| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 9
| ister teist (inanan), ister deist (inançsız) olsun, bu yaşamda gerçek bir kural var o da inançsız hiç kimsenin yaşayamayacağıdır. Herkes inanmak istediği gerçeğe inanır ve ona bir değer yükleyerek bir inanç sistemi kurar. Bence bu materyalist düşünce biçimini zorda bırakan bir kavramdır. İnanma isteği ve yetisi biz doğarken bize verilmiştir. Bu durum bir apriori dir (yunanca), Socrates'in de dediği gibi insan oğlu yarısı yazılmış boş bir kağıda benzer. Yazılı kısım Rab (tanrı) 'nın bizim için yazdığı ve boşluğumuzun doldurulduğu inanaç kısmıdır. Kalan boş tarafı ise bizim cüzi irademizin altında, neye nasıl inanarak özgürce dolduracağımız kısımdır. Sosyolog ve psikiyatristlerin yaptığı araştırma anketlerine göre umutsuzluk (inancını yitirme) yada bir başka deyişle İnancını tamamen yitiren bireylerin intihar ettiklerini ortaya koyuyor. İnanç sistemimiz ne olursa olsun umut ve inanç tüm insanları yaşama bağlayan en önemli etkendir. Eğer materyalist felsefeye göre inanç sistemi olmasaydı, sanırım ozaman intahar vakkaları pek az olurdu. |
| #2 | |
Uzaklaştırıldı
Giriş Tarihi: Oct 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 271
| Allahın varlığını bilmesem yaşamamın anlamı ve benim değerim ne olurdu ?? beni ben yapan inancım ve değerlerim.. yoksa hayvandan farkım kalmazdı.. inancı kuvvetli olan da asla kendisine emanet verilen cana kıyamaz.. o canı ancak veren alır.. saygılar.. |
| #3 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 157
| Sayın Armagedon, İnanç kavramı üzerine gerçekten çok güzel değerlendirmelerde bulunmuşsunuz. Sizi yazınızdan ve düşünce tarzınızdan dolayı kutluyorum. Teşekkür ederim __________________
Teşekkür ederim, zc.. |
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 9
| İnsan oğlu dünyaya gelip, akli kavrama ve mantıksal muhakeme yeteneğine kavuştuğu andan sonra fıtri olarak bir inanç sistemi geliştiriyor. Fıtri olarak dedim çünkü daha önceki makalemde yazdığım gibi, İnsan oğlu yarısı yazılmış boş bir kağıttır. Yazılmış olan kısım fıtratımızda var olan inanç kavramı, boş olanı ise bizim özgür irademizle seçeceğimiz yol. Her insan kendisine neden yaratıldık gerçeğini muhakak sormuştur. Neden yaratıldık?, Bu dünyada yaşama amacımız ne?, Biz kimiz?, Nereye doğru gidiyoruz?, Ne olacağız? gibi. Bütün bu soruların birer cevabı var ama tüm bu soruları cevaplayan eses kendi içimizdeki inanç sistemimizdir. Kurduğumuz inançlar dış çevrenin telkinleriyle yada baskılarıyla oluşabilir. Ama ne olursa olsun, bu noktada geliştirdiğimiz inanç değerlerimiz devreye giriyor. <<devamı için bekleyiniz>> tüm okurlara teşekkür ederim. |
| #5 | ||||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Alıntı:
Müslüman inancının etkin olduğu bir toplumda doğan bir kişinin doğuştan müslüman olarak doğduğu gibi, hıristiyan bir toplumda doğan da doğuştan hiristiyandır. Hintli de budist olarak, diğerleride bulunduğu toplumun inançlarını benimsemiş gibi doğarlar ve öyle kabul edilirler. Alıntı:
Alıntı:
Saygılarımla. | |||
| #6 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 9
| Her insan dünya'ya geldikten sonra muhakkak ki çevresinin etkisinde kalarak bir inanca inanır. Ama önemli olan daha sonra kendi gerçeğimizi kavradıktan sonra, (dünya'yı tanıyıp muhakeme sonrası) başlar o zaman bize verilen inanç sistemimizi de sorgulamaya başlarız. Bu sorgulamadan sonra ya bilinçli olarak araştırarak o inanca tabii olur yada bilinçsizce verilen inanca ininamaya devam eder. Her iki durumda da kendi özgür irademizin seçtiği bir inanma ve inanç sistemi oluşur. Neden varız ve bunun gibi sorular ise hiç bir inanç sistemi gerektirmeyen ve etkisinde kalmadan da sorulan sorulardır. İnsan oğlununun en merak ettiği soru yaradılışdır. Kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gideceğini ve ne olacağını sorması yanlız dine ve bir inanç sistemine asla bağlanamaz. Bu konu ile ilgili araştırma yapmak isteyenler bkz. Descartes ve Heiddiger. Çünkü bu sorgulamalar mantıklı ve cüzii iradeye sahip olan biz insanların en büyük soru ve sorunlarımızdandır. Ama bu sorularımızın cevaplarını genellikle bağlı bulunduğumuz inanç sisteminde buluruz. Teoloji bu konuda bize ışık tutmaktadır. Yanlız Teoloji burada iki türlüdür bir negatif teoloji birde pozitif teoloji siz sayın okurum bu konunun neresinde araştırma yapıyorsunuz bilmiyorum ama negatif teoloji ve özellikle ontoloji konularınıza bakmanıza tavsiye ederim sanırım o zaman nedemek istediğimi biraz daha iyi anlarsınız. Çünkü burada esas sorun varlığımızın ne olacağı ile ilgili ve bu soruların cevabını yanlızca kendi inanç sistemimize dayanarak cevaplarız. Bu inanç sistemi ister aileden gelmiş olsun isterse kendimiz başka yerlerden alıntı yapalım her iki durumda da kendi özgür irademizle karar verip inanç sistemimizi kurarız saygılarımla |
