Yazıyaz Köşe » Bilimsel yaratılış yanılgıları

Bilimsel yaratılış yanılgıları

Gönülden Teşekkürlerimizle..

 

Bulutsuz bir gecede gökyüzünü seyre daldığımızda, lacivert bir örtünün üstünde asılı gibi duran ve hiç hareket etmiyormuş izlenimi veren yıldızlar, gezegenler, uydular, takımyıldızları ve hatta, galaksiler… içimizde hayranlık duyguları uyandırır ve aklımıza bir yığın sorunun üşüşmesine neden olur. Bütün bu gök cisimleri nasıl meydana geldi? Bu akıl almaz boyutlardaki uzaklıklar nasıl oluştu? Bu evrenin boyutları ne? Kıyısı, köşesi; başı ve sonu var mı? Sonsuzluğa mı uzanıyor ? Peki sonsuz ne? Eğer bir başı ve sonu varsa ondan önce ne vardı? Bu evren neyin içinde?

Bu soruların pek çoğu -ne yazık ki- yanıtsız kalmak zorunda. Bilimin gelebildiği noktada, bu soruların tümünü yanıtlayabilecek bilgiden yoksunuz. Karşımıza çıkan, orada burada karşımıza dikilen pek çok bilgi ve açıklama da spekülasyon olmaktan öteye gidememektedir. Ne var ki, bilimin çağımızda katlanarak artan hızı, insanoğlunun önlenemeyen merak duygusuyla birleştiğinde karanlıkların aydınlanacağına ve bilinemeyen pek çok şey üstündeki örtünün aralanacağına inanmaktayım. Nerelerden nerelere geldiğimizi düşündüğümüzde bu inancımızı pekiştiren bir yığın tarihsel olguya da rastlamak mümkün….

Evrenin, galaksilerin, güneş sisteminin ve dünyamızın milyarlarca yıllık geçmişiyle karşılaştırıldığında insanoğlunun on bin yıllık bir mazisi olduğunu unutmamak gerek. Modern bilimin ortaya çıkıp gelişmesinin tarihi ise yüzelli-ikiyüz yılı anca geçmekte…Her şey dün gibi aslında. Bütün o geride kalan milyarlarca yıllık serüvene baktığımızda, herşey bir saniye içinde olmuş gibi.Düşüncelerimizi, inançlarımızı, değer yargılarımızı oluşturan , o kanıksanan dünyanın ötesinde bir mikro ve bir de makro dünyanın olduğunu anlamamız ve o sonsuz küçükle sonsuz büyük arasında bir bağlantı kurmaya çalışmamız, sanki dün gibi…Bütün bunlara: insanın uzay yürüyüşünün başladığı elli altmış yıllık zamana ve ondan sonra ortaya çıkan gelişmelere, düşünce sistemimizdeki değişimlere baktığımızda… umutlarımızın artmaması için hiç bir neden de ortada görünmemektedir.

Ancak, insanlığın uygarlık serüveninin de kolay geçmediğini, bu gelişmenin inanılmaz acılarla, işkencelerle,sürgünlerle, ölümlerle dolu olduğunu da unutmamak gerekir. Her yeni gelişme; statüko savunucuları, bilim düşmanları, karanlıkları ve kendi kişisel konumlarını korumak isteyen bağnaz ve tutucu kesimler…- özellikle dinsel çevreler tarafından engellenmek istenmiş ve insanlık büyük bedeller ödemek zorunda bırakılmıştır. Bruno kitaplarıyla birlikte diri diri yakılmıştır. Galileo ev hapsinde tutulmuştur. Darwin bir insanın yaşayabileceği en büyük hakaret ve aşağılamalarla karşılaşmıştır.

Bilimi, bilimsel öngörüleri, düşünceyi, düşünen insanları tarihin her döneminde yasaklamak, yok etmek isteyen bağnaz düşünce bugün de bulabildiği her yolla, kullanabildiği her fırsatla kendi safsata ve hurafelerini yayma eğilimi içindedir.Yine dinsel çevrelerin etrafında kümeleşen, geniş maddi olanaklarla donanmış bu bağnaz kesim aralarına aldıkları sözde bilim adamları ve dünyanın her köşesinde bulabildikleri yandaşları ile birlikte, çağın getirdiği teknolojik ve bilişsel olanaklarla, bugün de saldırılarını sürdürmekte; bilim dışı söylemlerini bilimin içine sokmaya çalışmaktadırlar.Tarihin her döneminde, bilime karşı sürdürdükleri mücadelede uğranılan her yenilgi, yeni (!) söylemleri birlikte getirmiş ve savundukları hurafelerin önüne veya arkasına çeşitli isimler takarak yeni görünümlere bürünmüşlerdir. Açıktan açığa yapılan bilim düşmanlığının sonuçsuz kalması hurafeliğin, bağnazlığın ve bilim-dışılığın bilim maskesi altında yayılması çabalarını doğurmuştur.

