Yazıyaz Köşe » Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri

Üç Kutsal Dinin Toplumsal Kökenleri

 

 

Sabirla bunu yapmaya çalismak gerek..

*‘Ilk urun, ikizkardeslik, karsilikli toplu evlenme biçimleri, rotasyonel yonetim, yamyamliktan bitki-hayvan toteme geçis, akrabalik kavramlari, yiyecek ve içecek ayrimlarinin, onlarin pisirilme biçimlerine degin uzatilmasi, olum kultu gibi konularda saglam sosyolojik vargilara dayanmadan , eski toplumu anlamak ve onlarin dinleri hakkinda geçerli dusunceler elde edebilmek olanakli degildir. Aksi takdirde, 6000 yil onceki toplumlarin, garip bir sekilde, simdiki bilge torunlarinin bir turlu çozumleyemedigi ‘kozmonogia’larinda yinelenip duran, Midyat pirinciyle bile yapilmis olsa, artik biktirici olan pilav tenceresinden kurtulamayiz.

Sumer/Aggade tarihinin yeniden kurgulanmasina iliskin onceki çalismalarda,daha çok Sami topluluklarin yaninda durarak eski iliski biçimlerini ogrenmeye,anlamaya çabalamistik. Zerdustilik, Hurmuzilik, eski Manicilik, ‘ates/gunes’ kult kaynaklarinin bu erken anlatim biçimi,bizi bu alanda bir adim daha ilerletecektir..Bu çaba ayni zamanda,Enuma Elis’in Marduk’unun karsisindaki Tiamat’in ‘yarattigi’ canavarlar arasindaki ‘yilan’lari, ‘kopekleri’, ‘solucan/suluk’leri daha yakindan tanimak ve gunumuzun neredeyse butun yazili dinlerinin kaynagi olan,uygarligin erken donem kaynagi bu topraklarin insanlarini yerli yerine yerlestirme ve gunumuze baglama olanaginin kapilarini da açacaktir.Eski Ahit’te tanrinin “tohumu meyvesinde olan” agaçlarini; “yaban otlarini” niye daha sonra yaratmis oldugunu falan ogrenme olanagini da…


Sumer-Sami eski dini inançlar bakimindan bizi,Dogu,Kuzey ve Avrupa kulturune baglayan bu alan,Sumer kiraliyet listesinde “Sippar” olarak yer alan ve Tufan’dan onceki merkezi kiralligin hukum surdugu gunumuzun Iran’indan baska bir yer degildi.
Artik Isfahan’in elma’sini isirmis bulunuyoruz.Bir kez isirinca da,onu bitirmek gerek.Bir kadina evlilik teklifi anlamina da gelen bu ‘elma’ oylesine bastan çikaricidir ki ustelik,cehenneme gitme pahasina Adem ve Havva anamiz bile onu tadmadan birakmamisti…

Bati bilim dunyasi ve onu uygarca ve usluca takip etmek fonksiyonu disina yer yer,çalismalarindan daima etkilendigim F.Koprulu gibi çaba adamlari yardimiyla çikabilen dogu bilimciligi, bu topraklar uzerindeki kulturel alani,yerli yerine oturtarak yeterince incelemis degildir.Bir serap toplumu gibi ‘kaybolan Sumer’ler, eger Samiler gibi elle tutulur bir ardas toplum birakmamis olsalardi,butun o eski toplum uygarligi genis arap çollerinde kaybolmaktan zor kurtulurdu herhalde.


Butun bir ‘aydinlanma çagi’ni tam bir dogu nihilizmi olarak okuyan bilgelerimizin,eski Yunan ilahilerinin “Agamemnun”unun,olum torenlerinde,meclis toplantilarinda,ganimet paylasimindaki farkli kulturel degerlerin de izi uzerinden etnik bakimdan bir ‘dogu’lu topluluk, “farsi” bir uygarlik kolu olabilecegi uzerinde bile durmus sayilmazlar.Paris’in,kutsal Ilyon kentinin,bugunun Firansa’sinda ne ariyor olabilecegi de pek ilgilendirmemistir onlari.


