İnsanların yaşamak ve
gereksinimlerini karşılamak için gerçekleştirmek zorunda
kaldıklları üretim etkinliğinde ortaya koydukları her
türlü bedensel ve düşünsel çabanın adı emek
olarak tanımlanır. Bu temelde emek genel, evrensel ve insani
bir etkinliktir. İnsana özgü olanı anlatır. İnsan
varlığına ait olanı anlatır. Emek bu anlamda insan ile doğa
arasındaki alış verişi sağlayan bir süreçtir. K.Marks'ın
tanımıyla "doğal maddeleri insan ihtiyaçlarını
karşılar şekilde sahiplenmek amacıyla girişilen insan
eylemidir. Emek süreci, insan ile doğa arasında madde
alışverişini sağlamanın zorunlu koşuludur. Emek süreci,
insanın varoluşuna doğanın dayattığı ebedi koşuldur. Bu
nedenle de emek süreci, insanın varoluşunun bütün toplumsal
aşamalarından bağımsızdır ya da daha doğrusu, bütün
toplumsal aşamalarda ortaktır." Emeğin tüm toplumsal
aşamalardaki zorunluluğu insanın ihtiyaçlarını sürdürmek
ve yeniden ve yeniden üretmek için için doğayla didişmek
zorunluluğunu da dayatır. Bu bağlamda emek, insanın
yaşamını sürdürebilmek adına en zorunlu etkinliğidir. Emeğin bu genel ve evrensel
içeriğinden soyutlanmış bir şekilde, belli koşullara özgü
bir kullanım biçimi daha vardır. Adına yabancılaşmış emek
denilen bu kavram, üretenler ile üretimin maddi koşulları
birliğinin inkar edildiği tarihsel kırılma hattı boyunca
ortaya çıkar. Emek bu dönemde insani özelliğini yitirir ve
adına mal, para,değer, meta,mülkiyet, sermaye, faiz,
rant...gibi, adına ekonomi denilen farklı bir alanda, genel ve
evrensel niteliğini yitiren bir ilişkiler bütününe
dönüşür. Emeğin insani boyutunu yitirdiği bu ilişkiler
bütününe de yabancılaşmış emek denir.
Marksistler tarafından emeğin sapkın biçimi olarak
nitelendirilen yabancılaşmış emek, burjuva ekonomistleri
tarafından mutlak bir nitelik olarak değerlendirilip doğadan
kaynaklanan bir zorunluluk olarak kabul edilir. İnsanlar yaşamlarını sürdürebilmek ve her türlü gereksinimlerini karşılayabilmek için çalışmak ve yiyecek, giyecek, barınak gibi maddi malları üretmek zorundadırlar. Doğada doğrudan bulunmayan maddi malların üretilmesi her şeyden önce de iş aletlerine ihtiyaç gösterir. Bu maddi malların üretilmesi için gerekli olan iş aletlerine (teknoloji) ve bu alet ve makinaları kullanan insana da, birlikte, üretici güçler adı verilir.Ne var ki, üretici güçler tek başlarına maddi varlıkların üretilmesinde yeterli değildir. Üretici güçler üretimin sadece bir yanı, insanla maddi değer üretiminde doğa güçleri arasındaki ilişkileri anlatan bir yönüdür. İnsanlar doğaya karşı savaşım verirken ve gereksindikleri malları üretirken birbirinden bağımsız şekilde hareket etmezler; bir topluluk halinde bulunurlar ve bir ilişki içine girerler. Üretimin bir başka yönü, insanların maddi malları üretirken bir araya gelmeleri ve bir ilişki içine girme zorunluluğudur.Bu ilişkilere de üretim ilişkileri adı verilir. Üretim olgusunun gerçekleşebilmesi ve maddi malların üretilmesi hem üretici güçlere hem de üretim ilişkileri birlikteliğine ihtiyaç gösterir. Üretim tarzı da bu üretim güçleri ile üretim ilişkileri birlikteliğine verilen addır. Her üretim tarzı bir toplumsal düzene karşılık gelir. Bir başka
deyişle her toplumsal düzenin kendisini temellendirdiği bir üretim tarzı vardır. Toplumsal yapılar bu üretim tarzları üstünde temellenir. Ayrıca her üretim tarzı kendi ekonomi politiğini, kendi üstyapı kurumlarını ve kendi değerler sistemini de yaratır. Üretimin en önemli özelliği hiç bir zaman durağanlık göstermemesi ve sürekli bir gelişme içinde olmasıdır. Öncelikle üretici güçlerde başlayan değişim giderek üretim ilişkilerinin de değişimini zorlar ve bir noktadan sonra üretim tarzında ve bu üretim tarzının belirlediği
toplumsal yapıda sıçramaya neden olur. Bu olgu, toplumsal tarihte ilkel komünal sistemden başlayarak köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist toplum düzenlerini yaratmıştır. Her üretim tarzı farklı bir toplumsal yapı ve o toplumsal yapı da kendine özgü bir değerler sistemi
yaratır. Bu nedenle insan varolduğu üretim tarzının belirlediği toplumsal yapı ve bu yapının ortaya çıkardığı dinsel, düşünsel ve politik olgularca biçimlenir. Bu nedenle insanın yaşama biçimini belirleyen onun düşüncesi değildir, tam tersine insan düşüncesini belirleyen onun yaşama biçimidir. Materyalizm en genel anlamıyla varolan her şeyin ( evrenin, varlıkların ve olguların ) maddi olduğunu, maddi özellik gösteren unsurlardan oluştuğunu veya bir maddeye bağlı olduğunu dile getiren görüştür. Düşünsel yada zihinsel olan olgular maddi olguların karmaşık biçimleridir. O nedenle de ruh-beden veya düşünce-madde ayrımının aldatıcı olduğunu iki varlık türünün gerçekte tek bir maddi temelden oluşacağını belirtir. Marks ve Engels bu maddi dünyanın zihin ve ruhtan bağımsız nesnel bir gerçeklik olduğunu ve duyularla
