| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Kürtler, Türkler ve Eski Anadolu Uygarlıkları/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| Anadolu'daki tarih öncesi uygarlığın kökenleri M.Ö 600.000'e kadar uzanmaktadır ( 1). Tarih öncesi dönem Anadolu'da, Taş Çağı, Bakir Çağı, Tunç Çağı ve Demir Çağı olarak kesintisiz devam eder. "Anadolu'daki ilk yazılı kaynaklar M.Ö 2. binin başlarında ortaya çıktığı için daha önceki bin yıllarda Anadolu'da hangi etnik grupların yaşadığı ve hangi dillerin konuşulduğu hakkında doğrudan bir bilgiye sahip değiliz. M.Ö 2. bine ait olan Boğazköy kaynaklarina göre M.Ö 3. bin yıllarında Orta Anadolu'da Hattice konusan bir halkın varlığını kabul etmek gerekiyor. Hattice'nin kaçıncı bin yıla kadar geriye gittiği hakkında bir bilgimiz yoktur.(2)" Yalniz burada dikkat edilmesi gereken nokta Hattiler'in Hititler'le karıştırılmaması gerektiğidir. Hattiler ile Hititler'in birbirine karıştırılması, konuya ilgi duyanlar tarafindan önemli yanlışlara neden olabiliyor. "Yaklaşık M.Ö 2000 yıllarında Hititler Anadolu'ya gelmeden cok önceleri, Anadolu'da köklü uygarliklar hüküm sürmekteydi. (3)" Ayni kitaptan devam ediyorum "Bu uygarliklarin sahibi olan insanlarin kim olduklari ismen bilinmemekle birlikte, sonradan Eski Asur ve Hitit metinlerinden Hitit göcleri sirasinda Anadolu'da var olduklarini ögrendigimiz ve uzun yillar Hititlerle birlikte yasamış olup, Hititlere kadar hemen hemen her uygarlığı etkilemiş olan Hattiler oldukları hic kusku götürmez. Bu kavim yerli Akdeniz ırkındandı ve Yunanistanın Minoslari, Italya'nın Etruskleri, Mezopotamya'nın Sümerleri, Hindistan'ın Harappa/Mohenjo Daro kültürlerinin sahibi yerli kavimleri, İran'ın Elamları ve nihayet Amerika'nin Kızılderilileri gibiydiler ve Hint-Avrupa ve Samilerin gelmeleriyle aynı ortak kötü kaderi paylaştılar, yani yok edildiler" Hititler'in Hint-Avrupa dili kökenli ( kökenli diyorum çünkü dilleri giderek büyük değişime uğramış ) bir dil konustuklari biliniyor. Ancak ben Hititler'e geçmeden önce Hatti konusuna biraz daha devam etmek istiyorum. Hatti Dili: "Çağdaş arastırmacılar, Hatti dilinin tüm diğer Asya ve Yakın Doğu dillerinden ayrı, genis ölçüde ön-ek'lerden yararlanılmasına dayanan bir dil olduğu sonucuna varmıştır.(4)" "Yapılan araştırmalar ile Hattice'nin Sumerce, Hurrice, Urartuca ve Türkce gibi aglutinant bir dil oldugu anlaşılmıştır. Bazı araştırmacılar Hattice'nin Kafkas dillerine yakınlığı üzerine durmuşlardır. Hattice'nin önemli bir özelliği dilin (fiillerin ve isimlerin) önekler (prefiksler) ile çalışmasıdır. Örnegin "binu" cocuk lebinu "cocuklar". Isimde ayrica soneklerin (süfikslerin) varligi söz konusudur. Örneğin "katte" kral, "kattah"kralice.(5)" Hattiler o kadar önemliki çoğumuzun bizim Hititler'e ait olarak bildigimiz eserin çogu aslında Hattiler'e ait. Örneğin Alacahöyük kazılarında bulunmuş ve sayısız kuruluşların sembolü haline gelmiş olan şu geyikli güneş kursları bile birer Hatti eseri. (3) Bu hataların altında yatan neden hep Hititler'in adının yanlış adlandırılmasında yatıyor. Ama bu konu hakkinda (Hititler) bir dahaki sefere yazmak istiyorum. Bu arada belki Hititlerler öncesi Anadolu'ya ilişkin katılımlar olur; hem de ne güzel olurdu. Neyse devam edelim Hititler öncesi Anadolu'da yaşayan kavimlerden biri de Hurriler idi. "Son araştırmalara göre Hurililer M.