Bunun en son örneğini 1965 yılında ABD’de Kansas eyaletinde görmekteyiz. Tutucu Protestan kilisesi, burada bir yerel mahkemede açtığı davayı kazanarak, tarihin en önemli ve tartışmasız en açıklayıcı kuramı olan evrim kuramının ders kitaplarından çıkartılması kararını almıştır. Bundan güç ve destek alan bağnazlık, dünyanın her yerinde karşı atağa geçmiş ve yine dünyanın bütün bu gelişmişlik düzeyine rağmen, bilimin ulaşamadığı kitleler üzerinde etkili olmaya çabalamıştır. Ülkemizde de ne yazık ki bu hareketin uzantılarını görmek mümkündür.

Yaratılan izlenim, savunulan düşünce, insanın ve evrenin bilim yoluyla anlaşılamayacağı üstünedir… Açıkça bilime karşı koyamayanlar, yeryüzü halklarının en yumuşak karnı olan din ve inanç olgusunu sömürerek taraftar bulma ve kamuoyu yaratma çabası içindeler.Bu çabanın ardında bilime sızma niyetleri vardır. ABD’de Birleşik Amerika Başkanı’nın da istekleri doğrultusunda bilim karşıtı görüşlerin okullarda evrim kuramı ile birlikte okutulmasını istemekteler. Ülkemizde ise gazetelerden öğrendiğimize göre Evrim Kuramı’nın müfredattan çıkarılması çalışmaları yapılmakta; yine gazetelerden öğrendiğimize göre siyasal iktidar “yaratılış kuramının” Bilim Ve Teknik dergisinde evrim kuramı ile birlikte yayınlanmasını istemektedir. Bütün bu olan biten karşısında dünyanın her yerindeki bilim akademileri, bilim kurulları, üniversiteler …imza kampanyaları düzenlemekte, bildiriler yayınlamakta ve bu konudaki görüşlerini çeşitli kitapçıklarla kamuoyuyla paylaşma çabası içine girmektedir.Yüzlerce yıldır bilime, evrime ve Darwin’e yönelen bu saldırı kampanyaları yine sonuçsuz kalacak, bilim, içine sızmaya çalışan bağnazlığın gelişmesine izin vermeyecektir. Bilim ve Teknik dergisi yetkililerinin verdiği yanıt gibi:

“Evrimi reddetmek bilimi reddetmek demektir, yaradılış ise bilimin değil inançların konusudur.”

Bulutsuz bir gecede gökyüzünü seyre daldığımızda, lacivert bir örtünün üstünde asılı gibi duran ve hiç hareket etmiyormuş izlenimi veren yıldızlar, gezegenler, uydular, takımyıldızları ve hatta galaksiler, içimizde hayranlık duyguları uyandırır ve aklımıza bir yığın sorunun üşüşmesine neden olur.Her soru bir başka soruyu kovalar. Her soru alınması gereken uzun bir yol olduğunu hatırlatır. Ama insanoğlu içinde var olan bu merak duygusunu, bu anlama çabasını yitirmedikçe çocuklarımızın çok daha aydınlık bir dünyada yaşayacaklarını düşünüyürum. Böyle umuyorum. Yeter ki kolay çözümlerden, akla gelebilecek ilk yanıtlardan kaçınmayı öğrenelim.

ABD’de başlayan ve ülkemizde de yaygınlaşma belirtileri gösteren evrim karşıtlığının karşısına dikilmek sadece üniversitelere, bilim kurullarına ve bilim adamlarına bırakılmayacak kadar önemlidir. Bilim toplumu olma yolunda adımlar atan, geri kalmışlığın aşılması yönünde ilerlemeye çalışan ülke insanımız, bütün dünya halkları gibi daha özgür bir insanlığın parçası olmayı haketmektedir. Bu uğurda herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkedeki yurtsever, aydın insanların temel görevinin bilim toplumu yaratabilme çalışmalarına katkı vermek olmalıdır. Kör karanlık bu topraklar üzerinde bir daha asla yeşermemelidir, çünkü.

Bilimin şaşmaz ışığı, yolumuzun üstündeki karanlıkları er geç aydınlatacaktır.