EKİN
Siyaset, Bilim ve Kültür-Sanat Dergisi


Kapak | EKİN'den İşçi Günlüğü | Kültür-Sanat | Dünyadan

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İŞÇİ GÜNLÜĞÜ

 

 

İşçilerin sendikalaşma oranı yüzde 6,51 / Can Şafak

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ocak ayı istatistikleri yayınlandı. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu gereğince Bakanlık tarafından düzenlenen ve Resmi Gazete’de yayımlanan işkollarındaki işçi sayıları ve sendikaların üye sayılarına ilişkin Tebliğ’e göre Türkiye’de çalışan toplam işçi sayısı 5.349.828, sendikalı işçi sayısı 3.137.819 ve sendikalaşma oranı da yüzde 58,65.

Bu sayıların aslında bir istatistik değeri bulunmuyor. Bakanlık istatistikleri Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından ciddiye alınmıyor. Uluslar arası planda, ülkelerdeki sendikalaşma oranını gösteren karşılaştırmalı tablolarda kullanılmıyor. Bakanlık istatistikleri hiçbir bilimsel amaç, çaba ya da kaygı da içermiyor. Bakanlık istatistikleri, sendika yasalarının antidemokratik hükümleri gereği hangi sendikaların yüzde 10 barajını aştıklarını yani hangi sendikaların toplu sözleşme yapmalarına devlet tarafından izin verildiğini açıklanıyor. Bakanlık istatistikleri bütünüyle siyasi amaçlarla hazırlanan ve gerçekle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan sayılar yığınıdır.

Oysa istatistik her alanda olduğu gibi sendika hareketi açısından da çok önemli… Farklı bazlarda bulunan/çıkarılan sonuçlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmenin, bilinen güven dereceleriyle örneklerden elde edilen sonuçları genelleyebilmenin, trendleri anlayabilmenin, tarihi gözlemleyerek geleceğe ilişkin tahmin yapabilmenin ilkelerini, imkânlarını sunar. Dünya’da sendika hareketinin hali hazırdaki durumunun ve tarih içindeki gelişiminin tespiti bakımından önemli verilerden biri de sendikalaşma oranıdır.

Türkiye’de sendikalaşma oranını ortaya koyan bilimsel veriler yoktur ama çeşitli kurumlarca farklı amaçlarla açıklanan sayılardan yararlanan kimi tahminler de yapılabilmektedir. Sendikalaşma oranının toplu pazarlık kapsamındaki işçi sayısından izlenmesi/tahmin edilmesi en gerçekçi yollardan biri olarak kabul edilmektedir.

Bakanlığın 2007 yılına ait verileri içeren ve 2008 yılı Temmuz’unda yayınladığı “Çalışma Hayatı İstatistikleri” 28.05.2008 tarihi itibariyle yürürlükte olan veya hizmet akdine dönüşen tüm toplu iş sözleşmelerinin işkollarına göre dağılımını vermektedir. Toplam sayılara baktığımızda, tüm toplu iş sözleşmelerinin kapsamındaki işçilerin sayısı 1.351.378’dir ve sendika üye aidatı ödeyenlerin sayısı 849.367, dayanışma aidatı ödeyenlerin sayısı ise 282.568’dir. Yani toplu iş sözleşmeleri kapsamında sendikalara toplam 849.367 işçi üyelik aidatı ödemektedir. Bu sayı aktif/fiili sendika üyelerinin sayısının tespitinde önemli bir göstergedir.

Bakanlık istatistiklerinde Türkiye’de toplam 5.414.423 işçi çalıştığı açıklanmaktadır ki bu sayı ile Bakanlığa bağlı Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı olan ve Kurumca açıklanan sayı arasında hiçbir ilişki kurulamamaktadır. SGK’nun açıkladığı hizmet akdi ile çalışan kayıtlı sigortalıların (isteğe bağlı ve topluluk sigortası dâhil) sayısı gerçekte, 10.376.942’dir. Bu noktada sendikalı işçilerin, hizmet akdi ile çalışan kayıtlı sendikalaşabilir işçilere oranı yüzde 8,19’dur. Kayıt dışı çalışanların sayılarının tespitinde elimizdeki veri Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan istihdam sayılarıdır. TÜİK’in aynı döneme ilişkin, 2008 Mayıs verilerinde toplam ücretli sayısının (ücretli ve yevmiyeli olarak) 13.038.000 olduğu ve 3.472.000 işçinin kayıt dışı olarak çalıştırıldığı açıklanmaktadır. Toplam istihdam içinde kayıt dışı istihdam yüzde 45,4 olmasına rağmen, bu oran ücretli ve yevmiyeli kesim için yüzde 26,6’dır.

