"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Küçük Prens/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,606
| Bölüm 1 ![]() Altı yaşındayken Gerçek Öyküler adlı. balta girmemiş ormanlardan söz eden bir kitapta korkunç bir resim görmüştüm. Boa yılanının bir hayvanı nasıl yuttuğunu gösteriyordu. Resmi yukarıya çizdim. Kitapta şunlar yazılıydı: "Boa yılanı avını bütün halinde çiğnemeden yutar. Ondan sonra hiçbir yere kımıldayamaz ve altı ay süren sindirimi boyunca uyur." Balta girmemiş ormanlar üzerine uzun uzun düşündüm bunları okuyunca. Sonra da biraz çaba ve renkli kalemle ilk resmimi yaptım. İşte l numaralı resmim aynen şöyleydi: ![]() Sanat yapıtımı büyüklere gösterdim. Korkup korkmadıklarını sordum. "Korkmak mı?" dediler. "Şapkadan mı?" İyi ama, şapka resmi yapmamıştım ki ben. Fili yutmuş olan bir boa yılanı resmi yapmıştım. Ama büyükler anlamadığı için onlara bir resim daha yaptım. Büyükler açık seçik görüp anlasınlar diye fili yutmuş olan yılanın içini çizdim. Şu büyüklere her şeyi tek tek açıklamak gerekir hep. 2 numaralı resmim de şöyle oldu: Büyükler bu kez de boa yılanının içinin ya da dışının resimleriyle uğraşmayı bırakıp, kendimi coğrafya, tarih, aritmetik ve dilbilgisine vermemi öğütlediler. İşte daha altı yaşındayken belki de çok büyük bir ressam olma fırsatını böylece kaçırmış oldum, l ve 2 numaralı resimlerimin başarısızlığı hevesimi kırmıştı doğrusu. Büyükler hiçbir şeyi kendiliklerinden anlamıyorlar. Onlara hep bir şeyleri açıklamak zorunda olmak ne kadar da sıkıcı bir şey çocuklar için. Ben de başka bir meslek seçtim kendime: pilot oldum. Dünyanın her yerinde biraz uçtum. Coğrafyanın çok işime yaradığı bir gerçek. Bir bakışta Çin'de miyim, yoksa Arizona'da mıyım anlarım. Geceleyin yönümü şaşırınca çok yararlı olur bu bilgiler. Hayatım boyunca birçok önemli kimseyle ilişkilerim oldu. Büyüklerin arasında da çok bulundum. Onları çok yakından tanıma fırsatı geçti elime. Ama doğrusu onlar hakkındaki ilk yargımda bir değişme olmadı. Zaman zaman aralarında birazcık daha zeki görünenler olmadı değil. Öyle zamanlarda hemen hep yanımda taşımakta olduğum l numaralı resmimi çıkarıp denememi yapıyordum: bakalım kavrayışı yerinde mi diye. Ama ne çare, o da sözleşmiş gibi ötekilerle aynı yanıtı veriyordu: "Şapka." Eh. bunun üzerine ben de ona boa yılanından, balta girmemiş ormanlardan, ya da yıldızlardan filan söz etmiyordum artık. Anlayacağı düzeye iniveriyordum; briçten, golften. politikadan, kravattan filan söz açıyordum. Büyükteki keyfi görün siz artık; aklı başında biriyle karşılaştı ya sonunda. Kaynak: http://www.otostopcu.org Devamı gelecek, tartışalım mı ilk bölümü? __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-01-07 13:57 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: SAMSUN/Türk-iş
Mesajlar: 179
| Büyümek böyle birşey bazı kalıpların dışına çıkamıyoruz zamanla. Aslında gerçekten özgür düşünenler çocuklar.... __________________
İnsan YıĞıNLaRI EvREnSel BiR dEVİniMin pRçası OLDUklarıNI BİLMedEn yAşArlar!!!!!! ----------------------------------------- Varolmak için SAVAŞIM ve En iyi uyum yapan HAYATTA kalır. |
|
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış
Giriş Tarihi: May 2006
Mesajlar: 458
