çatıya açılan o kapıya ulaştı. Görevini başarıyla tamamlamış bir asker gibi hissetti ve çok kısa bir an için gülümsedi. Bu demek oluyordu ki artık başka bir basamak çıkmayacaktı. Bedeniyle dışarı arasındaki tek engel olan kapıyı şöyle bir süzdü. Kilitli gibi durmuyordu. Kapı kolunu sıkıca kavradı ve itti. Kapı sıkışmıştı. Ama o kadar ısrarcı bir tutum içindeydi ki saatler sürse de o kapıyı açacaktı. Çantayı usulca yere bıraktı ve iki eliyle ve omzundan destek alarak yüklendi. Bir tek o hamlesiyle kapı bir anda açılıverdi. Biraz sendeledi, soğuk ve kuru hava suratına bir tokat gibi çarptı. Ama o etki bir zaman sonra geçince kendini muhteşem hissetti. Hava bu rakımda boğucu değildi. İçine bir seferde çekebileceği kadar hayatı çekti ve tüketip bıraktı.
Yıldızlar ve ay her zaman ki yerlerindeydiler ama o, onları daha önceki gecelerden çok daha yakın hissediyordu. Az da olsa bu bir gerçekti.
Binanın üzeri dümdüzdü zemin tam ortasında H harfi bulunan sarı işaretli dairesel bir alan bulunuyordu. Kenara doğru gitti. Şöyle bir aşağıya doğru baktı. Bakmasıyla kendini geri çekmesi bir oldu. Beklediğinden de yüksekti. Kent içinde hiç bu kadar yükseğe çıktığını hatırlamıyordu. Sonra bir kez daha kenara geldi. Kulaklarındaki yoğun akşam trafiğinin gürültüsü artık gözlerinde de uyumlu görüntüsünü yakalamıştı.``hım, her zaman ki keşmekeş dedi içinden``
Önündeki yaklaşık bir metreyi bulan beton duvarın üzerine çıktı. Karanlık gökyüzüne baktı. Bir kaç gün daha beklese dolunay olacaktı. Yeterince soğuktu demek ki esen rüzgâr terle sırılsıklam olmuş elbiselerini üzerindeyken kurutuvermişti.
Çocukken hep pilot olmayı istemişti. Maalesef hayat şartları ve pişmanlık duyduğu hataları buna engel olmuştu. Şimdi pilot olmak istemesinin asıl nedenini biliyordu. O sade göklerde bir başına uçmak istiyordu.
çok küçük yaşlarda insanların uçma yeteneğinin olmadığını ona öylece uçamayacaklarını öğretmişlerdi. Şimdi tüm insanlara gösterecekti. Kanatlanmak için kollarını yanlara doğru dev bir kartal edasıyla açtı ve hep yapmak istediği hayalin yapmasının verdiği huzur ve mutluluk karışımı iksirini kalbi bütün vücuduna pompalıyordu. Kendisini boşluğa bıraktığında bunu içinde hissetmişti. TAMAMEN ÖZGÜRDÜ.
O filmlerde anlatılanlardaki gibi hayatının önemli anları kare kare gözünün önünden geçmiyordu. Aslında hiçbir şey düşünmekte istemiyordu bunu yeterince yaptığına inanıyordu. Her güzel duygu ve olay gibi bununda kısa süreceğini bildiği için her yaptığı işin keyfini çıkarmaya çalışıyordu. Kendi düşüş hızı gibi seslerde her geçen saniye artıyordu. Artık her şey daha yakındı: İnsanlar, arabalar... Büyüyordu giderek gözünde. Olayı gören birkaç insan çığlığı sanki ona bu güne kadar kimsenin kutlamadığı doğum gününü kutlayan insanların mutlu haykırışları gibi gelmişti. GİTGİDE ARTIYORDU SAYILARI. Şimdi daha da mutlu olmuştu. İnsanlar onun yeniden dünyaya gelişini kutluyorlardı.
Ve o yeryüzüyle tekrar buluştu.
Birbirlerini bir daha ayrılmamacasına sıkı sıkıya kucakladılar.