849.367 olan toplu pazarlık kapsamında ve sendikalara aidat ödeyen işçiklerin sayısının 13.038.000 olan toplam işçi sayısına bölünmesi yaklaşık olarak sendikalaşma oranını vermektedir. Bu oran 2008 Mayıs’ı itibariyle yüzde 6,51’dir.

Bunun anlamı, Türkiye’de bugün faaliyet gösteren sendikalardan hemen hiçbirinin toplu pazarlık yapma, toplu sözleşme imzalama yetkisinin bulunmadığıdır. Ve bugün sendikalar kapılarına kilit vurmuyorlarsa bu, siyasetin gereğidir.

Not: Elbette sendikalaşma oranının saptanmasında sadece hizmet akdi ile çalışanların değil, kamu çalışanları da dâhil olmak üzere ücretli/maaşlı çalışanların tamamının dikkate alınması ve işçi sendikaları yanında kamu çalışanlarının örgütlü oldukları memur sendikalarının da dikkate alınması gerekir. Bakanlığın istatistikleri bu noktada da tartışmaya açıktır.

Kaynak: sendika org.

 

Burası Çiçek Tersanesi

Kadrolu işçilerle birlikte ortalama 800 işçi her sabah tersanenin kapısında giriş kartlarını basmak için sıra oluştururlar. Tersaneden içeri adımınızı attığınızda her adımınız izleniyordur artık. Siz pek farkına varmazsınız ama; tersanenin atölye giriş çıkışlarında, atölye içerisinde, lavobo karşısında, işçilerin soyunma odalarının bulunduğu bölümün çeşitli yerlerine ustaca gizlenen kamerelarla sürekli izlenirsiniz. Taşeron firmalarda çalışan işçiler kirli, paslı, yırtık tulum ve iş elbiseleriyle çalışma bölümlerine doğru hızla ilerlerler. Kimisi Kürt, kimisi Laz, kimisi Urfa’dan, Muş’dan, Trabzon’dan geride tüm sevdiklerini bırakarak İstanbul’da ekmek parası bulmaya gelen işçiler.

Çelik levhaların kesimlerinin yapıldığı ve CNC tezgahlarının bulunduğu yere ve atölyeye. Atölye bölümünde ön imalat yapılıyor. Ön imalattan çıkan gemi parçaları ise monte edilmek üzere kızağa çekiliyor.

Çiçek Tersanesi bir arı kovanına dönüşür. Bir taraftan kulakları sağır edercesine ses çıkartan yüzlerce çekiç sesi, bir taraftan 400 tonluk 2 tane vincin çıkardığı gürültü, bir taraftan kaynak, aspiratör, taş motorlarının sesleri ve tonlarca ağırlığındaki demir parçalarının birbirine vurduğunda çıkarttığı sesler. Ve işçilerin tüm bu seslerin üzerlerine çıkan gür sesleri, bağrışları, haykırışları.

“Bir sana, bir de sabah uykusuna…”

Her metresinde 2-3 tane kaçak olan kablolar, ve adi şalama hortumları, ve maske diye takılan sarı bez parçaları, ve 70-80 tonluk dablumbotların yüzlerce işçinin üstünden geçmesi. Toz duman, koşuşturmaca, telaş, ter, pas, yağ. Atölyeden gür ve ezgili fakat ortama yabancı hoş bir ses yankılanır: “Herkes sevdiğine boyun eğmeli”. Bu Toka Gemi firmasında çalışan neşeli bir montajcıya aittir. Yanınızdan boru atölyesine ait olan 4 tekerli el arabası geçer, üzerinde işçilerin eciş- bücüş yazdıkları yazıya, “Bir sana, bir de sabah uykusuna hasret kaldım”a gözünüz takılır gülümsersiniz.