algılanabileceğini ortaya koymuşlardır. Diyalektik ise Eski Yunan'da konuşmak, tartışmak anlamına gelir. Tartışma sırasında karşısındaki kişinin ileri sürdüğü savların çelişkileri ortaya konularak ve bu çelişkilerin üstesinden gelerek gerçeğe ulaşma sanatı olarak nitelendirilirdi. Bu yöntem sonraları daha da geliştirilerek doğa olaylarını da içine aldı. Diyalektik doğa olaylarını sürekli bir hareket ve değişim olarak görür. Gelişmelerin karşıt güçlerin birbirlerini etkilemeleri sonucu olduğunu kabul eder. Diyalektiğe göre doğa ve toplum durağan değildir. Her şey değişmektedir. Hep bir şeyler doğmakta, gelişmekte ve bu süreç içinde bazı şeyler de ölmektedir. Doğa ve toplum sürekli bir hareket ve değişme içindedir. Bu anlamda diyalektik , doğayı ve toplumu öncesi ve sonrasıyla da bütünlük içinde ele alan, aynı zamanda hareket halindeki bir uyumluluk
olarak kavrayan bir düşünme biçimidir. Toplumsal yapılanmanın bütün elemanları iki ana grupta toplanır. Ekonomik ilişkiler ve bunlar etrafında biçimlenen üretim ilişkilerini oluşturan maddi unsurlar grubuna altyapı,
Toplumun din, hukuk, siyaset, sanat ve felsefe gibi düşünsel etkinlik veya kurumlarına da üstyapı adı verilir. Üstyapı toplumsal altyapının bir yansımasıdır. Herhangi bir toplumda üretim ne tarzda gerçekleştiriliyor, üretim ilişkileri nasıl şekilleniyorsa ve bu ilişkilerde hangi güç ve sınıflar egemen durumundaysa, üstyapıyı oluşturan unsurlar da bunların özelliklerini gösterirler. Bu nedenle her toplumda egemen olan düşünceler, egemen sınıfın düşünceleridir.Sınıflı toplumlarda altyapıyla üstyapı arasında uzlaşmaz çelişkiler bulunur. Tarihsel olarak belirlenmiş bir üretim sistemi içindeki yerlerine, üretim araçları ile olan ilişkilerine, emeğin toplumsal örgütlenmesinde oynadıkları rollere ve dolayısıyla toplumsal zenginlikten aldıkları payın büyüklüğüne ve bu payı alırken kullandıkları yollara göre konumlanan büyük insan gruplarına sınıf denir. Çıkarları arasında bir birlik olmadığı ve bu birliğin topluluk yaratmaması nedeniyle küçük toprak sahibi köylüler modern bir sosyal sınıf değildir. Çünkü aralarında yalnızca yerel bir bağ bulunur ve siyasi bir örgütlenme de oluşturmazlar. Bu genel tanımlamaların ışığında, sınıf kavramının belirleyici özelliklerinden ayrı olarak “Kendisi için sınıf” ve “Kendiliğinden sınıf” kavramları da vardır. Kendisi için sınıf: Kendi sınıf çıkarlarının bilincine varan ve buna uygun bir örgütlenme içine giren bağımsız sınıf tavrı sergileyebilme kapasitesine sahip olan sınıftır. ( Proletarya ve burjuvazi) Kendiliğinden sınıf: Gerçek sınıf çıkarlarının bilincine varmayan buna uygun bir örgütlenme geliştirmeyen sınıftır. ( küçük burjuvazi ve lümpen proletarya) Bir sınıf olarak proletarya’nın burjuvaziye karşı yürüttüğü mücadele ana hatları ile üç noktada toplanır. 1- Ekonomik mücadele: Bu mücadele, kapitalist sistem içinde ekonomik durumu düzeltmek amacı vardır. Ağırlıklı olarak yaşam koşullarının iyileştirilmesi, ücretlerin arttırılması ve işkollarının daha sağlıklı olması hedeflenir. İşçi sınıfı ekonomik mücadeleyi sendikalar aracılığıyla yürütür. 2-Politik Mücadele: Bir sınıf olarak Proletarya’nın burjuva devletinin yerine kendi devletini kuruncaya kadar gösterdiği mücadele şeklidir. Gösteriler, grevler bu tür mücadele şeklinin yöntemleridir. İşçi sınıfı politik mücadele yolu ile sömürünün ortadan kaldırmayı hedefler. Bu mücadele şekli ise işçi sınıfının kendi devrimci partisinde yürütülür. 3- İdeolojik Mücadele: İşçi sınıfının ekonomik ve politik mücadelesini birleştirerek hayatın her alanında burjuvaziye karşı vereceği mücadele şeklidir. Bu mücadele şekli toplumsal dinamikler üzerinde hegemonya kurma ve proleter devrime ikna ve ittifak geliştirme temelinde yürütülür.
Emek ve Yabancılaşmış Emek nedir?
Üretim tarzı nedir?
Materyalizm ve Diyalektik nedir?
Alt yapı ve üst yapı nedir?
SINIF nedir?
| Bu
sitede harici kaynak gösterilmeden yayınlanan her
türlü yazı, resim, fotoğraf, ses, görüntü ve
materyalin izinsiz olarak ve kaynak girilmeden kopyalanması veya alıntılanması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa aykırıdır. |