İLAY DEMİRER 13.10.2005[/size][/font]
__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-11-06, 23:03  #4
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
Taksi

O milyonlarca kişinin yaşam savaşı verdiği büyük bir metropoldeki savaşçılardan yalnızca bir tanesiydi. Şehri avucunun içi gibi biliyordu, çocukken de yer ve yön duygusunun çok iyi olduğunu, bir kez gittiği bir yeri üzerinden çok uzun zaman geçmesine rağmen çıkartabildiğini kendi gözleriyle tanık olduğu için çok iyi anlamıştı. Ve birçok kişinin kendi yeteneklerine göre seçmediği mesleklerinin aksine o bu konuda mütevazı bir meslek olmasına karşın(taksi şoförü) hedefi tam on ikiden isabet ettirmişti.
.Her zaman ki gibi çok yoğun bir gündü, üstüne üstlük cadı bir kadının küfürlerine maruz kalmıştı. Ufak bir şerit değiştirme olayı yüzünden. Eğer erkek olsaydı ona ne yapacağını çok iyi biliyordu. Kadın da bunun bilincindeymiş gibi onu bu zayıf noktasından sıkıştırıyor, damarına her geçen saniye sözlerine eklediği el ve kol hareketleriyle de daha da sıkı basıyordu. Allahtan kendini tutabilmişti. Yoksa olacakları düşünmek bile istememişti sakinleştikten sonra.
Tam bunları düşündüğü sırada yoğun trafikte arabanın kapısı açıldı. Kılık kıyafetiyle düzgün bir beyefendi gözüken lakin gözleri hiç de aynı izlenimi uyandırmayan bakışlar atan bir adam binmişti arka koltuğuna. Bu da onun bu mesleğinin ona sağladığı veya zaten sahip olduğu bir yeteneği insanların karakter analizlerini bir bakışta yapabilmesi sayesinde kolayca anlayabiliyordu.
Ama adamı öyle bir hisse kapıldığı için de elbette aracından aşağıya indiremezdi. Zaten öyle her beğenmediği tipi indirecek olsa, muhtemelen çok uzun süre maddi açıdan dayanamazdı. Aklından bu düşünceler akıp giderken gün boyunca arabasına binmiş olan bilmem kaçıncı müşterisinin boğuk ve derinlerden gelen sesi kulaklarında yankılandı birden. Adam, bulundukları yere pek de uzak olmayan yanı sıra pek de tekin bir yer olmayan bir muhitin adresini söyledi.
Biraz tedirgin oldu ama bunu pek önemsemedi ve verilen adrese gidilecek en kısa yol için hemen sağa sinyalini vererek o yöne döndü. Saat gece yarısına gelmek üzereydi. Şehrin şimdilik bu kısmının uyumaya yüz tutan çehresini görmeye elverişli bir semtin kucağına doğru ilerliyorlardı.
İşi birkaç yıl sonra bu çalışma saatlerini kaldıramayacak kadar ağırdı. Bunun ciddi anlamda farkındaydı ve şimdiden önlemler almaya, özellikle daha hafif bir iş temposu isteyen bir meslek aramak için gazete ilanlarını her gün işten arta kalan vakitlerinde rutin bir şekilde gözden
geçiriyordu.
Ve gözlerine çarpıp geri dönen kırmızı ışık yandı. Kurallara sadık bir şofördü,kanıtı;sürücü belgesini aldığı 1986 yılından bu yana hiç trafik ceza almamıştı.Bundan özellikle meslektaşları arasında övünerek bahsederdi.Koca şehirde düşünüldüğü vakit hakikaten güç bir olay .Bu da onun işini ne kadar önemsediğini,özenerek ve dikkatli yaptığının bir göstergesiydi.
Yeşil yandı ve ışığı geçtikten yüz metre sonra müşterisi karanlık bir sokağı parmağıyla işaret ederek buradan içeri girmesini söyledi. İstemeyerekte olsa öyle yaptı.
Müşteri dört katlı sıvaları dökülmüş eski tip tuğlaları ortaya çıkmış harabe görüntülü bir binanın önünde durdurdu. Birkaç dairenin ışığı yanıyordu. Diğerlerinin boş olmaması da büyük bir olasılık dâhilindeydi. Açıkçası oturan olmasına bile şaşırmıştı. Tam ücreti söyleyecekken müşterisi onun burada beklemesini kısa bir işi olduğunu söyledi kulağının arkasına. O da kafasına onaylar biçimde aşağı doğru hafifçe salladı. Kapı açıldı, binanın (ki bin şahit lazım bina demeye)adam karanlığa doğru ilerleyip içeriye girdi.
Yorgunluktan ölmek üzere olduğunu yalnız kalınca daha çok hissetti. Kendine biraz vakit ayırma fırsatını bulunca gözlerinin içi yanıyor ve kapatıp açtıkça dayanılmaz acılar yaşatıyordu. Uzun süreden beridir böyle şikâyetleri vardı ve doktora en son ne zaman gittiğini bile hatırlamıyordu. Ama en kısa zamanda bir fırsatını yaratıp gitmeyi aklının bir kenarına not etti. Biraz gözlerini kapatırsa şimdilik daha iyi olacağını düşündü. Koltuğu çok hafif geriye yatırdı ve kafasını yumuşak süngere usulca yasladı. Bu iyi gelmişti. Artık yanma ve batmanın şiddeti azalmıştı.
Müşterisi için endişelenmeye de gerek yoktu. Nasıl olsa en kötü ihtimalle gelince onu uyandırırdı.
Yakınında bir korna işitmesiyle kendine gelme süresi arasında ki süre saliselerle ölçülecek cinstendi. Önce bir çevresine bakındı. Beyin hala adaptasyon için zaman istiyordu sahibinden. Gün ağarmak üzereydi. Yaklaşık dört veya beş saattir uyuyordu. Vücudu günlerce biriken uykusuzluğa dayanamayıp iflas etmişti. Gözleriyle bir kez daha etrafına bakındı. Gözü şıkla daha da ortaya çıkan enkaz şeklindeki binaya takılı kaldı. Müşterisi gelmemişti(en azından uyandırmaya)Şimdi bu uyku zamanında ki kaybı çıkartması için daha çok güç sarf etmesi gerekecekti. Birkaç kez kornasına bastı. Israrcı olmayacaktı. Gelirse götürecek, gelmezse basıp yeni bir müşteri arayacaktı. Hiç de meraklı değildi. Olmaması gerektiğini de zaman içinde başına gelen acı veya komik olaylarla öğrenmişti.
Düşündüklerini uyguladı. Birkaç kez Kornasına bastıktan sonra orada sanki yanlışlıkla durmuş gibi Son hızla gaza basıp bir sonra ki müşterisini almak için yapması gerektiği gibi davrandı.
Trafik ışıklarına geldi, kırmızı ışıkta durdu, yeşil yanıncaya kadar...

