Kambriyen Patlaması / Ömer MEREV

01 February 2007 yazar dergi

 

 

 

Yeryüzü tarihi incelenirken daha anlaşılabilir olması nedeniyle birtakım zaman dilimlerine ayrılarak değerlendirilir. Kuşkusuz, milyarlarca yıllık zaman dilimlerini kesin sınırları ile belirlemek olanaksız olsa da, genel çizgiler içinde yapılan bu tanımlamalar önemli anlatım ve anlaşma kolaylıkları vermektedir.Ayrıca, bilimin ilerlemesine paralel olarak, geçmiş dönemleri kesine yakın bir şekilde tarihlendirme yöntemlerinin geliştirilmesi, inorganik ve organik oluşumlara dayanan zamanlamalar konusunda daha ayrıntılı çalışmaların da yapılabilmesine olanak vermektedir. Buna göre, milyonlarca yıllık dönemlere ilişkin yapılan araştırmalarla zamanın canlılığı başta olmak üzere, yerkabuğunun gelişim evreleri, kara ve deniz dağılımı, atmosfer bileşimi, mineralleşmeler…gibi pek çok özellikler somut ve oldukça ayrıntılı bir şekilde yapılabilmektedir.Buna göre jeolojik bölümlemeler devir, zaman, dönem ve bölüm gibi parçalara ayrılsa da, yeryüzü tarihini genel hatlarıyla ilk zamanlar ve yerbilimsel zamanlar olarak iki ayrı devreye ayırmak mümkündür. Yazıyaz derginin dört ve beşinci sayılarında anlatılmaya çalışılan “Canlılığın Oluşumu” ve “Canlılığın Gelişimi: Küçüklerin Dünyası” konuları ilk zamanları kapsamaktadır. Yerkabuğunun soğuduğu, sertleştiği ve hakkında çok da fazla bir şey bilmediğimiz ilk beşyüz yıl sonra ortaya çıkan ilkel canlılığın ve onu izleyen genellikle tek hücreli bir yaşam biçiminin egemen olduğu yaklaşık dört milyar yıllık bir zaman dilimidir bu. Bunu izleyen ve yaklaşık beşyüz elli milyon yıllık dönem ise yerbilimsel zamanlar olarak nitelendirilir.

 

 

Yerbilimsel zamanlar birinci jeolojik zaman-paleozoik’le başlar.Paleozoik zaman birtakım devirlere ayrılsa da ilki ve en önemlisi kambriyendir. Günümüzden 545 milyon yıl önce başlayıp, 490 milyon yıl önce sona erdiği tahmin edilmektedir. Erken Kambriyen ( 542-513 milyon yıl önce), Orta kambriyen ( 513- 501 milyon yıl önce ) ve Geç Kambriyen ( 501-490 milyon yıl önce ) olarak üç döneme ayrılarak incelenmektedir.Kambriyen fosillerinin yorumlanması ve kendisinden önceki ve sonraki dönemlerle karşılaştırılması pek çok yönden tartışmaları da beraberinde getirmektedir.Bugünün canlılığının temel anatomik yapılarının önemli bir kısmı, günümüzden geriye doğru gidildiğinde yaklaşık 540 milyon yıl öncesine, kambriyen dönemine tarihlenir. Ondan önceki yaklaşık dört milyarlık bir zaman tam bir dinginlik görüntüsündedir. Kambriyen dönem, canlılığın birdenbire ortaya çıktığı, birdenbire patladığı bir dönemdir sanki. Bugünün timsah, salyangoz, yengeç türlerinin ilk öncülleri sayılabilecek olan trilobitler, çeşitli deniz yumuşakçaları, deniz yıldızları, deniz kestaneleri ayrıca midye ve istiridye gibi sert kabuklular bu dönemin etkin ve gelişmiş bir canlılığıdır.Yaşam sanki üç buçuk milyar yıl boyunca öylece beklemiş ve sonra, yaklaşık 540 milyon yıl önce birdenbire ortaya çıkmıştı.

