"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
İdeolojik hegemonya nedir?/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,523
| Yaşadığımız dünyada;özellikle sosyalizmin kapitalizmin karşısında uğradığı yenilgiden sonra,kapitalizm şimdilik galibiyetinin zevkini çıkarmakla meşgul.Bunu insanların başka bir dünyada yaşamalarının hayalini bile kurmalarının önüne geçerek,beyinlere kazıyarak yapıyor.İnsanlar hayalleriyle,yaşadıkları dünya içinde sıkışıp kalmış durumdalar.Burda koşulsuz bir teslimiyet duygusu vardır artık.Birey ve kitleler üzerinde ideolojik hegemonya kurulmuş,herkes biat ederek kendini güvence altına almaktadır.Savaşlar çıkarılır,ülkeler işgal edilir,olmadı parçalanır.Ölüm kanıksanmıştır,sadece seyrederiz.Düşmanlar yaratılır,tarih unutturulur,başka türlü algılattırılır,gerçek sadece resmi olandır.Muhalefet eden zaten baştan susturulur,terör yasaldır,kitleler bunu sorgulama gereği bile duymadan onaylar ve destekler.Linçe bile hazırdır.Her şey sadece bu hegemonyanın devamı içindir.Yaşamın her alanında evde,işte,sokakta,okulda,cümle her yerde bu hegemonya vardır.İnsanın kendine dönebilmesi için bu hegemonya kırılmalıdır.Bu hegemonyayı kim kıracak,nasıl kıracak? __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #2 | ||
Admin ![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 4,540
| Alıntı:
Gramsci'nin tanımındaki bir diğer öge hegemonyanın sağlanması için salt ekonomik gücün yetmeyeceği ekonomik sermayenin yanı sıra siyasal bir sermayeye de ihtiyaç olduğuydu. Siyasal sermaye de egemenlerin yaydığı kültür politikasıyla oluşturulmaktaydı. Günümüzde hegemonyanın bu yönü değişmiş bulunmakta. Kapitalist devlet siyasal sermayesini sağlamış durumdadır. Bu sebeple insanların başka bir dünyanın hayalini bile kurmalarının önüne geçilmiş durumda. Bu durumu Gramsci'nin hegemonya tanımı sırasında verdiği bir örnekle de pekiştirebiliriz. Gramsci , 18.yy'da Fransız burjuvazisinin sınıfsal iktidarının kendi dünya görüşünü devrimden önce bile öyle bir benimsetmiştir ki Fransız İhtilali sonrası iktidarı ele geçirmesini Fransız toplumu tarafından çok doğal karşılanmış , burjuva sınıfının yarattığı değerler tüm toplumun değerleriymişcesine kabul edilmiştir. Günümüzde de durum bunun aynısıdır. Kapitalizm'in sosyalizme karşı kazandığı zafer , kapitalizmin getirdiği değerlerin tüm toplum tarafından olması gerekenler gibi algılanmasına neden olmuştur. Gramsci siyasal sermayenin yaratımında kültür politikasının önemini ve bu doğrultuda egemen sınıf ile kaynaşmış bir aydın grubunun varlığınından söz eder. Bu yönüyle baktığımızda sivil toplum kuruluşlarının , medyanın ve tabiki aydınların önemi büyüktür. Gramsci bu nedenle mücadelenin temelinde karşı-kültürün öneminden söz eder. Karşı-kültürün yaratımı elbette önemlidir. Ancak devletin araçları ve egemenlerin imkanları düşünüldüğünde yetersizdir. Ekonomik sermayeye sahip egemenler ve ordu,polis,yargı,eğitim gibi araçlara sahip devletin kültür yaratımı elbette karşı-kültür yaratımına karşı üstündür. Karşı-kültür yaratımı tüm bu dezavantajlarına karşı başarılı olabilir mi ? Veya nasıl başarılı olur? Burada önemli olan kültürel iktidarı