21.10.2005
İlay Demirer
__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski02-12-06, 19:49  #5
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
Tabut

Bilinci yavaş yavaş açılıyordu, zihin açısından aynı şeyi söylemek biraz güç olacaktı. Tüm vücudu tuhaf bir uyuşukluk içerisindeydi, zorlukla nefes alıp verebiliyordu. Gözlerini açmaya çalıştı. Beyni verilen komutu almak istemiyormuşçasına davranıyor açıkçası oralı bile olmuyordu. Uzun çabalardan sonra yalnızca aralayabildiği gözkapaklarının arasından görebildiği kadarıyla ilk işi çevresine bakınmak oldu. Etraf zifiri karanlıktı. Kısık gözleri hiçbir şey seçemedi. Sonra ilk çağlardan beri en ilkel insanın da doğasında olan bir biçimde etrafını keşfetmek için eliyle dokunarak ufak çaplı bir keşfe başlayacaktı ki elini Birazcık yukarı kaldırır kaldırmaz eli duvara çarpmış gibi geri sekti. Eli fena halde acımıştı. Bu sefer daha yavaş ve dikkatli bir şekilde eli ile çevresini
araştırıyordu ki nerede olduğunu anlamasıyla şoke olması arasında saniyelerin sözü bile olamadı.
Tabut ya da ona benzer bir kutunun içinde hapisti. Birden nefes alıp verme sıklığı artmıştı. Vücudu korkudan dolayı kana pompalanan adrenalin sayesinde üzerinde ki uyuşukluğu atmıştı. Ama şu an içinde bulunduğu durum ve yer onun aklını iyiden iyiye
karıştırmıştı. Buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalışıyordu. En son hatırlayabildiği sahne, evine doğru yürürken ki haliydi. Sonra; sonrası işte buradaydı. Terden sırılsıklam olmuştu. İçeride ne kadardır bulunduğunu hesaplamaya çabalıyordu.
Bu ölüm kutusunda ne kadar soluyabileceği havası kalmış olabilirdi?
Eliyle ve bükebildiği ölçüde ayaklarıyla tabutunu dışarı doğru itmeye çalıştı. Bir milim bile kımıldatamadı.
Birden niye burada olduğunu veya kim tarafından ne uğruna buraya ölümüne neden olacak bir şekilde konduğunu neden düşünmediğini ilk anda sordu kendi kendine. Peşpeşe sıraladığı soruların cevaplarını bulması onu bu korkutucu, pis kokulu ve sinir bozucu kutudan çıkartmayacaktı. Tipik bir insan iç sezgisiyle onu yaşatacak hava miktarı veya nasıl çıkacağını sorup ona yoğunlaştığı için kendini haklı buldu.
Endişeye kapılmamaya ve soğukkanlı olmaya çalışıyordu fakat böyle bir halde ne kadar süre daha bunu sağlamayı başarabileceğini hiç mi hiç kestiremiyordu. Aklını toparlamaya çalıştı, derin bir nefes aldı ciğerlerine(hala nefes alabiliyordu)Bu aldığı nefes çok uzun süre geçmiş olamayacağını söyler gibiydi bulunduğu mekânda. Yine de bu ölüm kutusunda çok fazla dayanamayacağını adı gibi biliyordu. Ama vücudu epey bir vakit kendinde olmadığını hissettiriyordu, muhtemelen ilaç ya da kimyasal bir madde verilmiş olabileceğini düşündü...
