![]() |
| ||||||||||||||||||||
Haber | Ltfen Kurallar Okuyunuz. Yeni yelerimizin Dikkatine! Uyarlar ve Uyar Puanlar
Yazyaz letiim | ||||||||||||||||||||
| "Seviyenin olmad yerde ne zgr dnce, ne de demokratik bir ortam oluabilir." | |||||||||||||||||||||
| Yazyaz Forum'a hogeldiniz. Bir dakikanz ayrarak Trkiye'nin en zgr platformuna ye olabilir ve hemen yararlanmaya balayabilirsiniz. ye olmak iin ltfen tklaynz... |
| |||||||
| Ustalardan Sekiler Ustalarn iir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
| Seenekler |
| | #1 (permalink) |
![]() yelik tarihi: Sep 2008
Mesajlar: 36
| SON KUÞLAR. Kýþ, Ada’nýn her tarafýnda yerleþebilmek için rüzgârlarýný poyraz, yýldýz poyraz, maestro, dramudana, gündoðusu, batý karayel, karayel halinde seferber ettiði zaman; öteki yakada yaz, daha pýlýsýný pýrtýsýný toplamamýþ, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuþtur. Gitmekle gitmemek arasýnda sallanýr bir halde, elinde bir pasaport, çýkýnýnda üç beþ altýn, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden baþka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için deðil- Herkesin yeni baþlayacak olan altý-yedi aylýk soðuk hayata kendini þimdiden alýþtýrmak ve hazýrlamak için bir þeyler yapmaya çalýþtýðý öyle günlerde ben, tembelliðim, hep kaçaný kovalama huyumla yazýn, o güzel göçmenin peþine düþmüþümdür. Nerede yakalarsam orada kucaklarým onu. Kimi bir çamýn gölgesinde durgun ve güneþsizdir. Kimi bir çalýlýðýn kenarýndaki çimenlikte bütün eski ihtiþamýyla daha yeni baþlamýþtýr. Yazýn daha parça parça, lime lime, bohça bohça eþyalarýyla gitmek için fazla telaþ etmediði Ada’nýn bu yakasýnda, hiçbir ev yoktur. Yalnýz bir tek kýr kahvesi vardýr. Bir küçük koyun hemen beþ-on metre yukarýsýnda, bir apartman terasý kadar ufak bu kýr kahvesinin tahta masalarý üstünde, hâlâ karýncalar gezer. Hâlâ sinekler kahve fincanýnýn etrafýna konarlar.Bütün sesler kesilmiþtir. Kimi gökyüzünden bir uçak homurtusu gelir. Ýçindeki, þimdi Yeþilköy’a inecek yolcularý düþündüðüm, yalnýz bu yazýyý yazarken oldu. Ondan evvel de uçaklar geçmiþti. Ama, hiç içindeki Yeþilköy’e neredeyse ineceklerini, daha þu iki satýrýn sonunda inmiþ bile olduklarýný düþünmemiþtim. Kahvecinin kendisi sevimsiz bir adamdýr. Kahveciden çok, ters bir devlet memuru hüviyeti taþýr. Hastalýklý olmasa, doktorlar fazla yorulmamasýný salýk vermemiþ olsalar, dünyada kahveci olmazdý. Tersine, ben ömrümce iyi bir kahve bulamadýðým için, kahveci olmamýþýmdýr. Bir kýr kahvesi, bir köyün kahvesinin üç-beþ gediklisi…bundan güzel bir ömür mü olur, elli-altmýþ senelik yaþam, bundan güzel . Aðaçtan aðaca serilmiþ beyaz çamaþýrlar bu kadar durgun, güneþsiz, ýslak bir þekilde ýlýk havada hiç kurumayacaklar. Bu kedi, tahta masanýn üstüne çýkmýþ, köpeðime durmadan homurdanacak mý? Sandalyenin üstündeki viþneçürüðü rengindeki delik çoraplar…Asmanýn yapraklarý daha yemyeþil. Bizim bahçedeki kurudu bile. Deniz, Bozburun’a doðru baþýný almýþ gidiyor. Uzaklarda görünen, Ýstanbul’un neresi kimbilir? Sesler neden gelmiyor? Bir baþka uçaðýn sesi gelmeye baþladý. Bizim Ada, uçaklarýn geçtikleri bir yol güzergahý olmalý ki, hep ya üstümden, ya da solumdan geçip gidiyorlar. Kedi sustu. Köpeðim gözünü kapadý. Karga sesleri geliyor þimdi de. Vaktiyle bu Ada’ya bu zamanda kuþlar uðrardý. Cývýl cývýl öterlerdi. Küme küme bir aðaçtan ötekine konarlardý. Ýki senedir gelmiyorlar. Belki geliyorlar da ben farkýna