ele geçirilmediği sürece siyasal iktidarın sağlanamayacağı gerçeği. Buradan hareketle egemen kültüre karşı direniş sona ermediği sürece , tamamen kaybediliğinden de söz edilemez.Doğrudan siyasi örgütlenme , karşısında egemen kültürü bulacağından başarısız olacaktır.Bu yüzden öncelik kültüre verilmelidir. Karşı kültür kendi aydınlarının sürekliliğini sağlamalıdır. Edebiyatta,güzel sanatlarda alternatif kültürünü yaratabilmelidir. Ancak bu ve bunun gibi ortak noktalar toplum içindeki bu grupların birlikteliğini ve sürekliliğini sağlayabilir. Toplum içinde karşı kültürden etkilenerek bir araya gelecek bu gruplar ancak siyasal bir hareketin temelini oluşturabilir. Karşı kültür mevcut olarak zaten bunu üretmektedir diye düşünülebilir. Ancak tüm dünya genelini kapsayan bir karşı kültür hareketi mevcut değildir. Buna karşın devletler dünya genelinde Küreselleşmeyi bir araç olarak kullanmaktadır. Karşı-kültür hareketlerinin genellikle belli sınırlar içerisinde kalmakta ve sınırları içerisinde farklı grupları da bir araya getirmekte yeterli olamamaktadır. Benim düşünceme göre hegemonyanın nasıl kırılacağı konusunda öncelikle bu soruna bir çözüm aranmalıdır. | |
|
| #3 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,523
| Sayın Seha açılımınız için teşekkür ederim. İktidar gücünü tek tek insanların bilincinde yarattığı imaj ile elde eder.Bu imaj insanların kendi dünyalarında kalmalarını sağlar.Yaşadığımız dünyada kapitalizm baskı ve iknadan vazgeçmiyor,tersine bunu geliştiriyor.Kapitalizm bu anlamda ömrünü uzatmakta ve kendini yenilemekte başarılı sayılabilir.Baskıyı terörizme karşı demokrasi söylemleriyle yaparken,ikna içinde oldukça gelişmiş bulunan teknolojiyi kullanmakta. İletişim araçlarının toplumsal zamanın büyük bölümünü doldurduğu,boş zaman üzerinde tamamen belirleyici olduğu bir süreci yaşıyoruz.Kaba bir örnek vereceğim.Daha bu sabah haber ağırlıklı yayın yapan dört kanalda TÜSİAD Genel Kurulu vardı.Yapılan konuşmalar veriliyordu.En çok izlenen diğer dört kanalda ise tamamında kadınlara yönelik programlar vardı.Alt yazılardan aklımda kalan İMKB'nın % 70'inin yabancıların eline geçtiği idi.Sol eksenli üç kanala baktığımda türküler vardı.Aynı türküleri mafya ve derin ilişkileri sorgulayan dizilerde dinlemekte mümkün. Günlük yaşamın akışına uygun bir süreçle sistemin ürettiği kültür yaşamın her alanında ideolojiye dönüşüyor ve bunu kitlelerin bilinç altına yerleştiriyor.Sonuçta neredeyse standart,birbirinden farkı olmayan,yaşadığı hayatın ve toplumun sorunlarına yabancılaşmış bireyler yaratıyor.Özellik ortak,seyreden bir insan.İnsan seyrederken bilinçlenebilir mi?Üstelik bu seyir evrenselleşmektedir.Sonuç ortada,milliyetçilik ve ulusalcılık. Şimdi bu ideoloji egemen olduğuna göre onun neden inandırıcı olduğunu çözmek gibi bir sorun var.Ama bunu yaparken aynı şekilde cevap vermek gibi bir zorunlulukta var.Bir projenin iktidarı hedefleyebilmesi için politika ve ekonomide kendini ifade edebilmesi ön koşuldur.Ancak bu kültür ve ideoloji ile tamamlanmalıdır.Aralarında karşılıklı bir iletişim ve etkileşim olmalıdır.Net olarak söylemek gerekirse ideolojik-teorik anlamda üstünlüğünü ortaya