Buradan olabildiğince çabuk bir çıkış yolu bulması gerektiğini yineledi kendisine. Tüm gücünü topladı ve acı bir bağırtıda koca ağzında çıkıverdi(bir karate filminde dövüş sahnesindeki böğürtüler gibiydi tabutunun içinde yankılanıp duran ses) sonra ardı ardına çıkan kesik kesik alınan ve çabucak verilen soluklar kapladı kutunun içini.
Dışarı çıkmak için verilen birkaç deneme bir sonuç getirmedi. Artık nefes alırken Everest`in tepesindeymişçesine zorlanıyor ve ciğerleri almaya çalıştığı her nefeste derin bir acı çekmesine neden oluyordu. Moral olarak çökmüştü. Bir umut olmadığının farkındaydı. Burada canlı canlı gömülmüş bir halde nedenini bilmediği bir sebepten ötürü pisipisine ölüp gidecekti.
Belki bir seri katil, belki yeni öldürme metotları deneyen bir psikopat, belki de bir seri katilin sitiline hayran basit bir taklitçi.Çevresindekileri düşündü:
-Tanıdıklarımdan biri olabilir mi? dedi yüksek sesle.
Cevap: Kesinlikle
- Hayır! Oldu.
Düşmanı olduğunu bile düşünmüyordu.
Ona bunu yapan sonuçta her kim ya da her ne sebeple olursa olsun değişen tek şey yaşarken, ölmesi olacaktı.
Karanlıkta olmasına rağmen, gözlerinin karardığını hissediyordu. Oksijeni iyice azalmış olmalıydı.
Karısı ne yapıyordu şimdi çok uzun bir zaman geçmediğini düşünüyordu halen, herhalde trafiğe yakalanmıştır diye düşündüğünü aklından geçirdi. Onu hep sevmişti. Ama hiçbir zaman bunu dile getirmemişti. Böyle sevgi gösterileri yapmak onun âdeti değildi. Onu dünyaya ve bugüne getiren anne ve babasını düşündü. Onlardan öyle görmüştü. Aile arasında öyle Hollywood filmlerinde ki sevimli aile görüntüsünü hiçbir zaman yaşanmadı, O sıcaklığı hiçbir zaman içinde tatmadı. Özellikle de otoriter babasından, Onun sevdiğini biliyordu ama hatıralarında onu kucakladığını hatırladığı bir tek anısı bulunmuyordu.
Onları görmeyi istedi birden. Karısının o özel ten kokusunu anımsadı. Uzun siyah saçlarını bir Uzakdoğulu tarafı olduğunu belgeleyen çekik göz çeperleri hep bir çocuk gibi masumane duran yüzü ve okyanusları iki küçük küreye hapsetmiş gibi bakan o masmavi gözlerini. Ona ``SENİ SEVİYORUM BEBEĞİM`` deme cesaretini kendinde buluyordu.
Babasının sözleri çınlattı kulaklarını ``oğlum yapman gerekeni ilk düşündüğün anda yap, sakın erteleme!``
Şimdi bu sözlerin değerini anlıyordu. Lakin artık her şey için çok geçti.
O sözleri karısından hep esirgemişti. Pişmanlığını ve son durumuna bakıp kendi kendine bir küfür savurdu.
Kendi ter kokusu dışında farklı bir koku alamıyordu artık burnu. Dudakları kurumuştu, susadığını hissetti diliyle yalarken tuzla kaplı dudaklarını, bilinci yavaş yavaş kapanmaya başlıyor, göz kapakları büyük bir tiyatro perdesi edasıyla ağır ağır kapanıyordu...