Ö 3.binde Dogu Anadolu dağlarında ve Kuzey Mezopotamya'da yerleşmişlerdi(6) " Hurriler'in dili: "Hurrice tıpkı yine Kafkasya kökenli bir dil olan Hattice gibi aglutine bir dildir, yani sözcükler, arka arkaya dizilirlen sonekler (suffix)aracılığıyla türetilir, isim ve fiil cekimleri bu eklerle yapılır; Türkçe'deki sev-is-tir-e-me-dik-ler-i-miz-den-dir-ler gibi bir tek sözcükle ifade edilen bir durum, örnegin Ingilizce'de en az 12 sözcükle anlatılabilmektedir. Hurrice'nin Türk dilleriyle olan yakin benzerlikleri ortak kelime haznesinden cok, dillerin yapisiyla ilgilidir. Bugün bizim kullandigimiz Van'li sözcügü Urartuca'da ( Bu dil de Hurrice ile akraba) Biainili olarak gecmekte ve -ili eki ayni zamanda Hattice olup, Hititler tarafindan alinmis ve yaygin bir bicimde kullanilmistir. Kafkas dillerinde de hala kullanilmaktadir, Gürcü'ce -ili ile sona eren sahis adlarinda oldugu gibi. Yukarida bu ekin bölgede yaygin bir fosil olduguna degindik. Bunun disinda Hurrice ve Urartucanin yasayan diller arasinda akraba olduklari baskaca bir dil yoktur. Ölü dillerden Elamca ve Sümerce ile de akrabaligi yoktur.(7) ------------------------------------------------------------------------------------------------- Bütün bunlardan cikan sonuc: Anadolu Uygarligi'nin Hititler'in (M.Ö 2000) gelisinden önceki sahipleri'nin günümüz Türkleri ve Kürtleri ile dilsel bir akrabaligi yoktur. Türkce Ural-Altay, Kürtce (ve Ermenice) ise Hint - Avrupa dillerindendir. Öyleyse Anadolu'daki uygarliklarla ilgili olarak ne Türkler'in ne de Kürtler'in dilsel yönden bu uygarligi sahiplenmeye haklari yoktur. Tabii bu arada Hint-Avrupali sövanist (emperyalist) Avrupali arastirmaci ve tarihcilerin de buna hakki yoktur. Bu son tümce kulaga garip gelebilir. Cogu kisi bazen Avrupali arastirmacilara gereginden fazla önem verip kuskuculugu bir yana birakabilmektedir. 1930'lu yillarin Pan-Germanist teorileri bu gün bile gündeme gelebilmektedir. Bu duruma en iyi örnek bundan 1-2 yil önce Türk ve Alman basininda Hint-Avrupalilar'in anayurdunun Anadolu oldugu yazilip cizilmis idi. Ancak eldeki yazili verilerden bunun savunulmasi zor oldugundan konu kapanip gitti. Isin ilginc yani bizim Avrupa Birligi sevicisi medyamiz bu iddiayi neredeyse bayram havasinda coskuyla verdi. Biraz dagildi ama ben su miras isine yeniden geleyim. Dilsel mirasta kalmistik. Isin bir de etnik- genetik-zart zurt yani varki, yazarken bile gicik kapiyorum. Gen sacmaligina hic deginmeye gerek duymuyorum. Ancak iş irk boyutuna gelince,tarihe yardimci olmak amac ise irklar renklerden kandan sundan bundan öte kafatasi ölcüleriyle gündemde. En azindan benim okuduklarimdan cikardigim sonuc bu. Yalniz bu kafatasi konusu fasistlerin en cok istismar ettigi alan oldugundan benim icn atesten gömlek misali. Yanlis anlasilmak istemem. "Kafatasi endisi'ne göre ırk ayrımı şöyle yapılmaktadır: Dolikosefaller Mezosefaller Brakisefaller Atatürk döneminde, 1937 yılında, bütün Türkiye çapinda (39 000"den fazla erkek ve 20 000'den fazla kadin üzerinde) yapilan antropolojik arastirma Türkiye halkinin ortalama ilimli brakisefal oldugunu ortaya koymustur. Ancak bu arastirma Türkiye"de bu halkin antropolojik karakterinin bir bölgeden digerine degistigini ayrica kantlamistir. Brakisefaller Hitit Bölgesinde %93 Bati Anadolu'da %76.9 Dogu Anadoluda % 62,61 ( 8 ) " .................................................. .................................................. ...................... Yorum: Bu durumda ne Türkler ne Kürtler homojen bir irksal