| Aslında o resmi gördüğümde koca bir boğa yılanı olduğunu söylemeyi istemiştim. Ama yuttuğu şeyin fil değil de benim hayatım olduğunu da itiraf etmeliydim bunun sonunda. Bu ise kaldıramayacağım kadar ağır bir dürüstlük olurdu sanırım. Beni sınayan bakışlarla bakan o gözlerin sahibine şapka dedim. Şapka demeliydim şapka olduğunu, baktığımda şapka görmemi aklımın bir yerine mıh gibi kazımışlardı çünkü. Sürekli büyümem gerektiğini, büyüdükçe bunun yetmediğini bir de olgunlaşmam gerektiğini, başarmam gerektiğini, hayatımla eşyaları değiş tokuş etmem gerektiğini ve kelepir fiata değil sıkı bir pazarlıkla satabileceğim en iyi fiata satmam gerektiği öğretiliyordu. Hayallerimse yavaş yavaş uzaklaştı benden körlendiler ve artık hiç uğramaz oldular. Şapkaydı işte gördüğüm, başka hiçbir şey değil. Ya da kaybolan giden hayatım. Kolay olanı, dayanılabilir olanı seçtim şapka, dedim. Ben aslında gördüğüm, beni acıtan her şeyin ismini değiştirdim. Aşık oldum ama bunun bir güç savaşı olduğunu sandım. Acı çektim saklamam gerektiğini öğrendim. Yara açmakla, yara almak arasında gezdim durdum. Başka türlüsünü hayal edemezdim, çünkü hayallerim yoktular beni çoktan terk etmişlerdi. Başardım. O kadar çok şey başardım ki, benden istedikleri her şey olmayı. Bunun sonunda vaat edilen mutluluğu da tatmayı başaracağımı sandım. Başardığım tek şey ise o küçük çocuğun gösterdiği resim karşısında boğazımda düğümlenen yumruk oldu. Öksürdüm, genzimi temizledim sanki çok önemli bir şey söyleyecekmiş gibi. İlk defa sesim beni terk etti ve usulca, şapka, dedim. Sadece bir şapka… |
|
| #4 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,606
| sus. küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 12-01-08 04:59 . |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: SAMSUN/Türk-iş
Mesajlar: 179
| Sayın ARTENA Yazınız, anlattıklarınız çok güzel. Çöpçülere artık daha bir başka bakacağım bu kesin. Hep içimden belki de bu çöpçülerden biri aynı zamanda Fizikçidir diye geçecek. ![]() SAYGILAR __________________
İnsan YıĞıNLaRI EvREnSel BiR dEVİniMin pRçası OLDUklarıNI BİLMedEn yAşArlar!!!!!! ----------------------------------------- Varolmak için SAVAŞIM ve En iyi uyum yapan HAYATTA kalır. |
|
| #6 | |
Dergi Felsefe Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: yerküre
Mesajlar: 1,781
| Sn. artena her ne kadar o resmi kahretsinki şapka olarak gördüysem de farklı görmek için direneceğim.Yalnız filozoflar ve çocuklar dünyaya şaşkınlıkla bakabilirler çünkü. __________________
hiç birşey hissetmiyorum artık tüm duygularımı vestiyere bıraktım ruhsuz burjuvalar gibi et parçası gibi maskemi takıp dans ederim... |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: nereye
Mesajlar: 54
| Ben resmi şapkaya benzetemedim. Aynı zamanda fili yutan boğa yılanına da benzetemedim. Aklıma gelen şey boğa yılanının yuttuğu farenin büyüdüğüydü. Ve yakında okadar çok büyüyecekti ki yılanı parçalayacaktı. Ama yılanın salgıladığı o asite karşı çıkım nasıl hayatta kalıp büyüdü? Galiba hayat da böyle kendimizi boğa yılanın içinde buluyoruz. Eğer güçlüysek benliğimiz yılanı öldürüyor ve kendimiz oluyoruz. Eğer güçsüzsek yok olup gidiyoruz ve yılana katılıyoruz. Yılanla beraber yeni hayatları mahvetmek sindirmek için çabalıyoruz. Bu acımsız yılana nasıl karşıçıkabiliriz peki? O küçük çocukta yılanın içinde kurtulmak için çabalıyor. Fakat yılana yenik düşenler o kadar güçlü kılmış ki yalanı çocuğun kurtulacak gücü. Ve galiba kimse yılanı öldürecek kadar güçlü değil. Tek Kurtuluş sinidrilmeden dışarı çıkabilmek. Sonunda ne mi olacak yılandan kurtulanlar bir kartal tarafından yutulacak. Kartal yılanı yutabilecek mi? Ve kartal ne? kim? nerden geldi? ve nereye gidiyor? |