| #7 | ||||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Alıntı:
Alıntı:
Alıntı:
Negatiflik ve pozitiflik kişinin inancına göre göreceli bir anlam taşır. İnancınızın karşısındaki bütün dinler, pek çok inanan için negatif değerlerdedir. Din ve inanç savaşları insanlık tarihi boyunca en kanlı savaşların konusu olmuştur. AB gerçeğini göz önüne alırsak, Türkiye hırıstiyanların çoğunlukta olduğu bir ülke olsaydı acaba bu kadar çok engellerle karşılaşabilirmiydi ? Saygılarımla. | |||
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,126
| Aslında bu konunun açılması iyi oldu.Gerçek anlamda inançsızlık diye bir olay yoktur.Ama günümüz koşullarında inanç genelde Dinlerle beraber anılmaktadır.İnnaçsızlığın dahi bir inanç sistemi olduğu bilinen bir gerçektir.Bu bakımdan düşünen bir varlık olan insanı inançsız göstermek yanlıştır. Birisi ben dinsizim bile dese o bir inanç dünyasını oluşturmuş ve tüm hayatını dini kullanmadan sürdürme yolunu seçmiştir.O halde bu dünyada beraber yaşıyorsak tüm inanç sistemleiyle beraber dostça yaşamayı öğrenmek en güzelidir.Böyle bir dünyada inançlar savaşların değil,gelişmenin paylaşmanın ve gerçekleri beraber bulmanın bir yolu olacaktır.Kuranda De ki gelin konuşalım.İkimizden biri doğru veya yanlış bir yoldayız(sebe:24) ifadesinin böyle bir dünyayı istediğini düşünüyorum.Birilerinin ayetlerin ilk ve sonrasındanda anlaşılacağı gibi savaş ortamında savaş kurallarını belirtmekten ibaret olan savaş ayetlerini tekrar burda sormamasını ve konunun dağılmamasını umuyorum.Zaten Kuranda sadece müslüman bir anne ve babadan doğanın değil tüm insanlara seslenen bir kitap olması bu açıdan önemli olmaktadır. Kuranın anlatımında müslüman olanlar ile diğer inançlarda olanlar diye bir ayırım yoktur.Aksine iyilikte ileride olanlar (Takvalılar,islam olanlar,iman edenler,iyi amellerde bulunanlar bu kategoriye girerler.)ile suçlulukta ileri olanlar(Şirk,Küfür,zulüm,fasıklık,münafıklık gibi çeşitleri vardır) arasında bir ayrım yapmaktadır.Ancak bu ayrım bile yaşamakta olan anlayış ve uygulamalarladır,o anlayışın henüz yaşamakta olan insanlarıyla değildir.Dolayısıyla Kuran hiçbir insan ayrımı yapmamaktadır. Sadece müminler kardeştir ayeti de buna karşı değildir.Burada iki anlam çıkarılabilir.birincisi,kardeşlik gibi bir olgu ancak müminlede görülür.İkincisi,müminler arasında ancak kardeşlik olabilir,düşmanlık olamaz anlamı çıkabilir.Yoksa sadece müminler kardeştir ,diğerleri dost olamaz,anlamı çıkmaz.Kuran iyi olanların bir rehberidir ve suçlu olanların da bir uyarıcısır.Tüm inançlar buradan payını alabilirler. |
| #9 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 9
| sayın türesin, öncelikle negatif teoloji hakkında böyle bir değerlendirme yaptığınıza üzüldüm. Sanırım bu konuda pek vakıf değilsiniz ve teolojiyi ikiye ayırdığımı düşünüyorsunuz. Bana yazdığınız ilk cevaba göre size bu konuyu açma gereği hissetim ve negatif teolojiyi bildiğinizi düşündüm özür dilerim ben hata yapmışım. Yanlız lütfen sizden ricam konuyu tam bilmeden veya konuyla ilgili bir bilginiz yoksa eleştirmeden önce bir sormanızı tavsiye edeceğim. Şimdiden teşekkür ederim. Burada teoloji konusuna girip akademik bir açıklama yapmak istemiyorum çünkü beni anlatmak istediğim makalemden uzaklaştırır. Ayrıca beni AB ilgilendirmiyor. Bana göre medeniyetlerin beşiği Ortadoğu ve Anadolu'dur, aynı zamanda biliminde merkezidir. Maalesef tarihten buyana çıkarcı gruplar bilimi de, medeniyeti de bu bölgelerden çalarak Avrupa'ya entegre etmişlerdir. Şu an en büyük hedefleri ise medeniyetler çatışmasını çıkartarak bunu gerekirse din savaşlarına va din asimilasyonlarına çekmektir. |
| #10 | |||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Alıntı:
Tanrıbilimin konusu iman esaslarına dayanır ve akıl dışı olup akılla kavaranılması mümkün olmayan bir durumdur. Sadece iman eder ve inanırsınız. Dolayısıyle teolojinin negatifi de pozitifide olmaz. Alıntı:
Saygılarımla. Türesin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-01-07 23:44 . | ||
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|