Kaynakçılar kaynaklarını yapıyor, taşçılar taşlanması gereken yerleri en ücra deliklere girerek toz-pas içerisinde taş yapıyor, temizlikçiler tüm tersanenin arta kalan atık demirlerini bir tarafa yığıyorlar ve akşam yapılan raspaların etrafa sactığı neredeyse 40-45 santim kalınlığındakı raspa tozunu süpürerek temizliyorlar, montajcılar en ufak parçadan başlayarak en büyük parçaya kadar çelik levhaları birleştiriyor; kollektif olarak koca koca gemileri inşa ediyorlar. Tersanenin yüksek bir yerinden baktığınızda kimin ne yaptığını bu karmaşa içerisinde kestirebilmenin olanağı yoktur, ama her kes yapacağı işi bilir ve gemi parçaları teker teker oluşturulur.

Bir sigara içimi…

Önünüzden bir sedye geçer, içinde baygın ve kanlar içinde yatan bir işçi görür ve bir sigara tellendirirsiniz geride bıraktığınız sevdiklerinizi düşünerek. Sonra işçilerin telaş ve bağrışlar içerisinde bir tarafa doğru koşuşturduğunun farkına varırsınız, yine bir iş kazasıdır. Bir kaynakçı 20-25 metreden aşagıya düşüp dar bir yere sıkışmıştır ve hep birlikte onu çıkartmaya çalışırsınız. Ambulans acı acı bağırarak gelir işçiyi alır götürür ve sanki önceden anlaşma yapmışcasına bütün işçilerin elleri sigara paketlerine uzanır, derin nefesler ve nefret dolu bakışlarla işin başına dönülür. Bu duruma kendince tepki gösteren işçiler de olur, bazan sinirden ve çaresizlikten kendi için çok değerli olan cep telefonunu yere firlatarak parçalar, bazen bağıra çağıra küfür eden bir işçi sanki sesini yandaki yetkililere duyurmak ister, bazen ise tepki çaresizlik olur ve gözyaşları boşalır kimsecikler görmeden. Fakat çoğunlukla hiç ses çıkmaz, sadece gözlerdeki nefret ve kin dolu kıvılcımlar konuşur. İşçiler bilirler aynı ‘kaza’nın kendi başlarına da geleceğini, hatta belki de yarın bir ‘kaza’ sonucu ölebileceklerini; ama yine de çaresizcesine alırlar çekiclerini, kaynaklarını, taş motorlarını ellerine ve küfürler savura savura “Biz burada tesadüfen yaşıyoruz” diyerek devam ederler işlerine…

Bir yudum çay, azıcık kestirebilmek…

Beklenen an gelmiştir, öğle yemeği için kuyruklar oluşmaya başlar. Dev bir çöp varilinin yemekhane kapısında durması doğallaşmıştır sanki. Yemekhanenin sağlıksız tüm koşulları aç olan işçilerin umrunda bile değildir. Sadece hızlıca yemeklerin yenerek çay içip biraz olsun dinlenebilmek için kestirme yarışıdır kaşık sallamak. Sonra tersanenin çeşitli yerlerinde uykuya dalan yüzlerce işçiye gözünüz ilişir. Yatılan yerin önemi yoktur, bu yer bazen boş bulunan bir kaldırım üstü, bazen soyunma odalarının karşısında yer olan beton alan, bazen de soyunma odalarındaki masa üstleri olur. Bir çok tersanede olduğu gibi çiçek tersanesinde de çaylar 8-9 işçinin biraraya gelerek aldıkları bir ketıl veya semaver sayesinde içilir. Her tarafta öbekleşen işçileri görürsünüz ketılların başında oturup çaylarını yudumlarken. Bu gurupların oluşumu genelde yapılan işe göre ayrılır. Montajcılar ve montajcı yardımcıları farklı, kaynakçılar farklı çay ekipleri oluştururlar. Taşçı ve temizlikçiler genel olarak hiç bir grupta yer almazlar ve kendi içlerinde de çay grubu oluşturmazlar.