yapiya sahiptirler. Bu arada Hitit bölgesinde Brakisefallik yaygin ya Türkler de brakisefal ya, hemen bazilari ziplamasin. Cünkü araştırmalara göre Hititler asiri brakisefal, Türkler ise ilimli brakisefaldirlar. Gılgamış .................................................. .................................................. ....................... Hurriler'in kafatasi ölçümleri hakkinda bir arastirmaya simdilik rastlamadim(Imkanlarim cok kisitli). Ancak Hurriler'in yakin akrabalari Urartular'dan "Urartu Kürtleri" olarak bahsedenlere duyurulur:"Urartu halkinin dolikosefal oldugu anlasilmistir." Bu son tümce Sayin Umar'in kitabindan o da dip notunda " Refakat Ciner, Altintepe Urartu iskeletlerine ait kalintilarin tetkiki, Belleten c.29, 1965, s. 225-235" diye kaynak göstermis. Oysa Kürtler'in % 62,61'i Türkler gibi brakisefal. Kürtler'den dolikosefal olanlar da yine benzer kafatasina sahip olan Günümüz Iranlilari'na sinir bölgelerinde yasayanlar. Demekki irksal bir miras da söz konusu degil. Üstelik bu durum bile Kürtler'in dolikosefal olan Iran Halklarindan irksal olarak ayrildigini ve brakisefal olan Türkler ile karistiginin göstergesidir. Ne diyeyim, Tanri irkcilara akil fikir versin. Bizleri saf irk arayanlarin serrinden korusun! Ama irkcilarimiz üzülmesinler, irkciligin anayurdu Almanya'da bile halk ayni irka mensup degil.Kuzeyli Almanlar uzun kafali, sarisin agirlikli dolikosefal, güneydeki Bavyera'daki Almanlar ise kumral ve brakisefal. Zaten Hitler'in kendisi de ideal Alman ölcülerine uymuyordu. Sunu da belirtmekte yarar var her sarisin da dolikosefal olacak diye bir kural yok. Mesela Polonyalilar arasinda sarisn ve mavi gözlüler bol oldugu halde brakisefaldirler. Bu konuyu kafaya takanlara Remzi Kitapevi'ndan cikan Metin Özbek'in yazdigi insan ve Irk adli eseri önerebilirim. Burada akildan cikarilmamasi gereken, aynı dili konuşanlarin illa ayni irka ait olmasi gerekmedigidir. Ya da tersi durum da söz konusu: Aynı ırka sahip olanlar ayrı dil ailesine mensup da olabilirler. Simdi sira geldi Anadolu Uygarligi'nin M.Ö 2000'e yani Hititlere kadarki kültürel mirasina. Iste bu durum acik. Her halkin kendini ne olarak tanimladigina ve hangi katkiyi yaptigina bagli. Son söz: KARIŞIMDAN GÜZELLIK DOĞAR! DÜNYADA SAF IRK YOKTUR! Aklimizi kullanalim irklarla, Anadolu'nun ilk sahibi benim demekle zaman yitirecegimize üretelim ve Anadolu Uygarligina da bir katki da biz bulunalim. Yoksa bir gün birileri biz bu kavgalari yaparken altimizdan Anadolu'yu cekip üzerine kendi oturuverir. (Daha önce denemislerdi) Sayın Forumdaşlarim, Sizlerin de görüslerinizi, yorumlarinizi ve elestirilerinizi okumayi diliyorum. Böylesi bir konunun tartisilmasi bize inanin cok sey kazandiracaktir. Bu amatörce calismamda bir hata oldu ise düzeltmeye hazirim. Saygilar#Selamlar .................................................. .................................................. ...................... (1) Ekrem Akurgal, Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak Yayinlari, s2 (2) Sedat Alp, Hitit Caginda Anadolu, Tübitak , s 2 (3) Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu I, Arkeoloji ve Sanat Yayinlari, s54 (4) Bilge Umar, ilkcagda Türkiye Halki, inkilap yayinlari, s24 (5) Sedat Alp, Hitit Caginda Anadolu, Tübitak , s 3 (6) Sedat Alp, Hitit Caginda Anadolu, Tübitak , s 19 (7) Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu I, Arkeoloji ve Sanat Yayinlari, s87,88 ( 8 ) Bilge Umar, Türkiye Halkinin Ortacag Tarihi,inkilap yayinlari, s303 ve 304-305'ten özet __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-12-06 22:33 . |