Kambriyen dönemimin en çok rastlanan fosilleri Brachiopoda ve Trilobitlerdir. Brachiopodalar dış görünüşleriyle midyelere benzerler. Ergin dönemde vücutları sap ya da bir kabukla yere bağlıdır. Yaklaşık 280 yaşayan türü ve 30.000 ise fosil türü bilinmektedir. Dallı bacaklılardan, iki kabuklu ve plantkon yiyen canlılardandır.Trilobitler ( deniz böcekleri ) ise, ilk kez Erken Kambriyen patlaması olarak da bilinen dönemde ortaya çıkmışlardır. Sonra yaklaşık 300 milyon sonraki permiyen döneminde ortadan kalkmışlardır.Yaşadıkları bu uzun dönem boyunca hem kambriyen ve hem de ondan sonraki devoniyen devirlerinin okyanus ve denizlerinde olabildiğince çoğaldılar Bugüne kadar beş bine yakın cinsi ve altmış bin kadar da türü toplanabilmiştir. Fosillerine hala kambriyen tortullarında rastlanılmaktadır..Baş, gövde ve kuyruk gibi üç kısımlı bir vücut planı vardır. Trilobit ismi de buradan gelir. Ortalama büyüklüğü altı santim olmasına karşın onbeş yirmi santim olanlarına da rastlanılmaktadır.Bunlar, bacaklara,solungaçlara,sinir sistemlerine ve nispeten gelişmiş gözlere sahiptiler. Kireçtaşından oluşmuş bu gözler bilinen ilk görme sistemleriydi.Trilobitler ondokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar bilinen tek kompleks yaşam formu olarak kaldılar..Kambriyen döneminin iki önemli faunası Burges Şeyl’i ve Chengjiang faunasıdır.

1909 yılında Charles Doolittle Walcott adında bir paleontolog Kanada Kayalık Dağları’nda, deniz seviyesinden 2.440 m. yükseklikte, adına Burgess Tepeleri denilen yerde bir fosil yatağı buldu. Daha sonra Burgess Şeyl’i olarak anılacak olan bölge o zamana kadar hiç karşılaşılmamış kompleks yaşamın eşi benzeri görülmemiş örnekleriyle doluydu. Bu fosillerden bazıları kabuklu, bazıları kabuksuzdu. Bazıları gözlü, bazıları gözsüzdü. Çeşitlilik olağanüstüydü. Bir değerlendirmeye göre yüzelliye yakın tür içeriyordu. Walcot burada topladığı yaklaşık seksen bin örneği Washington’a getirmişti. Edindiği izlenimleri günlüklerine aktarırken Burges Şeyl’ini oldukça abartılı ifadelerle tanımlamaya çalışmıştı. Walcot’un 1927 yılında ölmesiyle Burges fosilleri de unutulmuştu.1973 yılında Cambridge Üniversitesi’nden Simon Conway Morris adında bir mastır öğrencisi, Amerikan Doğa Tarihi Müzesinde bulunan bu koleksiyonu ziyaret ettiğinde şaşkınlık geçiriyordu. Örnekler Walcot’un açıkladığından çok daha çeşitliydi. En önemli özellik ise buradaki fosillerde anatomik yapı olarak Walcot’un aktardıklarından çok daha önemli farklılıklar olduğuydu. Morris arkadaşı Derek Briggs’le birlikte bütün fosilleri yeniden elden geçirdi. Bir kaç yıl süren bu çalışmalardan sonra Burges fosillerinin kendisinden önce ya da sonra görülmüş organizmalarla benzerlik taşımasına rağmen oldukça “değişik” olduklarının da altı çiziliyordu. Aralarında beş gözlü olanlar vardı. Bazıları memeye benzer hortumlara sahiplerdi. Bir başkası ince, uzun ve sivri bacaklar üzerinde duruyordu. Küçük, solucanımsı bir örnek de bugüne ulaşabilen örneklerden biriydi. Pikaia gracilens denilen bu küçük yaratık, ilkel bir omurgaya sahipti ve bugünün omurgalıların-biz de dahil- atasıydı. Her ne kadar Burges faunası canlıları bugünkü canlılığın temel anatomik yapılarına benzer özellikler içerse de önemli özelliği amacına ulaşmamış ve bugünkü canlılığın temel anatomik yapısıyla benzerlik göstermeyen vucüt tasarımlarına sahip oluşuydu. Burgess hayvanlarının önemli bir bölümü bilinen hiç bir filuma ait değildi.