Davlumbotta emek, anılar, kan…

Kahrolası çalışma saati gelmiştir artık ve ağır ağır çekiç sesleri duyulmaya başlar ve yine toz duman, telaş, koşuşturmaca, ter, pas, işçi sesleri…

Günlerce ter dökülen 60 ton ağırlığındaki davlumbot bitmiştir ve monte edilmek için kızağa doğru ağır ağır hareket ediyordur vincin yardımıyla. Bütün gözler insanı büyüleyen bu dev parçadadır şimdi. İşçiler hayranlıkla seyre dalarlar bu devin ağır ağır ilerleyişini, o parçayı montajcısıyla, kaynakçısıyla, taşçısıyla, mühendisiyle ve temizlikçisiyle işçiler yapmıştır. O dev parçanın içinde birçok işçinin anıları vardır, kan vardır. İşçi Sezgi’nin ve Hüseyin’in şalama hortumunun patlamasıyla vücutlarını eriten kavurucu sıcaklığının esintisi değiyordur devi seyre dalan işçilerin suratlarına…

Sabunla değil, küfürle

Bedenlerinin tüm yorgunluğuna rağmen adımlar hızlanır, binlerce adım lavoboya doğru koşuşturur. Paydos zamanı gelmiştir, 3-4 kez sabunla yıkanmasına rağmen kirin vücutlardan çıkmadığı lavabo başında tüm yorgunluğa rağmen şakalar yapılır, kısa kovalamacalar, hatta şakayla karışık küfürler savrulur. Bazen bu küfürler ciddiye dönüşür sabunların bitmiş olduğu göründüğünde.

Gün, mesaide kalan işçiler dışında bitmiştir. Geride onlarca ‘iş kazası’ , kan ter, acı, çaresizlik, öfke ve ömürden koca bir gün bırakılarak kartlar basılır çıkış kapısında…

Çiçek tersanesinde çalışan bir işçi

Kaynak: Tersane İşçi Kurulu.

 

İşçinin çayı patronun çenesini yoruyor – Mustafa Eberliköse


Kendi yarattıkları sistemi kontrol altına alamayıp, krizden krize sürükleyen patronların, işçilere yönelik ‘ali cengiz oyunları’ devam ediyor. İşçilerin ücretten çalışmaya birçok hakkına göz diken patronlar, her gün yeni bir oyunun başrolündeler.

Krizi arkalarına alan patronlar esnek çalışma koşullarını daha da derinleştirme çabasında. İşçilerin kendilerini yeniden üretebilmeleri için gerekli olan tüm alanlara saldırılarını sürdüren patronlar “özveriyi” sadece işçilerden istiyor.

İşçilerin ise bu ‘ali cengiz oyunları’ karşısında artık sabırları tükenmek üzere.
Üretimine 20 gün ara veren Ford Otosan, 11 Ocak’ta üretime yeni bir uygulama ile başladı. Haziran ayına kadar 5 bin 500 Ford Otosan çalışanı ayda 10 gün çalışıp 20 gün izinli olacak. Bunun karşılığı olarak da ücretlerinde kesintiye gidilecek. Uygulamaya göre bir işçinin eline yaklaşık 400 ya da 450 TL geçecek. Oysa Türk-İş ve DİSK’e bağlı sendikalar açlık sınırını 740 TL olarak hesaplamıştı.

Peki açlık sınırının altında bir ücrete mahkum edilen Ford Otosan işçisi ne diyor bu duruma?

Ford Otosan’da çalışan bir işçi, gazetelere verdiği demeçte şunları söylüyor: “Fabrika o kadar kar ediyor, rekorlar kırıyor. Biraz satış düştü diye fatura işçiye kesilmeye çalışılıyor. Ayda sadece 10 gün çalışan bir işçinin evini geçindirmesinin mümkün değil. Artık, ölüm kalım savaşı veriyoruz. Eline 400-450 lira para geçen bir işçi kira mı ödesin, karnını mı doyursun?.. Sabrımız tükeniyor artık. İşçi patlamaya hazır bomba gibi”.

İşçi arkadaşım hiç haksız değil söylediklerinde. Çünkü Ford Otosan 2008’in ilk altı ayında 299 milyon TL net kar ederek rekor kırdı. İhracat şampiyonu Ford Otosan’ın cirosu 4 milyar TL.