koymalı ve bunu gerekli araçlarla topluma yedirmek zorundadır. Asıl meselemiz varolan bu kültüre karşı alternatifinin nasıl yaratılacağı ve bunu kitlelere ulaştıracak araçların nasıl yaratılacağı,eğer bu araçlar varsa bu araçların nasıl kullanılacağı?Evet,sonuç olarak aynı yere geldik galiba. Şimdi bu konuya başka katılım olmadığı takdirde burdan devam edebiliriz. __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #4 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,807
| Alıntı:
Ülkemde herkes konuşuyor, çok kanallı Tv'lerde herkes kendi görüş ve düşüncesine göre bir kanal seçebiliyor. Muhalefet hükümete habire yükleniyor ve birinin ak dediğine öteki avaz avaz bağırarak çok rahatlıkla kara diyebiliyor. Herkes her kimliğe bürünüyor, PKK'lıda olabiliyor, ermenide olabiliyor, hırant olup ayrılıkçı güçlere rant bile sağlayabiliyor. İsteyen camiye, isteyen cem evine ,isteyen diskoya ve kafeteryaya gidebiliyor. Vatan hainlerine şehit yaftası takılabiliyor. Resmi ağızın dışında herkes kendini başka başka kitlelerin resmi ağızlığını ço rahatlıkla yapabiliyor. Bir başkadır benim memleketim. Saygılarımla. | |
|
| #5 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,523
| Sayın Türesin Sosyalizm özlemi SSCB'den önce vardı.SSCB'nin yok olması bu düşüncenin yok olduğu anlamına gelmez.SSCB tipi Sosyalizm'i falan savunmuyorum.Ama bu ona sahip çıkmayacağım anlamına gelmez.Yenilgi elbette Sosyalizm'in yenilgisidir,ama bir döneminin.Yenen haklıdır her zaman.Bunu reddetmiyorum.Geçmişte içinde bulunduğum ve kültürünü aldığım siyasi yapılanma SSCB ve Çin hakkındaki eleştirilerinde,daha da açıkçası Sosyalizm uygulamaları hakkındaki eleştirilerinde bugünü çok net görmüş ve bunu açıklamıştır.Bu varolan Sosyalizm uygulamaların dağılmasından yaklaşık olarak 15 yıldan önceki bir süreçtir.Bu beklenmeyen bir şey değildi bizim açımızdan.Ama bu Sosyalizm'in yenilgisini aklamaz.Ancak dünyayı analiz etmede pek de başarısız sayılmayız.Bunu tüm dünya yapıyor şu an. Evet,herkes konuşuyor ama eylem yapmıyor,hareket etmiyor.Aradaki fark budur.Kimliksizim,bundan da gocunmadım.Çevremdeki insanlara da bunu öneriyorum.Kimlikler insanları birbirine düşman ediyor.Oturduğum mahalle tamamen kozmopolit.Her renkten,her dilden insan var ve barış içinde yaşıyorlar.Kimsede kimlik kaygısı taşımıyor.Bunu evrensele taşımaya çalışan bir düşüncenin peşindeyim. Endişelenmeniz yersiz,kapitalizmin ömrü oldukça uzun.En azından beni öldürür.Bizim derdimiz onun bu uzun ömrünü biraz daha kısaltmak.Başka da bir derdimiz yok.Saygılar. __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #6 | ||
Admin ![]() Giriş Tarihi: Jun 2005
Mesajlar: 4,540
| Alıntı:
Medya görüldüğü üzerine toplumun her kesimine hitap eden ve her kesimini etkileyen bir kültür aktarımı görevini üstlenmektedir. Sistemin kültür politikasının bu kadar kusursuz bir şekilde aktarımını sağlayan medya , karşı kültürün aktarımında nasıl bir rol oynayabilir? Görüntü bir aldatmacadan ibarettir. Görüntüyü çoğu zaman duyu organlarımızla doğrudan zihnimize aktardığımız için şüphe götürmez bir gerçeklik olarak algılarız. Doğru görüntü ile ses mantıklı görünen bir bilgi ile