İLAY DEMİRER

25.10.2005
__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-12-06, 11:19  #6
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
ASKERİN SON ANLARI

Toz bulutu sanki etrafı görünmez bir tabaka ile kaplamış gibiydi.Kulakları sağır eden boyuttaki patlamalar çevresinde acıyla ve korkuyla karışık feryatlar yükseliyordu yerden göğe doğru ve bu da iyiden iyiye manzarayı korkunçlaştırıcı bir etki ortaya çıkarıyordu.
Çevreye çürümüş veya çürümeye yüz tutmuş cesetlerden yayılan keskin ve ağır kokusuysa normal bir hayatta insanı anında oracıkta bayıltması için yeterliydi,Cephede artık bunlar günlük gelişen alelade görüntüler olarak zihinlerde ki yerini alıyordu.
Görüş mesafesi sıfır demek bu olsa gerekti.Birkaç metre ötesini görmek neredeyse imkansız gibiydi,
Her yeri çamurla kaplı asker gözlerini kısarak ilerlemeye devam ediyordu.Nerede olduğuna ve nereye doğru ilerlediğine dair en ufak bir fikri dahi yoktu.Elinde tam olarak nasıl kullanıldığını ve ne işe yaradığını bilmediği bir tüfek ile kulağına aşina sesleri onca gürültü arasından seçip çıkararak yönünü bulmaya çabalıyordu.Sırtında ki çantasını çoktan çıkarıp yere atmıştı.
Günlerdir o ağır çantayı boşa taşıdığını anlamış olmasını kendi ahmaklığına verdi.
Buraya vatanları içini ölmeye gönderilmişlerdi. Savaşın en şiddetli olduğu dönemlerden,nispeten sakin geçen birkaç ayı dahil hep en ön saflarda düşmanla göğüs göğse çarpışmaya girmişlerdi. Savaşın patlak verdiği ilk günlerde içinde bulunduğu birlikten geriye tanıdığı bir avuç arkadaşı kalmıştı.
Ölenlerin en yakın arkadaşlarının yerine yeni her an bir hata yapmaya meyilli tam anlamıyla deneyimsiz genç askerler gönderiliyordu. Bir çoğu daha girdiği ilk çarpışmada ya yaralanıyor ya da ölüyordu. Her gün sayısız kayıp verdiklerinin üst rütbeye sahip askerler farkındaydı. Yine de savaşı durdurmak yerine devlet başkanlarının yerine basına verdikleri kışkırtıcı demeçlerle savaşı daha da körüklüyorlardı.

