Marksizm
Karl Marks'ın felsefi, ekonomik ve siyasal görüşlerini temel
alan ve bir yanıyla diyalektik-tarihsel materyalizm olarak da
adlandırılan toplumsal bir bilimdir. Karl Marks bu anlamda
sadece felsefi sorulara yanıt arayan bir filozof, toplumsal
yapılanma ve olguları çözümlemeye çalışan bir sosyolog,
ekonomi alanında açılımlar getiren bir ekonomist ya da tarihi
olayları yorumlayan bir tarihçi değildir. Marks bunların
hepsidir. Marksizm birbiriyle ilişkisiz gibi görünen tüm bu
olgu ve düşüncelerin gerçekte birbiriyle ilişkili olduğunu
ortaya koyan bütünsel bir kuramdır.O zamana kadar büyük
ölçüde idealizmin etkisinde kalan toplumsal ve tarihsel
süreçler, Marksizm’le birlikte temelden değişikliğe
uğramıştır. Marksizm’le birlikte insanın anlama çabası
gökyüzü yerine yeryüzü, tanrı yerine insan, yorumlama
yerine değiştirmenin eylemsel bütünlüğüne kavuşmuştur.
Marksizm, Marks'ın sözleriyle "proletaryanın kurtuluş
teorisidir".
Marksizm
K.Kautsky ve Lenin tarafından da belirtildiği gibi üç ana
kaynak, üç bileşen, üç sacayağı üzerinde gelişir. Bunlar
felsefe, siyasal ekonomi ve Bilimsel Sosyalizm'dir. K.Marks
1800'lerin ortalarına doğru, Alman İdealizm’ni, İngiliz
Ekonomi Politiği’ni ve Fransız Devrimi’ni inceleyerek,
eleştirerek, geliştirerek, F.Engels'in de katkılarıyla doğa,
toplum ve tarihsel olgulara yeni bir anlayış
getirmiştir.Marksizm bu üç ana kaynağa yöneltilen
eleştirilere içkindir. Ortaya çıkan bu yeni anlayışın
yöntemi diyalektik, felsefesi ise materyalizmdir. "Marksist
tanım olarak felsefe, bütün evren ve onun içindeki dünya,
onların gelişmesi, gelişme yasaları, insanın dünya
üzerindeki yeri, dünyayı tanıma ve değiştirme imkanı,
madde ile düşünce arasındaki ilişkiler hakkında teorik
olarak gerçeklendirilmiş görüşler sistemi olarak ifade
edilir. Marksizm’in felsefi bakışı doğanın, toplumun ve
düşüncenin genel gelişim yasalarının kavranmasıdır.
Maddeden ve pratikten kopuk değildir. Marksist felsefi
bakışın diğer felsefi düşüncelerden ayrıldığı nokta
budur.(...) Bu felsefe; çelişkileri, kendisini sürekli bir
tarihsel değişim, evrim ve devrim süreci içinde ileriye
götüren somut gerçekliğin, çelişkili bir birlik olduğunu
düşünen bilimsel materyalizm ile Hegel diyalektiğinin bir
bileşimidir." (1)
Marksist
felsefe doğayı tek gerçeklik sayar. Doğanın her türlü
düşünceden bağımsız olarak var olduğunu, insanların yani
doğanın ürünleri olan bizlerin üzerinde yaşadığımız tek
temel olduğunu söyler. Doğa ve maddenin doğa üstü güçler
tarafından yaratıldığına ilişkin idealist görüşü
reddeder."...doğanın ve insanın dışında hiçbir
şey yoktur, ve bizim dinsel imgelemimizin yarattığı üstün
varlıklar bizim kendi öz varlığımızın hayali
yansısıdırlar ancak." (2) Materyalist felsefenin
doğa görüşü bu anlamda, doğanın hiç bir katkı olmadan
kendini nasıl gösteriyorsa o şekilde kavranmasından
ibarettir.
Maddenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik hareketi gelişmenin
belli bir aşamasında insan toplumuna yani toplumsal harekete
evrilir. Bu toplumsal hareket de toplumsal yasalarca
belirlenir. Madde nesnel diyalektiğin kendine özgü alanından
çıkmış ve toplumsal alanda hareketine başlamıştır. Doğa
yasaları üzerinde insan toplumunun hiç bir etkisi yokken,
toplumsal hareket insan eliyle gerçekleşir. Belirleyicilik ve
insan iradesi iç içe özellik gösterir. Bu anlamda toplumsal
tarihin hareketi sınıf çelişkileri, sınıf mücadelesi
üzerinden yürür."Sınıf savaşımının kendisi,
tarihsel zorunluluğun zorunlu parçasıdır. Sınıf
savaşımının, insan eyleminin dışında, ondan ayrı bir
dinamik olarak, kendi kendine giden bir tarihsel hareket yoktur.”
(3)
Marksizm'in
bir diğer kaynağı siyasal ekonomi ya da ekonomi politiktir.
Marks hiç bir zaman Marksist bir ekonomi politik
yazmamıştır; A.Smithlerin ve D.Ricardo'ların ortaya
koydukları emek-değer teorisini incelemiş, bu düşünceleri
geliştirmiş ve kapitalist sömürünün ne olduğunu ortaya
koymuştur. Kapitalist sömürünün temeli üretim
araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanmaktadır.