karıştırılıp sunulduğunda asla yanlış bir bilgi olarak algılanmaz. Bireyin en emin olduğunu konuda bile anlık bir tereddüt yaşamasına neden olur. İşte bu nedenle bireyin aklı görüntüler ile çok rahat karıştırılabilir. Günümüzde de olan budur. İnsanlar bilinçli dezenformasyonlar ile doldurulmakta doğru ve yanlış arasındaki ayrımı yapamaz hale gelmiştir. Özgür irade olarak algıladıkları şey görüntüler ile kendilerine aktarılandır. Böyle bir etkinliğe sahip olan Televizyon şüphesiz ki karşı kültür yaratımının temelinde önemli roller üstlenebilir. Ancak asla hareketin temelini oluşturmamalıdır. Karşı kültür görüntü ile iktidar olursa pekala görüntü ile dağılabilir ya da tek tipleştirilebilir. İşte bu sebeple kültür , ideolojiden önce gelmelidir. Kitleler karşı kültürden hareketle bir araya gelmeli , ideoloji bu birliktelikten yaratılmalıdır. Oluşan bu birlikteliğin yarattığı ideoloji ancak bundan sonra kültürden önce gelebilir. Kitlelerin ideolojiye göre konumlandırılması yerine ideolojinin kültür vasıtasıyla bir araya gelmiş kitlelere göre şekillenmesi daha ussaldır. Bu nedenle burada yapılması gereken ilk şey kapitalist sistemin yürüttüğü kültür politikasına karşı bir tavır belirlemek ve bu tavırdan bir karşı-kültürün özelliklerini ortaya çıkarmaktır. Karşı kültür toplumun her alanında kendini göstermeli ve vücut bulduğu her topluluk arasında bir bağ kurmalıdır. Bu irili-ufaklı parçalar ile bütüne ulaşmak gerekir. Parçalar arasındaki farklılıklar karşı kültür içerisinde ortadan kalkacak ve bu farklılıklar bütün sağlandığında ideolojiye çok seslilik olarak yansıyacaktır. Karşı kültürün aktarım sürecinde elbette televizyonda önemli bir rol oynayacaktır. Ancak öznesi olmamalıdır. Parçalar arası bir iletişim aracı olarak rol oynamalıdır. Diğer kültürel faaliyetler parçaların odak noktasını oluşturmalıdır. Bu şekilde sistemin kültürel politikasına karşı da mücadele edilebilir. Ancak okullar devletin ideolojik aygıtı olarak mevcudiyetini karşı-kültüre olan üstünlüğünü ve etkinliğini sürdürerek devam ettirecektir. Bu sebeple okulların etkinliğine çözüm bulunamadığı sürece kapitalist sistem televizyon ile birlikte resmi ideolojisini üretmeyi her şeye rağmen başarıyla sürdürecektir. | |
|
| #7 | ||
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,523
| Alıntı:
Üzülmeyin bu dünyada beni kabul edecek dostlar mevcut.Hem de bu kimliksizliğimle.Çok yaşamak gibi bir çabam olmadı.Yaşadığım süreyi kendime göre anlamlandırmaya çalışıyorum.Saygılar. __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. | |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 4,784
| İdeolojik hegemonya, yani hakim sınıfın toplumsal ve kültürel tüm alanlarda egemenliği tarih boyunca her toplumda var olmuştur. Yine de, dünyanın bu denli küçük olmadığı ve toplumsal aydınlanmanın bu denli yaygınlaşmadığı dönemlerde bile bu ideolojiyi yırtan insanlar çıkmıştır. Köleci toplumda, her türlü hakim değeri dışlayan bir Diyojen çıkıyor ve Büyük İskender'e bile "gölge etme başka ihsan istemem" diyor (dememiş olsa bile, halk böyle olduğunu düşünüyor veya böyle olmasını istiyor). Heraklit çıkıyor, topluma sırt çeviriyor, onu anlamayan