Kambriyen faunası bununla da kalmamıştı.1984 yılında Çin Bilimler Akademisi Nanjing Paleontoloji Endtitüsü’nden Hou Xian Maotianshan Dağı eteklerinde bir Naraoia fosili bulmuştu. Eski bir antropod (böcek ve kabuklular gibi omurgasız organizmalar) olan Naraoia sadece kambriyen devrinde yaşamıştı. Bu buluntu gözlerin bu bölgeye çevrilmesine neden oldu.Yerli ve yabancı pek çok paleontoloğun bölgeye gelmesi ve 1984-1996 yılları arasında bu bölgede yapılan çalışmalar sonucu onbinin üzerinde fosil açığa çıkarıldı. Aynı Burges fosilleri gibi bugünün canlılığının belirli vücut anatomilerine benzerlikler gösterse de, kendisinden önce ya da sonrasına hiç benzemeyen çok sayıda örnek de vardı. Chengjiang fosilleri arasında kirişsel ( kordalı) örnekler de görülmektedir. Bu organizmaların vücutlarında bulunan boru şeklinde yapı önce sindirim sistemi olarak nitelenmiş olsa da, sonraları gelişerek omur görevi görecek olan bir kiriş (veter) sistemi olduğu anlaşılmıştır. Bulunan fosillerin büyük bir çoğunluğu, yengeç, deniz anası hatta Euthycarcinoidea gibi böceklerin atası sayılabilecek örnekler içeriyordu. O zamana kadar prekambriyen dönemde gözlenen hayvanların boyları birkaç santimle sınırlıyken, Chengjiang fosilleri içinde boyları iki metreyi bulan örnekler vardı.Burges fosilleri içerdiği çeşitlilik bakımından Chengjiang Biota’dan çok zengin olmasına karşın, bazı bilim adamlarına göre ortaya çıkarılan fosillerin bozulmamışlığı açısından Chengjiang Biota Burges Şeyl’inden çok daha önemlidir.

Büyük omurgalı hayvan filumlarının pek çoğunun ilk olarak kambriyen döneminin başında, yaklaşık üç beş milyon yıl gibi jeolojik olarak oldukça kısa bir dönem içinde ortaya çıkmış olması, pek çok soruları da beraberinde getirirken bu durum, kendisinden önceki dönemle ilişkilendirilmek yerine, sadece bir başlangıçmış gibi değerlendirilmesi, evrenin oluşumuna benzetilerek “patlama” olarak nitelendirilmesi ve canlılığın sanki o dönemde yaratılmış gibi yorumlanarak istismar edilmesi biyolojik evrim açısından kambriyenin önemini daha da arttırmaktadır. Hızlı evrim patlamaları ve kitlesel yokoluşlar evrim kuramıyla çelişmese de ortada biyolojik evrim açısından yanıtlanması gereken bazı sorular duruyordu. Yaşam böylesine bir karmaşıklığa nasıl ulaşmıştı? Bunu sağlayan etkenler ve süreçler ne olabilirdi? Evrim aşamalı ve ağır işleyen bir süreçse, prekambriyen denizlerinde de en azından çok hücreli ve daha az karmaşık fosillere rastlamamız gerekmez miydi? Bu konuya F.H.T. Rhodes şöyle bir açıklama getiriyordu: “Fosil kayıtlarıyla ilgili en dikkat çekici (ve aynı zamanda en şaşırtıcı) şey belki de bu kayıtların başlangıcıdır. Fosiller oldukça bol miktarlarda ilk olarak alt Kambriyen çağının kayalarında ortaya çıkar ve bunlar yaklaşık 600 milyon yıl öncesine aittir. Daha eski çağlara (Prekambriyen) ait kayalar, çok eski organizmaların bazı izleri dışında neredeyse tamamen fosilsizdirler. Bu iki kaya grubu arasındaki fark o denli büyüktür ki, bir paleontolog ömrü boyunca büyük bir umutla prekambriyen katmanlarını araştırabilir ve yine de hiçbir şey bulamayabilir (ve birçoklarının yaptığı da budur); ama bir kez Kambriyen çağına ayak bastı mı fosiller dünyasına da girmiş olur; büyük bir yaşam formu çeşitliliğine, iyi korunmuş, dünya çapında yaygın ve göreli olarak basit olma özelliğine sahip fosiller. Bu, en eski basit fosillerin ilk özelliğidir ve evrimciler açısından tam bir şoktur. Gözle görülür bir düzen ve sıralanmışlık içinde tedrici bir biçimde ortaya çıkmaktan ziyade jeolojik bir patlamayı andırır tarzda çıkagelirler”.