Kapitalist sistemde insanların yaşamlarını sürdürmek için
gereksinim duydukları her türlü maddi mallar insan için
değil, üretim için, kar içindir. Maddi malların üretim
faaliyeti bu sistem içinde adına ekonomi denilen farklı bir
alanda süre giderken, burjuva ekonomistleri bu ekonomik sistemin
yarattığı ve gerçekte yabancılaşmış emeğin bir
tezahüründen başka bir şey olmayan meta, değer, sermaye,
para, faiz ve rant gibi kavramları doğanın dayattığı
zorunluluk olarak niteler. Marks bu anlamda burjuva
ekonomistlerinin hiç düşünmediği, yok saydığı, nerden
kaynaklandığı konusunda hiç kafa yormadıkları kavramların
ne olduğunu ortaya döker. "...ekonomik ilişkiyi mistik
algılamalardan soyundurur. Çırılçıplak ortaya konan
ekonomik ilişkiler, insan - doğa alışverişinin sapkın
biçimi olan yabancılaşmış emeğin çeşitli momentleridir. O
halde ekonomi politik, insani özü baskılayan yabancılaşmış
emeğin hareketini resmeder.” (4) Marks sadece
sömürünün (artık değerin) nereden kaynaklandığını
bulmamış, aynı zamanda kapitalist üretimin iç işleyişini
ve dinamiklerini de gün ışığına çıkarmıştır.
Marksizm’in bir diğer bileşeni Bilimsel Sosyalizm’dir.
Marks kendisinden önce ortaya atılan ancak ütopik olduğu
için hiç bir zaman gerçeklik kazanmayan sosyalizm
düşüncesini de bilimsel temellere dayandırmıştır. "Sosyalizm
bilimin sonucuydu. Bebel'in dediği gibi sosyalizm 'insan
etkinliğinin bütün alanlarına uygulanmış bilim'di. (...)
Marks ile siyasette bilimsizlikten bilime geçiliyor.(...)Bilimin
ilk adımı olgulara başvurmaktır.(...) Marks olguları ve
somut durumları betimlemekle yetinseydi, örneğin
kapitalistlerle işçiler arasında kabalıktan doğru,
görünüşte demokratik hatta dostça bir tutuma kadar gidebilen
son derece çeşitli ilişkiler saptardı. Ama bu ilişkilerin
özü yine de değişmezdi: sömürüydü bu.”(5)
"Tarihteki
bütün toplumlar, üretim araçları üzerindeki mülkiyetin
biçimine göre karakter kazanırlar. Sosyalist topluma bütün
karakterini veren temel özellik, üretim araçları üzerindeki
mülkiyetin toplumsallaştırılmış olmasıdır. Bu yüzden,
toplumsal hayatın çeşitli kurumlarında ve ilişkilerinde,
sosyalist toplum diğer toplum biçimlerinden tamamen farklı bir
özellik gösterir. Bunların belli başlılarını şöyle
özetleyebiliriz. Sosyalist toplum, özel mülkiyet esasına
göre örgütlenmiş kendisinden önceki bütün toplumlardan
farklı olarak emeğe göre örgütlenmiş olduğu için, bütün
yabancılaşma biçimlerini ortadan kaldırarak, insanın tam
özgürleşmesini sağlar. Yeni bir kültür ve en önemlisi,
yeni bir insan yaratır. Sosyalist toplum, toplumda yer alan
bütün farklı milliyetlerden halklar arasında, tam bir
kardeşlik ve eşitlik sağlar. Sınıf çatışmalarına son
verdiği gibi, uluslar arasındaki çelişmelere de son verir.
Sosyalist toplum, üretici güçlerin önündeki bütün
engelleri kaldırarak, toplumun sınırsızca gelişmesinin
imkanlarını yaratır." (6)
Ayrıntıları Marksizm dosyası içinde yer alacağını
tasarladığımız Marksizm, buradaki özetle de anlaşılacağı
gibi sadece "...bir hükümet olma yöntemi ve programı
olmadığı gibi, ekonomik problemlere teknik bir çözüm
tarzı, dahası, yalpalayıp duran bir oportünizm ya da
tumturaklı nutuklar için için elverişli bir tema da
değildir. Marksizm, insan ile tarihe, birey ile topluma doğa
ile Tanrıya ilişkin geniş kapsamlı bir görüş -aynı
zamanda hem teorik, hem de pratik- genel bir sentez, kısacası
bütüncül bir sistem.(...) Sentezci, birleştirici bir
düşünce hareketiyle oluşan Marksizm, gelişimi içinde hiç
bir zaman durmadı,donmadı. Böylece o, dünya hakkında, durmak
bilmeden derinleşen ve kendini aşan bir rasyonel bilgi olarak
öne çıkmaktadır. Bu zenginleşme günümüze kadar
duraklamamıştır. Bu zenginleşme sürüyor, sürecektir. Bir
bilim olarak Marksizm - ilkelerine halel vermeden-
gelişmektedir.”(7)
Marksizm en genel anlamıyla
insanlığın kurtuluşunun yöntemi, bilimsel yol
haritasıdır.
Ömer MEREV.
Kaynakça
(1)Ali Engin Yurtsever;
Marksizme Giriş-Temel kavramlar; Sorun yayınları; s.15.
(2)F.Engels; Ludwıg Feurbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu;
Sol Yay. s.19.
(3)Yusuf Zamir; Ya Sosyalizm Ya Barbarlık; Alev yayınları;
s.7.
(4) Yusuf Zamir; Marks Gerçekte Ne Dedi; Alev Yayınları; s.11.
(5)Georges Cogniot; Çağdaşımız Karl Marks; Bilim ve
sosyalizm yayınları; s.101.
(6) İlhan Akdere; Marksizmde Temel Kavramlar; Evrensel Basım
Yayın; s.81.
(7) Henri Lefebvre; Sosyalist Dünya Görüşü Marksizm; Yordam
Kitap;s.27.