"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Uzaylılar bizi robot gibi kullanıyor mu/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Jeoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,071
| Varlığın ilk esnasında sonsuz denklemler sonsuz bilinmeyenin içinde gizlenmişti.Yoğunluk ve kaos, Büyük Patlama esnasında daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçekleşince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüştü..........Kozmologlar asıl sorunu, işte bu dört kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi.Çünkü ilk var olmadabunlar kodlanmıştı..................Buna rağmen bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu: elektromanyetik kuvvet (elektronları atom çekirdeğine bağlıyor), "güçlü kuvvet" (atom çekirdeğini bir arada tutuyor) ve "zayıf kuvvet" (radyoaktif parçalanmayı sağlıyor)... Buna karşılık, bütün çabalara rağmen, dördüncü kuvvet olan kütle çekimi, bir türlü hesaplamalara sokulmadı. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması..................Halbuki Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir nok-tada, "hiçlik"i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, "tekillik" durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi "Kuvantum Çekim Kuvveti"nde birleştirmeleri, yani "Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi"ni geliştirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü başaramıyorlardı...........................80'li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green'in uğraşıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan "sicim teorisi", atomaltı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi'ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekiminin kuvantum teorisi"ni geliştirdi........................... Ancak bu durum tek evren teorisini de zorluyordu.Bu hesapları yapan hawkinge göre, Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir teoriden öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, doğuyor.O halde 4.boyutu aşmış evrendekiler tarafından oynanıyor olabilir miyiz?Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız...........................Öte yandan 100 milyar galakside 100 milyar yıldız da, evrendeki tek canlı türünün insan olamayacağını gösteriyor. Böyle bir iddia da olasılık kurallarına hiç uymuyor. Dolayısıyla mitolojik ya da dinsel efsanelerin bir bölümünün, dünyaya gelip giden uzaylılarla ilgisi olması olasılığı hala var mı. Zaten bilinmeyen bir gerekçeyle hiçliğin içindeki tek bir noktadan koskoca bir evren oluşturan mucizesel bir sürecin, gide gide canlı yaşamı ve insanı ve düşünceyi de meydana getirmiş olmasında, hiçbir tuhaflık ya da aykırılık da bulunmuyor Kaynak:http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/ özedönüş Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 22-12-06 20:29 . |
|
| |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 31
| Merhaba Belki tuhaf gelecektir fakat bana göre işlerin karmaşıklaştığı esas nokta İNSAN DÜŞÜNCESİNİN ÇEKİM GÜCÜ dür..............Karışmış bir yumaklarda tuttuğunuz ucu çektiğinizde yumağın dahada karıştığını hissederseniz en doğru iş ya çözmekten vazgeçmek yada başka çözülebilir uçların olup olmadığını kontrol etmektir................ Evrenin büyüyüp büyümediği yada boyutları hakkında yorum yapabilecek bilgi ve yeteneğe sahip değilim ancak bildiğim ve gördüğüm dünyada her hareketin eşit oranda büyüdüğü ve hizlandığıdır. Bu sebepden istesekte istemesekte kabullensekte kabullenmesekte o soruların cevaplarına hızlı bir şekilde yaklaştığımızdır. Saygılarımla |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|