|
| |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| HİTİT ADININ KÖKENİ: Bizim Hititler olarak bildiğimiz kavim kendini ''Hatti Ülkesinin Çocukları'' olarak adlandırıyordu. Hititler Anadolu'ya geldiklerinde Anadolu, komşu halklarca da ''Hatti Ülkesi'' olarak adlandırılıyordu. Hititler konuştukları dile ise, Kaneş (Neşa) kentinden dolayı Neşaca ya da Kaneşçe anlamına gelen Naşili, Neşunnili, Kanişumnili olarak adlandırdılar. .................................................. .................................................. ................... EGE GÖÇLERİ VE SONRASI İ.Ö 1200'lerde başlayan Ege Göçü (Deniz Kavimleri Göçü), yoğun olarak 1050'li yıllara kadar sürdü. Bu göçlerle birlikte Güneydoğu Avrupa'dan gelen budunlar, Anadolu'daki birçok kenti yakıp yıktılar. Bu göçlerin sonucunda: Kentlerdeki varsıllık son buldu, insanlar yoksullaştı. Hattuşa da bu göçlerle tahrip edildi ve Hitit İmparatorluğu yıkıldı (İ.Ö 1200). Kızılırmak yayında yaşayan halk bölgeyi terk etti. .................................................. .................................................. ..... Ekrem Akurgal'ın anlatımıyla Ege Göçleri : '' O yıllarda Anadolu'da olagelen büyük dramı göz önünde canlandırmak için kısaca şunları söyleyebiliriz: Güçlü bir kale olan Troia VI yerleşmesinin M.Ö 1240'ta ya da daha geç bir ttarihte yıkılmasından sonra ( Tabii burada tarihi kaynakların Troya diye bir yerin varlığından söz etmediğini belirtmeliyim. Gılgamış) Anadolu topraklarına eskiden beri göz dikmiş olan Balkan kavimlerine yol açıldı. Böylece bu kavimler ilk önce Troia'yı işgal ettiler. (Hisarlık-Gılgamış) , sonra alınması güç bir kale olan Hattuşa'yı bir yana bırakarak Göneydoğu Anadolu'ya geldiler. Daha sonra Kargamış ve Suriye üzerinden daha göneydeki Amurra'ya ve oradan da Mısır'ayöneldiler. Öte yandan deniz kavimlerinin gemileri de Kıbrıs'ı ele geçirdikten sonra Mısır kıyılarına çıkartma yapmaya çalıştılar. Bir su baskını biçimindeki bu göç ve saldırı Mısır'a ulaşana kadar herhalde 10/20 yıl boyunca sürmüş olmalıdır. Mısır yazıtlarından ve kabartmalarından anladığımıza göre atlı savaş arabaları ve ordu ile birlikte, öküz arabalarına binmiş kadınlar ve çocuklar da göç şeklindeki bu korkunç akıma katılmışlardı. Savaşçılar arasında başları tüylerle kaplı olanlar olduğu gibi miğferleri boynuzlarla süslü olanlar da bulunmakta idi..... Tarihta ''Ege Göçü'' olarak da anılan bu müthiş karışıklıklardan sonra Hellas, yani Yunanistan, Anadolu ve Suriye korkunç bir biçimde tahrip edilmiş olmalıdır. Çünkü sayılan bu ülkelerin önemli bölümleri 200/400 yıl boyunca sessiz bir karanlığa gömüldü. Bu arada en çok Orta Anadolu zarar gördü. Kızılırmak dirseği içinde düzinelerce yerde yapılan kazılarda M.Ö 1190-780 arasında yaklaşık 400 yıl boyunca hiçbir uygarlık izine rastlanamamaktadır...... Böylece Anadolu'da M.Ö 1800-1200, Hellas'ta M.Ö 1400-1200 yılları arasında kullanılan yazı da unutuldu. Her iki ülkede de uygarlığın birinci koşulu olan yazı, tam 400 yıl sonra, M.