Burada bir konuya parantez açmakta yarar var.Dinsel inançlarından dolayı evrim kuramına saldırmak için sırada bekleyen yaratılışçılar ve akıllı tasarımcılar, bu durumun evrim kuramını çürüttüğü iddiasında bulunurlar. Onlara göre evrim doğruysa değişik canlı türleri, kambriyen döneminden önce de varolmalıydı ve bu dönemin evrim kuramını değil, canlıların bugünkü anatomik yapılarıyla bir kerede yaratıldığını söyleyen yaratılış kuramını desteklediğini dile getirirler. Ama yine yanılıyorlar. Kambriyen dönemi asıl onların iddialarını çürütmektedir. Çünkü yaşam onların iddia ettikleri gibi bir defada ve canlıların bugünkü vücut planlarıyla yaratılmış olsaydı, kambriyenden önce varolduklarını bildiğimiz canlılığın olmaması gerekirdi. Oysa fosil kayıtlar bize, canlılığın kambriyen döneminden üç buçuk milyar yıl öncesine kadar tarihlenebildiğini göstermektedir.Sadece tek hücreli de değil; kambriyen’den önce de nispeten gelişmiş çok hücreli bir yaşam vardı.

1946 yılında o zaman genç bir asistan olan Jeolog Sprigg Avustralya’nın Flinders Sıradağları’nın Ediakara Tepeleri’nde, Kambriyen’den en az yüz milyon yıl önce oluşmuş kayaçlarda birtakım fosillere rastladı. Önce kabul görmeyen ve inorganik oluşum izleri olarak nitelenen bu fosillerin, daha sonraki çalışmalar ve bölgede yapılan araştırmalarla kambriyenden önce varolmuş çok hücreli yaşam örnekleri olduğu anlaşılmıştır. Adına Ediacana faunası denilen bu fosiller bugün binbeşyüze yakın örneğiyle ilk gözle görülen yaşam biçimidir. İçinde modern mercanların bazı akrabaları, denizanaları, solucan benzeri yaratıklar ve hiç bir şeye benzemeyen bazı formlar bulunmaktadır.Bu örnekleri yorumlayan bilim adamları Ediacana canlılarının kumluk yüzeylerde bir yassıbalık gibi hareketsiz bir yaşam sürdüklerini ve en hareketli zamanlarında bile deniz analarından farklı bir hareket gösteremeyeceklerini belirtmektedir. Bu faunadan sonra ortaya çıkan Tommotion faunası da Prekambriyen sonlarına tarihlenmekte ve ilk kabuklu hayvan izleri taşımaktadır. Bu örnekler, gözle görülür yaşamın kambriyenden önce de var olduğunu göstermektedir. Ediacana faunasının kendisinden sonraki yırtıcılar tarafından ortadan kaldırıldığı ve bu nedenle yaygınlık kazanamadığı sanılmaktadır. Kambriyenden önce yaşanan bu çeşitlilik günümüzden 600-700 milyon yıl öncesine tarihlenmektedir. Ancak bu çeşitlilik çok küçük bir farkla ( yaklaşık 100-150 milyon yıl) Prekambriyen!e tarihlendirilmektedir. Kambriyen öncesinde yaygın olarak yaşanan tek hücreli yaşam ve birtakım çok hücreli yaşam kanıtları yaratılışçıların iddalarını temelden çürütüp canlılığın evrimi konusunda pek çok soruyu aydınlatsa da, özellikle “patlama” konusu ve prekambriyen tortullarının neden fazla sayıda çok hücreli fosil barındırmadığı soruları hala yanıt bekliyordu.

 

 

Kategori Bilim ,

Yorum yapma kapalı.