|
| #8 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,606
| Bölüm 10 Küçük prens 325, 326, 327. 328. 329 ve 330 numaralı asteroidlerin yakınlarında bulmuştu kendini. Bilgisini artırmak amacıyla hepsini tek tek dolaşmaya başladı. İlkinde bir kral yaşıyordu. Kraliyet morundan kürklü kaftanıyla hem çok sade. hem de çok muhteşem görünen bir tahta kurulmuştu. "İşte bir kul!" diye bağırdı küçük prensin geldiğini görünce. Küçük prens, "Beni daha önce hiç görmediği halde tanıyabiliyor?" diye sordu kendi kendine. Krallar için her şeyin ne kadar basit olduğunu bilmiyordu. Onlara göre bütün insanlar kuldu. Yaklaş, seni daha iyi göreyim," dedi kral. Sonunda birisine krallık edeceği için gururlanıyordu. Küçük prens oturacak bir yer bulmak için çevresine bakındı. Ama bütün gezegen kralın muhteşem kürküyle kaplıydı. Bu yüzden ayakta bekledi; yorulduğu için de esnedi. "Kral huzurunda esnemek son derece yakışıksız bir şeydir," dedi kral. "Bunu hemen yasaklıyorum." "Elimde değil ki. Kendimi tutamıyorum." dedi küçük prens. Çok utanmıştı. "Uzun yoldan geliyorum ve hiç uyumadım..." "Peki öyleyse," dedi kral, "esnemeni emrediyorum. Yıllardır esneyen birini görmedim. Esnemek bir merak konusu benim için. Haydi şimdi! Esne! Bu bir emirdir." ![]() Küçük prens, "Korkarım, bir daha esneyemem..." diye mırıldandı. Utancından kıpkırmızıydı şimdi. Kral, "Hımmm..." diye başını salladı. "O halde sana emrediyorum, bazen esneyeceksin, bazen de... Bazen de..." Bir iki kekeledi. Kafası karışmış gibiydi. Çünkü gerçekte kralın derdi her ne biçimde olursa olsun krallığına saygı gösterilmesiydi. Dik başlılığa hiç gelemezdi. En büyük otorite oydu. Ama çok iyi bir insan olduğu için mantıklı emirler veriyordu. "Bir generalime, eğer martıya dönüşmesini emredersem ve general de bu emrime uymazsa bu generalin değil benim hatamdır," diyordu. Küçük prens çekingen bir sesle, "Oturabilir miyim?" diye sordu. "Oturmanı emrediyorum," dedi kral ve heybetli hareketlerle kaftanının ucunu çekti. Küçük prensin aklına bir şey takılmıştı. Çok küçük bir gezegendi bu. Kral kime krallık ediyordu ki? "Efendim," dedi, "umarım size bir soru soracağını için beni bağışlarsınız..." Kral, "Soru sormanı emrediyorum," diyerek rahatlattı onu. "Efendim, siz kimin kralısınız?" "Her şeyin," dedi kral şaşılacak derecede içtenlikle. "Her şeyin mi?" Kral eliyle kendi gezegenini, ötekileri ve bütün yıldızları gösterdi. "Hepsinin mi!" diye sordu küçük prens. Kral, "Hepsinin," diye yanıtladı. Egemenliği yalnızca mutlak değil, aynı zamanda evrenseldi de. "Yıldızlar da emirlerinize uyuyorlar mı?" "Tabii ki," dedi kral, "hiç aksatmadan hem de. Baş kaldırmalarına asla izin vermem." Bu küçük prens için inanılmaz bir şeydi. Böyle bir güç onda olsaydı iskemlesini yerinden bile oynatmadan günbatımını günde yalnız kırk dört kez değil, yetmiş iki kez, yüz kez, hatta iki yüz kez izleyebilirdi. Geride bıraktığı küçük gezegenini hatırlamak onu biraz üzmüştü. Kraldan bir dilekte bulunmak için bütün cesaretini topladı. "Bir