Ö 8. yüzyılda yeniden kullanılmaya başlanacaktır.'' .................................................. .................................................. .... Yazı unutulmuştur. Hatta taştan ev yapma teknikleri bile unutulmuştur. Çünkü Anadolu'nun yeni işgalcileri Avrupalı kavimler, ne yazıyı ne de taştan ev yapmayı biliyorlardı. Bu dönemdeki evler daha çok ahşap ve kerpiç kullanılarak yapılmış. Gelenlerin çanak çömlek yapımı da Anadolu ve Mezopotamya'ya kıyasla oldukça ilkeldi. Bu gelenler daha sonra Anadolu'da sağ kalanlarla karışıp, çevre kültürlerden etkilenerek yeni uygarlıklar kurmayı yüzyıllar sonra başardılar. Lidler, Frigler gibi. Gelecek yazımda, bu kavimlerle ilgili kısaca yazmak istiyorum. Bugün sıradan birçok Avrupalı'nın bilincinde Türkler, Moğollar birer barbar kavimlerinin torunlarıdır. Ancak kendilerine okullarda öğretilen tarih derslerinde Avrupalı toplulukların yaptıkları göç ve yağmalardan yüzeysel olarak sözedilir. Birçoğunun bu göçlerden haberi bile yoktur. Tarihin her döneminde göçmeye mecbur kalmış topluluklar gittikleri yerleri yağmalamışlardır. Bunun ne kökenden gelen barbarlık ne de ilkellikle bir ilgisi var. Gidenler gittikleri yerde yağmaladıkları yok ettikleri kültürün değerini bilecek durumda değillerdir doğal olarak. Ancak okutulan tarih derslerinde yalnızca Asya'dan gelen Türk ve Moğol göç ve akınları anlatılıp , Avrupa'dan Asya'ya yapılan göçlerden şöyle bir bahsetmek, Avrupalı'nın Asyalılar'a bakışının neden biraz sakat olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Tabii bu durum bazılarımız da da aşağılık kompleksine, kendi halkına tepeden bakmaya kadar varıyor. Yapılan belgesel filmler de böyle. Moğol ve Türk akınları(göçleri) ile ilgili yüzlerce belgesel ( ya da belgesel olmayan ) film yapılmıştır. Peki Ege Göçleri ile ilgili belgesel sayısı ya da film kaç tane ? Belki bir elin parmaklarını geçmez. Neyse ben daha fazla uzatmayayım. Ege Göçü'nden en az etkilenen bölgeler, Güney ve Güneydoğu Anadolu oldu. Göç karmaşasından canını kurtaran bazı Hitit prensleri bu bölgelere yerleştiler ve buralarda kent devletleri ve küçük beylikler kurdular. Ege Göçleri'nden sonra kurulan kent krallıkları dönemine, Geç Hitit Dönemi adı verilir. Bu kent devletleri ve beylikler; Malatya, Gaziantep, Adana, Adıyaman, Antakya, Kayseri, Niğde, ve Maraş dolaylarında bulunuyordu. Geç Hitit Krallıkları başlangıçta kendine özgü bir yapıdaydı. Ancak giderek Hurri ve daha çok da Assur etkisi altında kaldılar. Bir süre sonra kültürleri değişmeye başladı; en sonunda da kültürel özelliklerini yitirdiler ve Assur Devleti'ne katıldılar. URARTULAR, ARARAT ve AĞRI DAĞI Urartular, Hurriler ile akrabaydılar. Asya kökenli ve eklemeli bir dil olan Urartuca, gönümüzün yaşayan dillerinden hiçbirine benzemez. Çiviyazısının yanısıra, kendilerine özgü resimyazısıyla da yazan Urartular, Van Gölü çevresi merkez olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşadılar. Bu bölgeyi Assurlar, Urartu olarak adlandırdılar. Urartu adı Tevrat'ta da geçer. Ancak, Tevrat'ı çevirenler bu sözcüğü (rrt) yanlışlıkla Ararat olarak okudular. Bu yanlış çevirme sonunda Ağrı Dağı, birçok dilde Ararat olarak adlandırıldı. Yanlış çevirinin temelinde ise çiviyazılarında ve Semitik dillerde sesli harflerin pek kullanılmaması yatıyor. Urartular, uzunca bir süre aşiretler halinde yaşadılar. I. Sardur zamanında devlet kurdular (İ.