Egemenlerin kendi yasalarıyla belirledikleri asgari ücretin bile altında bir ücrete mahkum edilen işçiler, yeni ve daha ileri bir Tezcan, Sinter yaratırsa haksız sayılırlar mı?

Doğtaş Mobilya’nın patronu Davut Doğan işçi çıkarmamanın yolunu keşfetmiş ve hevesle anlatıyor: “Ben bu kriz durumuyla ilgili olarak personele bir konuşma yaptım ve çay ocaklarının kapatılabileceğini duyurdum. ‘Çaylar şirketten dönemine son verebiliriz’ diye söyledim. Çünkü baktığınızda şirketin sadece çay giderleri bile yılda 150 bin lirayı bulabiliyor. Bu da 15 personelin maaşına eşit bir rakama denk geliyor. Yani biz gerekirse 15 kişiyi işten çıkarmayız, ama şirketteki çay ocaklarını kapayabiliriz”

Bre adam!

Diyelim ki sizin dayattığınız gibi bu krizden çıkmak için tasarruf yapmamız gerekiyor, o zaman sen hiç kendi oturduğun sofraya konulan menüde kısıntıya gittin mi? Ya da bindiğin lüks otomobilinin sadece yaktığı benzin, kaç işçinin ücretine denk, hesapladın mı hiç?

Patronlar lükslerinden, sefalarından, servetlerinden, birikimlerinden vazgeçmemek için işçilerin karnının doymasından, başını sokacak bir ev bulabilmesinden, çocuğunu okuluna yollamasından, sağlıklı beslenmesinden, hastalandığında tedavi olabilmesinden vazgeçmesini istiyorlar.

Ey işçi arkadaşlar!

Patronların ‘ali cengiz oyunlarına’ gelmeyelim. Az çalışmaya evet ama tam ücretle diyelim, çayımızdan fedakarlık isteyenlere banka hesaplarını, tahvillerini, bonolarını, yatlarını, villalarını hatırlatalım!

kaynak: sendika org
 

İşçilerden Sinter patronu hakkında suç duyurusu

Birleşik Metal-İş Sendikası'na üye oldukları için işten atılan Sinter Metal işçileri, bugün Dudullu'da bulunan İMES Sanayi Sitesi önünden Ümraniye Adliyesi'ne yürüdü. İşçiler, Sinter Metal patronu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Sinter Metal Fabrikası önünde haftalardır direnişlerini sürdüren Birleşik Metal-İş üyesi işçiler, Ümraniye Adliyesi'ne yürüyüş düzenledi. İşçiler, “İşimizi istiyoruz” yazılı pankart açtı. “Sinter Metal patronu tutuklansın” sloganı atarak yağmura rağmen, Ümraniye Adliyesi'ne kadar yürüdü. Adliye önünde yapılmak istenen basın açıklamasına polis engel oldu. Bunun üzerine işçiler, Adliye sokağının başında açıklama yaptı.

Birleşik Metal-İş Örgütlenme Genel Sekreteri Özkan Atar, Sinter patronunun 380 işçiyi sendikaya üye oldukları için işten attığını hatırlattı. Sendikalı olmanın işçilerin anayasal hakları olduğunu söyleyen Atar “Buna rağmen bazı işverenler hukuk tanımıyor ve yasaları çiğniyor” diye konuştu. Atar, patronun işçileri sadece kapı önüne koymakla kalmadığını belirtti. İş Yasası'nın 17. maddesine uymayarak işçilere kıdem ve ihbar tazminatlarını ödemediğini söyledi. Atar, patronun, yıllarca sigortasız ve eksik ücretle çalıştırdığı işçilerin haklarını aramasına tahammül edemediğini belirtti. Patronun bu tavrı nedeniyle işçilerin İşsizlik Fonu'ndan yararlanamadıklarını ifade etti.

Benzer uygulamalarını aynı bölgedeki Gürsaş AŞ işyerinde de yaşadıklarını dile getiren Atar, Gürsaş patronunun sendikalı işçileri işten atmaya başladığına dikkat çekti. Gürsaş patronununun da sendikal hakları yok etmeye çalıştığını belirtti. Atar, işçilerin sendika düşmanlığına karşı mücadele ettiklerini söyledi.