Sumer kaynaklarinda “Sippar” olarak okunan yerlesim, bizim “Pers”, “Fars” olarak tanidigimiz topluluk atalarina aitti. Sumer uzmani “Sippar”i oyle okur ve bu tur okumalarin dogru yorumunu dogru yapamadigi için koca “sumer uygarligi”ni gelismenin bir aninda birden bire serap dunyasina yollayiverir. Bati bilimciligine ne kadar mutesekkir olursak olalim, onlarin en keskin bir biçimde elestirisi gerçeklesmeden bu alanlarla ilgili bilim dallarinin ayaklari uzerine dikilmesi saglanamaz. Bugunku Iran’in, bilinen butun tarihte çok onemli bir dini merkez olarak var olabilmesi, onun Sumer-aggade donemine degin ulasan derin kokleriyle anlam bulabilir. Simdiki Iran rejimini, kara cubbeli Humeyni’nin kisisel basari veya kisisel ‘karanlik’ iliskileriyle açiklayan gazeteci duzeyindeki degerlendirmeler, tarihten devraldigi bu kara renk sembollu dini toplulugun, uygarligin erken donem -4000/-3500 yillarindaki kurulusunun o cografi alandaki gerçek katilimcilari oldugu bilgisinin yanindan bile geçmis degildir. Bati bilim dunyasinin ezici ideolojik egemenligine, kendi doneminde neredeyse tek basina direnen M.Fuad Koprulu’nun çabalari her zaman ovguyle anilmaya layiktir. Iran’in, ortaçag dunyasinda buyuk dinsel otoritelik alanlarindan biri oldugunu azçok gosteren W.Bartold’un “Islam medeniyeti tarihi” ve ona “ M.Fuad Koprulu tarafindan Baslangiç’la Iyzahlar ve Duzeltmeler kismi ilave edilmis” eser, eski Fars-Pers kulturunu de belli olçulerde irdelemeye çalismistir. Ama, orada, dogal olarak, simdi sahip oldugumuz eski tablet verileri yeterince taninmiyordu. Bu topraklarin, -4000/-3500 yillarinin en buyuk toplumsal duzenlenis alanlarindan birisi oldugu uzerine yeterli incelemeler yapilmamisti. Bu simdi bile yapilmis degildir. Eski Esnunna yasalari, elam tabletleri ve simdi incelemekte oldugumuz Zerdust dinine ait anlatimlar, eski toplum uygarliginin Tibetten, Hinde, Turkmenistandan Cine uzanan yayilim yollarinin eski Iran topraklari uzerinden geçtigini gosteriyor. Bu geçis yolu ayni zamanda, tasidiklari kultur degerlerinin izleri takip edilebilir olan Ariyan-Hitit topluluklarinin anadoludan avrupaya kadar dagiliminin da kesisme noktasi idi.


Iran’in islam’a geçer geçmez ele geçirebildigi merkezi degerin gucununun ideolojik bakimdan nereden gelebilmis oldugu fazla incelenmis olmadigi gibi, onunla komsu olan Ermeni ve Gurculerin kiliselerinin hiristiyan dunyasinda ayri bir merkez rolu alabilmis olmasinin kult kaynaklari da yeterince incelenmis degildir. Bu topluluklara, harita uzerinden bile olsa, yakindan baktigimiz zaman, onlari en eski dini kaynaklara baglayan cografi yakinligin, eski toplumsal duzenlenisin anlatimi olan dinsel kaynaklardan beslenmis oldugunu gorecegiz. Acem mazdehizminin, Ahura Mazda’ciligin Ehrivan’ini belki de bugunku Ermenistan’da Erivan olarak bulmak çok mumkun olacaktir.


Isparta’nin ad kaynagini,onun yonetim duzeni uzerine yazilmis eski yazilarin bilgilerini yorumlayarak, o sehirin gul’lerini koklayarak bulmaya çalismak gerek. Gul, sadece bir ‘bitki’ degildi. Bu ‘bitki’nin nami erken donem yaratilis anlatimlarina kadar uzanir ve yakindan tanidigimiz alevi/bektasi deyislerinin en çok kullanilan ‘metafor’ larindan birini olusturur.


Sumer yaratilis anlatiminin ‘goksel bogasi’, kutsal inegi, onun kutsal danasinin hem uç dinde ve hem de oradan doguya ulasmis olmasi gereken Hinduizmdeki rolu azçok biliniyor. Bu alandaki inceleme, Gilgamis’in Uruk’un sur kapilari onunde Boga ile gures anlatimini bugunku Ispanya’da buldugumuz olçude deger kazanacaktir. Tamamen bir rituel halinde yasanan bu ‘boga guresi’, boganin kirmizi ile savasi, onun sonyaz ve ilkyaz senliklerinin parçasi olmasi, aradaki 4000 yillik tarih baglantisinin,toplum yasamlarinda hiç de o kadar uzun olmadigini gosteriyor.


Fransa’nin Paris’ini ve Lyon’unu Iran’dan, Sippar’dan, kutsal Nippur sehrinin ulu ak tapinagina kurulmus yuce tanri Anu’ya kadar baglayamayan ve buyuk kultur goçunu izleyemeyen tarihsel çalismalar, Firansa’nin “Notre Dame”larin paratoner çubuklari yaninda sallanan horoz amblemine sadece saskinca bakmakla yetinebilir. Belki onda da ballandirilarak anlatilacak yuksek degerler bulur. Geçmisinde ovunme bakimindan, Paris’de St.Michel kahvelerini anlatmaktan daha iyi bir sey beceremeyen su yikilasi turk nihilizmi, butun avrupa’nin, en azindan butun kita avrupasinin kultur temeli olan eski Yunan bilgeliginin asil kaynaginin, gunumuzun ilkel , islam, sii, alevi torun topraklarinin uzerinde ve bundan tam 6000 yil kadar once sekillenmis kultur degerlerine dayanmis olabilecegini hiçbir zaman dusunmemistir.


Hesiod’un Tanrilarin soykutugu,butun temel yapisiyla, bu alanda sekillenen dini yapinin anlatimina dayanir. Eski mezopotamya toplumlarinin yapilanmasini yeniden kurgularken bu anlatima donmemiz gerekecek. Bu kulturel alan, genis olçuleriyle, bugunku Irak, Iran, Ermenistan, Suriye ve Turkiye’nin butun dogusu uzerindeki topraklar uzerinde yasayanlara aitti.

Safa KAÇMAZ