BOUUMMM !
Çok yakınında büyük bir havan topu patlamıştı.Patlamanın etkisiyle kan ve barut kokan nemli toprak parçaları yüzüne savrulmuştu.Yoğun düşman saldırı ateşi aralıksız devam ediyordu.
Burada ölüp kurtulmak yerine birliğine geri dönmeye çalışmanın ne derece sağlıklı bir karar olduğunu düşünüyorken. Siyah gökyüzünden gelen onlarca uçak seslerinden hava saldırısının birazdan başlayacağını anladı.
Silahını elinden bıraktı,yere diz çöktü. Yukarıya doğru başını hafifçe kaldırdı ve kollarını yukarıya doğru uzattı.
Önce göğü ,sonra yeri delen bomba sesleri yankılattı kulaklarını.
Sonra büyük ve derin sessizlik yayıldı içine.


İlay Demirer
10.12.2005
__________________
Pesimist Şair

elie Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-12-06 11:24 .
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-06, 19:34  #7
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Birkaç defadır yeniden yeniden okuyorum yazdıklarınızı. Belki şiirlerde geçen aşkı, sevgiyi ya da onlarla gelen kazançları, kayıpları gerçek anlamda birebir yaşamak nasıldır bilemem az buçuk hissedebilmeye çalışabilirim ama yazılanlardakilerin çoğunu yaşamışlıkla en sarsıcı ve en derinden hissedip eşlik edebilirim. Bir şeyi yaşamadan, başlamadan, yaşanacakları, olacakları görüp sona erdirme, durdurma saplantısı ve mecburiyeti olduğu müddetçe değişen bir şey de yok aslında yaşanmışlıkla yaşanmamışlık arasında. Hepimiz bir şekilde aynı noktaya gelip, aynı ruhun içinde bulabiliriz kendimizi.

Özel günde doğan kimsem olmadı gerçek hayatta, ama düşümde doğurup, allayıp pullayıp kendime en güzeliyle hediye etmiştim. Bir süre var edip tapınmış, olmayan haline kendimi büyük bir aşkla sevdirmiş, sonra öldürme zamanı gelince öldürebilmiştim. Çünkü mecburdum, dediğiniz gibi, kendi ırkımın geleceği ve herkesin de bana doğdum doğalı dediği gibi, benim ellerimdeydi. Seçme şansım yoktu yani.
Yok edince büyük boşluğa düşmüştüm. Hadi gerçekte yoktu da, düşlerimde yaşıyordum hiç değilse, varmış gibi geliyordu hatta. Öldürünce hepten yalnız kalmıştım. Özlüyordum ama yeniden düşünmemeye çalışıyordum. Öyle ki bir ara banyodaki acılı, çökmüş ve yorgun yüz halime bakarken aklıma bileklerimden damlayacak kırmızılığın suya karışırkenki halini görme isteği bile gelmişti. Ancak sizin gibi tablo değil, ebru yapmayı düşlemiştim. Kendi kanımla en güzel ebrumu suda görmek. Ama vazgeçip başka bir yol seçmiştim. Uçarak değil tabi ki, gerçi hiltonun otoparkındaki arabamı almak için gittiğimde bir ara helikopter pistine gözüm takılmış ve daha yükseklerine de çıkarak şöyle bir aşağılara bakmıştım da ama o sebepten değil, onu da seçmemiştim. Ve bende ısrarcı bir komşu değil ama şüphelenip evde sürü halinde peşimde dolanmaları, yetmeyip yokluklarında beni izleyip kontrol etmesi için tembihlenen eve gelen yardımcı kız engel olmuştu. Oysa ben tabutun içinde yaşayacaklarımı düşünmeye bile başlamıştım. Hatta öyle geri çıkma isteği, pişmanlık filan duyacağımı da düşünmemiştim. Böyle bir şeye kim ne kadar engel olabilir ki?!

Ama en çok bir bombanın, ya da hain bir kurşunun aldığı bir asker canı ya da uzvu canımı sıkar her zaman. Öyle çok bu acının yaşanmasına şahidim ve bu benim yaşamımda öyle özel ve kötü anların yaşanmasına sebep oluyor ki, duymak, haberini almak, düşünmek dahi istemiyorum. “yine mi” sözü bu konuda sürekli içime sızıyla yerleşmiş bir söz ve ben her defasında bunu söylemekten nefret ediyorum. Ama bunu insan hangi kelimelerle nasıl ifade edebilir ki yeterince? Edemiyorum, etmekten de vazgeçtim o yüzden.