Ö 860). Van yakınlarındaki ''Tuşpa''yı kendilerine başkent yaptılar. Devletin başında kral bulunuyordu. Kral, birer memur olarak atadıkları valilerle kentleri yönetiyordu. Urartu Krallığı'nın sınırları, en güçlü olduğu dönemlerde , Kuzeyde Ermenistan ve Güney Gürcistan'a, kuzeybatıda Erzincan'a güneydoğuda Urmiye Göl'nün göney kıyılarına, batıda Fırat Irmağı ve Toroslar'a doğuda Hazar Gölü yakınlarına kadar genişledi. Urartu Krallığı olarak adlandırdığımız devlet, Hint Avrupa kökenli Medler'in saldırılarıyla yıkıldı (580). .................................................. .................................................. ...................... Bütün bu başlık altındaki yazıları yazarken yararlandığım kaynaklar: Anadolu Kültür Tarihi - Ekrem Akurgal Muazzez İlmiye Çığ - Hititler ve Hattuşa Muazzez İlmiye Çığ - Ortadoğu Uygarlık Mirası Hitit Devrinde Anadolu - Ahmet Ünal Hitit Göneşi- Sedat Alp Hitit Çağı'nda Anadolu - Sedat Alp İlkçağda Türkiye Halkı - Bilge Umar Türkiye Halkının Ortaçağ Tarihi - Bilge Umar Anadolu Arkeolojisi - Veli Sevin Uygarlıklar Kavşağı Anadolu - Derman Bayladı __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! Gılgamış Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-12-06 18:05 . |
|
| |
| #3 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,779
| Sn gılgamış araştırmalarınızdan dolayı çok teşekkürler.Gerçekten aydınlatıcı ve çarpıcı bilgiler var. __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #4 | ||
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| Alıntı:
Değerlendirmeniz için ben de teşekkür ederim. Umarım bazı konuların aydınlanmasına, çöllerdeki tek bir kum taneciği kadar da olsa katkım olur. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! | |
|
| |
| #5 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,779
| Oldu sn. gılgamış oldu.Ama içerlediğim nokta hiç kimsenin tepki gösterip yazmamasıydı.Tepki bu kadar işte bilime.Bilim insanı adaylarının da duygusal tepkileri olmaz demeyin bakın benim var... __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| Alıntı:
Maalesef içerlediğiniz noktada size hak vermek zorundayım. Forumda bu konunun içeriğinin kapsamında olan onca tartışma yürüyor, binlerce satır yazı yazılıyor. Ama böylesi yazılar olumlu ya da olumsuz tepki almaktan öte, nedense pek okunmuyor bile. Olsun; ben yine de kendimce umudumu kaybetmemek için nedenler bulurum. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! | |
|
| |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| KISACA FRİGLER VE LİDLER: FRİGLER, yukarıda yazdığım Ege Göçü sırasında Anadolu'ya gelen ilk Hint-Avrupalı boylardan biriydi. Makedonya ve Trakya'dan yola çıkıp Boğazlar üzerinden Anadoluya ulaştılar (İ.Ö 1200). Uzun süre göçebe olarak yaşayan Frigler, ancak İ.Ö 750'lerde devlet kurabildiler. Frig Krallığı'nın kurucusu Gordios, başkenti Gordion'du(Yassıhöyük). Başlangıçta Eskişehir, Afyon, Ankara ve Sakarya yörelerine yerleştiler. Gordios'un oğlu Kral Midas'ın hükümdarlığında Orta ve Güneydoğu Anadolu'ya egemen oldular. Kafkaslar üzerlerinden gelen Kimmerler, yaklaşık olarak İ.Ö 680 yıllarında Frig Krallığı'na son verdiler. Bu tarihten sonra Frigler, küçük beyliklere dönüştü. Bir süre sonra da Lidyalılar'ın egemenliği altına girdiler. Balkan kökenli olan Frigler, Geç Hitit ve Hellenler'den etkilendilerse de kendilerine özgü bir Anadolu kültürü oluşturdular....................... LİDLER de Ege Göçü'yle Anadolu'ya gelmiş ''barbar'' Hint- Avrupalı kavimlerden biriydi. Anadolu'nun batısında Büyük Menderes ve Gediz Irmakları arasında yaşadıkları bölgeye de Lidya adı verildi. Lidler de uzunca bir süre göçebe olarak yaşadılar. Kral Giges, İ.