günbatımı görmeliyim... Lütfen benim için güneşe batmasını emreder misiniz?" "Generalime bir kelebek gibi çiçekten çiçeğe uçmasını emredersem, ya da trajik bir piyes yazmasını istersem, ya da bir martı olmasını emredersem ve general de bu emrimi yerine getirmezse kim suçludur?" diye küçük prense sordu kral. "General mi, yoksa ben mi?" "Siz," dedi küçük prens yüksek sesle. "Doğru," dedi kral. "İnsan herkesten verebileceklerini istemeli. Bir otoritenin kabul görmesi mantıklı olmasına bağlıdır. Eğer halkınıza gidip kendilerini denize atmalarını emrederseniz size isyan ediverirler. Bana gelince... Emirlerime uyulmasını istemek benim hakkım. Çünkü ben mantıklı emirler veriyorum." "Peki benim günbatımı?" diye hatırlattı küçük prens. Sorduğu bir soruyu asla unutmazdı. "İstediğin günbatımı olsun. Gereken emri vereceğim. Ama benim yönetim ilkelerime göre, uygun koşulların oluşması için daha beklemeliyim." "Bu ne zaman olur?" "Hımmm, hımmm..." diyerek kral kalın ciltli bir ki- taba baktı. "Evet, akşamleyin tam sekize yirmi kala. Emirlerime nasıl uyulduğunu o zaman göreceksin." Küçük prens esnedi. Günbatımı şimdilik suya düşmüştü. Ayrıca sıkılmaya da başlamıştı biraz. "Burada yapacak bir şeyim kalmadı," dedi. "Yola koyulmalıyım artık." "Gitme," dedi kral. Birine krallık yapmaktan dolayı mutlu olmuştu. "Gitme, seni bakan yapacağım!" "Ne bakanı?" "Şey... Adalet bakanı!" "Ama burada yargılanacak hiç kimse yok ki!" "Bundan emin olamayız," dedi kral. "Krallığımın her yanını dolaşmadım henüz. Çok yaşlıyım. Araba için burası çok küçük. Yürümek de beni yoruyor." "Ben çoktan baktım bile!" dedi küçük prens. Bir kez daha gezegenin arka yüzüne bakıp geldi. Hiç kimse yoktu gerçekten... "O halde kendini yargılayacaksın," dedi kral. "En zoru da budur. Kendini yargılamak başkasını yargılamaya benzemez. Eğer kendini yargılamayı başarabilirsen, o zaman gerçek bilgeliğe ulaşmışsın demektir." "Evet," dedi küçük prens, "ama kendimi her yerde yargılayabilirim. Bunun için bu gezegende kalmama gerek yok ki." "Hımm," dedi kral. "Gezegenimin bir yerlerinde yaşlı bir farenin var olduğu konusunda kuşkularım var. Geceleri sesini duyuyorum. Onu yargılayabilirsin. Zaman zaman ona ölüm cezası verirsin. Böylece yaşaması sana bağlı olur. Ama onu hep bağışlarsın. Tutumlu davranmalıyız, çünkü elimizde başkası yok." "Ben kimseye ölüm cezası vermek istemiyorum," dedi küçük prens. "Hem sanırım artık gitme zamanım geldi." "Hayır," dedi kral. Gitmeye kararlı olan küçük prens yaşlı kralı üzmek istemiyordu. "Yüce kralım eğer emirlerine aynen uyulmasını istiyorlarsa," dedi, "bana akla uygun bir emir vermeliler. Örneğin bir dakika içinde burayı terk etmemi emretmeliler. Çünkü sanırım koşullar bunun için uygundur." Kral bir şey söylemedi. Küçük prens bir an duraksadı. Sonra yerinden kalktı. "Seni büyükelçi yapacağım," dedi kral arkasından çabucak. Bakışlarında otoriter bir hava vardı bunları söylerken. "Şu büyükler çok tuhaf," dedi küçük prens ve yola koyuldu. |
|
| #9 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,606
| konuşma. küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 12-01-08 04:59 . |
|
| #10 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 1
| küçük prens romanını çok seviyorum.bence herkes okumalı... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|