Ve şimdi sırf siz öyle istiyorsunuz diye “mucizeyi beklemektense, kabul duasına çıksınlar…” odamdaki sunağın önüne diz çöküp duaya başlayacağım. Ama inanın benim bile inancım yok bir işe yarayacağına! Ne de kabul olunacağına…
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-06, 22:17  #8
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
Her Şey Hayal Etmek İle Başlar

Sayın Norma,

Her şey hayal etmekle başlar. Yaşamak kadar yaşanabileceği görebilmekte bir hünerdir. Ve sizin de dediğiniz üzere ‘‘Bir şeyi yaşamadan, başlamadan, yaşanacakları, olacakları görüp sona erdirme, durdurma saplantısı ve mecburiyeti olduğu müddetçe değişen bir şey de yok aslında yaşanmışlıkla yaşanmamışlık arasında. Hepimiz bir şekilde aynı noktaya gelip, aynı ruhun içinde bulabiliriz kendimizi.’’

Aklım son cümlenizde takılıp kaldı. Ben istediğim için yapıyorsanız bu benim vicdanımı rahatsız eder ve başka biri istediği ya da söylediği için yapılıyorsa ki yapılan her ne olursa olsun çok az bir yarar sağlayacak belki de hiçbir değişiklik yapmayacaktır eylemci her kimse.
Yapılacak işi yapan kişinin yaptığı şeye yürekten inanması ve istemesi gerekir. Ve öncesinde olayı kendi lehine başarmış bir hayali kurar ise bu da maneviyatı adına artı bir motivasyon ve moral sağlayacaktır.


NOT:
Yazdığınız yorumunuz benim için çok değerlidir. Ve çok güzel yazmışsınız. Benim yazdıklarımı okuduğunuz için ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla


__________________
Pesimist Şair
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-06, 23:05  #9
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

"Ben çoktan yolumu aldım hayallerine..." hatırlıyormusunuz? siz söylüyorsunuz. Gerçi siz bunu aşk için söylüyorsunuz ama ben ona hayata dair her şeyi de katıyorum şimdi. Çünkü aşk kavramı çok uzak ve bilinmez bana. Siz istediğiniz için yapılmış ve yapılacak olması rahatsız edici bir durum değil. Yani her şeyi yaptım denedim zaten, ah işte bu adam da böyle bir alternatifi son bir çırpınış olarak dile getirmiş, belki kendi de son ve ümitsiz çare olduğunu düşünüyor ama bırakmamak gerek, ne çıkar ki sözünü dikkate alarak denesem? Ne kaybederim?
Hayat çok zor. BAzen her yolu denersiniz olmaz, işinize, yaşamınıza, kararlarınıza, yemenize içmenize... el atarlar. Toplum atar, dostlar atar, aile atar, sizde de var olan vicdan el atar ve hep geri durursunuz, boyun eğersiniz. Bazen içinizi kusarcasına sitem eder yazarsınız, yazarsınız. Sonra durursunuz. Artık sadece durursunuz. Her yolu tüketmişsinizdir. Yani artık eylem yapacak yollar bitmişse, kabullenmişseniz, yapacağınız her neyse yarar sağlayıp sağlamayacağını da artık yaşayarak öğrenmişsinizdir. Dediğiniz gibi mucizeler beklemek hayaline girmekten de insan kendini alıkoyamaz. O zaman da tabi ki sizi ümitsiz bir ışık yolu gösteren olarak görüp, tecrübelere bakarak biraz da ümitsizce o ışığı dinleyebiliriz.
Keşke inanınca bir şey değişecek olsa. Seve seve sonuna kadar inanmaya ve her dediğinizi istediğiniz şekilde uygulamaya devam ederdik inanın.
Ama hayat işte. Yazdıklarınız o kadar gerçek ve değerli ki, okuyarak ben değerlendiğimi düşünüyorum. Okumamak değeri görmemek olurdu.
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-12-06, 00:17  #10
elie
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 31
AŞK ACISI