erişkinlerle selamı sabahı kesiyor ve yalnız çocuklarla konuşuyor, Menderes nehrine bakıp, "bir insan aynı suda iki kez yıkanamaz" diyor. Anlayamayanlar çoğunlukta tabii. Peki, Yıldırım Bayezid dönemlerinde, Şeyh Bedrettin'in çıkıp, üstelik ütopik sosyalizmi de zorlayarak, ekonomik yöne bakması ve "varidat"ı yazması akıl alacak iş mi? Bu örnekler saymakla bitmez. Anadolu dervişler yatağıdır. Dervişliğin özü, tek bir cümleyle ifade edilmek istenirse, "ideolojik hegemonya dışı" olmak olarak tanımlanabilir. Demek istediğim, hegemonyaları varsa, insanlar da var, insanlık da var ve bu hegemonyaları da elbet birgün yırtılıp bir kenara atılacak. yorum2006 Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 26-01-07 12:05 . |
|
| #9 | ||
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,523
| Alıntı:
Kapitalizmin kendi ipini çekmesini bekleyen yığınla iyimser insan var daha.İşte mesele burda insanlara bu dünyanın dışında bir dünya olduğunu hatırlatacak,insanlara bu dünyanın yaşanmaya mahkum bir dünya olmadığını gösterecek maddi koşulların yaratılmasıdır.Alternatifi yaratmadan,göstermeden bu pek mümkün görünmemektedir. İnsanlar örgütlülükten koparılmış bir vaziyette,Demokratik Kitle Örgütleri işlevini yitirmiş,sendikalar dünya çapında krizde,işçi sınıfı sınıf bilincinden arındırılmış,siyasi partilerin tamamı sisteme entegre ve yaşamın her alanında hegemonya araçlarıyla bunu pekiştirmekte.Devrimciler açısandan baktığımızda bunu kıracak ne örgütlülük var,ne de gerekli araçlar.Zeminin onlar açısından da sağlıklı olduğunu söylemek güç.Her ne kadar zorlukları aşacak irade ve güce sahip olsalar bile.Sorun daha önce yaşanmışlıkların dışında bir çizgide ve Devrimciler bunu kavrama noktasında yetersiz kaldılar.Klasik yöntemlerin dışına çıkmak gerekiyor artık.Saygılarımla. __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. | |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 4,784
| Sn. Anadolu, Büyük bir dönüşüm yaşanıyor tabii. Ama bu metamorfozun içinde bile değişmeyen unsurlar yok mu? İnsanın özünde değişmeyen unsurlar yoksa, bütün bu kavga neden peki? Kavga, insanı insan yapan değerler için verilmiyor mu? Örgütlenme konusunda da umutsuzluğa gerek yok. "Klasik" siyasi partiler, sonuçta kapitalist toplumda ortaya çıkmış. Daha önceki üretim biçimlerinde, köleci toplumda, feodal toplumda parti yok. İlk partileri burjuvazi kuruyor, arkasından işçi sınıfı. Demek istediğim her toplum biçiminin kendine özgü örgütlenme biçimleri olur. Post-modern kapitalist toplumun henüz ilk evrelerindeyiz. Zamanla bilgi çağının örgütlenme biçimleri de ortaya çıkacaktır. Doğrusunu isterseniz, klasik parti modeli ve diğer klasik örgütlenme modelleri günümüz gereklerini pek karşılamıyor gibi. Daha önce yaşanmışlıkların dışındayız tabii. Ama tarihsel bakımdan her dönüşüm aşamasındaki insanlar aynı durumdaydı. Zamanın koşullarına uygun düşüncelere ulaştılar, uygun yöntemleri ve örgütlenme biçimlerini de buldular. Zaten bunu yapana devrimci denir. Daha önce öğrenilmiş, öğretilmişlikleri, daha önce yaşanmışlıkları, yani klişeleri, kalıpları aşan adama. Saygılar. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|