varmýyorum… Sonbahara doðru birtakým insanlarýn çoluk çocuk ellerinde bir kafes, Ada’nýn tek tepesine doðru gittiklerini görürdüm. Ýçim cýz ederdi. Büyüklerin ellerinde birbirine yapýþmýþ, pislik renginde acayip çomaklar vardý. Bunlarla bir yeþil meydanýn kenarýna varýr, bunlarý ufacýk aðacýn altýna çýðýrtkan kafesiyle býrakýrlar, aðacýn her dalýna ökseleri baðlarlardý. Hür kuþlar, kafesteki çýðýrtkan kuþun feryadýna, dostluk, arkadaþlýk, yalnýzlýk seslerine doðru bir küme gelirler. Çayýrlýkta bir baþka aðacýn gölgesinde birikmiþ çoluklu çocuklu kocaman, bir müddet bekleþirler. Sonra kuþlarýn üþüþtüðü aðaca doðru yavaþ yavaþ yürürlerdi. Ökselerden kurtulmuþ dört-beþ kuþ, bir baþka ökseye doðru þimdilik uçup giderken, birer damlacýk etleriyle birer tabiat harikasý olan kuþlarý toplarlar, hemen diþleriyle oracýkta boðarlardý. Ve hemen canlý canlý yolarlardý. Hele bir tanesi vardý, bir tanesi. Çocuklarý bu iþe seferber eden de oydu. Ökseleri cumartesi gecesinden hazýrlayan da… Konstantin isminde bir herifti. Galata’da yazýhanesi vardý. Zahire tüccarýydý. Kalýn, tüylü bilekleri, geniþ göðsü, delikleri kapanýp açýlan üstü kara kara benekli bir burnu, deriyi yýrtmýþ da fýrlamýþ gibi saçlarý, kýsa kýsa yürümesi, kalýn kalýn bir gülmesi. O esmerle sarýþýn arasý isketelerin bir damlacýk etlerinden yapacaðý pilavýn hazzýyla pýrýl pýrýl yanan krom diþleriyle nasýl koparýrdý kuþun imiðini, bir görseydiniz… Hani sessiz, zenginliðini bile belli etmez, mütevazi adamdý da… Konu komþusu da severdi hani. Hiçbir þeye, hiçbir dedikoduya karýþmazdý. Sabahleyin iþine kýsa kýsa adýmlarla koþarken, akþam filesini doldurmuþ vapurdan çýkarken görseniz; iriliðine, sallapatiliðine, Karamanlý aðzý konuþuþuna, basit ama, hesaplý fikirlerine, iki kadeh atmýþsa yine basit, sevimli þakalarýna karþý, hakkýnda kötü bir hüküm de vermezdiniz. Kendi halinde, iþi yolunda, hesaplý yaþayan bin bir tanesinden bir tanesiydi. Havada ve denizdeki tirþe maviliðin üstünde birtakým esmer damlacýklar görünürdü. Saða sola oynarlar, sonra bir istikamet tutturur, bu esmer lekecikler geçip giderlerdi. Konstantin Efendi onlarýn çok uzaktan geçtiklerini görebilirdi. Gözlerini kýsardý. Esmer lekelerin Adalar istikametinde gittiklerini görür, etrafýna bakar, bir tanýdýk görecek olursa gözünü kýrpar, gökyüzüne bir iþaret çakar: -Bizim pilavlýklar geldi! derdi. Kuþlar pek yakýndan geçmiþse, seslerini taklit ederek kalýn dudaklarýyla diþlerinin arasýndan onlara seslenirdi. Kuþlarýn çoðunca aldandýklarýna, bu sesi duyarak, dost sesi sanýp vapur etrafýnda bir dönüp uzaklaþtýklarýna þahit olmuþumdur Havalar sertleþir, poyrazlar, lodoslar birbirini kovalar, günün birinde teþrinlerin sonlarýna doðru, ýlýk, hiç rüzgârsýz parça parça oynamayan bulutlu, tatlý, sümbüli günlerde, o, en çýðýrtkan kafes kuþunu nereden bulursa bulur, mahalle çocuklarýný çaðýrtýr; bin tanesi iki yüz elli gram et vermeyen sakalarý, isketeleri, floryalarý, aralarýna karýþmýþ serçeleri gökyüzünden birer birer toplardý. Seneler var ki kuþlar gelmiyor. Daha doðrusu ben göremiyorum. Güzün güzel günlerini pencereden görür görmez, Konstantin Efendi’nin bulunabileceði sýrtlarý hesaplayarak yollara çýkýyorum. Bir kuþ cývýltýsý duysam kaným donuyor, yüreðim atmýyor. Halbuki sonbahar kocayemiþleri, beyaz esmer bulutlarý, yakmayan güneþi, durgun maviliði, bol yeþili ile kuþlarla beraber olunca, insana, sulh, þiir, þair, edebiyat, resim, musiki, mesut insanlarla