Atar, Sinter işçilerinin hukuksuzluğa karşı işe iade davaları açtıklarını ifade etti. “İstanbul milletvekilleri ile de görüştük” diyen Atar, 27 Ocak günü Meclis'e gideceklerini belirtti. “Sesimizi oradan da duyuracağız” diye konuştu. İşçiler ve aileleriyle yarın Kartal'da yürüyüş düzenleyeceklerini belirten Atar, tüm emek dostlarını 28 Ocak'ta yapacakları Dayanışma Gecesi'ne beklediklerini söyledi.

Açıklamanın ardından Sinter Metal patronu hakkında Ümraniye Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Eylemde sık sık “Biz haklıyız biz kazanacağız”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek”, “Davamız ekmek davasıdır” sloganları atıldı.

Kaynak:atılım org

 

Devlet Yardımı İle Zehirleniyoruz - Çevre Mühendisleri Odası

Bir taraftan Bakanlar Kurulunun kararıyla Kömür İşletmeleri Kurumu’nun 2.084.741 aileye ücretsiz olarak toplam 1.744.170 ton kömür dağıtması, diğer taraftan doğalgaza yapılan yüzde 82'lik zam nedeniyle halkın soba kullanımına yönelmesi, özellikle büyük kentleri geçmişte yaşadığı hava kirliliği tehlikesi ile yeniden karşı karşıya getirdi.

Hava kirliliği, havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zararlı olabilecek miktar ve sürede bulunmasıdır. Hava kirliliğinin etki şekli ve derecesi; yaş, dayanıklılık gibi kişisel faktörlere bağlı olmakla beraber kirleticilere maruz kalma süresi oldukça büyük önem taşımaktadır. Bazı kirleticilere yüksek konsantrasyonda kısa sürede maruz kalınma ile olumsuz etki oluşurken, diğer bazı kirleticiler düşük konsantrasyonda ve uzun sürede insanlarda ölümcül sonuç doğurabilmektedir. Ülkemizde hava kirliliği doğal gaz kullanımının yaygınlaşmasından önceki yıllarda özellikle kış aylarında insan yaşamını tehdit edebilecek boyutlara ulaşmıştı.

Ülkemizde hava kirliliğinin başlıca sebepleri ısınma, sanayi ve motorlu taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliği olarak sıralanabilir. Isınma amaçlı düşük kalitede ve kükürt oranı yüksek kömür kullanımı, yakma tekniklerinin doğru uygulanmaması, merkezi ısıtma yerine bireysel ve verimsiz ısıtma yöntemlerinin tercih edilmesi hava kirliliğine neden olmaktadır. Sanayide özellikle hammadde ve enerji üretimi yapan işletmelerinde yeterli yatırımların yapılmamasından dolayı verimsiz yakma sistemlerinin kullanılması, düşük kalorili kömür kullanımı ve baca filtresi benzeri arıtma önlemlerinin alınmamış olması hava kirliliğine yol açmaktadır. Karayoluna dayalı ulaşım politikaları nedeniyle hızla artan motorlu taşıt sayısı, toplu ulaşıma dönük yatırım eksikliği, egzoz gazı denetim ve yaptırımlarının yetersizliği hava kirliliğinde önemli bir etkendir.

Türkiye’nin sahip olduğu en bol fosil kaynaklı yakıt, düşük-kaliteli ve yüksek derecede kirlenmeye yol açan linyittir. Kömür kalitesi dendiğinde akla ilk gelen; kömürün kalorilik değeri, kül, kükürt, nem içeriği ve is yapma özelliği (uçucu madde) dir. Kömürün kalitesi uğradığı metamorfizma ile doğru orantılı olarak değişir ve linyitten antrasite doğru oksijen ve hidrojen içeriğinin azalması, karbon içeriğinin ve alt ısı değerinin yükselmesi olarak gözlenir. Linyitin yakılmasıyla yüksek miktarlarda oluşan kükürt dioksit (SO2), azot oksitler (NOx), karbon monoksit (CO), Ozon (O3), hidrokarbonlar, partiküler madde (PM) başlıca hava kirliliği kaynaklarıdır. Yanma gazları ile atmosfere atılan bu kirleticiler, güneş ışığının etkisiyle veya atmosferde bulunan diğer bileşiklerle tepkimeye girerek; ozon, aerosol, nitrat, nitrit ve çeşitli asitler gibi ikincil kirleticileri de oluşturmaktadırlar. Bu kirleticilerin doğal dengeye ve çevreye etkisi ise asit yağmuru ve atmosferdeki CO2 artışı gibi iki noktada önem kazanmaktadır.