Ö 680 yıllarında Lidya Devleti'ni kurdu ve Sard Kenti'ni de Lidya Krallığı'nın başkenti yaptı. Son Lidya Kralı Krezüs, orduya yeteri kadar önem vermedi. Bu yüzden, Pers saldırılarını engelleyemedi. Lidya, İ.Ö 546 yılında Persler'in eline geçti. __________________________________________________ ___________ EN SON SÖZ: Sayın Forumdaşlarım, Bu başlık altında yazdıklarım sona erdi. Anadolu'ya sahip çıkma iddiasında olanların etniksel yaklaşımları onları tam bir çıkmaza sürüklüyor aslında. Çünkü: Anadolu Uygarlıkları'nı oluşturanlarla aramızda BÜYÜK bir kan bağı yok. İster Kürt olalım ister Türk, yok, yok, yok. Dil bağı derseniz o da yok. Akraba dillerden olmak da yetmiyor. Zira Eski Anadolu Dilleri bilim dünyasında ölü Hint-Avrupa dilleri olarak geçiyor. Yani dilsel bir devamlılık da söz konusu değil. Türkçe ise bir eklemeli dil olmasına rağmen ne Hattice ne Hurrice ne de Urartuca gibi eklemeli dillerle bir akrabalığa sahip. AMA: Eğer saf kan iddiasında değilseniz durum değişiyor. Ben diyorum ki: İster Kürt, İster Türk isterse diğer kökenden gelen halklar, Anadolu topraklarında karışıp başkalaşıma uğramışlardır. (Bugün bir Türkün bir Özbekle olan yakınlığından çok bir Kürt'le olan yakınlığı daha fazladır. Ya da bugün bir Kürt'ün bir Fars'la olan yakınlığından çok bir Türk'le yakınlığı daha fazladır.) Bu karışım içinde doğal olarak, Eski Anadolu Halkları ile hem kansal, hem dilsel, hem de kültürel bağlarımız var. Eğer biz kendimizi tanımlarken saf ırk safsatasından çıkıp üzerinde oturduğumuz toprakların yeni bir bileşeni olduğunu benimsersek sorun kalmıyor. Ama saf kanız dediğinizde bir iddiada bulunamazsınız. Evet, bizler Türk'ü, Kürt'ü, Çerkes'i, Arap'ı, Çingene'si v.s ile yepyeni bir karışımız. Kendimize özgüyüz. Biz Hititler'in de torunları'yız, Mittaniler'in de, Hurriler'in de, Lidler'in de, Frigler'in de. Her çocuğun birden çok atası olduğu gibi bizlerin de birden çok atası var. Bu atalara Attila da dahil Kawa da. Biz hepsiyiz! ''FETHEDEN DE BİZİZ FETHEDİLEN DE BİZ'' __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! |
|
| |
| #8 | ||
Tarih ![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,156
| Alıntı:
İş bilimsel tartışmaya gelince pek yetenkli değiliz.Saygılar. __________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME... nuri bilge ceylan | |
|
| #9 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 1,700
| Sayın Gılgamış, Vallahi itiraf edeyim bu ENFES çalışmayı bugün okuyabildim.. Forum o kadar yoğun gidiyor ki, bazen bazı konular kaçıyor.. BU ,harika çalışmayı tekrar kutlarım.. Bunun böyle olduğunu bilmeyenlere ..çok güzel bir ÖĞRETİ.. Umarım bazı aklı- evveller bu çalışmadan sonra gereksiz tartışmalara girmezler.. Dede tarafından Frig...Ana tarafından Urartu..Hanım tarafından Med...Olan bendenizin yavrusuda Anadoluludur.. Umarım bu itirafımdan sonra beni Faşist kategorisine koymazsınız!.. saygılar. |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 3,823
| Alıntı:
Bu yazımı daha önce başka yerde de sunmuştum. Yine aynı tartışmalar olduğu için ( şu 5000 yıl meselesi ) yazmıştım zaten. Ama nedense orada da pek tepki gelmemişti. Hatta, büyük iddia sahiplerince görmezden gelindi. Aynen burada olduğu gibi. Ama hiç fark etmez. Merak eden okusun. Bu arada sizden faşistin ''F''si bile olmaz. Onu da söyleyeyim. Şu dede ve hanım tarafı ile ilgili yazdıklarınız sizin faşist olamayacağınıza bir örnektir. __________________
Ne ABD Ne AB Tam Bağımsız, Demokratik Türkiye ! | |
|
| |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|