dolu anlaþmýþ, seviþmiþ, açsýz, hýrssýz bir dünya düþündürüyor. Her memlekette kýra çýkan her insan, kuþ sesleriyle böyle düþünecektir. Konstantin Efendi mani oluyor. Zaten kuþlar da pek gelmiyor artýk. Belki birkaç seneye kadar nesilleri de tükenecek. Her memlekette kaç tane Konsantin Efendi var kimbilir? Kuþlardan sonra þimdi de milletin yeþilliðine musallat oldular. Geçen gün yol kenarýndaki yeþilliklere basmaya kýyamayarak yola çýkmýþtým. Konstantin Efendi’nin günlerinden bir gündü. Gökte hiç kuþ gözükmüyordu. Evden çýkarken isketemin kafesine bir incir yapýþtýrdým. Ýsketem tek gözünü verip bana dostlukla bakmýþ, incir çekirdeðini kýrmaya çalýþýyordu. Onu, ev duvarýnýn bir kenarýna çaktýðým çiviye asmýþ, yola çýkmýþtým. Kuþlar yoktu þimdi havada ama, yolun kenarýnda yeþillikler vardý ya…Baktým. Bu yeþilliklerin bazý yerleri sökülmüþ. Biraz ileride dört çocuða rastladým. Yürüyorlar. Yeþilliklerin en güzel yerlerinde duruyor, bir kaldýrým taþý kadar büyük bir parçayý belle söküyorlar, bir çuvala dolduruyorlardý: - ¬Ne yapýyorsunuz, yahu?dedim. - Sana ne?dediler. Fukara, üstleri yýrtýk pýrtýk yavrulardý. - Caným, neden söküyorsunuz?dedim. - Mühendis Ahmet Bey söktürüyor. - Ne yapacak bunlarý? - Yukarýda deri tüccarý Hollandalý var ya hani, onun bahçesini düzeltiyorlar da… - Ýngiliz çimi alsýn, eksin; madem ki herif zengin… - Ýngiliz çimiyle bu bir mi? - Bu daha mý iyi? - Ýyi de laf mý? Bunun üstüne çimen mi olur? Hollandalý öyle demiþ. Karakola koþtum. Polislere haber verdim. Güya menettiler. Gizli gizli, gene çimenler yer yer söküldü. Mühendis Ahmet Bey’e ceza bile kesilmedi. Belediye talimatnamesinde, yol kenarlarýndaki çimenleri sökmek cezaya mucip olmuyormuþ. Kuþlarý boðdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldý. Dünya deðiþiyor dostlarým. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artýk esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarýnda, toprak anamýzýn koyu yeþil saçlarýný göremeyeceksiniz. Bizim için deðil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuþlarý ve yeþillikleri çok gördük. Sizin içi kötü olacak. Benden hikayesi.
__________________ “Tanrý sözcüðü insanýn zaaflarýnýn ifadesi,ürünü olmanýn ötesinde bir anlam taþýmýyor. Kutsal kitaplar ilkel efsanelerden oluþan bir koleksiyon,ayný zamanda çocukça” Albert Einstein |
| | |
| Sponsor |
| |
| | #2 (permalink) |
| Yaz?yaz Grup Genel Koordinat?r? yelik tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8.104
| Pek çok edebiyatçýmýz gibi Sait Faik'in de sürekli olarak para sýkýntýsý çekmiþ olmasý, onu daha az zamanda daha fazla yazý yazmaya yöneltmiþtir. Sonradan müzeye dönüþen Burgaz Ada'daki evine ( þimdi de öyle mi, bilmiyorum ) gittiðimde, parasýný ödeyemediði için elektriðinin kesildiðini gösteren evraðý biraz da rahatsýzlýk duyarak görmüþtüm. Bu durum, daha nitelikli eserler vermesine de engel olmuþtur muhakkak. S.Ali ve Sait Faik, bir de A.Çehov sevdiðim hikayecilerdi. Þimdilerde okumuyorum ama, çok nadir de olsa, biraz da denk düþtüðünde S.Faik'in SARNIÇ'ýný açar ve yeniden okurum. Ýlginçtir, S.Faik bana hep o hikayenin sonunda betimlemeyle yansýr: Kýþ, sobaya bir kaç odun parçasý atýyor ve dýþarda yaðan kara dalýyor. Faik sanki "yalnýzlýðýn yarattýðý insan"dýr. Ve bu haliyle bizden biridir. |
| | |
![]() |
Konuyu Toplam 1 ye okuyor. (0 Kaytl ye ve 1 Misafir) | |
| Seenekler | |
| |
Powered by vBulletin® Version (3.8.2)
Drupal - Gomux