26 Mayıs 2005 tarihli Hava Kirliliği Kontrolü hakkındaki Genelgeye göre, dar gelirli ailelere kömür dağıtılması hususu ile ilgili olarak İl Mahalli Çevre Kurullarınca, hava kirliliği mücadelesi ve uygulamada birlikteliğin sağlanması amacıyla kömürler vatandaşa dağıtılırken; başta il ve ilçelerin kirlilik derecelerine göre özellikleri belirlenmiş kömürlerin dağıtılması olmak üzere Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği’nde belirlenen hususlara önem verilmesi ve bu kömürlerin de hava kirliliği yaratmayacak bölgelerde (özellikle beldelerde, köylerde) kullanımının sağlanmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Bakanlık tarafından yapılan sınıflandırmada İstanbul bütün merkez ve diğer ilçeleriyle I. Grup Kirli İlçeler statüsünde yer aldığı halde, geçtiğimiz yıl 120 bin ton kömür dağıtımı yapan İstanbul Valiliği, bu yıl da 130 bin ton kömür dağıtımı yapılmasını kararlaştırmıştır. Ancak doğal gaz şebekesi olmasına rağmen kömürün bedava dağıtılması nedeniyle soba kullanımındaki artış, İstanbul'da bu kış özellikle akşam saatlerinde keskin kömür kokusu hissedilmesine neden olmuştur.

İyi kalite kömürde kükürt oranının binde 5 olması gerekirken ve Isınmadan Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrolü yönetmeliğinde yerli kömür için bu oran maksimum yüzde 2 olarak sınırlandırılmış iken, Ankara'da bedava dağıtılan kömürlerin kükürt oranının yüzde 2.5 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Ankara’da bazı semtlerde azot dioksit oranlarının sınırların üstünde olduğu gözlenmiştir. Bu tespitler dağıtılan kömürlerin kalitesizliğini doğrular niteliktedir.

AKP iktidarı, yaptığı doğal gaz zamları ile çaresiz bıraktığı halkı dağıttığı kömürü kullanmaya mecbur ediyor, kömür yardımı kandırmacasıyla yaklaşan yerel seçimlerde oyunu kazanmaya çalıştığı halkı temiz havadan mahrum ediyor. Oysaki amaç halka fayda sağlamak olsaydı doğal gaz yardımı yapması beklenen iktidar aksine çok yüksek doğal gaz zamlarıyla halkı hava kirliliğine neden olduğu bilinen bir gerçek olan kömür kullanımına teşvik etmektedir.

Enerji tüketimimizin büyük kısmının dışa bağımlı doğalgazdan karşılanması, doğalgaz ve termik santrallere dönük yatırım planlarının yapılması ülkemiz için sürdürülebilir değildir. Bu nedenle öncelikle yapılması gereken enerji yatırımlarının yenilebilir enerji kaynaklarına dönük yapılandırılmasıdır. Atmosferdeki karbon miktarını artırıp sera etkisiyle dünyanın ısınmasına katkıda bulunan fosil yakıt kullanımı aşamalı olarak terk edilmeli, temiz üretim teknolojileri ile ileri yakma sistemlerinin kullanımını zorunlu kılınmalıdır.

Ayrıca enerjinin verimli kullanımına dönük çalışmalar yapılmalı, binalarda ısı yalıtımı ve tasarrufuna yönelik yatırımlar teşvik edilmelidir. Sanayi denetimleri etkinleştirilmeli yakma sistemlerindeki yanma verimliliğinin artırılması ve baca filtrelerinin kurulması için gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Ulaşımda yeni karayolu ve köprü yapımlarına değil raylı sistemlere öncelik verilmeli, kentlerde yeşil alanlar yaygınlaştırılarak hava kirliliğini soğuracak alanlar artırılmalıdır.

TMMOB ÇMO İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu

Kaynak: Halkevleri