Kapı tokmağı birkaç kez sertçe vurulduğunu belli edercesine ses çıkarttı. Oturduğu yerden kalktı, kapıya doğru ilerledi. Kadın, kapının arkasında kimin olduğunu çok iyi biliyordu. Sırtını kapıya yasladı. Ondan destek olmasını ister gibi tüm ruh yükünü ve görünen tüm vücut ağırlığını da kapıya devretti. Aralarında ki mesafe bir kol mesafesi kadardı. Beyaz boyalı ahşap kapı nefes alışverişlerini, gözlerin iç içe bakmasını, kısaca her şeye engel teşkil ediyordu. Kapı ısrarla dövülüyordu. (Şiddet seviyesi belli bir eşiği aşmamak kaydıyla tabiî ki.)Kapının ardındaki meçhul adamın bu hareketiyle komşuları pek rahatsız etmek istemediği anlaşılıyordu.
Kadın, kapıyı açıp adama sarılmamak için kendisini zor tutuyor. Kalbi ve aklı iki farklı şeyi yapmasını istiyordu. Beyni kontrolünü henüz kaybetmemişti. Her ne söylenirse söylensin, ne yapılırsa yapılsın son kararından asla dönmeyecekti. Bir kere yemin etmişti. Geriye dönüş yoktu artık.
Adam, vazifesini yerine getiren kapının arkasından kadına olan aşkını ifade eden, hala deli gibi onu arzuladığını, bir daha böyle kötü şeyler olmayacağını tekrar tekrar söylüyordu. Her şeyin daha güzel olacağına dair havaya yeminler saçıyordu.
Kadın, ne yaptığının farkında olmadan dişleriyle alt dudağını ısırıyordu. Acıyı hissedemediği, dudağından süzülen ince bir hattı takip eden, kırmızı suyu olan bir dereyi andırarak akan kandan belliydi. Gözlerde boş durmuyordu bu arada kışın yükseklerde biriken acı kaynaklı sular şimdi erimiş akacak bir yol arıyordu kendisine beyaza bürünmüş yüz haritasında.
Adam, elindeki bir demet gülü tüm suç onlardaymış gibi karşı duvara fırlatıp yere düşmeden havada parçalanıp dağılmalarını izleyerek geçirdi ayrılmadan önceki son dakikalarını kadına başka hiçbir şey söylemeden oracıktan öylece sessizce çekip gitti.
Kadın, hala kendisinde değildi kapının önündeki kaliteli ve pahalı olduğunu her halinden belli eden rengârenk kilim üzerine oturmuş, sırtını yegâne destekçisine yaslamıştı.
Adam oradan ayrılalı saatler olmuştu.
Kadın kendini toparlamaya çalıştı. Kalkıp kapı aralığından bakmaya bile tereddüt ederek adamın gidip gitmediğini kontrol etti. Gitmişti.
Biraz daha rahatladı.
Ama içindeki ona(Onlara) duyduğu nefret hat safhadaydı, özellikle de ona gözü kapalı güvendiği için kendisine kızıyordu. Nasıl bu kadar saf olabilirim diye düşündü.
Erkekler, güvenilmez yaratıklardı. Bunu okuduğu kitaplardan, kız arkadaşlarından çok iyi biliyordu hâlbuki. İnsanın kendi görüp yaşamadan durumun ciddiyetini kavrayamadıkları kanıtlamıştı böyle acı tecrübeyle hem de bu genç yaşında.
Bir daha böyle bir hata daha olmayacaktı. İçinde beslediği nefretinden güç alacaktı.
Hayatı boyunca asla bu acıyı kalbine tekrarlatmayacaktı.
Aldatmak neymiş göreceklerdi bütün erkekler. Onunla tanışmak isteyen her şanslı erkek çok geçmeden hak ettiklerini bulacaklardı. Hayatta tek emeli vardı bundan sonra hepsini güzelliğine boyun eğen köleleri yapacaktı. Onlar da aşk acısı neymiş anlayacaklardı.

27.10.2005
İlay Demirer
__________________
Pesimist Şair

elie Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-12-06 17:02 .
elie is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 16:57.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz